Kimi tavan arasında unutulmuş kimi evlerin başköşelerinde yerlerini almış eski sandıklar vardır. İçlerinde lavanta torbaları, kanaviçe işlemeler, iğne oyaları, danteller, yemeniler, gelin telleri, duvaklar ve mendiller… Her biri üstün bir zarafetin eseridir. Zaman, emek ve sabırla işlenir, her bir evin yuva olmasını sağlar. Aralarında bir tanesi vardır ki hane halkının hatıralarının çoğuna tanıklık etmiştir. Hüzünlerde, hayallerde, kavuşmalarda, uğurlamalarda, halaylarda, bayramlarda, oyunlarda, sevdalarda hep o vardır. Küçüklüğüne bakmadan dünya kadar anı yüklenmiştir. Dili olsa neler anlatır neler söyler bilinmez ama bildiğimiz bir şey varsa onun da bir hikâyesi olduğudur. İpeğin nazı ile ibrişim iğne oyasının sanatı birleşince ortaya o çıkar. Mendil… . Anadolu’da “çevre, elbezi, farsça dest-mal ya da destimal, yemeni, çember, yağlık, makrama da denilen mendil uzun yolculuklar yapmıştır günümüze değin…

ROMA MISIR İRAN TÜRK

Kaynaklara ilk olarak “Mondilion” adıyla geçen mendil İ.Ö 6.yy’da Roma oyunlarının başlama ve bitmesini işaret etmek için kullanılırmış. Mısır medeniyetinde ise havlu ya da peşkir şeklinde yer almış. Orta Asya Türk toplumlarından Anadolu’ya taşınan cirit oyunları başlangıç ve bitiminde de yine mendil başroldeymiş. XIV. yy’dan itibaren yaygın bir hal alan mendilin kullanımı İran, Moğol ve Osmanlı minyatürlerinde sık sık görülmeye başlanmış. 15.yy ‘da yazma eserlerde değişik isimlerle yer almaya başlamış. Bundan yüzyıl sonra ancak Batılılarca yavaş yavaş süs eşyası olarak rağbet görmüş. Hatta Shakespeare nin Othello operasında Doğu’dan gelen Othello’nun sevdiğine mendil hediye etmesinin mendilin Batıya geçişinde etkili olduğu ifade edilmiş. ( 1975 Nurhayat Berker) Türk kültüründe ise Uygur duvar resimlerinde görülen mendil ve kuşak örnekleri eski Türklerde mendil kullanımının mevcut olduğu sonucunu doğurmuştur. ( Bahaeddin Özgel-Türk Kültür Tarihine Giriş)

“XV. yy’da Fransız denizciler doğu denizlerine yaptıkları keşiflerden hafif ve ketenden yapılmış büyük bez parçaları ile döndüler. Bu bez parçalarını, tarlada çalışan Çinli işçiler başlarını güneşten korumak için kullanırken görmüşlerdi. Moda meraklısı Fransız kadınlar bu bez parçalarından hemen etkilendiler ve onlara başı koruyan ve kaplayan anlamında “couvrechef” adını verdiler. Bezler Manş denizini aşıp İngiltere’ye geçtiklerinde, İngilizce başörtüsü anlamına gelen “kerchief” adını aldı. Ancak uygulamada bu bez parçaları güneş çıkana kadar (ki İngiltere’de epey beklemek gerekiyordu) elde taşındıkları için el başörtüsü anlamında “handkercief” diye anılmaya başladı. Yani bugün asıl amacı burnumuzu silmek olan mendilin başlangıçtaki görevi başı güneşten korumaktı.” (Tamer Korugan Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi 3. Cilt)

Gelelim Türklere… Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lügat-it Türk de mendili, Orta Asya Türkleri tarafından “ulatu” olarak adlandırılmış ve burun silmek için göğüste taşınan ipekli kumaş parçası olarak tanımlamıştır. Mendil Dede Korkut masallarında ise “suvluk” diye geçmektedir.
Fakat şu bir gerçek ki atalarımızın elinin değdiği ne varsa zamanla başka bir anlam, sanat, estetik ve zarafet kazanmış… Mendil için de durum değişmemiş. Bizlerde temizlik eski zamanlardan beri su ve sabunla olduğundan mendil burun silmekten öte anlamlara bürünmüş. Önce ipek olmuş sonra kenarları oyalarla süslenmiş. Eşin baş harfi bir köşesine işlenmiş, çoğunlukla ya baş ya kalp üstünde taşınmış. Gümüş ve altın liralar içinde saklanmış, Üsküdara gider iken bulunan mendilin içine lokum doldurulmuş, edebiyatımıza geçmiş, türkülerde, şiirlerde baş tacı olmuş.
Yahya Kemal Beyatlı meçhule giden gemiyi anlatırken “Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” diyerek sayfalar dolusu düşüncelerin kapılarını aralamış…

“Mendilimde gül oya
Gülmedim doya doya
Dertlere karıyorum
Günleri saya saya
Al beni kıyamam seni”

Her biri ayrı bir sevdayı, gurbeti, bekleyişi anlatan türkü sözlerini çoğaltmak mümkündür.

“Mendili Oyaladım
Dürmeye Kıyamadım
Dürmeye Kıyamazken
Nazlı Yâre Yolladım”

Türkü sözlerinin çoğun mendilin birbirini sevenler arasında bir çeşit söz niteliği taşıdığını da anlatır.

“Elindeki mendili
Yudur sevdiğim yudur
Gönül kimi severse
Dünya güzeli odur

Mendilim lüle lüle
Ben düştüm gurbet ele
Yedi mendil eskittim
Gözyaşım sile sile

Bostan ektim bir evlek
Dadandı kara leylek
Leylek gözün kör olsun
Olacağız bir evlek

Koca kapının üstü
Mendilim suya düştü
Mendilimi alırken
Gönlüm güzele düştü

Yünlü çorabın koncu
Benim yârim oyuncu
Yârim mendil istiyor
Vermek boynumun borcu”

Türk Halk Müziğinin yanı sıra Türk Halk Oyunlarının da vazgeçilmezi olmuştur mendil. Mendil kimde ise halay başı odur.

YAĞLIK, YEMENİ, ÇEVRE

Yağlık, yemeni, çevre ise mendilin büyüğüne deniyor. Büyük mendil denebilir kısaca. Aynı zamanda Anadolu’da alın terinin şahididir yağlık ve çevreler. Tarlaya giderken boyna sarılan, ter silinen, bohça ya da çıkın olarak kullanan, gerektiğinde havlu görevi gören yağlıklar da yine mendillerdir.

DÜĞÜN DAVETİYESİ

Anadolu’da eskiden düğün davetiyesi yerine de mendil gönderilir ve adına da “okuntu” denirmiş. Eski Türkçe de “okumak” kelimesinin bir anlamı da “davet etmek” olduğundan mıdır bilinmez mendiller davetiye yerine geçermiş. Bir zamanların en güzel nişan hediyesi ve düğün davetiyesi mendil imiş.

LALE DEVRİ SOFRASI

Yağlıkların çoğunlukla fonksiyonu sofralarda peçete gibi kullanılmalarıdır. Lale Devri'ne tekabül eden yıllarda saray çevresindeki hanımlarla sıkı ilişkileri olan İngiliz edebiyatçı Lady Montagu, Safiye Sultan'ın sarayında davetli olduğu bir yemeğin sofrasını anlatırken peçeteler hakkında "En güzel gaz bezinden ipek ve altın sırma işlemeliydi" der. Acıyarak, koklayarak kullandığını anlatır.

OSMANLI SARAY KÜLTÜRÜ

Osmanlı saray kültürüne girdiğinde ise Batı’daki önemini aşmış ve başlı başına bir Türk Mendil Kültürü oluşmasına yol açmış. Fatih Sultan Mehmet İtalyan ressam Bellini tarafından elinde mendili ile gül koklarken, Kanuni Sultan Süleyman tören mendili ile resmedilmiştir. Sarayda padişahın isteğine göre yılda iki kez olmak üzere sarayda çalışan hizmetçi hanımlara elbiselik kumaş, çamaşırlık bez ve mendil yapımında kullanmaları için ince keten bez hediye edilirmiş.

Saray tarafından Ramazanlarda içine şeker konulup halka dağıtılan dört bir tarafı ayetlerle işli mendiller de belirtiliyor kaynaklarda. Halk arasında da bu tür adetler varmış. Saraya gelen önemli yabancı misafirlere de hediye tören mendilleri verilirmiş. Halen Topkapı Sarayı’nda 16.yy ait örneklerini görmek mümkün bu mendillerin.
Sınırlı bir çevreye hediye edilen ve padişahın direktifiyle bastırılan hatıra mendiller de var. Bu yüzden çok az bir kısmı günümüze ulaşabilmiş. Bu alanda sadece Oğuz Aydemir zengin bir koleksiyona sahip olarak bilinen tek koleksiyoner.

HANIMLARDA ERKEKLERDE

Eskiden kadın giyiminde ipek ve altın tel işlemeli veya oyalı mendil üstlüğün göğüs kısmına veya omuz başına elmas bir iğne ile iliştirilmesi şeklinde bir süs eşyası olarak da kullanılmış.
Erkekler ise bazen külahlarının kıvrımlarına iliştirir bazen de kuşaklarına bağlarlar, beyaz renkli mendil taşırlarmış. Mendil gerek rengi gerekse oyaları ile gizli bir dil oluşturmuş. Ortak bir dil konuşan insanlardan oluşan bir medeniyetin en küçük parçası belki de mendil…
“Yar yolunu kolladım, beyaz mendil salladım
Ona çiçek yolladım, akasyalar açarken”
1882'de yılında maalesef makine işçiliği başlamış. El işlemelere antik değer katan kök boyalar yerini kimyasallara bırakmış. Selçuklulardan bu yana varlığını sürdüren motif akışı özgün motif akımına yenik düşmüş. Anadolu'da dahi uzun zamandır orijinal el işçiliği yapılmaz olmuş.

KELOĞLANIN ÇIKINI

Yakın zamanlara kadar okula giden öğrencilere her sene yeni mendiller alınırdı. Özellikle ilk gün o yeni alınan mendille gidilirdi. Dini bayramlarda el öptükten sonra şekerle birlikte mendil verilirdi. Daha da eskiden ipek mendillerin bir köşesine gümüş ya da altın lira düğümlenir bayramda el öpen çocuklara hediye edilirmiş…

Mendil geleneksel çocuk oyunlarında da karşımıza çıkar. Mendil kapmaca, körebe, yağ satarım bal satarım çocukların mendille oynadıkları oyunlardan birkaçı sadece.

Kahramanımız Keloğlan ise o meşhur yolculuklarına çıkarken yanına sopasını ve ucuna bağladığı çıkınını alır. O çıkın, içine ekmek ve soğan konulmuş büyük mendil anlamına gelen yağlıktan başkası değildir.

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE DEST-MAL

Mendilin Klasik Türk şiirindeki karşılığı farsça bir kelime olan “dest-mal” dir. “Farsça El silecek bez, elbezi, yağlık, mendil olan bu kelime ıstılah olarak Ramazan’ın on beşinde yapılan hırka-i şerif ziyareti münasebetiyle hırka-i şerifi müteakip bizzat padişahlar tarafından verilen mendil büyüklüğünde tülbentin adı idi.” (Pakalın-Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü2004:433)
Mendil kenarlarına yapılan işlemeler kimi zaman simetrik şekillerden kimi zaman da çiçek motiflerinden oluşuyordu. Rengârenk oyalarla süslenen mendiller kişinin en zarif süsü idi.

Nedim,” Gül kokusu damıtılmış sana koku olmuş, nazın ucu işlenmiş sana mendil olmuş” diyerek mendillerin aynı zamanda gül suyuna batırılarak güzel koktuğuna da işaret eder.

Süs amaçlı elde taşınan mendillerin en önemli vasfı kokusudur. Bu bazen amber bazen gül suyudur. Beyitlerde sık sık geçen ifadelerden anlıyoruz ki mendillere güzel koku sürmek de adettendi.

Misafire gül suyu serpilmekte ve ıslanan yüzünü silebilmesi için yanında bir de işlemeli mendil sunulmaktadır. (La Motraye Seyahatnamesi- Aubry La Montraye)

Mendilin boyna bağlanması ise eskiden yaygın bir af dileme göstergesiymiş. Bir kimse işlediği bir suçtan dolayı özür dilemek isterse boynuna kefen ya da mendil bağlayarak o kimsenin karşısına çıkarmış. Eski zamanlarda günlük hayatta insanların ellerinde taşıdıkları şeyleri bir çıkın yaparak mendil içinde taşımaları hem file hem de para kesesi olarak kullanımını gerekli kılmış.

Eskiden gizli bir dil oluşturan mendil renklerinin de ayrı anlamları varmış.

Beyaz Mendil: Seni seviyorum.
Kenarları Pembe Mendil: Sensiz yaşayamam.
Sarı Mendil: Birkaç gündür hastayım. Çıkamadığımın sebebi budur.
Kenarları Yeşil Mendil: Sana daima sadık kalacağıma söz veriyorum.
Yeşil Mendil: Mektubuma cevap bekliyorum.
Mavi Mendil: Sensiz mesut olamam.

Tarih içinde mendile yüklenen bu anlamlar insanların kalitesini, yüce ruhluluğunu, hayata hangi pencerelerden baktıklarını da anlatıyor bizlere…

Bir ömür süren sevdaları simgeleyen bu mendillerin yerini artık bir kerelik kullanılıp atılan kâğıt mendiller aldı. Peki, dostluklarımızın, sevdalarımızın, komşuluklarımızın, paylaşımlarımızın, ortak dilimizin, vefa duygumuzun yerini?

Devamı için: www.ircforumlari.net http://www.ircforumlari.net/merak-et...#ixzz1uGJTkrqJ
IRCForumlari.Net