Eğer sizin duanız olmazsa ne ise yararsınız ?" buyurmakta Yüce Mevla.

Duanın gücünü hepimiz hayatımızda bir şekilde yaşamışızdır. Büyüklerin eli öpüldüğünde onlardan dua istenir. dua et yeter denilir. Kiminin parası kiminin duası deyisinde de dikkat çekilmek istenen kelime Duadır. Hayal bile edilemeyecek şeyleri gerçekleştiren, üzgün yüzlerin bile gülümsemesine sebep olan yine Duanın gücüdür. Dua aslında yaratıcıyla olan bağlantının teyidi bir yerde ispatidir. DUA yaptığın kadar kul, kabul edildiği kadar sevgilisindir Rabbin katında.
Kuran'a Göre Dua

"Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen dua, Kuran'a göre "kulun bütün benliğiyle Allah'a yönelmesi" ya da "gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan insanın, sınırsız ve sonsuz bir kudret karşısında acizliğini kabul ederek yardım dilemesi" şeklinde tanımlanmaktadır.

Allah inancı olan her insanın çeşitli şekillerde dua ettiği bir gerçektir. Ancak insanların oldukça büyük bir kısmı duayı, sadece darlık ve sıkıntı anında elden gelen tüm ihtimaller denendikten sonra Allah'ı hatırlamak şeklinde anlamaktadırlar. Bu insanlar üzerlerindeki sıkıntı geçince bir sonraki darlık ve sıkıntı anına kadar Allah'ı unutur ve ondan bir şey talep etmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmezler.

İnsanların başka bir bölümünde de son derece hatalı bir dua anlayışı hüküm sürmektedir. Bu insanlar için dua, küçük yaşlardan itibaren ailenin yaşlı bir ferdi tarafından öğretilen anlaşılmaz bazı sözlerdir. İnsanların bu tür dualarında Allah'ın varlığı, birliği, büyüklüğü, kudreti, insanları sürekli olarak görüp-işittiği, dualara icabet edeceği fazla düşünülmez. Önceden ezberlenmiş olan dua kalıpları tekrarlanır, durur. Oysa kitabımızın da konusu olan, Allah'ın Kuran aracılığıyla insanlara duyurduğu dua çok farklıdır.

Kuran'a göre dua etmek, Allah'a ulaşabilmenin en kolay yoludur. Şimdi Allah'ın sıfatlarını bir düşünelim. O, insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi bilen, işitendir... İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce bile Allah'tan gizli kalmaz. O halde samimi olarak Allah'tan bir istekte bulunmak için insanın sadece düşünmesi bile yetmektedir. İşte Allah'a ulaşmak bu denli kolaydır.

İnsan kulluk bilincinde olduğu sürece Allah Katında bir değer kazanabilir. Bu yüzden insanın Allah'a yönelmesi, hataları konusunda Allah'a itirafta bulunması ve sadece Allah'tan yardım dilemesi gerekmektedir. Bunun dışında bir davranış tarzı Allah'a karşı büyüklenmektir ki, Kuran'da bunun cezasının sonsuz cehennem olduğu bildirilir.

Günümüz toplumlarında dikkat çeken bir gerçek, diğer birçok ibadet gibi duanın da terk edilmiş bir gelenek olarak düşünüldüğüdür. Aslında bu düşüncenin gelişmesinin perde arkasında "Allah'tan bağımsız, kendi kendisine işleyen bir dünya" olabileceği telkini yatmaktadır. İnsanların büyük bir kısmı ister istemez yaşantılarının başlangıcından sonuna kadar tüm olayların kendilerinin ve çevrelerindeki insanların kontrolünde cereyan eden olaylar olduğunu düşünürler. Bu yüzden de ölümle burun buruna gelmeden ya da çok büyük bir felaketle karşılaşmadan Allah'a dua etme ihtiyacı duymazlar. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgıda öyle bir noktaya gelenler olur ki, bunlar duayı adeta geçmiş zamanlardan günümüze kadar ulaşmış bir sihir tekniği olarak algılarlar. Halbuki dua, yaşamın geneline yayılacak başlıbaşına bir ibadettir.

İnsanların tamamı duaya muhtaçtır. Fakir ve zor şartlar altında yaşayan birinin zengin bir insana göre duaya daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünmek, dua konusunu temelinden yanlış anlamak demektir. Maddi durumu iyi olan, hayatta tüm istediklerine kavuştuğunu düşünen bir insanın duaya ihtiyacı olmadığını düşünmek son derece hatalıdır. Çünkü bu durumda dua etmenin tek sebebinin dünyevi arzuların tatmini olduğu anlamı çıkmaktadır. Oysa müminler hem dünya hayatları için, hem de ahiretleri için dua ederler. Dua beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan, karşısına çıkabilecek zor ya da kolay her türlü durumu, tüm olayları, kainatın Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah'ın takdirine bırakmış demektir. Bir problemi çözmenin ya da önlemenin bütün yollarının evrendeki tüm kudretin sahibi olan Allah'a dayandığını bilmek, tüm işleri ona havale etmek ve sadece ona dua etmek, mümin için bir ferahlık ve güven kaynağıdır.

Duâ, kelime manası "çağırmak" demektir. Kur'ân-ı Kerim'de ise; kimi ayetlerde (Nisa' 56, İsrâ 110) "ibâdet"; kimilerinde (Bakara 23) "istiâze/yardım istemek", kiminde de (Mü'min 60) "talep" manalarına gelmektedir. Deyim olaraksa bir şeyin olmasını veya olmamasını الله'a hamd ve senâ ederek, Resulullah (S.A.V.) Efendimiz'e salât ve selâm getirerek, kulun zillet ve ihtiyâcını ifâde eden bir dille الله'tan yardım dilemektir.

Duâ, kulun Cenab-ı Hakk'a ubudiyyetini arz etmesi; O'ndan Dünya ve Ahiret'i ile ilgili istekte bulunmasıdır.

Duâ, kişinin الله'a kul olduğunu idrak etmesi ve bu inancını ilâhi Huzur'da itirafta bulunmasıdır.

Duâ, kişiyi;

- الله'a kulluğa,
- O'na teslimiyyete,
- Alçak gönüllüğe
- Kişinin kendisini, الله'a karşı zelil görme noktasına çağırır ve duâ ehlini o noktaya alır götürür.

الله'a teslim olan; sadece O'na yönelir, ancak O'ndan ister. O'ndan gayrı ne varsa, onlara karşı duyduğu korku ve ürpermeyi de aklından çıkarır; (cinlerden, şeytani güçlerden, zalimlerden, tağuttan vs değil) sadece الله'tan korkar.

O halde duâ sadece, kişinin hâlini الله'a "arz etme ve isteklerini sıralama" demek değil, (tüm bunlardan) daha öte bir şeydir.

Kul, duâ ile kainat Yaratıcısı, tek ve Mutlak Hakimi olan الله'a; O'nu sevdiğini, verdiği nimetlere şükrettiğini, her zaman O'nun iradesi doğrultusunda hareket etmeye hazır olduğunu gösterir.
İnsanların duâlarını iki gurupta toplayabiliriz:

1. Avâm'ın Duâsı: Bencil insanların duâsıdır. Çünkü bunlar, ya borçludur, borcunu ödemek için yardım istemektedir; veya hastadır (yahut hastası vardır) şifâ talep etmektedir; yahut işleri bozuktur, düzelmesini istemektedir.

2. Ariflerin Duası: Samimi dualardır. Zirâ, الله'ın ârif kulları, O'nun huzurunda bulunmaktan târif edilemez derecede zevk alırlar.

الله, kimin duâsı olursa olsun mutlaka icâbet eder (kabul eder).
Dualar Kabul Olunur

Cenâbı Hakk Azze ve Celle, Bakara Suresi'nin 186. ayetinde şöyle buyurmuştur:

"Ben, onlara YAKIN'ım. Bana duâ edenin duâsına karşılık veririm."

Bir hadis-i Kudsî'de şöyle buyurmuştur.

"Ademoğlu! Sen, bana duâ ve ricâda bulunduğun zaman, sendeki günahları kayıtsız bağışlarım. Günahların, göklerin arasını dolduracak duruma ulaşsa, Ben'den bağışlanmayı istediğin zaman Ben, seni bağışlarım.

Ademoğlu! Bana ortak koşmadıktan sonra yeryüzünü dolduracak ölçüde günâhla karşıma gelsen, yeryüzünü dolduran bir afvla karşılık verir, seni affederim."

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz de; "Duâ, ibâdetin özüdür." buyurmuş ve sonra da şu âyet-i kerîmeyi okumuştur:

"Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ (ibâdet) edip kullukta bulunun ki, size karşılığını vereyim..." (Mü'min 60)

"Duâ Ediyorum (Fakat) Kabul Edilmiyor!?" Deme...

Resulullah (S.A.V.) Efendimiz, şöyle buyurmuştur:

"Bir mü'min; günâhla, akrabaları ile münâsebeti kesmekle ilgisi olmayan bir duâ ederse, الله, ona mutlaka (şu) üç şeyden birini verir: Ya duâda istediğini Dünya'da iken verir; veyâ duâda istediğini Ahiret'te onun için bir hazırlık olarak bekletir, yahut ona gelecek bir fenalığı önler.

Resulullah (S.A.V.), şöyle buyurdu: