Roma ve erken devir Bizans sarayları , şehrin merkezinde Hipodrom civarında bulunurdu. 7-8 yy. itibaren Haliç kıyılarından tepeye devam eden surlara bitişik bölümde, geniş bir alana yayılmış Blakhernai saray kompleksi, fethe kadar kullanıldı. Sarayın günümüze gelen tek pavyonu, surlara bitişik inşa edilmiş Tekfur sarayıdır. Çatısı olmayan 3 katlı yapı 12yy .da inşa edilmişti. Önünde küçük bir avlunun bulunduğu renkli cephe, taş ve tuğla sıraları ile dekorludur. Pencere üstlerinde süs kemerleri sıralıdır. Pavyonun giriş katı, şehir surlarına bitişik olup 4 büyük kemerler avluya açı lır. 18.y.y’da bir süre çini atölyesi olarak kullanılmıştı.

Taç Taşıyan'ın sarayı

Osmanlı, Bizans kalelerini almaya başladığında kale komutanına ''tekfur'' demiş. Kuşatmaların boyutu bü yüyüp Bizans'ın sınır kentlerini aldığında, bölgenin yöneticisine de tekfur demiş. Sıra İstanbul'a geldiğinde Bizans'ın başındakinin imparator olduğunu herkes bilmekle birlikte imparatorluk sarayına dil alışkanlığından olsa gerek Osmanlı ''Tekfur Sarayı'' demiş.

Tekfur Sarayı, Edirnekapı ile Eğ rikapı'nın arasında, sur içine tıkılmış Avcıbey mahallesinin yıkı lmayıp da kalan surların dibinde gözalıcı kalıntılarıyla ayakta duruyor.

Tekfur Sarayı'nın özelliği Bizans'tan ayakta kalan tek sivil mimari örneği olması.

Sarayın öyküsü karışık. Sarayın geçmişi karmakarışık.

Avcıbey mahallesi, gecekondu ile gece konmadı arasında iki-üç katlı birbirine bitişik küçük evlerden oluşuyor. Arada bir otomobilin geçtiği dar sokaklarda çocuklar koşturuyor.

Asıl trafik surların dışında, yamacın altındaki çevre yolunda akıyor.

Tekfur deyip geçme!
Topkapı'dan kopup gelen taşıtlar Haliç Köprüsü'ne uğultuyla iniyor; Haliç'ten Topkapı'ya doğru homurtuyla çıkıyor.

Üç katlı Tekfur Sarayı bütün bunları ve daha neleri görüyor ama kimseye göstermiyor. ? ?ünkü kapısına takılan demirler kalın zincirlerle kilitli...

Zaten kilitli olmasa bile katlar arası boş, üst katlara çıkmak olası değil.

Ama şu haliyle bile seyredilmeye değer.

Sarayın önündeki boşlukta bir avuç yeşil alanın değerlendirilmesiyle yapılan parkta, yürümeye yeni başlamış ç ocuklar paytak ördek gibi koşturuyor. Anneleri başlarında. Belki çok önce belki daha yeni köyünden göç etmiş annelerin amacı, çocuklarının gülü msemekte olan güneşle buluşması; otları yememek koşuluyla toprakla tanı? ?ması. Eminim ki anneler, önünde durdukları bu taşların dilini hiç merak etmemişlerdir ve çocukları da etmeyeceklerdir, soran olursa ''tekfur'' deyip geç eceklerdir.

Tekfur aslında Ermenice bir sözcük.

Taç taşı yan anlamına geliyor.

Tekfur Sarayı'nın, imparator VIII. Mihael Paleologos 'un oğlu II. Anronikos Paleologos döneminde 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başında yapıldığı sanılıyor ve Latin İmparatorluğu'nun bitişi üzerine İstanbul'da başlayan ''Paleologos Rönesansı'' nın bir ürünü sayılıyor. Bu bakımdan saray VIII. Mihael 'in tahta çıkmayan oğlu Konstantin 'den ''Kontantinos Porfirogennetos'un Sarayı'' olarak anılıyor.

Logos ve tinosları birbirine karıştırma pahasına bu konu biraz daha karışıyor. Porfirogennetos; babas? ?nın hükümdarlığı sırasında dünyaya gelen prenslere verilen bir unvan oluyor.

Ne var ki ''Konstantin Sarayı'' yakıştırması 16. yüzyılda yabancılar tarafından yapılıyor ve bunun aslı astarı bulunmuyor.

Prensesin evi
Bilinen, Bizans imparatorlarının 12. yüzyı lda Ayasofya çevresindeki saraylardan çıkıp İstanbul'un öteki ucuna taşınd? ?kları ve Ayvansaray kıyısından uzanan tepede Blahernai Sarayı'nda yaş adıkları.

Bu saray artık yok.

Tekfur Sarayı'nın, artık olmayan bu sarayın bir parçası olma olasılığı yüksek.

Eğer ö yleyse o zaman, Tekfur Sarayı 12. yüzyılda İmparator I. Manuel Komnenos 'un, İstanbul'da Eirene adını alan Alman karısı Betrha von Sulzbah için yaptırdı ğı ''Alman Prensesinin Evi'' olabilir.

Ama bütün bunlar, duvarın önü ndeki parkta koşturan çocukları hiç ilgilendirmiyor ve ilgilendirmeyecek. Parkın iç inde belediyenin halk ekmek kulübesi var; ekmeği 200 bin liradan satıyor. Karşıdaki bakkal da camına kâğıt yapıştırmış: Ekmek 200 bin lira. Her mahallede olduğu gibi bu mahallede de insanlar ekmek derdinde.

Bir rivayet, bulanın iki tahta kaşık karşılığında satması yüzünden ''kaşıkçı elması'' adını alan elmas, yine rivayet içinde bir başka rivayete göre Tekfur Sarayı'nda bulunmuş...

Bu nedenle kazıcıların gözü Tekfur Saray? ?'nda.

Bir keresinde sarayın bahçesinde günlerce çalışıp kuyu gibi çukur bile açmışlar. Günlerce çalışıp yapılan demir kapılar ve kalın zincirler bu yüzden... Ama Nasreddin Hoca' nın türbesi gibi.

Çünkü duvarlardaki deliklerden isteyen içeri girebiliyor.

Ama önlem alınmış; Kü ltür Bakanlığı, Tekfur Sarayı'nın yanındaki boş araziyi turist otobüslerinin park yeri olarak işleten mahallenin spor kulübüne emanet etmiş; göz kulak oluyorlar. Kilitlerin anahtarı da kırmızı boyalı evdeki teyzede duruyormuş. Galiba bu ve benzeri örnekler Kültür Bakanlığı'nın, Türkiye'ye fazla geldiğini gösteriyor; onun için Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptılar.

Fil ahırından ş işehaneye
Sarayı çevreleyen duvar diplerinde, yarısı toprağın içinde mermer yontular görülüyor. Taş, inceden inceye işlenmiş; desenlerle süslenmiş. Yerinden kopmuş ve oradan oraya sürüklenip kendine yeni bir yer edinmiş. Tekfur Sarayı'nda çukur kazmak yerine toprağı eşeleseler tarih fışkırı yor.

Osmanlı, Tekfur Sarayı'nı çeşitli amaçlar için kullanmış. Eski gravürlerde, minyatürlerde çatısı kiremitle kaplı olarak görülen bina fillere ahır olmuş.

Çini atölyesi olmuş. ''Tekfur Sarayı çinileri'' Sultan III. Ahmet Çeşmesi'nde, Kasım Paşa Camisi'nde, Hekimoğlu Ali Paşa Camisi'nde kullanılmış.

Tekfur Sarayı şişehane olmuş.

Museviler için sosyal meskene dönüştürülmüş ''Yahudihane'' olmuş ve 1864'te yanmış.

Kilit altında koruma!
Tekfur Sarayı'nı üç katta dört duvar olarak bugüne getiren onarımlar 1950'lerden 1970'lere kadar sürüp gidiyor...

Bir ara binanın üstünün kapatılması, katlarının yapı lması ve Tekfur Sarayı'nın kullanılır hale getirilmesi düşünülüyor ama proje hayata geçmiyor. Bizans döneminden kalan tek sivil mimari örneği kapısına kilit vurulmak suretiyle korunuyor!

Sarayın balkonu, bir terasın varlığını gösteren mermer uzantılar, dış cephedeki taş ve tuğla süslemeler öylece duruyor. Fakat rüzgârın ve yağmurun sabrı taşları aşındırmaya devam ediyor.

Bir otomobil korna çalıyor. Dar sokaktaki çocuklar kenara ç ekiliyor.

Tekfur Sarayı, zamanını doldurmaya çalışıyor.