Sponsor Reklam-5
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen aliveli44

Konu: Yazının Ve Afabenin İlk Ortaya Çıkışı

  1. #1
    Status
    Offline
    aga_0074 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Öğretici Defineci
    Üyelik tarihi
    20.04.2008
    Yer
    DİYARBAKIR_AMED
    Mesajlar
    4.878
    Tecrübe Puanı
    360
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Yazının Ve Afabenin İlk Ortaya Çıkışı

    Harflerin babası olan sen, onlara gerçek sahip olduklarının tam karşıtı olan bir güç verme isteğinle yönlendiriliyorsun... Belleğin değil, hatırlatmanın bir iksirini icat ettin ve öğrencilerine bilginin görüntüsünü sunuyorsun. Çünkü onlar bilmeden pek çok şeyi okuyacaklar ve çoğunlukla bilmedikleri şeyleri biliyor gibi görüneceklerdir. SOKRATESE GÖRE MISIR KRALININ, YAZININ İLAHİ YARATICISI THOTHA SÖZLERİ.

    Yazı nasıl başladı? Konuşma özel bir öğretim gerektirmeyen evrensel bir insan yeteneği olduğu halde, yazı, insan tarihinde görece yeni bir gelişmedir ve özel, bilinçli bir öğretim gerektirir. 18. yüzyıldaki Aydınlanma Çağına kadar yazının en gözde açıklaması ilahi kökenli olduğuydu.

    Günümüzde bilimadamlarının çoğu ilk yazının, elimizdeki eski Mısır, Hint, Çin ve Orta Amerika yazılarında muhasebeye pek rastlanılmasa da muhasebeden doğduğunu kabul ederler. Buna rastlanılmamış olması o uygarlıklarda bürokratik kayıtların bozulabilir maddeler üzerinde tutulmadığı anlamına gelmemektedir.

    Diğer bir deyişle, ÎÖ dördüncü binyılın sonlarında uygarlığın beşiği Mezopotamyanın ilk Sümer kentlerindeki ticaret ve yönetimin karmaşıklığı yönetici seçkinlerin bellek güçlerini aşacak noktaya ulaşmıştı. Ticari işlemleri tartışılmaz ve sabit bir biçimde kaydetmek gerekli olmuştu. O zaman yöneticiler ve tüccarlar, Bunu yazıya dökelim mi? ya da Bunu yazılı olarak alabilir miyim?in Sümercesini söyleyeceklerdi.

    Bazı bilimadamları bu soruna bilinçli bir çözümün ÎÖ 3300 yıllarında Uruk (Kitabı Mukaddesteki Ereh) kentinde bilinmeyen bir Sümerli tarafından getirilmesinin yazıyı doğurduğuna inanırlar. Yine bazıları bunun bir icat değil, rastlantısal bir buluş olduğu fikrindedirler. Çok kimse de yazıyı ani bir ilham ürünü değil, uzun bir süre devam eden bir evrimin sonucu olarak görür.

    Pek tanınmış bir kurama göre yazı kilden fişlerin sayılması sisteminden çıkmıştır. Basit disklerden amacı bilinmeyen karmaşık sivri biçimlere kadar değişik fişler, Ortadoğunun arkeolojik alanlarında bulunmuştur. Bu kurama göre bu üç boyutlu fişler yerine kil üstünde iki boyutlu sembolleri yazıya giden ilk adımdı.

    Büyük güçlüklerden biri fişlerin Sümer çivi yazısının ortaya çıkışından sonra uzun bir süre devam etmesidir. Bir diğer güçlük de, kil bir tablet üzerinde iki boyutlu bir sembolün üç boyutlu fişten daha çok değil, daha az ileri bir kavram olarak görülmüş olabilmesidir. Fişlerin yazının çıkışma yol açtığı değil, onun çıkışına eşlik ettiği daha muhtemeldir.

    Bazı bilimadamlarına göreyse, yazının tam olarak ne zaman ortaya çıktığı sorusu bilimsel bir soru değildir. Asıl bilimsel soru, bugüne kalan en eski yazı örneklerinin ya da yazının atası sayılabilecek örneklerin hangi tarihten kaldığıdır. Bir başka bilimsel soru da, yazının hangi toplumsal koşulların ürünü ve hangi toplumsal gereksinimlerin karşılığı olarak ortaya çıktığı olmalıdır.



    (Solda) Proto-yazı mı? Fransada Pech-Merlede bir mağaradaki bu simgeler herhalde 20.000 yaşındadır. Anlamları bilinmiyor. (Sağda) İÖ 1200 yılından Çin Kehanet kemikleri. Simgelerden bazıları modern Çin karakterlerine benzemektedir.

    PROTO-YAZI

    Fişler dışında proto-yazı denilebilecek sayısız örnek vardır. Örneğin Güney Fransada mağaralarda bulunan Buzul Çağı sembolleri herhalde 20.000 yaşındadır. Lotta Peche-Merlede bir mağarada Buzul Çağında çizilmiş bir el ve kırmızı noktalar vardır.

    Bu ne demektir? Ben hayvanlarımla buradaydım mı? Yoksa burada daha derin bir sembolizm mi vardır? Başka resimlerde atlar, bir geyik kafası, bizon ve bazı simgeler vardır. Kertilmiş kemikler herhalde ay takvimleri işlevini görüyordu.

    Proto-yazı, bugün kelimeyi kullandığımız anlamda yazı değildir. Ünlü yazı araştırmacısı John DeFrancis tam yazıyı herhangi bir düşünceyi iletmek için kullanılan grafik semboller sistemi olarak tanımlamıştır. Bu tanıma göre proto-yazı Buzul Çağı mağara sembollerini, Ortadoğu arkeolojik fişlerini, Pikt sembol taşlarını, İnka quipus düğümlerini ve uluslararası ulaşım sembolleri, otoyol simgeleri, bilgisayar ikonları ve matematik sembolleri ile müzik notalarını içerir. Bu sistemlerden hiçbiri bütün düşünceleri ifade edemezlerse de, özel iletişimde her birinin yararı vardır.

    İnsan düşüncesini bütün genişliğiyle ifade etmek için, konuşulan dille yakından ilişkili bir sisteme ihtiyacımız vardır. Çağdaş dilbilimin (ve yapısalcılığın da) kurucusu Ferdinand de Saussurein yazdığı gibi, dil bir kâğıda benzetilebilir. Kâğıdın bir yüzünde düşünce, diğer yüzünde ses vardır. Bir makas alıp kâğıdın bir yüzünü öteki yüzüne zarar vermeden kesmek nasıl mümkün değilse, bir dilde de sesi düşünceden ya da düşünceyi sesten ayırmak mümkün değildir.



    (Solda) Modern hiyeroglifler, proto-yazının çağdaş biçimidir. Bunların anlamları bilinmektedir, ancak alfabetik harflerin aksine sınırlı kullanımları vardır. (Sağda) Tutankhamonun mezarından iki altın göğüslük. Yukarıdaki bokböceği (kheper olarak okunur) Tutankhamonun prenomeni Nebkheprurenin bir kısmını oluşturan bir rebustur. Şahinin pençelerindeki ankh simgesi (haçlı) bir piktogram olup hayat anlamına gelmektedir.

    YAZININ GELİŞMESİ

    İlk tam yazı sistemi sayılabilecek sembollerin genellikle piktogramlar olduğu düşünülür: Bir tencere, ya da bir balık ya da ağzı açık bir baş (yemek kavramını ifade için). Bunlar ÎÖ 4. binyılın ortalarında Mezopotamya ve Mısırda, ondan kısa bir süre sonra İndus Vadisinde ve bazı Çinli arkeologların (kuşkulu) iddialarına göre daha önce de Çinde bulunmuşlardır.

    Bunların ikonluğu çoğunlukla kısa zamanda o kadar soyutlaşmıştır ki, bizler için artık tanınmaz haldedirler. Aşağıda Sümer piktogramlarının çivi yazısına nasıl dönüştüğü görülmektedir:

    Ancak piktogramlar resmedilemeyen kelimeleri ve bunları oluşturan parçaları ifadede yetersizdi. Yalnızca piktografik, sınırlı proto-yazının aksi olarak tam yazının gelişmesi için gerekli olan rebus ilkesiydi. Latincede nesnelerle anlamına gelen sözcükle ifade edilen bu radikal fikir, fonetik değerlerinin piktograf sembolleriyle temsil edilmesine imkân verir.



    Böylece İngilizcede önünde 4 (four) olan bir arı (bee) resmi beforeu (önce) temsil edebilir. Bir arı (bee) ile bir tepsi (tiay) resmi betray (ihanet) olarak okunabilir. Mısır hiyeroglifleri rebuslerle doludur; örneğin R(a) ya da R(e) olarak telaffuz edilen güneş simgesi O, firavun Ramsesin hiyeroglif hecesinin ilk sembolüdür. Sümer tabletlerinden birinde soyut parasını iade sözcüğünün bir saz ile temsil edildiğini görüyoruz. Bunun nedeni iade ile sazin Sümer dilinde aynı fonetik gi değerini paylaşmalarıdır.

    Konuşma ve düşünmeyi tümüyle ifade edebilen bu tam yazı icat edildikten -ya da bir rastlantı sonucu bulunduktan ya da evrimle oraya gelindikten-sonra, bulunduğu Mezopotamyadan bütün dünyaya yayılmış mıdır?

    En eski Mısır yazısının tarihi İÖ 3100, İndus Vadisininki (çözülmemiş mühür taşları) İÖ 2500, Giritinki (çözülmemiş Lineer A yazısı) İÖ 1750, Çininki (kehanet kemikleri) İÖ 1200, Orta Amerikanınki (çözülmemiş Zapotek yazısı) ÎÖ 500 yıllarından kalmadır ve bu tarihlerin hepsi yaklaşık tarihlerdir.

    Bu temele dayanarak belirli bir yazının sembollerinin değil de, yazı fikrinin bir kültürden uzak kültürlere ağır bir tempoyla yayıldığını söylemek mantıklı görünmektedir. Baskı fikrinin Çinden (Giritte bulunan İÖ 1700 yılına ait ve baskı gibi görünen esrarengiz Phaistos diskini saymazsak) Avrupaya erişmesi 600-700 yıl sürmüştür. Kâğıt fikrinin Avrupaya yayılmasının daha da uzun sürdüğü gözönüne alınırsa yazının Mezopotamyadan Çine çok daha uzun bir sürede gitmiş olmaması için bir neden yoktur.

    Yine de, fikrin iletilmesi konusunda somut kanıtların yokluğunda (ki, Mezopotamya ve Mısır gibi daha yakın uygarlıklarda bile) bilimadamlarının büyük bir kısmı yazının eski dünyanın büyük uygarlıklarında birbirinden bağımsız olarak geliştiğini düşünmeyi yeğlemektedirler, iyimserler ya da en azından anti-emperyalistler, insan toplumlarının zekâ ve yaratıcılıklarını vurgulayacaklardır.

    Tarihe daha muhafazakâr açıdan bakan kötümserler ise insanların varolan şeyi mümkün olduğu kadar aslına sadık kalarak kopya ettiklerini, yeniliklerini mutlak ihtiyaç duyulan durumlarla sınırlayacaklarını kabul edecektir. Ne de olsa bu sonuncusu Yunanlıların (İÖ 1. binyılın başlarında) alfabeyi Fenikelilerden alışlarını ve bu arada Fenike yazısında olmayan sesli harf simgelerini eklemelerinde tercih edilen açıklamadır.

    İS 1. binyılda Japonların da Çin karakterlerini almaları gibi başka yazı alma örnekleri de vardır. Paskalya Adasının rongorongo yazısı -ki, ada yeryüzünün her yerden en uzak iskân edilmiş noktasıdır- çözülürse bu Paskalya Adası sakinlerinin yazıyı kendilerinin yardımsız mı icat ettikleri, yoksa yazı fikrini kanolarında Polinezyadan mı getirdikleri ya da adayı ilk 17. yüzyılda ziyaret eden Avrupalılardan mı aldıkları sorusuna ışık tutacaktır. Eğer rongorongonun Paskalya Adasında yardımsız icat edildiğim kanıtlayabilirsek, o zaman yazının bir tek değil, birkaç kökeni olduğundan sonunda emin olabileceğiz.

    Yazıyla uygarlık ve kültürel gelişme arasında dolaysız bir ilişki olduğu öne sürülür. Bununla birlikte 20. yüzyılda yapılan antropolojik araştırmalar son derece karmaşık bir ruhsal ve kültürel sisteme sahip bazı toplulukların yazı olmadan da varlıklarını sürdürebildiklerini ortaya koymuştur.

    Bütün bunların sonucunda son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Yazı her zaman ticaretin ve meta ekonomisinin belli bir düzeye geldiği ve görece geniş bir coğrafya üzerinde merkezi bir yönetimin kurulduğu topluluklarda bir zorunluluk olmuştur.



    (Solda) Mezopotamyadan kil zarf ve kil fişler. Zarfın üzerinde fişler tarafından herhalde içindekileri belirtmek için yapılan izler yazının gelişmesindeki bir aşama olabilir. (Sağda) İÖ 3000 yılına ait bir Sümer rebusu. Sol üst köşedeki saz, iade için bir rebustur.



    Bir piktogram ne zaman piktogram değildir? M.C. Escherin Meiamorphosis lllü, 1967-68.

    **İNANCA SAYGI DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK**

  2. #2
    Status
    Offline
    aliveli44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Azimli Defineci
    Üyelik tarihi
    02.07.2013
    Yer
    DEFİNE İŞARETLERİ UZMANI
    Mesajlar
    222
    Tecrübe Puanı
    15
    OTOMATİK REKLAM

    Standart

    Eline sağlık ağam:alkis:
    aga_0074 bunu beğendi.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Tütün tarlasındaki tarih ortaya çıkarılaçak
    By redkit in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.02.2015, 17:07
  2. Tütün Tarlasındaki Tarih Ortaya Çıkarılacak
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.02.2015, 21:00
  3. Diyarbakırda islamiyetin çıkışı Ve ulu Caminin Gercekleri
    By aga_0074 in forum BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.12.2013, 23:52
  4. Tespihin ilk ortaya çıkışı MÖ 800′lü yıllara dayanıyor
    By aga_0074 in forum ŞiFALI VE DEĞERLi TAŞLAR
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.07.2012, 11:20
  5. 400 Yıl sonra ortaya çıktı
    By redkit in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.03.2012, 20:28

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri

Evde Ek İş İlanları