bence herkesin okuması gereken bir makaledir..musrikler Bedir yenilgisinin öcünü almak için
hemen savaş hazırlıklarına başlandı. Müslümanların ele geçirmesinden son
anda kurtulan ticaret kervanının malları
satıldı. Hissedarlara yalnız sermayeleri
verildi. Elli bin dinarlık kazanç ise ordu
hazırlanması için ayrıldı. Mekke dışından
Sakif, Kinane ve daha başka kabileler de Müslümanlara karşı savaşmak üzere
ikna edildi. Çok geçmeden ordu hazır
hale geldi. Orduda 3000 asker ve deve
ve 200 at bulunmaktaydı. Hazırlanan
ordu Medine’ye doğru yola çıktı ve
Uhud’a gelip karargah kuruldu.

Strateji Belirleme Hz.Peygamber (s.a.s) gece bir rüya
gördü. Sabah olunca da yanına gelen
Müslümanlara anlattı:
- Ben bir rüya gördüm ve hayra
yordum. Kendimi sağlam bir zırh içinde
gördüm. Sonra kılıcımın ağzında bir gedik açıldığını gördüm. Sonra da
boğazlanmış bir sığır gördüm.
- Ya Resulallah! Bunları ne şekilde
yorumladın?
- Sağlam zırh giymek, Medine’de kalarak
savaşmaya işarettir. Kılıcımın ağzında bir gedik açılması, bir zarara
uğrayacağıma işarettir. Boğazlanmış
sığır ise ashabımın şehid düşmelerine
işarettir. Hz.Peygamber (s.a.s), durumu
değerlendirmek için Mekkeli ve Medineli
Müslümanların ileri gelenlerini
toplantıya çağırdı. Toplantıya Medineli
münafıkların (inanmadığı halde
inanıyormuş gibi görünenler) reisi Abdullah bin Übey de katılmıştı.
Hz.Peygamber (s.a.s), biraz da görmüş
olduğu rüyadan dolayı, Kureyşli
Müşriklerle Medine dışında savaşmayı
uygun görmüyordu. Toplantıya
katılanlardan görüşlerini açıklamalarını istedi. Abdullah bin Übey,
Hz.Peygamber (s.a.s) ile aynı
görüşteydi:
- Ya Resulallah! (s.a.s) Medine’de dur,
sakın onlara karşı çıkma! Çünkü, biz ne
zaman, Medine’den düşmanımıza karşı çıkmışsak, muhakkak musibet ve
mahrumiyete uğramışızdır. Tersine ne
zaman, düşmanımız Medine’ye gelerek
bizimle savaşmışsa, muhakkak
yenilgiye uğramışızdır. Ya Resulallah!
Sen onları kendi hallerine bırak. Eğer oldukları yerde kalır, üzerimize
gelmezlerse, kendileri için çok kötü ve
zararlı bir yerde kalmış olurlar. Eğer
üzerimize gelecek olurlarsa, erkekler
onlarla yüz yüze savaşırlar. Kadın ve
çocuklar da, damlardan üzerlerine taş yağdırırlar. Medinelilerin ve Kureyş’in büyüklerinin
çoğunun da görüşü bu yöndeydi.
Hz.Peygamber (s.a.s):
- O halde Kureyş müşriklerini, Medine’de
bekleyiniz. Kadınlarla çocukları da
yüksek evlerde bulundurunuz. Kureyşliler, Medine’ye gelip bize
saldırırlarsa, biz de dar yerlerde
sıkıştırıp onlarla savaşırız. Dar yerlerde
savaşma yöntemlerini biz onlardan
daha iyi biliriz. Onları yüksek yerlerden
ok ve taşa tutarsınız! buyurdu. Fakat Bedir savaşında bulunamamış ve
şehid olmayı arzulayan daha genç
Müslümanlardan bir kısmı ise Medine
dışında savaşmayı arzuluyorlardı:
- Ya Resulallah! (s.a.s) Onlar biz
Müslüman olmadan önce bile, Medine’de üzerimize yürümelerine
meydan ve imkan vermemiştik.
İslamiyet devrinde buna nasıl izin
verilir!
diye itirazda bulundular. Hz.Hamza (r.a),
Sa’d bin Ubade (r.a) gibi sahabenin ileri gelenlerinden bazıları da onları
desteklediler. Malik bin Sinan (r.a) :
- Ya Resulullah! (s.a.s) Biz vallahi iki
iyilik arasında bulunuyoruz. Bu
iyiliklerden birisi: Allah (c.c) bizi onlara
galip kılarsa, onları rezil etmiş ve
alçaltmış olur. Bizim için de bir genişlik olur. İyiliklerin ikincisi de, yüce Allah’ın
(c.c) bize şehidlik nasip etmesidir.
Vallahi, ya Rasulullah (s.a.s) ! Bence bu
ikisinden hangisi olursa olsun, onda
hayır vardır! Hz.Hamza (r.a) :
- Sana kitap indirmiş olan Allah’a (c.c)
yemin ederim ki, rüyanda
boğazlandığını gördüğün sığırın temsil
ettiği kimselerden biri de benim! Bizi
Cennet’ten mahrum etme! İyas bin Evs (r.a) :
- Ya Resulallah! Kureyş müşriklerinin
kavimlerinin yanına dönüp,
“Muhammed’i (s.a.s) Medine’de kaleler
ve evlerinde kuşattık!” demelerini hoş
görmem! Hem bu onların cesaretini de artırır. Biz onları karşılayıp kovmazsak,
bütün hurmalıklarımızı çiğnerler,
ekinlerimizi mahvederler... Haysemi (r.a) :
- Ya Resulallah! (s.a.s) Kureyşliler, çöl
araplarından toplayabildiklerini
topladılar. Develerine ve atlarına binip
meydanlarımıza indiler...Biz onları
karşılayıp kovmayacak olursa, çevremizdeki Araplar da bize göz
dikecek ve üzerimize atılacaklardır.
Yüce Allah’ın (c.c) bizi galip kılması
umulur. Eğer ikincisi olursa, Bedir beni
ondan uzaklaştırdı ve mahrum etti.
Halbuki, ben onu o kadar özlemiştim ki! Benim, Bedir savaşına çıkmak istediğimi
duyunca oğlum benimle kura çekişti.
Kura ona çıktı ve şehidlikle o nasiplendi.
Dün gece rüyamda oğlumu güzel bir
surette gördüm: Cennet meyvaları ve
ırmakları arasında dolaşıyordu ve bana “Cennet’te arkadaşlığa katıl! Ben
Rabbimin bana vaad ettiğini gerçek
buldum!” diyordu. Vallahi, ya
Resulallah! (s.a.s) Yaşım çok ilerledi.
Kemiklerim inceldi ve zayıfladı.
Rabbime kavuşmayı özlemekteyim. Beni, Cennette oğlumun arkadaşlıyla
nasiplendirmesi için Allah’a (c.c) dua et! Hz.Peygamber (s.a.s) de Haysemi’nin
(r.a) dileğini yerine getirdi.

Savaş İçin Hazırlıklar Cuma günü, Cuma namazını kıldıktan
sonra, Müslümanlara vaaz etti. Cihadı
anlattı. Düşman karşısında güçlüklere
göğüs gerenlerin, Allah’ın yardımına
kavuşacağını haber verdi. O gün ikindi namazını da kıldırdı. Halk
hazırlanmış, kadınlar kalelere
yerleştirilmişlerdi. Hz.Peygamber (s.a.s),
onları görünce evine girdi. Hz.Ebubekir
(r.a) ve Hz.Ömer (r.a) de Onunla birlikte
girdiler ve zırhını giymesine yardım ettiler. Sa’d bin Muaz (r.a) ve Üseyid bin Hudayr
(r.a), halkın saf saf hazırlanmış
Hz.Peygamberin (s.a.s) çıkmasını
beklediklerini görünce:
- Medine’den çıkmak istemediği halde,
siz, çıkması için Rasulallah’a (s.a.s) ısrar edip durdunuz. Halbuki, emir ona
gökten gelir. Siz bu işi ona bırakın. Onun
emrettiğini yapın!
dedilerse de Hz.Peygamber (s.a.s),
zırhını giymiş, silahlarını kuşanmış
olduğu halde evinden çıkınca, Medine dışında savaşmak için ısrar edenlerin
pişman oldular:
- Ya Rasulullah! (s.a.s) Senin
hoşlanmadığın şeyi bezim istememiz
yakışmaz! Eğer Medine’de kalmak
istiyorsan, Medine’de kal! Sen nasıl istersen öyle yap!
dediler. Hz.Peygamber (s.a.s):
- Bir peygamberin, zırhını giydikten
sonra, düşmanla çarpışmadan ve Allah
(c.c), onunla düşmanları arasında
hükmünü vermeden, zırhını sırtından çıkarması yakışmaz! Ben size ne
emredersem, onu yapmaya bakın!
Haydi, Allah’ın (c.c) adını anarak gidin!
Sabrettiğiniz taktirde, Allah’ın (c.c)
yardımı sizin içindir!
buyurdu. Atının üzerine bindi. 950-1000 kişi civarında bir kuvvetle
yola çıktı. Biraz ilerledikten sonra 600
kişiye yakın, çoğunluğunu okçuların
oluşturduğu bir topluluk gördü:
- Kim bunlar?
- Abdullah bin Übey’in Yahudi müttefikleri...
- Müslüman olmuşlar mı?
- Hayır, ya Resulallah! (s.a.s)
- Onlara gidip söyleyin, geri dönsünler!
Biz müşriklere karşı müşriklerin
yardımını istemeyiz. Ordu Uhud’a doğru ilerleyip, köprünün
bulunduğu yere kadar geldi.
Müslümanlarla müşrikler artık
birbirlerini iyice görebiliyorlardı. Kureyş
ordusunun başkomutanı Ebu Süfyan,
Medineli Müslümanlara elçi gönderdi: - Ey Evs ve Hazreç kabileleri! Siz bizimle
amca oğlumuz arasından çıkın! Bizi
onunla baş başa bırakın! Böyle
yaparsanız sizinle çarpışmayacak, geri
dönüp gideceğiz. Fakat Medineli Müslümanlar, Ebu
Süfyan’ın teklifini sert bir dille redettiler.
Bu sırada münafıkların lideri Abdullah
bin Übey, “O, gençlerin sözünü dinledi
de benim sözümü dinlemedi. Ey ahali,
biz ne diye kendimizi öldürteceğiz, bir türlü anlamadık!” diyerek kavminden
bir kısmını ve münafıkları yanına alarak
Medine’ye geri döndü. Savaş
meydanından ayrılanların sayısı 300
kişiyi buluyordu. Böylece Uhud’da
savaşan Müslümanların sayısı 650-700 kişiye düşmüş oldu. Hz.Peygamber (s.a.s), ordusuna savaş
düzeni aldırdı. Bu arada stratejik önemi
bulunan Ayneyn tepesine de 50 okçu
gönderdi ve onlara görevlerini bildirdi:
- Göreviniz, bize yönelecek atlıları oka
tutup, arkamızdan dolanmalarını önlemektir. Düşmanı yendiğimizi
görseniz bile sakın yerinizden
ayrılmayın!
Savaş’ın Başlaması ve Müşriklerin
Yenilmeye Başlaması Sonra Müslümanlara hitap etti ve onları
cihada, sabra ve gayretli olmaya teşvik
etti. Savaş teke tek çarpışmalarla
başladı. Ardından çarpışmalar
şiddetlendi. Özellikle sancaktarlarının
peş peşe öldürülmesi müşrikleri sarstı. Halid bin Velid’in atlılarla yaptığı
hücumlar da tepenin üzerine
yerleştirilen Müslüman okçular
tarafından geri püskürtüldü. Çok
geçmeden müşrik ordusu dağılmaya
başlanmıştı. Sayıca ve kuvvetçe kat kat üstün olan müşrikler korkuya kapılmış,
mücahidlerin önünde kaçıyorlardı. Müşrik ordusunun dağıldığını gören
okçular birbirlerine,
- Ne duruyorsunuz? Allah düşmanı
bozguna uğrattı. Kardeşleriniz ganimet
toplamaya koyuldular. Siz de ganimet
toplayın! dediler. Bazıları ise,
- Siz Resulullah (s.a.s)ın, “Bizi arkadan
koruyunuz, yerinizden ayrılmayınız!
Öldürüldüğümüzü görseniz de
yardımımıza koşmayınız! Ganimet
topladığımızı görseniz de bize katılmayınız!” buyurduğunu bilmiyor
musunuz?
diye karşı çıktılar. Komutanları Abdullah
bin Cübeyr (r.a) de bunların arsındaydı.
Fakat okçuların çoğu aşağıya inmekten
vazgeçmediler. Tepede Abdullah bin Cübeyr ile 10 kadar okçudan başka
kimse kalmadı. Zaferin Yenilgiye Dönüşmesi Müşrik ordusunun atlı birliklerinin
komutanı Halid bin Velid, dağda
okçuların azaldığını, Müslümanların
ganimet toplamakla meşgul olduklarını
görünce atlıları hücuma geçirdi. Tepede
kalan okçuları şehid edip, Müslümanlara arkalarından saldırdı. Bu durumu gören
müşrik ordusu da toparlanarak yeniden
Müslümanların üzerine yürüdü.
Müşriklerin ileri gelenlerinden Dırar bin
Hattab o günü şöyle anlatıyor:
Biz, Uhud’a çıkıp geldiğimiz zaman, - “Eğer onlar kalelerinde otururlarsa,
onları yenmeye yol bulamayız. Bir süre
oturur, sonra dönüp geliriz. Eğer
kalelerinden çıkıp yanımıza gelirlerse,
onları yeneriz. Çünkü sayımız
onlarınkinden çoktur. Hem biz öç almak için yanıp tutuşuyoruz. Bedir’de
öldürülenleri hatırlatan kadınlar da
bizimle gelmiş bulunuyorlar. Bizim
yanımızda atlar var, onların atları yok.
Bizim silahlarımız da onlarınkinden çok”
dedim. Nihayet onlar gelip bizimle karşılaştılar. Vallahi, onlarla çarpışmaya
kalkışmamızla, bozulup dağılmamız bir
oldu! Kendi kendime,
- Bu Bedir’den de büyük bir yenilgi!
dedim. Halid bin Velid’e ,
- Müslümanlara saldırsana! dedikçe, o bana bunun zor ve faydasız
olduğunu söylüyordu. Bir ara, üzerinde
okçular bulunan dağı bomboş görünce,
Halid bin Velid’e:
- Ebu Süleyman! Arkanı dön de bir
bakıver! dedim. Halid, atının gemini çekip
arkasına doğru eğilince, atını
mahmuzlayıp hücuma kalktı. Biz de
onunla birlikte hücuma kalktık. Dağın
üzerinde 5-10 kişi bulduk. Onları
öldürdük. Sonra Müslümanların ordugahına girdik. Zafer yenilgiye dönüşmüş, Müslümanlar
bir anda darmadağın olmuşlardı.
Hz.Peygamber (s.a.s), çevresinden
ayrılmayanlarla birlikte dağa doğru
çekiliyordu. O günkü durum, Kur’an-ı
Kerim de şu şekilde anlatılıyor: Gerçekten Allah, (size olan yardım)
vaadini doğruladı (yerine getirdi). Hani
O'nun izniyle onları (Uhud'da) kırıp
geçiriyordunuz. Fakat sevdiğiniz (zaferi
ve bıraktıkları ganîmet)i size
gösterdikten sonra, (Peygamberin verdiği) emir hakkında gevşediniz,
(yerlerinizde kalıp kalmamak
hususunda) tartıştınız ve (emre) karşı
geldiniz: Kiminiz dünyayı (ganîmeti)
istiyor, kiminiz de (emre bağlı kalarak)
âhireti istiyordu. Sonra (Allah), sınamak için onlar(a karşı başarı)dan sizi geri
koydu (yenilgiye uğrattı). Bununla
beraber sizi bağışladı. Allah mü'minlere
karşı çok lütufkârdır.
3/152
(Uhud Gazvesi'nde Ayneyn gediğine yerleştirilen nöbetçi okçular, düşmanın
bir an bozulması üzerine ganîmet
alınıyor zannıyla, Rasûlullah (s.a.v.)'den
emir gelmeden yerlerini terketmişlerdi.
Mekkeli müşrikler de hemen oradan
geçerek müslümanları arkadan sarmışlar ve müslümanlar bunun
üzerine birden paniğe kapılmışlar,
kaçmışlardı.) O vakit (Uhud Gazvesi'nde) Peygamber
arkanızdan: ("Ey Allah'ın kulları! Ben
Allah'ın Peygamberiyim, bana gelin"
diye) çağırdığı halde, siz sürekli (savaş
meydanından) uzaklaşıyor, (kaçıp dağa
çıkıyor) kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bunun üzerine (Allah),
ne elinizden giden (zafer)e ne de
başınıza gelen (musîbet)e üzülmemeniz
için size keder üstüne keder verdi. Allah
yaptıklarınızdan haberdârdır.
3/153 (Sonunda müslümanlar savaşı
kazanmasalar da, Allah'ın
bağışlamasıyla tekrar toparlanıp mutlak
bir bozgundan kurtuldular ve müşrikleri
Mekke'ye doğru kovaladılar.) Hz.Peygamber’in (s.a.s) ve Yanındaki
Sahabilerin Mücadelesi Hz.Peygamberin (s.a.s) yanındaki
sahabeler yağan oklara ve müşriklerin
saldırılarına karşı kendilerini siper
ediyor, Hz.Peygamberi (s.a.s) korumaya
çalışıyorlardı. Sahabenin önde
gelenlerinden pek çok kimse şehid oldu. Hz.Peygamberin (s.a.s) amcası Hz.Hamza
(r.a) da bunlar arsındaydı. ***
Katade (r.a) de o gün Hz.Peygamberin
(s.a.s) yanında bulunanlardandı.
Hz.Peygamberin (s.a.s) önünde dikilerek
müşriklere ok atıyordu. Sonunda kendisi
de bir okla vuruldu ve göz bebeği yanağının üzerine aktı. Çıkan gözüyle
birlikte Hz.Peygamberin (s.a.s) yanına
geldi. Onu görür görmez
Hz.Peygamberin (s.a.s) gözleri yaşardı:
- Ey Katade bu ne hal!
- Görmüyor musun ya Resulallah! (s.a.s) - İstersen sabredersin, Cennet senin için
hazırlanır. İstersen senin için Allah’a
yalvarayım, gözün eski haline gelsin?
- Muhakkak ki, Cennet büyük bir
mükafat fakat benim genç ve güzel bir
hanımım var. Onun gözümü bu halde görmesini istemem. Ya Rasulallah!
(s.a.s) Sen hem gözümü eski haline
getirsen, hem de benim için Allah’tan
(c.c) Cennet dilesen olmaz mı?
- Ey Katade! Öyle yapayım! Katade’nin gözünü yerine koydu ve dua
etti:
- Allah’ım Katade, kendisini Resulüne
feda etti. Sen de onun bu gözünü
öbüründen güzel yap!
Ardından da Cennetlik olması için dua etti. Katade’nin (r.a) okla vurulan gözü,
diğerinden daha dayanıklı ve daha
güzeldi. ***
Çarpışmalar sırasında Hz.Peygamber
(s.a.s) de yaralandı. Atılan taşlarla alnı
ve alt dudağı yarıldı. Alt çenesindeki
kesici dişi kırılmıştı. Aldığı kılıç
darbeleriyle de sağ omuzu yaralandı ve başındaki miğferi parçalandı. Miğferin
halkalarından ikisi şakaklarına saplandı. Hz.Ebubekir (r.a) anlatıyor:
- Uhud günü, halk Resulullah (s.a.s)’ın
yanından dağılıp uzaklaştığı zaman, ben
onun yanına koşanlardan ilkiydim.
Arkamdan birisinin de kuş gibi
Resulullah (s.a.s)’ın yanına erişmek istediğini gördüm. O da Ubeyde bin
Cerrah’tı. Resulullah (s.a.s)’ın miğferinin
halkalarından ikisinin şakaklarına
battığını görünce Ebu Ubeyde bana:
“Allah aşkına Rasulullah (s.a.s) ile
aramdan çekil de Resulullahın (s.a.s) yanağındaki halkayı ben çıkarayım!”
dedi. Halkalardan birisini, ön dişleriyle
çekip çıkarırken, bir dişi çıktı. Sonra
Resulullah’ın (s.a.s) diğer yanağına
baktı. Yine bana “Benimle Resulullah’ın
(s.a.s) arasından sen çık!” dedi. Halkalardan ikincisini çekip çıkarırken de
ikinci dişi çıktı. Bunun için iki dişi eksikti. Hz.Peygamber (s.a.s), zırhı üzerinde
olduğu halde Sad bin Muaz (r.a) ve Sad
bin Ubade’nin (r.a) arasında, her ikisine
de dayanarak, Uhud dağının
yukarılarına doğru çıkarıldı. Yaralı ve
güçten düşmüş durumda bulunduğu için, öğle namazını ancak oturarak
kılabildi. Bu arada Hz.Peygamberin (s.a.s)
öldürüldüğü haberi yayılmıştı.
Müslümanlar Hz.Peygamberi (s.a.s) sağ
salim olarak görünce ferahladılar.
Hz.Peygamber de (s.a.s) Müslümanların
yeniden toparlandığını görünce rahatladı. O sırada müşrikler Uhud
dağına tırmanmaya çalışıyorlardı.
Hz.Peygamber (s.a.s), müşriklerin
dağdan indirilmelerini emretti.
Müslümanlar taş ve ok atarak müşrikleri
indirmeyi başardılar. Bu sırada Müslümanları tatlı bir uyku
sardı. Zübeyr bin Avvam (r.a) der ki:
- Uhud’da korkunun üzerimize en çok
çöktüğü bir sırada, ben Rasulullah’ın
(s.a.s) yanındaydım. Derken Allah (c.c),
bize uyku verdi. Mü’minlerden bir kimse yoktu ki, çenesi, uyumaktan göğsüne
düşmüş olmasın. Ebulyeser (r.a) der ki:
- Müşriklerin aşağımızda bulundukları
sırada, Rasulullah’ın (s.a.s) yanında
kavmimden ondört kişi görmüştüm ki,
hepimiz uyukluyorduk. Uykuya dalıp da
başı, yayı ile tokuşmayan kimse yoktu. Kur’an- Kerim de o günden şöyle
bahseder:
Sonra (Uhud Gazvesi'nden kesin zafer
elde edememekle gelen) bu kederinin
arkasından Allah üzerinize öyle bir
güven ve (bunun yol açtığı bir) uyku hâli getirdi ki, o hal içinizden bir kısmını
sarıyordu. (Münâfık olan) diğer bir kısım
da canlarının derdine düşmüş, Allah'a
karşı, câhiliye devrindeki gibi haksız bir
zanda/düşüncede bulunarak: "Bu işten
bize ne?" diyordu. (Ey Rasûlüm!) "Bütün iş (yetki ve karar) Allah'ındır" de. Onlar,
senin huzûrunda açığa vuramadıklarını,
içlerinde gizliyorlar ve: "Bu işte bizim
bir payımız olsa (sözümüz tutulsa veya
Muhammed'in vaadi yerine gelse) idi,
biz burada, öldürülmezdik" diyorlar. (Rasûlüm! Yine) de ki: "Evlerinizde
olsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış
olanlar, devril(ip öl)ecekleri yerlere
mutlaka çıkıp gideceklerdi. Bu, Allah'ın
gönlünüzdeki (ihlâs ve fitne gibi) şeyleri
yoklaması ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemesi içindir. Allah,
sînelerdekini hakkıyla bilicidir."
3/154 Savaşın Sona Ermesi Müşrik ordularının başında bulunan Ebu
Süfyan, artık Uhud’dan ayrılıp gitmek
istiyordu. Atı üzerinde Müslümanların
yakınına doğru geldi:
- Müslümanlar, aranızda Muhammed var
mı? diye üç kere seslendi. Hz.Peygamber
(s.a.s) cevap verilmesini istemedi. Ebu
Süfyan,
- Aranızda Ebu Kuhafe’nin oğlu
(Ebubekir) var mı?
diye sordu. Hz.Peygamber (s.a.s) yine cevap verilmemesini istedi.
- Aranızda Hattab’ın oğlu var mı?
diye sordu. Yine Hz.Peygamber (s.a.s)
cevap verilmemesini istedi. Bunun
üzerine Ebu Süfyan, arkadaşlarına
dönerek, - Herhalde hepsi öldürülmüşler!
dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a)
dayanamayarak,
- Ey Allah’ın düşmanı! Vallahi sen yalan
söylüyorsun! İsimlerini saydığın
kişilerin hepsi de sağdırlar! Allah (c.c) seni zelil ve hakir bırakmak için onları
sağ bıraktı! İşte Rasulullah, (s.a.s) işte
Ebubekir (r.a), işte ben!
dedi. Ebu Süfyan, sesini olanca gücüyle
yükselterek,
- Bizi zafere eriştirdin, Hübel! Bu Uhud günü, o Bedir gününün karşılığıdır!
Yükselt dinini Hübel! Yükselt dinini
Hübel!
diye bağırdı. Hz.Ömer, (r.a)
- Ya Resulallah! (s.a.s) Cevap vereyim
mi? - Cevap ver!
- Ne şekilde cevap verelim?
- “En yüksek ve yüce olan Allah’tır! (c.c)”
diyin.
- Bir gün yenildik, bir gün yendik! Bir
gün üzüldük, bir gün de güldük! Filana karşı, filanı; filana karşı da filanı
öldürdük!
- Biz sizinle bir değiliz. Bizden
öldürülenler Cennette, sizinkiler
Cehennemdedir!
- Yanıma gel ey Ömer! Hz.Peygamber (s.a.s),
- Git gör derdi nedir onun?
buyurdu. Hz.Ömer Ebu Süfyan’ın yanına
indi:
- Ey Ömer! Allah aşkına doğru söyle!
Muhammed’i öldürdük mü? - Hayır vallahi, öldürmediniz. Şimdi O,
söylediklerinizi dinliyor!
Ebu Süfyan ve arkadaşları ayrılacağı
sırada,
- Gelecek yıl, Bedir’de sizinle çarpışmaya
söz veriyoruz! diye seslendiler. Hz. Ömer (r.a) durdu.
Hz.Peygamberin (s.a.s) ne söyleyeceğini
bekledi. Hz.Peygamber (s.a.s),
- Olur! “Orası, İnşallah bizim ve sizin
buluşma yerimiz olsun” de!
buyurdu. Hz.Ömer (r.a) de, - Olur!
diye cevap verdi. Ebu Süfyan ve
arkadaşları, ordugahlarına döndüler ve
Medine’ye doğru yola çıktılar. Medine’ye Dönüş Müslümanların bozulduğu ve
Hz.Peygamberin (s.a.s) şehid edildiği
haberi Medine’ye ulaşır ulaşmaz, On
civarında kadın, yaralılara yardımcı
olmak için Uhud’a kadar koşup
gelmişlerdi. Hz.Peygamberin (s.a.s) kızı Hz.Fatıma (r.a) da onların arasındaydı.
Hz.Peygamberi (s.a.s) kanlar içinde
görünce göz yaşlarıyla boynuna sarıldı.
Hz.Ali (r.a) kalkanıyla yaraların üzerine
su döküyor, eşi Hz.Fatıma (r.a) ise akan
kanı yıkıyordu. Uğraşmalarının sonunda kanamaları durdurdular. Diğer hanımlar da savaş meydanındaki
diğer yaralılara su veriyor ve yaralarını
sarıyorlardı. Şehid olan Müslümanların
sayısı 70 kişi civarındaydı. Çoğunluğunu
Medineli Müslümanlar oluşturuyordu.
Müşriklerden öldürülenlerin sayısı ise 22 kişiydi. Hz.Peygamber (s.a.s), şehidlerin
çokluğu sebebiyle, her kabire ikişer,
üçer kişi konulmasını emir buyurdu.
Cenaze namazları Hz.Peygamber (s.a.s)
tarafından onar kişilik gruplar halinde
kılındı. Şehidlerin gömülme işi bittikten sonra,
Hz.Peygamber (s.a.s) atının getirilmesini
istedi. Atına bindi. Yaralılar ve Uhud’a
yardım için gelen kadınlar da
yanlarında oldukları halde Medine’ye
doğru yöneldiler. Hz.Peygamber (s.a.s), kapısının önüne kadar atının üzerinde
geldi. Yardım edilmeden de atından
inemedi. Sad bin Muaz (r.a) ve Sad bin
Ubade’ye (r.a) dayanarak evine girdi.
Kılıcını yıkaması için kızı Fatıma’ya (r.a)
verdi ve - Allah bize Fethi nasib edinceye kadar,
müşrikler bir daha bizi bunun gibi bir
musibete uğratamayacaklar.
buyurdu. Bişr bin Akrabe (r.a) anlatıyor:
Babam Akrabe, Uhud günü şehid
olunca, ağlayarak Hz.Peygambere (s.a.s)
gittim:
- Ey sevgilicik! Sen ne diye ağlıyorsun?
Sus, ağlama! Senin baban ben, annen de Aişe olursa, razı olmaz mısın?
buyurdu.
- Anam babam sana feda olsun ya
Rasulallah! (s.a.s) Razı olurum!
dedim. Eliyle başımı okşadı. Başımda
elinin değdiği yerin saçları siyah kaldı. Diğer yerlerin saçları ağardı. Uhud’da uğranılan yenilgi üzerine inen
ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
(Bedir Gazvesi'nde kâfirlerin başına
musîbetin) iki katını getirdiğiniz halde
(Uhud Gazvesi'nde) size bir (kat)
musîbet gelince mi "(Peygamber bizimle beraber ve biz de müslüman
olduğumuz halde) bu nereden geldi?"
dediniz. De ki: "O (belâ), kendi
tarafınızdan (ve Peygambere itaat
etmeyişinizden)dir." Şüphe yok ki Allah
her şeye kâdirdir. 3/165
(Bedir Gazvesi'nde müşrikler yetmiş ölü
ve yetmiş esir vermişler, Uhud
Gazvesi'nde ise müslümanlardan yetmiş
şehid verilmiştir.) Eğer siz (Uhud'da) yara aldı iseniz, (Bedir
Gazvesi'nde düşmanınız olan) o kavim
de benzeri bir yara almıştı. İşte biz, o
günleri (bazen gâlibiyet ve bazen
mağlûbiyet şeklinde) insanlar arasında
döndürür dururuz. Bu da, Allah'ın gerçekten îman edenleri ortaya
çıkarması ve sizden şâhitler edinmesi
içindir. Allah, zâlimleri sevmez.
3/140
(Bir de) Allah'ın, mü'minleri (seçerek,
günahlarından) temizlemesi ve kâfirleri mahvetmesi içindir.
3/141 Takip Hz.Peygamber (s.a.s) ertesi gün sabah
namazını kıldırdıktan sonra Bilal’e (r.a)
bir duyuru yapmasını emretti. Bilal (r.a)
de istenilen duyuruyu yaptı:
- Resulullah (s.a.s), düşmanınızı takip
etmenizi size emrediyor! Dün Uhud’da bizimle çarpışmada bulunmayanlar
gelmeyecek, ancak çarpışmada
bulunanlar gelebilecekler! Hz.Peygamber (s.a.s) bu tedbire, Kureyş
müşriklerinin geri dönüp Medine’ye
saldırmaları ihtimalini göz önüne alarak
başvurmuştu. Yerine Medine’de İbn-i
Ümmü Mektum’u (r.a) bırakarak yola
çıktı. Uhud’da bulunan mücahidlerden 70 kadarı davetine hemen icabet ettiler.
Çoğunluğu yaralı olmalarına rağmen
yolda başkaları da onlara katıldılar.
Yolda yanlarına Medine’deki
münafıkların reisi, Abdullah bin Übey,
gelerek “Ben de hayvanıma binip seninle birlikte takibe çıkayım mı?” diye
sordu fakat “Hayır!” cevabını aldı. Bu sırada müşrikler geri dönüp
dönmeme konusunu aralarında
konuşuyorlardı. Bir kısmı savaşı
kazanmış durumdayken Medine’ye de
girmeleri gerektiğini söylüyordu. Fakat
içlerinden Saffan bin Ümeyye buna karşı çıkıyordu:
- Siz onları yendiniz. Artık Mekke’ye
dönün. Üzerlerine gitmeyin. Bu taktirde
zafer sizde kalacaktır. Bedir’de yenilerek
Mekke’ye dönüp gittiğiniz zaman, onlar
da sizi takip etmediler. Zafer onlarda kaldı. Şimdi Müslümanlar bize çok
kızmış durumdalar. Savaştan önce
ayrılıp Medine’ye dönenlerin de
toplanıp gelmelerinden korkarım. Zafer
bizde iken, Mekke’ye dönelim. Mekke’ye
dönmezsek, zaferin bizde kalacağından emin değilim. Gece olduğunda Medine’nin 12 km.
kadar dışında konaklandı. Müşrikler de
kendilerinden fazla uzak olmayan bir
yerde konaklamışlardı. Hz.Peygamber
(s.a.s), mücahidlerin mümkün olduğunca
geniş bir alana yayılmasını ve herkesin kendisi için bir ateş yakması istendi.
Yakılan ateşlerin sayısı beş yüzü
buluyor ve ışıkları en uzak yerlerden
görülebiliyordu. Çok sayıdaki ateş
öbekleri uzaktan sanki büyük bir
ordunun konakladığı izlenimini veriyordu. Durumu haber alan
müşriklerin tüm hırs ve niyetleri
kayboldu. Kalplerine korku düştü.
Medine’ye dönme tartışmalarına son
vererek acele bir şekilde Mekke’ye geri
döndüler. Müslümanlar, üç gece aynı şekilde konakladıktan sonra Medine’ye
döndüler.