ANTİK KENTLER
Antik Kentler

Magnesia ad Meandrum

Magnesia ad Meandrum, Aydin Ili, Germencik Ilçesi Ortaklar Bucagina bagli Tekin Köy sinirlari içinde Ortaklar Söke karayolu üzerinde yer almaktadir.
Magnesiada ilk kazilar kisa süreli bazi arastirmalardan sonra 1891 yilinda Berlin Müzesi adina Carl Humann tarafindan yapilmistir. 21 ay süren bu kazilarda tiyatro, Artemis tapinagi ve sunagi, Agora, Zeus tapinagi ve Prytaneion kismen ya da tamamen ortaya çikarilmistir. 1893 yilinda sona eren kazilardan yaklasik 100 yil sonra kazilara 1984 yilinda Kültür Bakanligi ve Ankara Üniversitesi adina yeniden baslanmistir.
Kent, kurulusunun anlatildigi efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessaliadan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafindan kurulmustur. Magnetler, M.Ö. 400 yillarinda kenti bugünkü yerinde, Gümüsçayin yaninda yeniden kurmuslardir. Helenistik Dönemde önce Seleukos, ardindan Bergama Kralliginin hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumus, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmustur.
Magnesianin zamanimizdaki ünü, antik dönem mimari Hermogenesten kaynaklanmaktadir. Antik Dönem yazari mimar Vitruvius Hermogenes’in oktagonal pseudodipteros tapinak plânini uygulayan ilk mimar oldugunu ve Hermogenesin bas yapitinin Magnesiadaki Artemis Leukophryene tapinagi oldugunu söyler. Tapinak, Ion düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67,50 x 40 metreyi bulan boyutlariyla Anadolunun 4. büyük tapinagidir. Tapinagin önünde U formlu plâniyla bir sunak bulunmaktadir. 100 yil önceki kazilardan sonra yeniden toprakla örtülen diger yapilarin basinda Agora ve Zeus tapinagi gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarsilari arasinda yer alan agoradaki Zeus tapinaginin cephesi bugün Berlin Bergama Müzesinde sergilenmektedir. Magnesiada bugün görülebilen diger yapilar Roma Imparatorluk dönemi ve daha sonralarina aittir. Gymnasion, Hamam, Tiyatro ile Artemision arasinda yer alan Odeion, 25.000 kisilik Stadion, Theatron olarak adlandirilan, tiyatro plânli bitmemis bir yapi, Çarsi Bazilikasi, Latrina, Propylon ve Artemisionu da çevreleyen Bizans suru Magnesiada bilinen diger yapilardir. 15. yüzyila ait enine plânli Çerkez Musa Camii ise ören yerinin tek Islâmî yapisidir.

Alinda

Aydin İline bagli, Karpuzlu İlçesi üzerinde yer alan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir.
Hekatomnosun kizi olan Ada, kardesi Pixodaros tarafindan Halikarnassostan kovulunca M.Ö. 340 ta Alindaya çekilmis ve bu sehri kendisine baskent yapmistir.
Alindada bugün de ayakta kalan en önemli yapi Agoradir. Akropolün güney bati eteginde Tiyatro yer alir. Akropolde yalniz plâni belli olacak durumda iki adet tapinak temeli yer almaktadir. Görkemli sur duvarlarinin Ada döneminde yapildigi sanilmaktadir. Karpuzlunun evleri arasinda Karia tipi lâhitler, Alinda nekropolünün sehrin güney eteginde yogunlastiginin belgesidir.

Nysa

Aydin iline bagli Sultanhisar ilçe merkezi sinirlari içinde yer alir.
1820-1840 yillarinda çesitli yabanci gezginler Nysaya gelmisler ve arastirmalar yapmislardir. 1900lü yillarin basinda Alman uzmanlar agora, tiyatro ve stadyumda, 1960li ve 1980li yillarda ise Izmir ve Aydin Müzeleri tarafindan tiyatroda mevzi kazi çalismalari yürütülmüstür. 1990 yilindan itibaren Ankara Üniversitesi uzmanlari tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Kent ile ilgili en önemli bilgileri yasaminin büyük bölümünü Nysada geçiren Strabondan almaktayiz. Strabon kentin iki bölümden olustugunu anlatmaktadir. Kent olasilikla M.Ö. 3. yüzyilin ilk yarisinda Antiochos I tarafindan kurulmustur. Nysa Romalilar yönetiminde sikke bastirmis ve Imparatorluk çaginda çok gelismistir. Kent Bizans döneminde de iskân görmüstür.
Sehri ikiye bölen sel yataginin batisinda 70x165 m. boyutlarinda Roma çaginda yapilmis gymnasion yer almaktadir. Sel yataginin üzerinde bir bölümü son yillarda yapilan kazilarla açiga çikartilmis olan 44x192 m. boyutlarinda stadion yer alir. Kuzeyde Bizans yapi kalintisi ve ve Roma çaginda yapilmis ve Anadolu’daki en iyi korunmus kütüphane yapisi bulunur. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasinda görülen kabartmalariyla ayri bir öneme sahip olan tiyatro konumlanmistir. Sel yataginin dogusunda ise odeon ve M.S. 2. yüzyilin 2. yarisinda yapilmis ve günümüze degin çok iyi korunarak gelmis bouleuterion yer aliyor. Dikdörtgen bir plâna sahip agoranin bir stoasi, son yillarda yapilan kazilarla gün isigina çikartilmistir. Sehrin nekropolü batida ufak bir yerlesme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadir.

Alacahöyük

Alacahöyük, Çorumun 45 km. güneyinde, Alaca ilçesinin 17 km. kuzeybatisinda yer almaktadir.
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yilinda W.C. Hamilton tarafindan tanitilmis, 1861 yilinda G. Perrot höyüge gelmis ve kapinin sag ve solundaki dört köse kulenin plâni ile orthostatlardan birini açiga çikarmis, 1893 yilinda ise E. Chantre sfenkslerin arasindaki dört köse dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapiyi ve kapinin sövelerini ortaya çikarmistir. Daha sonra 1906 yilindan beri Bogazköyde çalisan H. Winckler, Makridi Bey ve Istanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Beyin teklifi üzerine Höyükte arastirma yapmaya karar vermislerdir. Höyükte gerçek anlamda ilk sistemli kazilar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafindan baslatilmis ve 1983 yilina kadar sürdürülmüstür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazilara Ankara Üniversitesi uzmanlari tarafindan 1997 yilinda tekrar baslanmistir.
Yapilan arastirma ve kazilar sonucunda Kalkolitik Çagdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür kati tespit edilmistir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarinda 15 ayri mimarî tabakaya ayrilmaktadir. Buna göre Kalkolitik Çag ana toprak üzerine 15-9 tabakada Eski Tunç Çagi 8-5 tabakada Hitit Çagi 4-2 tabakada Frig Çagi 1. tabakada yer almaktadir. Alacahöyükün su an görülebilir kismini olusturan Hitit tabakalari üç yapi katindan olusmaktadir. Bu dönemde, 250 m. çapinda daireye yakin sekildeki höyügün kenarinda bir savunma sistemi olusturulmus olup, savunma sistemi üzerinde sehre girisi saglayan iki ana kapinin varligi tespit edilmistir. Bunlardan biri güneydogudaki sfenksli kapi, digeri höyügün batisindaki kapidir.

Efes

Izmir ili Selçuk ilçesi sinirlari içindedir.
Kazi ve onarim çalismalarini sürdüren Avusturyalilarin Efesteki kazilari ilk olarak 1895 yilinda Otto Benndorf tarafindan baslatilmistir. Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün 1. ve 2. Dünya Savaslari sirasinda kesintiye ugrayan çalismalari 1954 yilindan sonra araliksiz devam etmistir. Efeste Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün çalismalarinin yani sira 1954 yilindan itibaren Efes Müzesi de Kültür Bakanligi adina kazi, restorasyon ve düzenleme çalismalarini sürdürmektedir.
Antik Efes kentinin ilk kurulusu M.Ö. 6000 yillarina, Neolitik Döneme kadar inmektedir. M.Ö. 1050 yillarinda Yunanistandan gelen göçmenlerin de yasamaya basladigi liman kenti Efes, M.Ö. 560 yilinda Artemis Tapinagi çevresine tasinmistir. Bugünkü kent ise, Büyük Iskenderin generallerinden Lysimakhos tarafindan M.Ö. 300 yillarinda kurulmustur. Helenistik ve Roma çaglarinda en görkemli dönemlerini yasayan Efes, Asya eyaletinin baskenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kisilik nüfusa sahipti. Anadolunun eski anatanriça gelenegine dayali Artemis kültünün en büyük tapinagi da Efeste yer alir. Bu tapinak dünyanin yedi harikasindan biri olarak kabul edilir.
Efesin diger önemli yapilari arasinda Vedius Gymnasionu, Stadion Liman Hamami Limana ulasan Arkadiane, Efesin en görkemli yapisi olan ve 24.000 kisilik kapasitesi bulunan Tiyatro, 1980li yillarda tümüyle onarilan Celsus Kitapligi Ticari Agora, Skolastika Hamamlari, Serapis Tapinagi, Trajan Çesmesi, Hadrian Tapinagi, Domitian Tapinagi, Devlet Agorasi ve Odeon bulunmaktadir. Efesin bir diger özelligi, Roma çagina ait olan yamaç evlerdir. Döneminin konut dokusunu ve mimarîsini tüm özellikleriyle veren bu yapilar ayrica fresk ve mozaikleri ile de ünlüdür. Teras evlerin bir bölümü 1990li yillarin sonunda Avusturyali uzmanlar tarafindan tasarlanan çagdas bir üst örtüyle koruma altina alinmistir.

Priene

Aydin ili Güllübahçe beldesi yakinindadir.
Prienede Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafindan kazi ve arastirma çalismalari yürütülmektedir. Varligi M.Ö. 2. bin yilina kadar uzanan sehrin ilk kurulusu hakkindaki bilgilerimiz hâlen varsayimlara dayanmaktadir. Helenistik dönem boyunca sehir Ptolemaic ve Seleucid Kralliklarinin ve Pergamum Kralliginin yönetimi altina girdi. M.Ö. 133de Pergamum Krali II. Attalusun ölümünden sonra topraklari kendi istegiyle Romaya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenligine altina girdi. Bizans döneminde sehir piskoposluktu. Bulgular Imparatorlugun çöküsüne kadar yerlesimin devam ettigini kanitlamaktadir. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmistir.
Priene eski sehir plânlamaciliginin en güzel örnegidir. Sehir, Miletli mimar Hippodamus tarafindan gelistirilen “grid sistemi” ile insa edilmistir. Genellikle 3,5 metre genislikte olan sehrin yan sokaklari arazinin egimli olmasi sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açik diger binalar çogunlukla bir blogun tamamini kapsamaktadir ve sehir merkezinde yer alir. Bunlar arasinda oldukça korunmus olarak günümüze kadar gelen Athena Tapinagi Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapinagi, Bouleuterion 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alani bulunmaktadir. Sehrin, biri batida diger ikisi doguda olmak üzere üç kapisi vardir. Prienenin ana giris kapisi olan “Dogu Kapisi”, tasli kaldirimdan yapilmis uzun bir yokus yoldan sonra ulasilabilen Tiyatro sokaginin kuzey dogusunda yer alir.

Miletus [Milet]

Milet, Aydin ili, Söke ilçesi sinirlari içerisinde Sökeye 30 km. uzaklikta ve Akköy yakinlarindadir. Milette ilk kazilar 1899da Th. Wiegand tarafindan baslatilmis ve 1938 e kadar devam etmistir. Ikinci Dünya Savasindan sonra tekrar baslatilan çalismalar hâlen kazi ve onarimlarlarla Alman uzmanlar tarafindan sürdürülmektedir. M.Ö. 38 de sehir, Roma imparatorlarinin özel ilgisiyle özerkligini elde etti. Böylece Milet Iyon sehirleri arasinda metropol düzeyine ulasti. M.S. 3. yüzyildan baslayarak, bu parlak dönem yavas yavas kötüye gitmeye basladi. Sehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafi batakliga döndükçe ve sitma tehlikeli boyutlara ulastikça terk edilmeye baslandi. Bizans döneminde, sehrin sinirlari oldukça daralmisti ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmisti. Duvarlar yeniden insa edildi ve bazi binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyilda ilerlemek için yapilan çabalar ise uzun sürmedi. Milet kurulusunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdigi alüvyonlarla liman dolduruldugu için bugün denizden içeride bulunmaktadir. Kentte izgara plân uygulanmis ve yapilar bu plânin öngördügü biçimde konumlanmislardir. Kentte bulunan yapilar arasinda 15.000 kisilik kapasitesi olan ve son yillarda onarilmaya baslanan Roma çagi yapisi Tiyatro, M.S. 1. yüzyilda insa edilmis Roma Hamamlari, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyila ait Ionik Stoa, Capito hamamlari, Gymnasium, 2. yüzyilda insa edilen Bouleterion, 164x196 m. boyutlarindaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyilda yapilan Faustina Hamami önem kazanir.

Didyma

Aydin ilinin Söke ilçesi, Yeni Hisar köyü sinirlari içerisinde yeralan Didyma, Apollon Tapinagi ile ünlüdür.
Didymadaki ilk kazilar 1858 de Ingilizler tarafindan Newtonun baskanliginda yapilmis. 1905 te Th. Weigand yönetiminde baslatilan kazilar sistemli temellere dayandirilarak 1937 ye kadar sürdürülmüstür. Bu dönemde tapinagin büyük bir kismi ortaya çikmistir. Kazi ve arastirma çalismalari Alman uzmanlar tarafindan hâlen sürdürülmektedir. Didymaion, Miletusa bagli bir kâhinin ikamet yeri ve mabet olarak bilinir. Son kazilardan Didymanin sadece bir kâhinin ikametgâhi degil, ayni zamanda yogun bir yerlesim yeri oldugu da anlasilmistir. Arkaik tapinagin yapimina M.Ö. 6. yüzyilin ortalarinda baslanildigina ve yapiminin ayni yüzyilin sonlarinda tamamlanildigina inanilir. Helenistik tapinagin yapimina, Büyük Iskenderin Perslere karsi elde ettigi zaferden sonra baslanilmistir. Ancak, kalintilardan bu Helenistik tapinagin yapiminin tamamlanmadigi anlasilmaktadir.

Sardes

Manisa ili, Salihli ilçesi, Sartmustafa beldesindedir. Birinci Dünya Savasi öncesinde baslatilan Sardes kazilari, 1958 yilindan bu yana Harvard ve Cornell üniversiteleri ile Amerikan Dogu Bilimleri Arastirma Enstitüsünün ortak katilimlari ile araliksiz devam etmektedir. Lydia Kralliginin baskenti olan Sardes kenti, M.Ö. 6. yüzyilda Perslerin Lydia Kralligina son vermelerinden sonra bir Pers satraplik merkezi hâline gelmistir. M.Ö. 334 de Iskender tarafindan alinan kent, M.Ö. 2. yüzyilda Bergama Kralligi, daha sonra da Roma Imparatorlugu yönetimine girdi. Helenistik ve Roma Döneminde de önemini koruyan, Bizans Döneminde önemli bir piskoposluk merkezi hâline gelen kent, Sart kasabasi ile adini günümüzde de yasatmaktadir. Sardeste bulunan yapilar arasinda en önemlisi, 3 degisik asamada yapilmis olan Artemis Tapinagidir. M.S. 150 li yillarda son seklini almis olan yapi, günümüze degin oldukça korunmus olarak gelmistir. Diger yapilar arasinda Sinagog Gymnasium Tiyatro, Kilise ve Hamamlar bulunmaktadir.

Myra

Myra, Antalyanin Kale Demre ilçe merkezinin hemen kuzeyinde konumlanmistir. Aziz Nicholaosin piskoposluk yaptigi ve bu nedenle tüm Orta Çag boyunca ününü sürdüren Myra önemli bir Lykia kenti olup ismi Yüce Ana Tanriçasinin yeri anlamina gelmektedir. Antik kaynaklarin M.Ö. 1. yüzyildan itibaren Myradan bahsetmelerine ragmen, kaya mezarlarindan ve bastiklari sikkelerden, sehrin en az M.Ö. 5. yüzyilda varoldugu anlasilmaktadir. Lykia Birliginin metropolisi olan Myra M.S. 2. yüzyilda büyük bir gelisme göstermis ve birçok yapi yapilmistir. Tiyatronun yaslandigi yamaç üzerindeki akropolde fazla bir sey kalmamistir. Roma Devrinden kalma sehir surlarinda yer yer Helenistik Devirden kalma ve hatta M.Ö. 5. yüzyila ait olan duvar kalintilari bulunmaktadir. Tiyatronun yakininda sehre dogru giderken, yolun sonunda hamam veya bazilika olabilecek geç devir kalintilari görülmektedir. Myranin görkemli tiyatrosu oldukça saglam olarak günümüze kadar gelebilmistir. Arkasindaki dik dagin yamacinda kurulan tiyatronun caveasi büyük ölçüde kayalara oyulmustur. Tiyatro daha sonralari arena olarak da kullanilmis, bu nedenle bazi düzenlemeler yapilmistir. Kaya mezarlariyla ünlü Myrada mezarlar hemen tiyatronun üzerinde ve dogu taraftaki nehir nekropolü denilen yerde olmak üzere iki yerde toplanmistir.

Phaselis

Phaselis Antalyadan Finikeye giden yolun 35. kmsinde yer alir. 1980 li yillardan itibaren Ankara Üniversitesi ve Antalya Müze Müdürlügü uzmanlarinca kazi ve onarim çalismalari yapilmistir. Iskenderin ölümünden sonra kent, M.Ö. 309 dan 197 ye kadar Misirdaki Ptolemaioslar tarafindan yönetilmis, M.Ö. 190 dan 160 yilina kadar Rodoslularin egemenliginde kalmis, M.Ö. 160 yilindan sonra da Roma'nin egemenligi altinda Lykia Birligine girmistir. M.Ö. 42 yilinda Brutus, sehri Romaya baglamistir. Bizans Çaginda ise Phaselis, Piskoposluk Merkezi olmustur. Sehrin esas kalintilari askerî liman ile güney limani birbirine baglayan ana caddenin iki yaninda bulunmaktadir. 125 m uzunlukta 20-25 m genislikteki ana caddenin her iki yaninda üçer basamakla çikilan kaldirimlar bulunur. Cadde ortalarda bir meydan olusturduktan sonra güney limanina ulasir. Düzgün tasla dösenen bu caddenin altinda kanalizasyon ve drenaj sistemi vardir. Kentin yapilari arasinda Domitian Agorasi, Geç Agora, Hadrian Kapisi, Tiyatro, su kemerleri ve tapinak kalintilari bulunmaktadir.

Arykanda

Arykanda örenyeri Elmali Finike karayolu üzerinde Finikeden 30 km uzakliktaki Arif Köyünün Aykiriçay Mahallesi yakinindadir. Kentte 1971 yilindan bu yana Türk uzmanlar tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir. Ele geçen eserlerden Arykandanin varligi, M.Ö. 5. yüzyila kadar çikabilmektedir. Yerli bir sehir ismi olan Arykandanin diger Lykia sehirleri gibi M.Ö. V. yüzyilda Pers egemenligi altinda oldugu, daha sonra M.Ö. 333 de Iskenderin, Ptolemaioslarin, ondan sonra da Seleukoslarin eline geçtigi görülmektedir. Arykanda M.Ö. 43 ten sonra Romaya baglanmistir. Bizans Dönemini de yasayan sehrin o dönemde adi Akalanda olmus, sehir M.S. 19. yüzyila kadar yasantisini sürdürebilmistir. Arykanda harabeleri genis bir alana yayilmis olan Aykiriçay kaynagindan baslayarak Sahinkaya dibine kadar gelmekte, burada teraslar üzerinde yogunluk kazanmaktadir. Sahinkaya dibindeki bu teraslarin en üstünde, tek tarafli oturma yerine sahip normal ölçülerin yari büyüklügünde bir Stadion bulunmaktadir. Stadionun ortasinda bulunan ve bir merdivenle inilen asagi terasta Arykanda'nin çok iyi korunabilmis tiyatrosu vardir. Tiyatro ve Agoranin batisinda, yukari terasta, Bouleuterion kalintilari yer alir. Bouleterion ile Agora arasinda küçük hamam yikintilari ve çesme kalintisi bulunur. Agoranin asagisinda büyük bir hamamin kalintilari görülmektedir.
Pisidia Antiokheiasi

Antiokheianin Isparta iline bagli Yalvaç ilçesinin yaklasik 1 km. kuzeyinde ve Sultan Daglarinin güney yamaçlari boyunca uzanan verimli arazide kurulmus bir Pisidia kentidir. Antiokheiada son yillarda Yalvaç Müze Müdürlügü tarafindan kazi çalismalari sürdürülmektedir. Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir fakat kesin kurulus tarihi bilinmemektedir. Antiokheia, M.S. 3. yüzyilin hemen sonunda kurulan genisletilmis Pisidia eyaletinin metropolisi olmustur. Kilise kayitlarindan anladigimiza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumustur. Arazinin dogal durumundan azami yararlanarak Antiokheiada izgara sehir plâninin ustaca uygulanmasi ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmis yapilari pek azdir. Bunlar genellikle temel kalintilari hâlindedir. Kentin iki ana meydani sehrin dogusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapinagi önündeki ayni adla anilan meydan, ikincisi bu meydanin batisinda yer alan Tiberius alanidir. Bu iki meydan arasinda enlemesine yerlestirilen Propylon yer almaktadir. Diger üçüncü bir meydan ise, Nymphaeumun önünde bulunmaktadir. Kentin kuzeyinde, Roma Hamami palaestra ve Nymphaeum yer alir. Dogudaki tepenin yamaçlarinda Augustus Tapinagi ve alani, Propylon, Tiberus alani; onun batisinda ise sütunlu cadde yer almaktadir. Sütunlu caddenin kuzeybatisinda Bouleuterion, bunun güneybatisinda ise Tiyatro bulunmaktadir. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardir. Sehrin batisinda Anadolu'nun en eski kiliselerinden birinin kalintilari günümüze kadar ulasmistir.
Perge

Pamphylianin önde gelen sehirlerinden biri olan Perge, Antalya Alanya yolu üzerinde, Antalyaya 20 km. uzaklikta Kestros Nehrinin 4 kilometre batisinda iki tepe arasindaki genis bir ovanin üzerinde kurulmustur.
Pergede kazi ve onarim çalismalari Türk uzmanlar tarafindan 1946 dan beri sürdürülmektedir. Straboya göre, sehir Truva Savasindan sonra Argostan gelen koloniciler tarafindan kurulmustur. Kent M.Ö. 333 te hiç direnmeden Iskendere teslim olmus, Iskenderin ölümünden sonra, Seleucid egemenligi altina girmistir. Yaklasik olarak M.Ö. 133 te Pergamum Kralligi Romaya devredildiginde Perge, tam bagimsiz olmustur. Imparatorluk döneminin baslangicindan itibaren, M.S. 2.-3. yüzyillarda sehir Pamphylianin en görkemli sehirlerinden biri hâline gelmistir. Dördüncü yüzyilin ilk yarisinda, Büyük Konstantin kralligi sirasinda, Hristiyanligin Roma Imparatorlugu’nun resmi dini olmasiyla birlikte, Perge, Hristiyanligin önemli merkezlerinden biri olmustur. Antik kente giristeki ilk yapi, Kocabelen Tepesinin güney eteklerine insa edilmis tiyatrodur. Toplam 13.000 kisilik tiyatro 42 oturma sirasindan olusur. Tiyatrodan sehre giden asfalt yolun saginda eski çaglardan günümüze kalan en iyi korunmus stadyumlardan biri vardir. Altinda yetmis tonozlu oda bulunan 34x334 metre ölçülerindeki bu büyük dikdörtgen yapi, kuzey ucunda at nali seklindedir ve 12.000 kisilik oturma kapasitesi vardir. Surlardan antik kente giriste Pergenin en görkemli yapisi olan Helenistik giris kapisi yer alir. Tarihi M.Ö. 3. yüzyila uzanan ve arkasinda at nali seklinde bir avlu olan iki kuleden olusan bu kapi, çagin savunma stratejisine uygun olarak tasarlanmistir. 650 metrekarelik Agora, Helenistik giris kapisinin dogusunda yer alir. Kuzeyden güneye sehir merkezi boyunca, restorasyon çalismalari hâlen süren 250 m uzunlugunda sütunlu bir cadde, Akropolisin yakininda bulunan Demetrios Apollonios Zafer Takinin altindan geçerek uzanmakta ve dogudan güneye inen bir baska cadde ile kesismektedir. Her iki kenarinda sütunlu portik ve dükkanlarin yer aldigi caddenin en ilgi çekici yani yolu ortadan bölen su kanallaridir. Ana yol, Akropolisin ayaginda M.S. 2. yüzyilda insa edilen bir baska Nymphaeumda son bulur. Iki katli yapinin zengin cephe mimarîsi ve sayisiz heykelleri, yapiyi Pergenin en dikkat çekici anitlarindan biri yapar.
Iasos

Söke Milas yolundan ayrilan 18 km.lik bir yolla ulasilan Kiyikislacik beldesindedir. Italyan uzmanlar tarafindan 1960 yilindan bu yana kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir. Argostan gelen koloniciler tarafindan kuruldugu söylenir. Kent tanrilari Apollo ve Artemis’tir. Helenistik dönemde önem kazanmistir. Denize dogru uzayan bir yarimadanin berzahinda ve üzerinde kurulmus olan Iasosun yapilari arasinda oldukça iyi korunmus durumdaki Tiyatro, Bazilika, Roma Agorasi, Bouleuterion, Artemis ve Imparator Commodusa ithaf edilen Stoa Demeter ve Kore kutsal alani, çesitli dönemlerden kalan kale ve sur duvarlari, Gymnasion, su yollari ve kentin konut dokusuna iliskin kalintilar yer alir.

Aspendos

Antalya Alanya arasinda, Antalyaya 45 km. uzaklikta Köprüçay Nehrinin yaninda kurulmus olan Aspendos, tiyatrosuyla dünyaca taninmaktadir. Sehrin Truva Savasindan sonra Pamphyliaya gelen Argive kolonicileri tarafindan kuruldugu söylenir. Aspendos eski çaglarda politik bir güç olarak önemli rol oynamamistir ve kolonilesme döneminden sonra bir süre Likya egemenligi altinda kalmistir. Büyük Iskender Pergeyi ele geçirdikten sonra M.Ö. 333 te Aspendosa girmis, Iskenderin ölümünden M.Ö. 133 e kadar Pergamum Kralliginin eline geçmistir. Aspendos diger Pamphylia sehirleri gibi en parlak dönemine M.S. 2.-3. yüzyillarda ulasmis ve yapilarin büyük bölümü bu çagda yapilmistir. 13. yüzyilin basindan itibaren, Aspendos, Selçuklu Türklerinin yerlesimlerinin izlerini tasimaya baslar. Özellikle I. Alaeddin Keykubatin hükümdarligi sirasinda tiyatro, Selçuklu tarzinda zarif çinilerle süslenmis ve saray olarak kullanilmistir. Kente gelen yolun sonunda en görkemli ve en eksiksiz Roma tiyatrosu örnegi ile karsilasilir. Caeva yarim daire seklindedir ve genis bir diazoma ile ikiye bölünmüstür. Yukarda 21, asagida 20 oturma sirasi vardir. Tiyatronun 10.000 - 12.000 kisilik oturma kapasitesine sahip oldugu söyleNebilir. Son yillarda düzenlenen etkinliklerde tiyatroya 20.000 seyircinin alinabildigi görülmüstür. Aspendos’un baslica diger kalintilari tiyatronun batisinda yeralan Akropolisin yukarisindadir. Tiyatronun yanindan baslayan bir patikadan ulasilan Akropoliste karsilasilan ilk yapi, 27x105 metre ölçülerindeki Bazilikadir. Bazilikanin güneyinde agora vardir. Agoranin kuzeyinde, bugün sadece ön duvari ayakta duran Nymphaeum ve onun arkasinda bir Bouleterion ya da Odeon olarak kullanilan bir yapi daha bulunmaktadir. Aspendosun gözden kaçirilmamasi gereken bir diger kalintisi da su kemerleridir. Su, kaynagindan 15 metre yüksekligindeki kemerlerin üzerinde, oyulmus tas bloklardan olusan bir kanal araciligiyla sehre getirilirdi.

Anavarza

Roma Imparatorlugu döneminde Caesarea ad Anabarsum olarak anilan yer, Adana Ili Kozan Ilçesinin 28 km. güneyindedir. Antik sehir duvarlarinin hemen disina kurulmus küçük köyün ismi Dilekkayadir. Kentin Roma Imparatorluk Devri öncesi tarihi hakkinda hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. Anavarza Roma Imparatorluk Devrinin ilk iki yüzyili boyunca büyük bir varlik göstermemistir. M.S. 204-205 yillarinda Kilikya, Isauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmustur. 525 yilindaki büyük depremden zarar gören kent Imparator Iustinianus tarafindan onartilarak Iustiniopolis adini almistir. Anavarzada 1500 metre uzunlugunda 20 burçlu sur, dört giris, sütunlu yol, hamam ve kilise kalintisi vardir. Sur disindaki tiyatro ve stadyum, su yollari, kaya mezarlari kentin batisindaki nekropolleri yararak açilmis olan antik yol korunmus havuzlu mozaikler Adana bölgesinde tek örnek olan 3 girisli zafer taki ve ovanin ortasinda bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Orta Çag kalesi önemli eserlerdir. Kuzey güney sütunlu cadde üç gözlü takla baslar. Anavarzanin geçmiste karsilastigi birçok deprem yüzünden, zafer taki ancak kismen günümüze gelebilmistir. Anavarzada hâlen bir kazi ve onarim çalismasi yapilmamaktadir.

Side

1947 den beri Türk uzmanlar tarafindan kazilmistir. Halen kazi yapilmamakta, ancak, sütunlu cadde, büyük hamam, liman hamami ve tiyatroda onarim çalismalari sürdürülmektedir. Bati Anadoludaki Aeoliada bulunan Kymeden göçenler tarafindan kurulmustur. Büyük olasilikla, bu kolonilesme M.Ö. 7. yüzyilda olmustur. Side, karada ve deniz tarafinda güçlü surlara sahip olmasina ragmen M.S. 333 te herhangi bir savasa girmeden Büyük Iskendere teslim oldu. Iskenderin ölümünden sonra, uzunca bir süre Ptolemaic ve Seleucid Imparatorluklarinin egemenligi altinda kalmistir. Roma yönetiminde, özellikle ikinci ve üçüncü yüzyillarda bölge valisinin ve idarî personelinin merkezî bir metropol hâline gelen Side, ikinci bir altin çag yasamistir.
Karadan ve denizden gelen tehlikelere karsi korunmak için Side, dört taraftan yüksek surlarla çevrilmistir. Deniz surlari oldukça degisiklige ugramistir. Buna karsin kara surlari ve bu surlarin kulelerinin tümü ayaktadir. Sütunlu ana cadde kuzeydogu kapisindan baslar ve neredeyse tamamen düz bir çizgi halinde yarimadanin bati ucu boyunca uzanir. Bugün büyük bir bölümü modern yerlesmenin altinda kalan bu cadde boyunca sehrin baslica resmi binalari ve meydanlari yer alir. Sehir surlarinin disinda Nymphaeum, ana caddenin kenarinda ise Agora yer alir. Agoranin güneybati kösesindeki kubbeli yapi, sehrin latrinasi olarak hizmet vermistir. Bu agora; güney kenari boyunca uzanan bir cadde ile ikinci agoraya, devlet agorasina baglanir. Günümüzde müze olarak kullanilan agoranin hamami M.S. 5. yüzyila ait bes mekânli bir Bizans yapisidir. Tiyatro, plâni ve yapi tipi ile Anadolu’da mevcut bulunan tek örnektir. M.S. 2. yüzyilda Helenistik temeller üzerine insa edilmistir. 16-17 bin kisilik kapasiteye sahip olan bu tiyatro Pamphylia bölgesinin en büyük tiyatrosudur. Side’de bulunan Apollon ve Athena tapinaklari, M.S. 2. yüzyilin ortalarinda yapilmistir. M.S. 5. yüzyilda bu tapinaklarin önünde genis bir bazilika insa edilmis ve tapinaklar bazilikanin atriumunun içine alinmistir. Apollo Tapinaginin restorasyon çalismalari tamamlanmistir. M.S. 3. yüzyilda yapilan Büyük Hamam ve Liman Hamami, bugünkü yeni dokunun arasinda kalmistir. Sidede sehir surlarinin disinda nekropol alanlari yer alir. Nekropollerde, kare basit oyuklar, lâhitler ya da yapi niteliginde bir çok mezar yapisi görülebilir.

Pergamon

Izmir ili, Bergama ilçe merkezindedir. 1878-1886 yillarinda Carl Humann baskanliginda ilk kazi çalismalari yapilmis, 1900- 1913 yillarinda W. Dörpfeld ve H. Hepding, 1927-1936 yillarinda Theodor Wiegand çalismalari sürdürmüstür. 1957 yilindan bu yana Alman uzmanlar tarafindan kazi, onarim ve çevre düzenleme çalismalari devam ettirilmektedir. M.Ö. 6. yüzyildan beri varligi bilinen Pergamon M.Ö. 3. ve 2. yüzyillarda Helenistik Dönemin özellikle kültürel bakimdan en parlak merkezlerinden biri oldu. M.Ö. 133 de Pergamon Kralligi sona erdi ve kent Roma hakimiyetine girdi. Kent Bizans döneminde de önemini yitirmedi ve yeni bir duvarla çevrildi. 14. yüzyilda Türk topraklarina katildi. Pergamon bir tepe üzerinde konumlanmis Akropol ve Orta sehirle, Selinus Çayi’nin batisinda ve güneyinde konumlanmis Roma Dönemi Stadiumu, Amfitiyatrosu ve Tiyatrosu ile Serapis Tapinagindan olusmustur. Akropolde Heroon Athena Kutsal Alani, Athena Tapinagi Attalos I ve Eumenes II nin saraylari, M.S. 2. yüzyilda insa edilmis ve günümüzde kismen onarilmis olan Trajaneum, Tiyatro Dionysus Tapinagi, Zeus Altari, Agora bulunur. Orta sehirde ise Hera Tapinagi ve Kutsal Alani, Demeter Kutsal Alani, Üst Gymnasion ve Alt Gymnasion gibi yapilar yer almaktadir.
Aizanoi

Kütahya sehir merkezine 57 km. uzaklikta Çavdarhisar ilçesindedir. Aizanoi 1824 yilinda Avrupali gezginlerce yeniden kesfedilmis ve 1830-40 li yillarda incelenmis ve tanimlanmistir. 1926 yilinda M. Schede ve D. Krecker baskanliginda Alman Arkeoloji Enstitüsünün kazilari baslamistir. 1970 te tekrar baslayan çalismalar hâlen sürdürülmektedir. Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçayin her iki yakasinda, Aizanoiden günümüze kalan yapi kalintilarinin büyük bir kismi Roma Imparatorluk Dönemi eserleridir. Antik dönemde iki yakayi birbirine baglayan dört köprüden ikisi bugün bile geçise hizmet etmektedir. Zeus Tapinagi’nin yapimina M.S. 2. yüzyilin 2. çeyreginde baslanmistir. Yapinin altindaki alt yapinin daha önceki arastirmalarda Aizanoide Meter Steunene adiyla tapinilan Anadolunun Tanriça Kybelesinin kült yeri oldugu düsünülmektedir. Agora önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam diger yapilar arasinda yer almaktadir. Aizanoideki Stadion tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Sehrin ne kadar büyük oldugu, onu çevreleyen Nekropollerin büyüklügünden anlasilmaktadir. Nekropollerde çok çesitli mezar tipleri görülmektedir çok sayida lâhitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapi biçimli mezar taslari bunlar arasindadir.

Lagina

Mugla ili, Yatagan ilçesi, Turgut beldesindedir. 1990 li yillardan itibaren Konya, Selçuk Üniversitesi uzmanlari tarafindan kazi ve onarim etkinlikleri sürdürülmektedir. Son yapilan arastirmalar Eski Tunç Çagindan günümüze kadar kesintisiz bir iskân bulundugunu göstermektedir. Seleukos Krallari büyük imar çalismalari ile Lagina Kutsal Alanini dini merkez ve buraya 11 km. uzaklikta bulunan Stratonikea Kentini bölgenin siyasî merkezi yapmislardir. Lagina Kutsal Alaninda Proplylon bu kapiya baglanan kutsal yol, Altar, Peribolos Dorik Stoalar ve Hekate Tapinagi vardir.

Çatalhöyük

Çatalhöyük, Konyanin Çumra ilçesi sinirlarinda olup, ilçenin 10 km. dogusunda yer almaktadir. Çatalhöyük 1958 yilinda J. Mellaart tarafindan kesfedilmis, 1961-1963 ve 1965 yillarinda kazisi yapilmistir. Çatalhöyükte 1996 yilina kadar kazi yapilmamis bu yildan itibaren Ingiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafindan Ian Hodder baskanliginda kazilara devam edilmistir. Yüksek tepenin bati yamacinda yapilan arastirmalar neticesinde, 13 yapi kati açiga çikarilmistir. En erken yerlesim kati ise M.Ö. 5500 yillarina tarihlenmektedir. Çatalhöyükteki yerlesimin, yani sehirciligin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadir. Evlerin duvarlari birbirine bitişiktir bu nedenle sehirde sokaklar mevcut degildir. Çatalhöyükte duvar resimleri en erken 10. en geç 11. tabakada bulunmustur. En güzel ve gelismisleri ise 7. ve 5. tabakalara aittir. Bu resimler paleolitik insanin magara duvarlarina yaptigi resimlerin bir gelenek olarak devamidir ve inanç olarak avin bereketi için yapilmislardir. Çatalhöyük kazisinda ele geçen heykelcikler bize ana tanriça kültürünün baslangici ve zamanin inançlari hakkinda özgün bilgiler vermektedir. Pismis toprak ve tastan yapilmis bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasinda degisen büyüklüktedir.

Aphrodisias

Aydin ili, Karacasu ilçesi sinirlari içerisinde ve Geyre Köyü yakininda bulunmaktadir. Ilk kazilar 1904-5 yillarinda Fransiz uzmanlar tarafindan yapildi. 1937 yilinda Italyan uzmanlar tarafindan gerçeklestirilen kisa süreli bir kazidan sonra 1961 yilindan bu yana önce Kenan Erim, onun ölümünden sonra ise Amerikali uzmanlar tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir. Aphrodisisasin adi M.Ö. 2. yüzyildan itibaren çesitli belge ve olaylarda geçmektedir. Kent M.S. 1. yüzyilda gerek din gerekse sanat alaninda önemli bir konuma geldi. Hristiyanligin yayilmasina karsin, olasilikla Afrodit kültünün çok popüler olmasi nedeniyle, pagan kültürünün uzun süre devam etmesini sagladi. Kent, Geç Roma çaginda insa edilen 3,5 km. uzunlugunda olan surlarla çevrilidir. Önemli yapilar arasinda 10.000 kisilik kapasitesi olan Tiyatro Tiyatro Hamamlari, 30.000 kisilik kapasitesi olan Stadion, Tetrapylon 5. yüzyildan sonra Bazilikaya çevrilen Afrodit Tapinagi, 1700 kisilik kapasitesi olan Odeon, Agora ve bir kutsal alan olan Sebasteion bulunmaktadir. Aphrodisias bu yapilarin yani sira eski çaglarin en önemli heykeltiraslik okulu olarak da bilinmektedir. Bugüne degin sürdürülen kazilarda çok sayida yapit ortaya çikmistir.