ANTİK KENTLER


ZEUGMA ANTİK KENTİ : Gaziantep ili,Nizip ilçesinin 10 km. doğusunda,Fırat nehri kıyısında bulunan Belkıs köyü yakınlarında yaklaşık 20,000 dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır.Büyük İskender’in ölümü ile generalleri arasında başlayan yönetim kargaşası,yeni kentlerin doğmasına,yeni yönetimlerin parlamasına neden olmuştur.Generallerden Seleukos I.Nikator,günümüzde Birecik Baraj Gölü olan Fırat nehri kıyısında kurduğu kente,kendi adı ile Fırat’ın adını birleştirerek ”Seleukeia Euphrates” adını vermiştir.

Kentin kuruluş ve imar çalışmalarından sonra eşi Apama adına “Apameia “kentinin kurulmasını sağlamıştır.Her iki kentin bağlantısını sağlamak amacıyla daha sonra büyük önem taşıyacak olan ve günümüze ulaşamayan köprüyü yaptırmıştır.Zamanla gelişerek önem kazanan kent,Seleukos’un kızı Laodikeia’nın Kommangene Kralı Mithridates I.Kallinikos ile evlenmesi sonucu Kommagene Krallığı’na çeyiz olarak verilmiştir.40 yıl süre ile Kommagene Krallığı’nın dört büyük kentlerinden bir tanesidir.Adıyaman ili sınırları içinde bulunan “Nemrut Dağı Milli Parkı’nda” bulunan I.Antiokhos’un tümülüsü ve kolosal heykeller kentin gelirleri ile inşa edilmiştir.M.Ö.64’te Roma topraklarına katılan kente,Romalılar geçit köprü anlamına gelen “Zeugma” adını vermişlerdir.

Zeugma,Roma’nın doğu sınırında bulunan en son kalelerden biri olması nedeni ile stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır.Bundan dolayı, ilk olarak Anadolulu askerlerden oluşan Sikitia (İskit) Lejyonu,daha sonra 6,000 askerden oluşan IV.Lejyon,Zeugma’da konuşlandırılmıştır.Roma dünyasının seçkin grubundan olan üst düzey komutanlar,subaylar ve danışmanları ile aileleri buraya yerleşerek kente ticari anlamda büyük hareket getirmişlerdir.

Önemli bir geçiş noktasında bulunan kentte para trafiğinin hareketlenmesi zengin tüccarları da buraya yönlendirmiştir.Zeugma’nın önde gelenlerinin ve zenginlerinin yaşamaları için Fırat manzaralı teraslarda villalar inşa edilmiştir.Zeugma kenti,sanatta en iyi düzeye gelmiş ve pek çok usta sanatçıya ev sahipliği yapmıştır.Sanatçılar,villaların iç dizaynını hayal dünyasını zorlayan eserlerden oluşturmuşlardır.Tabanlarda,Fırat’tan çıkarılan rengârenk taşları kübik biçiminde 8-10 mm. boyutunda keserek (tessera) yapılan,mitolojik kahramanların öyküleri’nin betimlendiği mozaikler yer almaktadır.Eğer sanatçılar açık mavi,açık ve koyu yeşil,turuncu gibi renkte taşları doğada bulamazlarsa,bu renkleri cam tesseralarla elde etmişlerdir.Bunlardan Samsatlı Zosimos Usta’nın Zeugma’ya gelerek yaptığı “Venüs’ün doğuşu” ve “Ziyafet sofrası” adlı iki mozaiği hayranlık uyandırıcıdır.Ele geçen mozaiklerin büyük bir bölümü Roma İmparatorluğu’nun en zengin olduğu,sanatın doruğa ulaştığı 2. ve 3.
yüzyıla aittir.

Duvarlarda ise,sanatçıların ustalıkları’nın hayranlık uyandırdığı renklerin ve şekillerin bütünleştiği freskler bulunmaktadır.Duvar resimlerinde konu olan tanrıça,insan,hayvan ve geometrik motifler kullanılmış olup,renklerin canlılığı ile uyumu ilgi çekicidir.

Zeugma’da,Fırat kıyısından 300 metre yükselen akropol tepesinde kentin koruyucusu Tyche Tapınağı vardı.Bu tapınak,Zeugma’nın kendi darp ettiği sikkeler üzerinde görüntülenmiştir.
Kentin kuzeyinde toprak altında agora,odeon ve hamam gibi resmi binalar,batısında tiyatro,
askeri kamp,kuzeybatısında atölyeler,doğusunda ise villaların olduğu teraslar mevcuttur.
Nekropol alanı,kentin güney ve batısından iki ucu Fırat nehri’yle sonlanan yarım ay biçiminde sarmıştır.

Zeugma’nın günümüzde bile kusursuz diyebileceğimiz bir su şebekesi ve altyapı sistemi bulunmaktadır.Görkemli kentin güzel günleri,Sasani Kralı I.Şapur’un Zeugma’yı yağmalayarak ele geçirmesi ile son bulmuştur.Arkasından yaşanan bir deprem kentin geride kalan güzelliklerini de yok etmiştir.5. ve 6. yüzyıllarda kent Bizans egemenliğine girmiştir.
7.yüzyılda yaşanan Arap akınları sonucunda halk topraklarını terk etmiştir.Uzun süre tarih kitaplarında yer almayan kent, M.S. 9. ve 12. yüzyıllarda İslami yerleşim alanı olarak görünmektedir. Zeugma’dan geçen tarihi İpek Yolu’nun önemini yitirmesiyle kentte önemini yitirmeye başlamış ve17.yüzyılda Zeugma’nın bulunduğu yerin yanına Belkıs Köyü kurulmuştur.
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında hayata geçirilmesi planlanan Birecik Barajı nedeniyle,arkeolojik açıdan oldukça zengin yapıya sahip olan Zeugma’daki değerlerin baraj faaliyete geçmeden önce kısa sürede kurtarılması için “kurtarma kazıları” yapılmıştır.Çıkan eserler Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmek üzere hazırlanmakta olup,bir kısmının ise,müzede sergilenmesine başlanmıştır.


RUMKALE: Rumkale (Hromgla), Gaziantep’in Yavuzeli ilçesi sınırlarında, Kasaba köyünde bulunmaktadır.Fırat Nehri ile Merziman Çayı’nın birleştiği, Fırat’ın batı sahilinde yüksek kayalarla örtülü bir tepe üzerinde yer almaktadır.Stratejik açıdan önem taşıyan Rumkale’nin Asur Kralı III.Salmanassar tarafından M.Ö.885 yılında ele geçirilen “Şitamrat” olduğu düşünülmektedir.Bölge, M.Ö.9.yüzyıl ortalarından itibaren Assur,Med,Pers, Roma ve Arap uygarlıklarının yönetiminde kalmıştır.Günümüzde ayakta kalan mimari kalıntılar, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır.Tarihi yapılar arasında en dikkati çekici olanı, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile kuyunun kenarından helezonik bir yol ile Fırat seviyesinin altına kadar inen sistemdir.Hz.İsa’nın havarilerinden Johannes’in (Yohanna) Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Roma döneminde Rumkale ve çevresinde yaşadığı belirtilmektedir.Johannes’in Rumkale’de inzivaya çekilerek İncil müsvettelerini kopyaladığı, koruduğu, daha sonra bunları Beyrut’a kaçırıldığı söylenmektedir.Hıristiyanlarca Johannes’in mezarının da Rumkale’de bulunduğu inanılmakta ve kutsal sayılan yer ziyaret edilmektedir. Merkezi Şanlıurfa’da olan Urfa Haçlı Kontluğu’nun başlıca kalelerinden birisi de Rumkale’dir.Haçlıların yenilgisiyle 1292 yılında kale ve çevresi Müslümanların yönetimine geçmiştir.Tür-İslam dönemine ait pek çok değerli eser günümüze ulaşmıştır.

KARKAMIŞ HARABELERİ: Gaziantep ili Karakamış ilçesinde, Suriye sınırında bulunan Karkamış antik kenti, Yakındoğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biridir.Tarihi kent M.Ö.2bin yılda Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Mısır’a ulaşan yolların önemli kavşak noktasındadır. “İç Kent”, “Dış Kent” ve “Kale” olmak üzere üç bölümden oluşan Karkamış’ta yönetsel ve işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturmaktadır.

İç ve dış şehir surları, tapınaklar ve hilani tipi ev kalıntıları görülmektedir.Bu yapılarda Hitit ve Assur üslubu kabartmalarda rahipler, savaşçılar betimlenmiştir.Erken ve Geç Hitit dönemlerinden kalma iki ana yerleşimin saptandığı Karkamış’ta, daha çok Geç Hitit dönemine tarihlenen ve simgeleşen kabartmalar, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

PAGOS (Kadifekale): İzmir ilinde bulunan antik adı Pagos, günümüzdeki adı Kadifekale M.Ö.334’te İskender’in Bayraklı’yı almasıyla kent burada gelişmeye başlamıştır. Antikçağ yazarı Pausanias’in anlattığına göre, Kadifekale’de avlanamaya çıkan İskender uykuya dalar, gördüğü düşün yorumuna göre, İzmir’in buraya taşınması ve eski kent halkının da burada yerleştirilmesini buyurur.Yani, İskender’in buyruğu ile kent, Bayraklı’dan Kadifekale eteklerine taşınır.Hatta İskender’in kumandanlarından olan Lysimakhos’un bu işle görevlendirildiği ve kendi adıyla tanınan surları yaptırdığı bilinmektedir.



AGORA: Kadifekale’deki Roma dönemine ait devlet agorasının büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.Kazılar sırasında, bir tanrılar grubunu oluşturan yüksek kabartmalar bulunmuştur.Bu kabartmalarda Demeter’in Poseidon’un yanında ayakta durduğu görülmektedir.Bu iki yüksek kabartma, Roma heykeltıraşlığının Anadolu’da gün ışığına çıkarılan en iyi korunmuş ve en güzel örneklerini oluşturmaktadır.Demeter toprak ve bereket tanrıçası, Poseidon ise denizler hakimidir.Bu iki tanrının agoranın merkezinde öbür tanrılar arasında yan yana görülmeleri, İzmirlilerin o günlerde bu iki tanrıyı yan yana göstermesi, kentlerinin kara ve deniz ticaretine egemen olduğunu belirtmek içindir.Bu eserler İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

BERGAMA (Pergamon): İzmir’in kuzeyinde, Bakırçay Havzası’nda yer alan ve ülkemiz uygarlık tarihinin eski yerleşmelerinden biri olan Bergama, dünya çapında önem taşımaktadır. Bergama antik kenti, kent planlaması açısından döneminin en iyi örneklerinden biridir.Ayrıca sanat, bilim ve tıp alanına katkıları da önemlidir.Bergama Krallığı döneminde başkent olarak yıldızı parlayan kent; Roma İmparatorluk döneminde de bu önemini sürdürmüş Asia eyaleti başkenti olmuştur.Bergama’nın ilk yerleşim alanı, 300 m. yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan Akropol’dür.Tepenin üstünde Bergama kral sarayları, 5 adet sarnıç ve askeri mühimmat depoları (Arsenal) yer almaktadır.Binaların alt bölgesinde Athena Tapınağıi kitaplık ve Traian Tapınağı; bunların altındaki terasta Zeus Sunağı ve tiyatro; en alt kesiminde ise gymnasium ve Demeter Tapınağı bulunmaktadır.Akropolde yer alan dini, resmi, sosyal ve ticari amaçlı binalar, çeşitli dönemlerde inşa edildikler halde, kentin yerleşim planında görülen uyum bozulmamıştır.ayrıca kentte; kitaplık, saraylar, askeri malzeme depoları, Traian Tapınağı, oturma sıraları çok dik bir yamaca inşa edilmiş olan tiyatro, anıtsal Helenistik mimarisinin en önemli ve görkemli yapısı olan Zeus Atları, agoralar, gymnasium ve Serapis Tapınağı kalıntıları görülmektedir.

EPHESOS ( Efes-Selçuk ) : İzmir ili,Selçuk ilçesindedir.Gerek yazılı kaynaklardan gerekse bazı kalıntılardan,önceleri Karialılarla Leleglerin iskân ettikleri yörenin, daha sonra M.Ö.10. yüzyılda Atina Kralı Kodros soyundan gelen Androklos tarafından kolonize edildiği anlaşılmaktadır.Arkeolojik buluntulardan, kentin yerleşim tarihinin M.Ö.3000 yıllarına kadar uzandığı düşünülmektedir.M.Ö.560’da ise Lydia Kralı Kroisos kenti işgal ederek, eski yerleşme yerinden, Artemis Tapınağı’nın (Artemision) bulunduğu alana taşımaktadır.Eski Artemision’un üzerine Kroisos’un yardımları ile yapılan ve kabartmalı sütun tamburları üzerinde “Kroisos hediye etti” kitabesi ile ünlü mabet, Lydialılarla Ephesoslular arasındaki yakın ilişkiyi de ortaya koyar.Bu dönemde kent, Koressos (Bülbül) Dağı yamacından başlayan ve Artemision çevresindeki yerleşmeyi de içine alan bir surla çevrilidir.Lydia egemenliği altındayken demokratik bir şekilde yönetilen Ephesos M.Ö.6. yüzyıl ortalarında Pers egemenliği altına girmiştir.M.Ö.479’da Grek ordularının Salamis ve onu izleyen Plateia ve Mykale Savaşları’ndaki başarıları, Ephesos’un Atik-Delos Deniz Birliği’ne girmesine neden olmuş, M.Ö.5.yüzyılın son çeyreğinde Peleponnessos savaşları süresinde ise Ephesoslular Spartalıların tarafını tutmuşlardır.İskender’in Asya seferi ile Pers egemenliğinden kurtulan Ephesos onun ölümünden sonra kenti eline geçiren Lysimakhos döneminde, Artemision çevresindeki iskan Panayır Dağı ile Bülbül Dağı arasındaki alana taşınmış ve Helenistik dönemden sonraki kent burada gelişmiştir.M.Ö.281’de Lysimakhos yönetimi sona ermiş ve Ephesos, II.Antiokhos Theos zamanında Seleukosların, sonra Ptolemaiosların yönetimine geçmişler.M.Ö.196’da II.Antiokhos zamanında tekrar Seleukoslar tarafından fethedilen kent, M.Ö.188’de Apameia Barışı sonucu Bergama Krallığı’na bırakılmıştır.M.Ö.133’de Bergama Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma’ya bağlanması sonucu Ephesos da Roma İmparatorluğu yönetimine geçmiştir.M.Ö.88’de Mithridates tarafını tutan Ephesos, cezalandırılarak Sula tarafından Roma topraklarına bağlanmıştır.Kent, M.Ö.1.yüzyılın son yarısında Augustus ve sonra Marcus Antonius’un İmparatorluğu ve onu izleyen 2.yüzyıl içerisinde büyük gelişmeye sahne olmuştur.Bu dönemde Ephesos Hıristiyan tarihi içinde de büyük önem taşıyan bir merkezdir.M.S.50 yılından sonra Tarsuslu St.Paul Eohesos’a gelmiştir.Hıristiyanlık için kutsal yerlerden biri olarak bazı konsül toplantılarına sahne olan Ephesos, üçüncü parlak dönemini M.S.6. yüzyılın ortalarında Justinianus döneminde yaşamıştır.M.S.7. ve 8.yüzyıllarda Arap istilaları ile tahrip olan kent, limanının dolmaya başlaması ile ticari önemini yitirmiş, 14.yüzyılda Selçuklu egemenliği ile yeniden canlılığa kavuşmuştur.Timur istilası ile yeniden canlılığa kavuşmuştur.Timur istilası ile kısa sürede el değiştiren Ephesos, Selçuklu egemenliğine girmiş ve 1426’dan başlayarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.M.Ö.6.yüzyılda Ephesos’ta, Ayasuluk Tepesi’nin güneybatı yamacında inşa edilen, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen ve İon mimarisinin anıtsal örneği olan Artemis Tapınağı (günümüzde sadece temel kalıntıları kalmıştır), stadion, tiyatro gymnasiumu, büyük tiyatro, Celsus Kitaplığı, Skolastikia Hamamı, Yamaç evleri, devlet agorası, Hadrianus Tapınağı, Aşk Evi, Traianus Çeşmesi, M.S.431 yılında 3.Ekümenik Konsül’ün (Ruhani Meclis) toplandığı Meryem Ana Kilisesi (Çifte Kilise), caddeler, bu büyük kentin önemli kalıntıları arasındadır.

YEDİ UYURLAR MAĞARASI : Hıristiyan dinine inandıkları için putperestlerin zulmünden kaçan yedi gencin,İmparator Decius zamanında,Panayır Dağı’ndaki Yedi Uyurlar Mağarası’na sığındıkları ve 200 yıl süren bir uykuya daldıkları kabul edilmektedir.Dört katı ortaya çıkartılan mağaralarda,iki kilise ve birçok mezar bulunmaktadır.

KLAZOMENAİ (Urla) : İzmir ili Urla ilçesi’nin yerleşim tarihi,M.Ö.4 bine (Kalkolitik Çağ) kadar uzanmaktadır ve 12 İon kentlerinden biridir..Urla’nın İskele mahallesi’nde yer alan höyükteki yüzey buluntuları,yerleşimin M.Ö.2000 ve M.Ö. 1000’li yıllarda da sürdürdüğünü,yamaçlarda ortaya çıkarılan seramik fırınları ise,bu bölgenin M.Ö.2000’li yıllarda seramik endüstrisinde önemli bir merkez olduğu düşünülmektedir.

Limantepe kazılarında ele geçen buluntular,Urla limanı’nın,dünyanın en eski ve düzenli limanı olduğunu göstermektedir.Yerleşim klasik döneme ait nekropolü,Ayyıldız Tepe ile Cankurtaran Tepe’nin oluşturduğu zincirin batısında ve Urla-İldırı antik yolunun geçtiği bölgede yer almaktadır.Limantepe Höyüğü,Urla’nın akropolü idi.Eşit parsellerden oluşan hippodomik plana göre kurulan Urla kentinde yapılan kazılarda M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir yağhane kompleksi ortaya çıkarılmıştır.

PHOKAİA (Foça) : Adını foklara benzeyen ada ve kayalıklardan alan kent Aeolia bölgesindedir.Protogeometrik seramik buluntuları ortaya çıkarılmış olan bir İon yerleşmesidir.
M.Ö. 546’da Pers egemenliğine direnmesine karşın,Foçalıların bir kısmı kenti terk etmemiştir.Önce Seleukoslar,sonra Bergama’daki Attalos yönetimine geçen kent,M.Ö.133’te Roma’nın yönetimine bırakılmıştır.Doğu Roma(Bizans) döneminde bir piskoposluk merkezidir.1275’te Cenevizliler bir kale inşa etmişlerdir.Antik kentte,Athena Tapınağı’na ait sütun kalıntıları ve İon başlıkları görülebilir.

TEOS (Sığacık) : Teos antik kenti,İzmir ili,Seferhisar ilçesi Sığacık köyünün 1 km. güneyinde,tarihi Teos Yarımadası ile Seferhisar ovası arasında kurulmuştur.M.Ö.1000 yıllarında 12 İon kentinden biri olarak kurulduğu sanılmaktadır.Ana geçim kaynağı deniz ticareti olan Teos’un kuzeyde ve güneyde iki limanı bulunmaktaydı.Alışılmışın dışında bir planı olan kentin akropolü,iki liman arasındaki bir tepededir.Antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağı burada inşa edilmiştir ve günümüze kadar iyi korunmuş durumdadır.
Teos’ta bulunan Helenistik ve Roma dönemi eserleri arasında en önemlileri,Dionysos Tapınağı,tiyatro,odeon,sur ve liman kalıntılarıdır.

ANTİOKHEİA (PİSİDİA ANTİOKHEİA’SI (Yalvaç) : Isparta ili,Yalvaç ilçesi’nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları’nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli bir arazide kurulmuş Pisidia bölgesi’nin başkentidir.Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir.Seleukos soyundan Antiokhos tarafından kurulmuştur.Kente kurucunun adını yaşatmak için “Antiokheia” adı verilmiştir.M.Ö.25 yılında Pisidia bölgesinde ilk ve en büyük askeri koloninin İmparator Augustus tarafından kurulmasından sonra kent,imparator tarafından bir Roma askeri kolonisi olarak yeniden kurulmuştur.

Augustus,Antiokheia’ya Roma’dan 3000 kişi getirip yerleştirerek kente “Yedi Mahalle” adını vermiş,ayrıca yaptığı işlerle ilgili “Res Gestae” adı verilen Latince metine ait parçalar bu kentte bulunmuştur.Bu nedenle antik Roma kenti ile Antiokheia kardeş kent olarak tarihte önemli bir yere sahip olmuştur.Bizans döneminde özellikle M.S. 1. yüzyıl başlarında St.Paul ve St.Barnabas’ın yeni dini yaymak için(Hıritiyanlık) Anadolu’ya yapmış oldukları üç önemli misyonerlik seferi’nin ilkinde Antiokheia’yı merkez seçmeleri oldukça dikkat çekici olup,bu dönemde de kent önemini korumuştur.

Kente giriş batı kapısından yapılır.Cardo Maximus adı verilen cadde,dar ve düz sokaklara açılır.Kent iki ana meydandan (Augustus ve Tiberius) oluşmaktadır.Bu meydanlar kentin doğusunda ve odak merkezlerinde bulunmaktadır.Antiokheia’yı oluşturan tarihi yapılardan surların tümü 3000 metre dolaylarındadır.Helenistik dönemde inşa edilen görkemli surlar,
Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilerek onarılmıştır.Kentin girişi’nin güvenliğini sağlayan “batı kapısı” zırh ve silah kabartmaları ile bezelidir.Bu kabartmalar antik kentin gücünü simgelemektedir.Kentin en yüksek kutsal alanı İmparator Augustus’un adına yapılan
Görkemli “Augustus Tapınağı”,mimari tarzının inceliği ile tüm kutsal güçleri canlandırmaktadır.Propylon(Anıtsal Giriş),Augustus Alanı ile Tiberius Alanı’nın kesiştiği yerde konumlandırılmıştır.

Tiberius Alanı,sütunlu caddenin doğu bitiminde yer almaktadır.Galeride dükkânların yer aldığı bölümlerden bol miktarda cam,pişmiş toprak ve bronz malzeme ele geçirilmiştir.
Kentin en önemli bölümlerinden olan Sütunlu Cadde, Tiberius Alanı’na kadar uzanmaktadır.Antik tiyatro, kent merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilmiştir.Tiyatro üç ana bölümden oluşmaktaydı.Tiyatro, diğer antik tiyatroların sahip olmadığı 56 m. uzunluğunda, 8 m. genişliğinde bir tünele sahiptir.Yaklaşık 5.000 kişilik olan tiyatro, kabartma desenlerle bezenmiştir.Kentin kuzeybatı köşesinde yer alan Roma hamamı, diğer hamam mimarilerine uygun tarzda inşa edilmiştir.Hamamda soğuk, sıcak ve ılık kısımları, soyunma ve servis bölümleri,su testileri ve depolar vardır.Sultan Dağları’nın eteklerinde ve akropolün batısındaki stadium , Helenistik dönemde inşa edilmiştir.Antiokheia’nın ilk ve en büyük kilisesi olan St.Paul Kilisesi, Roma hamamının 200 m. güneyinde yer almaktadır.Yapı bazilikal planlıdır.Kilisede yapılan araştırmalar, daha önce inşa edilmiş küçük boyutlardaki bir kilisenin varlığını ortaya çıkarmıştır.Kilisenin taban mozaikleri ile sütunlu bir duvarın görünümü oldukça etkileyicidir.Bu küçük kilisenin altında da kiliseden daha küçük boyutta bir sinagog tespit edilmiştir.Kilisenin içinde çok sayıda mezar ve iskelet kalıntılarına rastlanmıştır.Kilisenin tabanı özel dizaynlı mozaiklerle bezelidir.Kilisede yer alan kitabelerde Optimus Ortodoks liderlerinin adı geçmektedir.Antik kentin simgesi olan sukemerleri, Roma devrinde inşa edilmiştir.Kentin kuzey yönü boyunca uzanan sukemerleri 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmıştır.Antik kentte şifalı suları taşıyan bu kemerler oldukça sağlam durumdadır.

TİTUS (VESPASİANUS) TÜNELİ: Samandağ’ın 5 km. kuzeyinde denize egemen yamaçlarda Seleukos Nikator tarafından kurulan tünel, kurucusunun adı ile anılmaktadır.Şehrin, dağın hemen bitiminde dağdan gelen dererlin ağzında bir iç limanı vardı.Sellerin bu limanı doldurması tehlikesi ortaya çıkınca İmparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırılmıştır.Tünel, Titus zamanında tamamlanmış ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları, yüksekliği 7 m. ve genişliği 6 m. olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtılmış ve böylece limanının su altında kalması engellenmiştir.130 metresi tünel, kalanı ise açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevlik’e kadar 1380 metredir.Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta 100 m. kadar uzaklıktan kaya mezarları bulunmaktadır.Burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni çukurun tabanındaki geniş mağaradır.İçinde çok sayıda mezar bulunan ve diğerlerinden farklı yapılmış olan bu mağara yüksek ve gösterişli olması nedeniyle halk arasında “Beşikli Mağara” olarak anılmaktadır.Antik şehrin yerleşim yerinin yukarı kısımlarında tapınak kalıntılarına da rastlanmaktadır.Bunlardan başka, Mağaracık köyü dolaylarında da çok sayıda mağara vardır.

HARBİYE (DAPHNE): Antakya’ya 7 km. uzaklıkta, her yanı yeşillikle çevrili güzel bir piknik yeri olan Harbiye’de antik Çağın ünlü Daphne kenti bulunmaktadır.Seleukos ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir dinlence yeri olan Daphne’nin çok sayıda köşk, tapınak ve eğlence yeri ile meşhur olduğu söylenmektedir.Buradaki villaların döşemelerinde görülen Roma dönemine ait mozaiklerin önemli bir bölümü Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

ÇEVLİK (SELEUKİA PİERİA) ANTİK KENTİ: Antakya’nın 35 km. batısında Musa Dağı’nın güneyinde kurulmuştur.Tarihi Seleukoslarla başlar.Büyük İskender’in ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılan ve burayı içine alan topraklar Seleukoslara kalır.Seleukia Pieria kenti aşağı ve yukarı olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.Yukarı kent, deniz seviyesinden 300 m. yüksekliktedir.Burada büyük bir saray kalıntısı, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır.Aşağı kent, liman çevresinde kurulmuştur.El-mina adlı iki kapısı olup etrafı surlarla çevrilidir.

SELEUKİA ADKALYKADNUM / GÖKSU SELEUKİA’SI (SİLİFKE): Bugünkü Silifke ilçesinin büyük ölçüde üzerinde kurulduğu, Göksu’nun batı yakasındaki Selekuia, Selekuos Mikator tarafından büyük bir olasılıkla M.Ö.296-280 yılları arasında kurulmuştur.Roma egemenliği sırasında Dağlık Kilikia Bölgesi’nin çoğu kent gibi Roma’nın egemenliği altına girmiş ve müttefiki olmuştur.M.S.72 yılında kesin olarak Roma’ya bağlanan Selekuia, IV.yüzyılda Dağlık Kilikia veya Issaura’nın metropolisidir.Kentin, bugün kalıntısı görülen geç devirlere ait kalenin eteklerine ve Göksu’nun kıyısındaki alanı kapsadığı tahmin edilmektedir.Bölgede bulunan kalıntıların hemen hepsi Roma ve Bizans dönemlerine aittir.Tahrip olmuş durumdaki tiyatronun kitabesinden, Roma döneminde yapıldığı, daha sonrada onarım gördüğü anlaşılmaktadır.Ayrıca M.S.2.yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Korint düzenli bir tapınak ve tapınağın doğusunda bulunan bir Stadion ilgi çeken kalıntılar arasında sayılabilir.

POMPEİPOLİS (SOLİ / VİRANŞEHİR): Mersin’in 14 km. batısında, deniz kenarında bulunan Soli antik kenti, M.Ö.7. yüzyılda Rodoslu Kolonistler tarafından kurulmuş ve kente güneş anlamına gelen Soli adı verilmiştir.Sonradan burayı korsanlardan temizleyen Pompeius, yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına kenti yeniden imar edip adını Pompeipolis olarak değiştirmiştir.Bizans Döneminde Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından Soli Piskoposluk Merkezi yapılmış 527 yılında ise meydana gelen büyük sarsıntı ile tamamen harap olmuştur.Pompeipolis kentinde liman, sütunlu cadde, tiyatro, Roma hamamı , kent duvarları, nekropol, sukemeri gibi yapıların bulunduğu bilinmektedir.Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan Korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır.Mersin Müzesi’nde kentte ilişkin eserler sergilenmektedir.

ANEMURİON (ESKİ ANAMUR): Anamur ilçe merkezinin 6 km. güneybatısında bulunan kentin ne zaman kurulduğu üzerine bilgiye ulaşılmadığı gibi, Roma İmparatorluk dönemi öncesine giden kalıntılara da bugüne kadar henüz rastlanmamıştır.Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö.4.yüzyılda da var olduğu bilinmektedir.Anemurion’un adının “Rüzgarlı Yer” anlamında kullanıldığı da antik kaynaklardaki ifadelerden anlaşılmaktadır. Kentin tarihi hakkında kesin olarak bilinen tek şey, Anemurion’un, Kommagena Kralı VI. Antiokhos’un bir süre elinde kaldığı ve daha sonra Roma yönetimini geçtiğidir. M.S.3.yüzyılda Arap istilası yüzünden terk edilen kent, M.S.12.yüzyılda kısmen de olsa iskan edilmiştir.Selçuklu ve Osmanlılar antik kent yerine Anamur ve Mamure Kalesi’nde yerleşmeyi tercih etmişlerdir.Anemurion kalıntıları yukarı şehir ve aşağı şehir olmak üzere iki kısımda toplanır.Yukarı kent veya iç kale burun üzerinde yer almaktadır.Üç yanı denizle çevrili bu bölüm kuzeyden kulelerle desteklenmiş ve zikzak bir surla güvenlik altına alınmıştır.Asıl kalıntılar aşağı kenttedir.Batıdaki dağda Aquadukt (sukemeri) ve hemen yakınından başlayan mezar binaları görülmektedir.Mezarlar kıyı ve dağın doğu yamacını kaplayarak kuzeye doğru yayılır.Mezarların yoğun olduğu kesimin güneyinde, yamaçta harap durumdaki tiyatro, tiyatronun doğusunda odeon veya bouleuterion (kent meclis binası) olabilecek bir yapı kalıntısı daha bulunmaktadır.Bunların dışında 3 hamam, Bizans dönemi kilisesi ve aynı döneme ait bir hamam kalıntısı vardır.En ilginç kalıntı, kireçtaşından, tek veya iki katlı, çoğu M.S.I-IV. Yüzyıllar arasında yapılan 350 dolayında mezardır.



HİERAPOLİS (Pamukkale) : Denizli ili,Pamukkale ilçesinin 24 km. kuzeyinde Büyük Çökelez Dağıyla kaplı bir düzlüğe,Bergama Kralı II.Eumenes tarafından kurulmuştur.Adını efsanevi kahraman Telehos’un karısı “Hiera” dan almıştır.Hierapolis kutsal kent anlamı taşımaktadır.Kent,Helenistik özellik göstermektedir.M.S.17’de büyük bir depremle yıkılınca,
Romalılarca yeniden inşa edilmiş ve Roma karakteri kazanmıştır.Roma döneminde gelişen kent,Hıristiyanlığın yayılış yıllarında İsa’nın havarilerinden Saint Philip burada çarmıha gerilince piskoposluk ve metropolitlik merkezi olmuştur.Kentteki önemli kalıntılar: Roma Hamamları,Apollon Tapınağı,Tiyatro,Anıtsal Çeşme(Nymphaion),Büyük Kilise,Domitian Zafer Kapısı,Hamam,Bazilika,Saint Philip’in Mezarı,Su Deposu,Kuzey ve Güney Bizans Kapıları,Kent Surları,Nekropol olarak sayılabilir.

Roma Hamamları: Hierapoliste,Roma döneminden kalma iki hamam vardır.M.S.II.yüzyıl ortalarında yapılmışlardır.Büyük kemerler ve duvarlar oldukça sağlamdır.Duvarlar büyük taş(blok),harç kullanılmadan kurulmuştur.Yapının doğu bölümünde palaestra(Eski Yunan ve Roma’da beden eğitimi yada güreş okulu) vardır.Onun güneyinde ve kuzeyinde iki oda,batıdaysa büyük bir avlu vardır.Frigidarium(soğukluk) ve Calidarium(sıcaklık) bölümleri’nin yanında çevrede ortaya çıkartılmış heykellerin saklandığı bir oda bulunmaktadır.Kapalı kısımların ve açık kısımların iç kısımlarında kemer biçiminde derin nişler vardır.Yıkılan kapalı bölümler eski haline getirilmek üzere onarılmıştır.Kapalı alan ve sonradan onarılarak eski haline getirilen tonozlar müze olarak kullanılmaktadır.

Tiyatro : Hierapolis Tiyatrosu M.S. II.yüzyıl Roma yapısıdır.Cavea(oturma yerleri),scene (yapının ön yüzü) ve sahne bölümlerinden meydana gelmiştir.Titatro 15-20 bin kişi alacak büyüklüktedir.Cavea sağlamdır.Sahneyi ve Scene’yi süsleyen üst kısımları yıkılmış,mermer bloklar üzerindeki kabartmalar müzede sergilenmektedir.Bunlarda Septimus Severus ve ailesi,Tanrılar ve Dionysos şenlikleri anlatılmaktadır.Scene’nin sağ ve solunda ayrıca ortada ve her iki yanında mermerden oymalı beş büyük kapısı vardır.

Apollon Tapınağı : Yapının temelleri Geç Helenistik,üst bölümler III.yüzyıl Roma dönemindendir.Kareye yakın dikdörtgen planlı sella ve Pronaos(ana mekanın üstündeki giriş) bölümlerinden oluşmaktadır.Mabet büyük bloklardan harç kullanılmamaksızın yapılmıştır.

Saint Philip Martirum(Oktogon) : Mezar şehrin kuzeydoğusunda,surların dışında M.S.V.yüzyılda İsa’nın havarilerinden St.Philip adına yapılmış 20x20 kare kaide üzerine oturtulmuş sekizgen planlı bir yapıdır.Ortadaki geniş mekan orijinalinde üzerinde kurşun bir kubbe ile örtülüdür.Erken Hıristiyan mimarisi’nin merkezi planlı anıtlarındandır.Orta mekan çevresinde kemerli geçitlerle bağlanmış fil ayakları vardır.Fil ayağı aralarında önlerde ikişer sütun ve birer nef vardır.Nefler küçük geçitlerle ana mekan etrafında yer alan,moloz taştan yapılmış altı odaya bağlanmıştır.Ana giriş ve çıkış yapının doğu ve kuzey koridorları üzerindedir.Üst yapılar tamamen fil ayakları ve duvarın ise büyük bir bölümü yıkılmıştır. Philip orta mekanda gömülüdür.

LADDİKEİA (Goncalı) : Denizli ilinin 6 km. kuzeyinde yer alan kent,M.Ö.III.yüzyılda Seleukos Kralı II.Antiochos Theos tarafından kurulmuş ve kente eşinin adı verilmiştir.
M.Ö.II.yüzyılda Bergama Krallığı kontrolü altındadır.M.S. 60 yılında depremle büyük tahribata uğramış olan kent,Roma döneminde büyük ölçüde imar görmüştür.Bizans döneminde çok gelişme gösteren kent,Asia Metropolisinin oturduğu yer olarak önem kazanmıştır.



HATTUŞA (BOĞAZKÖY): Boğazköy ilçesi sınırları içinde yer alan Boğazköy’ün (Hattuşa) Ankara’ya uzaklığı 208 km. Çorum’a uzaklığı ise 82 km.’dir.Anadolu’nun ilk örgütlü devlet yapısına sahip olan Hititler’in başkenti Hattuşa’nın Anadolu arkeolojisinde de önemli bir yeri vardır.Bilim alemine ilk olarak 1834’de Fransız Charles Texier tarafından tanıtılan kentte, 1906 yılında başlatılan kazılar, bugünde sürdürülmektedir.

Kazı ve araştırmalar, kent içindeki yerleşim M.Ö.3. binin sonlarında , Eski Tunç Çağı’nda olduğunu ortaya koymuştur.Fakat Boğazköy’ün gerçek tarihi M.Ö.19. yüzyıldan 18.yüzyıla geçiş dönemine rastlar.Bu tarihlerde İç Anadolu’daki pek çok kent gibi Boğazköy’e de yerleşen ve yazı yazmayı bilen Assurlu tüccarlar yerli halkla ticari ilişkilerde bulunmuşlardır.Bunlara ait çivi yazılı tabletlerden birinde, Boğazköy’ün adı Hatti dilindeki biçimiyle “Hattuşa” olarak ilk kez yazılı bir belgede geçmektedir.M.Ö.17.yüzyılda Orta Anadolu Hitit egemenliğine girdikten sonra, 1600’lerde Boğazköy Hitit Devleti’nin başkenti olmuştur.Başkent Boğazköy’de yaşayan ilk kral “Hattuşalı” anlamına gelen Hattuşili’dir.

M.Ö.1450 yıllarında Hitit Krallığı’nın gelişerek İmparatorluğa dönüştüğü görülmektedir.Başkentte ki imar faaliyetleri de buna paralel olarak büyük gelişmeler göstermiş, özellikle Büyük Kral IV.Tuthaliya ve II.Suppililiuma zamanında, M.Ö.13.yüzyılda en parlak dönemini yaşamıştır.Bu dönemlerde kent, bir plan ve program içinde saray ve tapınaklar mahallesi, çeşitli anıtları ve bunları çevreleyen anıtsal surları ise büyük bir metropol halini almıştır.M.Ö.1200 yıllarında Hitit dönemi son bulmaktadır.M.Ö.8.yüzyılda kentte yeniden bir canlanma görülmektedir.Roma ve Bizans dönemlerinde ise Boğazköy, küçük bir yerleşim niteliğindedir.Bugün tarihi Milli Park olarak ilan edilen Boğazköy’de görülecek başlıca yerler Aşağı Şehir’deki büyük mabet, şehir surları ve üzerindeki anıtsal kapılar (Aslanlı Kapı,Poterni ile Yer Kapı, Kral Kapısı), Yukarı Şehir’de tapınaklar Nişan Tepe, Krallık Sarayı ve diğer yapılar ile Büyük Kale’dir .


APHRODİSİAS : Aydın ili,Karacasu ilçesinin 12 km. güneydoğusunda bir Karia kenti olarak kurulan Aphrodisias, altın çağını Roma döneminde yakalamıştır.Bu dönemde olağanüstü güzellikte mermer heykeller ve yapılar inşa edilmiş ve Aphrodisias stili olarak bilinen bir sanat ekolü de gelişmiştir.
Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir.
Kentte görülen başlıca yapı kalıntıları M.S.2. yüzyılda İmparator Hadrianus zamanında yapılan hamam,büyük havuzlu agora,M.Ö.1. yüzyılda Tanrıça Aphrodite için yapılan tapınak,stadyum,tiyatro,tiyatro hamamı,odeon,piskopos sarayı ve felsefe okuludur.

MİLET : Aydın ili Yenihisar ilçesi,Balat köyü yakınlarındadır.Milet’te ilk yerleşimin M.Ö.2000 ortalarından başlamak üzere Myken kolonisinin varlığı ile görüldüğü bilinmektedir.Daha sonra Milet,Atina Kralı Kodros’un oğlu Nekus önderliğindeki İonialılar tarafından tekrar kurulmuştur.İonia’nın en önemli şehir limanlarından birisidir.Dört limanı vardır.

En parlak dönemini M.Ö.7.ve 6.yüzyılda yaşamıştır.Özellikle M.Ö.650’den sonra Karadeniz ve Akdeniz’deki kolonileri sayesinde çok zenginleşmiştir.M.Ö. 546’da Perslerin eline geçmiş,daha sonra Roma döneminde bağımsız bir kent olmuştur.Erken Hıristiyanlık döneminde de önemli bir merkez olan Milet’te,yerleşim yeri küçülmüş,13.yüzyılda Selçuklu,ardından Osmanlı egemenliğine geçmiştir.

Ören yerinde bu dönemlerden kalma Milet Tiyatrosu,Faustina Hamamı,agora,tören caddesi,anıtsal çeşme,gymnasium,Virgilius Capito hamamı,Türk hamamı,Athena tapınağı,stadium,delphinion,liman anıtı,agora,Zeus Olympios Temenosu,bouleuterion(Senato Binası),Mısır Tanrılarının Temenosu kalıntıları bulunmaktadır.

DİDYMA (Yeniköy) : Aydın ili,Yenihisar ilçe merkezindedir.Didyma aslında bir antik kent değil,kutsal bir mahalledir.Miletos’tan gelen kutsal yol ile bağlantısı bulunan Didyma,bir kehanet merkezidir.Didyma ile ilgili ilk yazılı kaynak Herodot’tur.Herodot M.Ö. 600 ‘lerde
Mısır Kralı II.Nekho ve Lidya Kralı Kroisos’un Didyma’daki Apollon mabedinde adaklar sunduklarını nakleder.

Arkaik devirde çok ünlü olan Apollon’un kutsal yeri Persler tarafından M.Ö. 494’de yıkılmıştır.M.Ö. 311’de tekrar canlanmaya başlayan ve mabet yeniden inşa edilmeye başlanır.
Seleukoslar döneminde planda değişiklikler yapılarak mabedin boyutları büyütülmüştür.

Artemis,Zeus,Aphrodite mabetleriyle diğer bazı yapılarında bulunduğu inşaatın Roma devrinde de sürdüğü,mabet çevresinde ele geçen kitabelerden anlaşılmaktadır.M.S.250’den önce mabet önemini yitirmeye başlamış ve M.S.385’te Theodosios’un emri ile tamamen önemini yitirmiştir.Hıristiyanlığın yaygınlaşması ile birlikte,zaten bitirilmemiş olan mabedin adytonuna bir kilise yapılmıştır.

ALİNDA : Aydın ili,Karpuzlu ilçesi yakınındadır.Hekatomnos’un kızı Ada,erkek kardeşi Pixodaros tarafından Halikarnassos’tan uzaklaştırılınca burayı kendisine başkent yapmıştır.
Karia’nın en müstahkem şehri diye nitelendirilen Alinda,İskender’in ölümünden sonra Bergama Krallığı’nın toprakları içinde kalmış,bu krallığın vasiyeti ile Roma yönetimine girmiş,M.S.3. yüzyıla kadar kendi adına sikke bastırmıştır.

Bizans egemenliği altında önemini yitiren Alinda’nın piskoposluk merkezi olduğu,listelerde adına rastlanmasıyla belli olmaktadır.Şehrin dikdörtgen bloklardan örülmüş surları büyük ölçüde ayaktadır.Akropolün güneybatı eteğinde Helenistik tiyatrosu ne akropolün kuzeybatı ucunda ise dört kemeri tam olarak ayakta duran aquadukt dikkati çekmektedir.

NYSA : Aydın ili,Sultanhisar ilçesinin kuzeyinde yer almaktadır.Çok dik bir boğazın iki yanına kurulmuş binalar,sokaklar ve meydanlar tonozlu alt yapılarla desteklenmiştir.
M.Ö.3.yüzyılın ilk yarısında Seleukos’un oğlu I.Anthiochos Soter tarafından kurulmuştur.

İki yakalı olarak kurulan kenti bir köprü birbirine bağlamaktadır.Burada tiyatro,gymnasion,agora,tünel vb. yapılar mevcuttur.Roma döneminde binalara ilaveler yapılmıştır.

MAGNESİA ADMEANDRUM ( Menderes Magnesia’sı) : Aydın ili,Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi yakınındadır.Magnesia Aiolialılar tarafından kurulmuştur.Bir süre Lidya Kralı Gyges’in egemenliğinde kalmış,M.Ö.650’de Kimmerler tarafından yakılıp yıkılmıştır.
Miletliler kenti tekrar kurmuşlardır.M.Ö.530’da Ispartalılar,daha sonra Persler,M.Ö.400’de Seleukoslar ve M.Ö. 189-133’de Attaloslar yerleşmiştir.

Kent,M.Ö.87’de Romalılara karşı koyan Pontus Kralı Mithridares Arkhelaos’a kapılarını kapatınca,Romalılara dost olmuş ve bağımsız olarak yaşamını sürdürmüştür.Bizans döneminde de piskoposluk merkezi olmuştur.

Ören yerinde bulunan kalıntılar Artemis Tapınağı ve sunağıdır.Vitruvius’a göre tapınak Hermogenes’in yapıtı olup,M.Ö.2. yüzyılda yapılmıştır.Zeus Sosipolis Tapınağı M.Ö.170-150 yılında yapılmıştır.Bu yapı da Hermogenes’e aittir.

STRATONİKEİA (Eskihisar) : Muğla ili,Yatağan ilçesinin 6-7 km. batısındaki Eskihisar köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır.Kent,M.Ö.3. yüzyılda kurulmuştur.Yapılan araştırmalara göre,Suriye Kralı I.Antiokhos tarafından eşi Stratonike için kurulduğu söylense de arkeolojik buluntular ve yazılı kaynaklar daha öncede burada bir kent bulunduğunu göstermektedir.

Gezgin ve yazar Strabon’a göre,çok güzel yapılarla donatılan kent,bilinmeyen bir tarihte Rodos’a armağan edilmiş,M.Ö.167 yılında Roma Senatosunca Karia’nın bağımsızlığına karar verilince,Rodos egemenliği sona ermiştir.Yapılan kazılarda ele geçirilen sikkelerden,
Stratonikeia sikkelerinin Rodos’tan bağımsızlığı kazandığı M.Ö.167’den itibaren basılmaya başlandığı ve Gallienus(M.S.253-268) zamanına kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

Kentin akropolü güneydeki dağın tepesinde olup,kuzeyinde,yamaçtaki bir teras üzerinde (şimdiki kentler arası yolun hemen altıda),bir yazıtta imparator tapınımına ayrıldığı yazılan küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.Bunun aşağısında da büyük bir tiyatro bulunmaktadır.Tiyatronun tek diazoması vardır.Sahne binasının kalıntıları,yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkartılmıştır. Yerleşimin gerçekleştiği kent üzerinde,günümüzde terk edilmiş Eskihisar köyü bulunmaktadır.

Kent surlarla çevrilmiş olup,günümüzde yalnızca önemsiz uzantıları görülebilmektedir. Yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde,büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır.Katmanlarının düzgünce uygulanmasına karşın yapının onarım gördüğü,diğer yapılardan alınma yazılı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır.Kentin kuzey kenarına açılan ana giriş kapısı büyük bloklardan örülmüştür.Kalıntılardan,bir zamanlar üzerinde kemer olduğu anlaşılan kapı iki girişli olup,bu girişler arasında bir nymphaion vardır.
Kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir.Kentin tam ortasında,en çok göze çarpan yapı olan,antik Yunan’da kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır.
Bouleuterionun tiyatro benzeri küçük bir yapı olup,hemen batısında tek başına duran kapı ise bu alanın giriş kapısıdır.Bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında Diokletianus’un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı Latince yazılmıştır.Bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur.Agoranın,Bouleuterionun çevresinde olduğu yapılan kazılardan anlaşılmıştır.Batıda,gmynasion adı verilen yapı bulunmaktadır.Kentin giriş kapısından itibaren başlayan kutsal yolun kenarlarında oda mezarları bulunmuştur.Giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve Legina’daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır.

LAGİNA : Lagina-Hekate kutsal alanı,Muğla ili Yatağan ilçesine bağlı Turgut beldesi sınırları içersinde yer almaktadır.Karialıların önemli kültür merkezi olan Lagina kutsal alanının ünü zamanımıza kadar gelmiş olup,bu yöre halen Leyne adı ile tanırır.Son yapılan araştırmalar,yörenin eski Tunç Çağından (M.Ö.3000) günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğunu göstermektedir.Seleukos kralları büyük imar çalışmaları ile Lagina kutsal alanı dini merkez ve buraya 11 km. uzaklıktaki Stratonikeia kentini de siyasi merkez yapmışlardır.

Legina’da ve Stratonikeia Bouoleuterion’u duvarlarında halen var olan yazıtlardan öğrenildiğine göre,bu iki kent birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmıştır.Legina kutsal alanında,”propylon”(anıtsal giriş kapısı),bu kapıya bağlanan kutsal yol,”atlar”(kurban ve sunak yeri),”peribolos”(kutsal alanı çevreleyen duvar),Dor mimari düzeninde stoalar ve Hekate Tapınağı bulunmaktadır.Kutsal alan,aynı zamanda stoaların arka duvarını oluşturan 2 metre yüksekliğe kadar ayakta kalmış duvarlarla çevrilidir.Üç girişli olan ve batı ucunda dört adet İon sütunu ile taşınan apsisi bulunan anıtsal giriş kapısı,stoaya da bir kapı ile bağlanmıştır.Anıtsal giriş kapısından atlara giden taş döşeli yola bağlanan 10 adet merdiven sırası vardır.Beş merdiven sırası ile çevrili olan ve üzerinde İon kaideli,Korint başlıklı tek sıra sütun bulunan bir platform üzerine oturan tapınak,kutsal alanın tam ortasındadır.

CEDREAE/KEDREAİ (Sedir Adası) : Muğla ili,Ula ilçesi sınırları içerisinde,Gökova Körfezi’nde yer alan Sedir Adası(Cedreae-Kedreai antik kenti) arkeolojik ve doğal yapısı ile yörenin kültür turizminin en yoğun yaşandığı bölgelerinden birisidir.Sedir Adasına,Gökova-Akyaka beldesinden yada Çamlıköy’den teknelerle ulaşılabilmektedir.

Düzgün kesme taştan çok sayıda kulesi,sur duvarları,Apollon Tapınağı ve onun yerinde sonradan yapılan kilisesi,hâlâ ayakta duran iyi korunmuş tiyatrosu ve izleri görülebilen agorası ile oldukça zengin arkeolojik veriler sunan Sedir Adası’nda antik liman kalıntıları da
görülebilmektedir.

KAUNOS ( Dalyanköy ) : Antik kaynaklardan Herodot ve Strabon’da adı geçen Kaunos kentinin M.Ö.540’ta Perslerin yönetimi altına girdiği bilinmektedir.Perslerin içişlerine karışmadığı kent çabuk kalkınmıştır.Arkeolojik veriler özellikle,M.Ö.4.yüzyıldan itibaren kentin bir Grek kenti özelliği kazandığını gösterir.

Surların büyük bir kısmı Kayra Satrabı Maussolos döneminde yapılmıştır.İskender’in istilasından sonra Maussolos’un kız kardeşi Ada’ya verilmiştir.Daha sonra Ptolemaios, Seleukoslar ve Rodos’a bağlanan kent,M.Ö. 167-129 tarihleri arasında bağımsızlığını elde etmiştir.Bergama Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma’ya bağlanması üzerine M.Ö.129’da Kaunos Roma topraklarına katılmıştır.

Hıristiyanlık dönemine ait en az üç kilisenin olduğu bilinmektedir.Akropol üzerinde surların bir kısmı ile bazı duvar kalıntıları Ortaçağ veya daha geç döneme ait olabilir.Kaunos’taki arkaik döneme ilişkin sur duvarları,mazgal delikleri ve siperlikler günümüze ulaşmıştır.

Küçük kale ile Çömlekçi Tepe arasında kalan Sülüklü Göl,antik devirde zincirle kapatılan bir limandı.Limanın kuzeyindeki stoa,liman agorası,yazıtlı nymphaion,beş adet tapınak,oldukça sağlam durumda Roma tiyatrosu,kaya mezarları kentin görülebilen kalıntılarıdır.

LETOON : Muğla ili;Fethiye-Kaş karayolu üzerindedir.Şair Ovidius’un anlattığı bir efsaneye göre,Zeus’tan hamile kalan tanrıça Leto,ikiz çocukları Artemis ve Apollon’u Delos’ta doğurur.Sonra Ksanthos Nehri’nin denize ulaştığı yere gelip,nehir boyunca,bugünkü Leto tapınağının bulunduğu yerdeki kaynağa varıncaya değin yürür.Kaynakta çocuklarını yıkamak isteyen,fakat yerli halkça engellenen tanrıça,yöre halkını lanetler.İşte Letoon ören yerinin kuruluşu bu mitolojiye dayanmaktadır.Letoon ören yerinde yapılan kazılarda ele geçen buluntulara göre,ilk yerleşim M.Ö.8.yüzyıla kadar gitmektedir.

Buradaki kalıntılar ve ele geçen kitabeler Letoon’un,Lykia Birliği döneminde politik ve dini bir merkez olduğunu göstermektedir.Antik kent merkezinde yan yana dizilmiş üç tapınak olup,bunlardan en batıda olanı Leto’ya,daha küçük olan ve ortada yer alan tapınak Artemis’e, en doğuda Dor düzenindeki tapınak ise Apollon’a aittir.

Apollon tapınağı yakınındaki çöplük alanı içinde bulunarak bugün Fethiye Müzesi’nde sergilenen üç dilli kitabe çok büyük bir önem taşımaktadır.Likçe,Aramice ve Grekçe ile yazılmış olan kitabe,Lykia dilinin çözülmesinde çok büyük bir rol oynamıştır.

Tapınakların güneybatısında,nymphaion (çeşme) binası ile bunun doğu kenarında erken Hıristiyanlık dönemine ait kilise yer almaktadır.Ören yeri içersinde ayrıca,stoa ve tiyatro da görülmeye değer kalıntılar arasında yer alır.

OENOANDA ( Asar Beli / Gavur Pazarı ) : Muğla ili;Fethiye-Korkuteli karayolu üzerinde İncealiler köyünün üst kısmında yer alır.Oenoanda,bir yerleşim adı olarak,ilk kez Hitit metinlerinde geçer.Oenoanda asıl ününü M.S.2,yüzyılın ilk yarısında kentte yaşamış Epikürcü Filozof Diogenes’e boçludur.Diogenes,düşüncelerini uzun bir yazıt halinde kentteki kuzey stoanın duvarlarına kazımıştır.Ancak,yapının yıkılıp parçalarının dağılması nedeniyle,kentin her yerinde bu yazıttan parçalar görmek mümkündür.

Antik kentten günümüze ulaşan en erken kalıntı,güneyinde yer alan ve M.Ö.200 yıllarına tarihlenen sur duvarlarıdır.Duvar son derece taş işçiliği ve beşgen kulesi ile dikkat çekicidir.
Roma döneminde kentte,yukarı agorayı tepeden görecek konumda,Augustus dönemine ait olduğu sanılan,Dor mimarisi düzeninde bir tapınak inşa edilmiştir.Bu yapının içinde imparator Augustus için yazılmış bir yazıt parçası ele geçmiştir.M.S. 70 yıllarından başlayarak Flavius döneminde,yukarı agoraya çıkan yolun güneyinde,kentte iki gymnasium- hamam kompleksinin küçük olanı inşa edilmiştir.Büyük gymnasium-hamam kompleksi ise, M.S.140’larda Rhodiapolis’li Opramoas tarafından bağışlanan paralar ile yukarı agoranın batısında yapılmıştır.Yapıya daha sonra 3.yüzyıl başlarında sütunlu bir avlu eklenmiş ve yapı imparator Septimius Severus ile Caracalla’ya adanmıştır.Kentin güneyindeki su kemeri de büyük olasılıkla Flaviuslar döneminde yapılmıştır.

Erken Bizans döneminde kent,tapınağın yerine,en büyük agoranın hemen doğusundaki kiliselerin yapımına tanıklık etmiştir.Kent,tepe yamaçlarına inşa edilen ve Roma dönemine tarihlenen mezarlarla çevrilidir.Bunların en büyüğü M.S.2.yüzyılın ikinci yarısında Licinnia Flavilla tarafından yaptırılan heroondur.Bu anıt mezarda I.Flavilla’nın ailesinin soyağacını veren bir yazıt yer almaktadır.

MYLASA (Milas) : Stephanos Byzantinos,Ethnica adlı eserinde,Mylasa’nın adını,Sisyphos Aiolos torunu Khyrsaor oğlu Mylassos’tan aldığını yazar.M.Ö. 446’da Perslerin hakimiyetinden kurtularak Attika-Delos Deniz Birliğine dahil olunur.M.Ö.334’de Asya seferine çıkan Büyük İskender,Güneybatı Anadolu’yu ve dolayısıyla Milas’ı da almış,fakat hemen sonra elde ettiği toprakları Karia Kraliçesi Ada’ya vermiştir.M.Ö.189’da Suriye Hükümdarı Antiochos,Roma’ya yenildiği zaman Rodoslulara Mylasa dışındaki bir çok Karia kentini bırakmak zorunda kalmıştır.Mylasa M.Ö.143’de bir sınıf anlaşmazlığına hakemlik etmiş ve bu tarihten sonra Roma valileri’nin başkanlık ettiği mahkemelerin merkezi haline gelmiştir.

Son Bergama Kralı III.Attalos ülkeyi M.Ö.129’da Roma’ya vasiyet yoluyla bağışlayınca, Milas da Asya eyaletleri içinde Roma’ya bağlanmıştır.Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Milas,13.yüzyılda Türklerin eline geçmiş ve 1392 yılında Menteşoğulları’nın yönetim merkezi olmuştur.

LABRANDA : Zeus Labrandos’un kutsal alanı olan Labranda,Muğla ili,Milas ilçesi’nin 14 km. kuzeybatısında yer alır. Antikçağ’da “Kutsal Yol” ile Mylasa’ya bağlantılıydı.En eski buluntular yaklaşık M.Ö.5.yüzyıla ait olup,kutsal alan ,sonradan tapınak terası olarak kullanılan küçük suni bir düzlükten oluşmaktadır.Bölgedeki araştırmalar sırasında bulunan bir yazıtta,M.Ö.497 yılında kutsal alanda bir savaş yapıldığı ve Karia ordusunun müttefikleri Miletlilerle birlikte Pers ordusuna yenildikleri anlatılmaktadır.

Heredot,Labranda’da bir Zeus Stratios Tapınağı’ndan söz etmektedir.M.Ö.4.yüzyıl tapınağın en önemli dönemi olup,Maussolos ve İdrieus zamanlarında yapılmıştır.Hiero’nun yani yani kutsal alanın planlamasını sağlayan Maussolos’tur.Yapıların çoğu onun döneminde inşa edilmiş veya inşasına başlanmıştır.Kuzey ana stoa,ek yapıları ve terası ile birlikte Andron B, tapınağının batısındaki yapı,doğudaki geniş merdiven ile saray olarak tanımlanabilecek büyük yapılar Maussolos döneminde yapılmıştır.İon düzenli tapınak II.Teras evi II.güney yönündeki teraslı Andron A,kuyulu ev stoası,doğu propylaia(kapı),Dor düzenli ev,güney kapısı ve ek yapılar ise İdrieus döneminde yapılmıştır.

Andron A ve B,kral ailesine ayrılmış megaron tipinde saraylardır.Teras evlerin rahiplere ayrılmış olduğu düşünülmektedir.Labranda’daki geri kalan yapılar Roma dönemine aittir.Bu yapılar Andron C,teraslı ve kuyulu ev,doğu hamamları,Dor düzenindeki evin restore edilmiş bölümleri,batı stoası ve buna bitişik terslar ve güney hamamlarıdır.

HERAKLEİA (Kapıkırı): Herakleia antik kenti Muğla ili sınırları içerisinde,bugünkü Kapıkırı köyü içerisinde kalmaktadır.Antikçağ’da kentin kıyısında kurulduğu Ege Denizi’nin bir uzantısı olan Latmos Körfezi,Menderes nehri’nin getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu bugünkü Bafa Gölü’ne dönüşmüştür.Adını ünlü mitoloji kahramanı Herakles’ten alan kent,
M.Ö.8.yüzyılda,Persler zamanında,Karia Satrabı Maussolos’un eline geçmiştir.İskender’in Asya seferi sonrası,önce İskender İmparatorluğu’nun,daha sonra Seleukosların egemenliği altına giren kent,M.Ö.1. yüzyılda denizle ilişkisinin kesilmesi üzerine eski önemini kaybetmiş,ulaşımındaki güçlük nedeniyle,Hıristiyan keşişlerin gizlenme yeri olarak kullanılmıştır.

Engebeli ve kayalık bir arazi üzerine kurulu antik kentin etrafı,65 kule ile takviye edilen 6,5 km. uzunluğunda bir sur ile çevrilmiştir.Düzgün dikdörtgen ve kare taş işçiliği gösteren sur duvarları Helenistik dönemde yapılmıştır.Hippodamik kent planına göre iskan edilen Herakleia,birbirini dik kesen ızgara biçimli parsel ve sokak planının iyi uygulandığı örneklerden birisidir.Antik kentten günümüzde Athena Tapınağı,agora,bouleuterion ve tiyatro kalıntıları görülebilmektedir.

Bafa Gölü içerisinde yer alan adacıklarda ve Latmos Dağı kayalıklarında toplam 13 manastır vardır.Yapılan araştırmalara göre,bölgedeki ilk manastır,Sina yarımadası ve Yunanistan’dan gelen rahipler tarafından M.S.7.yüzyılda inşa edilmiştir.Korunmaları için,Bizans döneminde Bafa Gölü kenarına bir kale inşa edilen bu manastırların en ünlüleri,Yediler,Stylos,Soteros,
Menet Adası,İkizce Adalar ve Kahve Aşar Adası manastırlarıdır.Ayrıca manastırlar etrafına yayılmış,keşişlerin tek başına yaşadığı pek çok mağara ve çilehane vardır.Bunlardan manastırlara yakın olanların tavanları ve duvarları zengin freskler ile süslenmiş olup,bu freskler İsa’nın hayatını,Meryem’i ve azizleri tasvir eder.

HALİKARNASSOS ( Bodrum) : Dor Birliği’nin altı üyesinden biri olan Halikarnassos ve yörenin yerli halkı Lelegler ve Karialılardır.Müsgebi ve Çömlekçide ortaya çıkan mezar ve buluntuları bölgede Miken kültürü ile çağdaş bir yerleşim olduğunu göstermektedir.M.Ö.6. Yüzyılın ilk yarısında Lydia egemenliğinde olan kent,daha sonra Perslerin egemenliği altına girmiştir.

IOTAPE (Aytap)Antik Liman Kenti : Antalya ili,Alanya ilçesi’nin 30 km. doğusundadır. Bugünkü Akdeniz kıyı yolu,bu Roma kenti’nin ortasından geçmektedir.Kral Antiochos’un karısı Iotape’nin anısına kente bu adı verdiği bilinmektedir.Kentin 50-100 m. boyutlarında bir limanı vardır.Yarımada şeklindeki yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş olan kentin kalesine oldukça zor çıkılmasına karşın,görülen manzara yorgunlukları unutturacak güzelliktedir.Iotape kentinin antik caddesi ,hamamı,kilisesi,nekropol ve akropolü ayaktadır.
Tek odalı ve üstü örtülü mezar odaları da antik kentin,antik kalıntıları içerisindedir.

PATARA (Ovagelemiş) : Antalya il sınırları içerisinde,Fethiye-Kaş yolunda,Kaş’a 41 km. uzaklıktadır.Bütün antik dönemler boyunca Lykia bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olan Patara,kitabelerde ve sikkelerdeki yazılış şekli ile Lykia dilinde Pttara diye geçmektedir.
İskender’e kapılarını açan şehir,özellikle onun halefleri zamanında deniz üssü olarak büyük önem kazanmış,M.Ö.315’te Antigonos,304’te de Demetrios tarafından işgal edilmiştir.Daha sonra Ptolemaios’ların eline geçen şehrin bu dönemdeki adı Arsione’dir.M.Ö.190’da ise, III.Antiochos tarafından alınmıştır.

Lykia Birliği sırasında metropolis durumunda olan Patara üç oy hakkına sahipti ve birlik toplantıları çoğu kez burada yapılıyordu.Roma İmparatoru Hadrianus da karısıyla birlikte bir süre burada kalmıştır.Noel Baba’nın (Myralı Saint Nicholas) doğum yeri olan kent,Bizans egemenliği sırasında hâlâ bir liman kentiydi.Büyük bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra Apollon kehanet merkezi olarakta önem taşımakta idi.

Kalıntılar arasında M.S.2. yüzyıl başlarına tarihlenen giriş kapısı ve çevresindeki çok sayıda Roma dönemi lahitleri dikkati çekmektedir.Ayrıca kentte Vespaisianus’a ithaf edilen hamam,bir tiyatro binası,Hadrianus Granarium’u gibi kalıntılar görülmektedir.Antik değerinin yanı sıra Patara Pilajı,en dar bölümü 280 metre,.en geniş bölümü ise 1500 metreye ulaşan ölçümü ve 18 km. uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun kumsalına sahip pilajıdır.

XANTHOS (Kınık) : Antalya ili,Kaş ilçesine 45 km .uzaklıkta,Kınık beldesindedir.Eşen Çayı’nın doğu kıyısında kurulmuş Lykia bölgesi’nin en büyük dini ve idari merkezi olarak nitelendirilmektedir.Kentin Akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları,yerleşme tarihinin M.Ö.8.yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyuyor.M.Ö.545’teki Pers işgali sırasında, Harpagos’a karşı sonuna kadar direnen kent halkı,tüm Lykia’ya örnek olmuştur.Ancak,işgali engelleyememişlerdir.

Antik kentte Büyük İskender’in fethinden sonra Seleukosların ve Roma’nın egemenliği yaşanmıştır.Xanthos M.Ö. 168’de Lykia Birliği’nin lideri olmuştur.Kentin asıl gelişimi de Roma dönemlerinde gerçekleşmiştir.Kent surları Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiştir.Günümüze ulaşan antik kalıntıları:Vespasianus’un dor düzenli Zafer Kemeri,Lykia Akropolü,Artemis’e ait olduğu düşünülen bir tapınağın kalıntıları,Bizans Kilisesi,Kuzeyde Roma dönemi akropolisinde görkemli bir manastır dikkat çeker.Tiyatro Roma dönemine aittir ve 2.yüzyıla tarihlenir.Antik kentte ilk araştırmalar 1838’de İngiliz Charles Fellows tarafından yapılmıştır ve ne yazıkki görkemli mezar anıtları ,Nereidler Anıtı,Harpyler Anıtı,Payava Lahdi,Aslanlı Mezar İngilterede’ki British Museum’a kaçırılmıştır.

PERGE (Aksu) : Antalya’nın 18 km. doğusunda,Aksu bucağının sınırları içindedir.Kilikya-Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir.Şehir kapısında bulunan kitabeye göre Perge, Troia Savaşından sonra Amphilokhos,Mopsos ve Kalkhas tarafından kurulmuştur.1986 yılında Boğazköy’de (Hititlerin Başkenti Hattuşa) gün ışığına çıkan tunç tabletten, Perge’nin Parha adıyla Hitit döneminde mevcut olduğu öğrenilmiştir.
Bununla birlikte Perge M.Ö.333’te Büyük İskender’in gelişine değin tarih sahnesinde görülmemiştir.

M.Ö.3.yüzyılda Seleukosların egemenliğine girmiş,daha sonrada Bergama Krallığı topraklarına dahil olmuştur.Bergama Kralının vasiyeti ile Roma’ya katılışı ile Roma egemenliğine girmiştir.Roma yönetiminde özellikle milattan sonraki ilk üç yüzyıl büyük bir gelişme gösteren kentte,kalıntılar daha çok bu dönemi yansıtır.Bizans egemenliğinde ise Sillyon ile tek bir metropollük olmuştur.Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez olan Perge’ye St.Paul iki kez gelmiştir.

İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de önemli kalıntılar şunlardır:

12.000 seyirci kapasiteli Helen-Roma tipindeki tiyatro,M.Ö.2.yüzyıla tarihlenen ve çok iyi korunmuş olan Stadion,Agora ve ortasında bir su kanalı olan Sütunlu Cadde,Perge’deki diğer yapılar ise,nekropol,surlar,gymnasium,Roma Hamamı,anıtsal çeşme,Helenistik ve Roma kapılarıdır.

TERMESSOS (Günlük Dağı): Roma ve Grek kentlerinin aksine,Termessos Anadolu’nun içlerinden gelen Solymnler tarafından kurulmuştur.Yazıtlarda da kendilerini Pamphylia’nın yerli halklarından biri olan Solymnler olarak belirtmektedirler.Dilleri Pisidia’nın bir lehçesi olarak görünmektedir.İlk olarak Bellerophon öyküsünde İliada’da adı geçse de asıl Büyük İskender’in bölgeye gelişiyle tarih sahnesinde görülmektedir.İlk refah çağını Hellenistik dönemde, ikincisini ise Roma döneminde yaşamıştır.
Halkı Roma senatosu tarafından Roma halkının dostu ve müttefiki olarak kabul edilmiş, ve Termossoslulara kendi yasalarını kendilerinin yazması hakkı da verilmiştir.Önemli kalıntılarından olan 4200 kişi kapasiteli tiyatro Hellenistik Çağ’da yapılmış, Roma döneminde onarım görmüştür.Batı tarafı açık, diğer tarafları sütunlu galerilerle çevrili Agora; 6 m. yükseklikteki platform üstündeki oturan kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları,Gymnasium ve gözetleme kuleleri, ev kalıntıları diğer önemli kalıntılarıdır.Bunların dışında pek çok anıt ve 1200’ün üzerinde kaya mezarı bulunmaktadır.Ayrıca kent, çeşitli yerlerde halen görülebilen birçok sarnıca sahiptir.Termossos’un önemli diğer özelliği de güney, batı ve kuzeyinde bulunan mezarlıklardır.En ilginç olanları kayaya oyulmuş mezarlar ile tapınak biçiminde inşa edilmiş olanlar ve lahit mezarlardır.Şehrin görülebilen bir diğer kalıntısı da sur duvarlarıdır.

OLYMPOS (Çınarlı-Yanartaş) : Antalya’nın güneyinde Phaselis’ten sonra ikinci önemli liman kentidir.Torosların batı uzantılarından biri olan Tahtalı Dağı’dır.Şehir,Lykia Birliği’nin üyesi olup,Lykia Birlik meclisinde üç oyla temsil edilmiştir.Kalıntılar Helenistik,Roma ve Bizans dönemlerine aittir.Olympos limanı tarihte korsan yatağı olarak bilinir.Şehirdeki korsan egemenliğine M.Ö.78’de Romalı Kumandan Servilius İsauricus son vermiştir.Roma egemenliğinin başlaması,yeni parlak bir dönemin başlangıcıdır.Erken Hıristiyanlık döneminde önemini koruyan şehir M.S.3.yüzyıldan itibaren tekrar korsan saldırılarına uğrar.Geç Hıristiyanlık döneminde önemini yitirmeye başlar.

11.ve 12.yüzyılda Venedikli ve Cenevizli tüccarların ticaret merkezi olur,ancak bu faaliyet 15.yüzyılda Osmanlı deniz üstünlüğüyle son bulmuştur.Olympos’un birkaç kilometre güneybatısında Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından sürekli olarak alev çıkar.Yamaçtan çıkan bu doğal gaz nedeniyle burası “Yanartaş-Çıralı”olarak anılmaktadır.

Olympos’un son dönemini yansıtan Ortaçağ kalesi,derenin denizle birleştiği yerin batısında bir köprünün ayağı,bir tapınağa ait duvar parçası,sütun başlıkları,tiyatro,Bizans bazilikası,kıyıya yakın yerde hamam kalıntıları,bugün de görülebilen kalıntılardır.

PHASELİS (Tekirova) : Antalya-Finike sahil yolunun 35.km’sindedir.Antik kaynaklardan,Phaselis’in M.Ö.690 yılında Rodoslu kolonistlerce kurulduğu anlaşılmaktadır.Pers standardına göre basılmış sikkeleri M.Ö. 446’dan önceye aittir.M.Ö.5.yüzyıl ortasında Attik-Delos Deniz Birliğine giren Phaselis’in Lykialıların ayrı olarak vergi listelerinde geçmesi dikkat çekicidir.

M.Ö.333’te kapılarını İskender’e açan şehir sırasıyla Ptolemaioslar’ın,Rodos’un egemenliğine girmiştir.

M.Ö.1.yüzyılda bir süre Kilikia korsanlarının eline geçmiş ,Romalı Kumandan Maniliun Servilius Isauricus’un seferi sırasında korsan işgalinden kurtulmuştur.M.S.3.yüzyılda tekrar karışıklık ve yağmaya uğramıştır.Arap akınları yüzünden önemini yitiren şehir 1158’de Türk egemenliğine girmiştir.Üç limana sahip olan Phaselis’te toprak üstünde görülen kalıntıların hepsi Roma dönemine aittir.Kuzey,güney ve askeri limanların kalıntıları agora,domination agorası,geç dönem agorası,ana cadde,Hadrian kapısı,tiyatro,surlar,nekropol,aquadukt,tapınak kalıntıları görülebilen kalıntılardır.

KEKOVA ADASI (Batık Kent) : Bölgeye adını veren ada, Kaleköy’ün önünde yer alır.Ada üzerinde bulunan Tersane Koyu’na tekneler yanaşabilir.Burada Bizans Dönemi’ne ait bir kilisenin apsisi yer alır Adanın tarihi kesin olarak bilinememektedir ve her yanı tarihi kalıntılarla doludur.Batık şehir üzerinden teknelerle geçilirken su altında kalan batık kent, izleri ve merdivenler görülebilmektedir.Milli Park ilan edilen bölge koruma altına alınmıştır ve buradan suya dalmak yasaklanmıştır.

ASSOS (Behramkale) : Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale yakınında, Edremit Körfezi ile Midilli Adası’na bakan bir yerdedir.Bir liman kenti olmasına rağmen, liman ile kentin kurulu olduğu alan arasında 200 m. aşan bir yükseklik farkı bulunması Assos’u kolay savunabilir kılmıştır.Assos’un Bronz Çağı’ndan itibaren iskan edilmiş olduğu düşünülmektedir.Lesboslu Hellenikos’un verdiği bilgiye göre ise, Kent M.Ö.VII.yüzyılda Lesbos Adası’ndaki Metymna kentinin halkı olan Aioller tarafından kurulmuştur.

M.Ö.VI. yüzyılda Lydialıların egemenliğindedir.Daha sonra Pers egemenliğine girmiştir.M.Ö.479’da değin Pers işgalinde kalan kent Atina’nın kurduğu Attik-Delos deniz birliğine katılmıştır.M.Ö.334’te Makedonya Kralı Büyük İskender’in M.Ö.III. yüzyıl ortalarında Bergama Krallığı’nın eline geçmiş ve bu dönemde Apollonia olarak anılmıştır.M.Ö.133-M.S.330 yılları arasında Roma yönetiminde kalmış, Bizans İmparatorluğu döneminde ise bir Piskoposluk merkezi olmuştur.

Assos, antik kalıntılarının yoğun olarak bulunduğu bir sit alanıdır.Liman ve kent olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.Antik liman surlar, Akropoldeki Athena Tapınağı, Agora, Ttoalar, kent meclis binası( Bouleuterion), Gymnasion, tiyatro ve nekropol alanı kalıntıları ortaya çıkmıştır.

Efsaneye göre Assos Kralı Hermias’ın kız kardeşi Pythias’ın güzelliği dillere destandır.Ünlü düşünür Aristoteles ise Hermias’ın okul arkadaşıdır.Hermias Aristoteles’i Assos’a davet eder.Bu davete gelen Aristoteles’te yemekte Pythias’ı görür görmez aşık olur ve yemeden içmeden kesilir.Hermias, Assos’ta bir okul açtığı takdirde kız kardeşine Aristoteles’e vereceğini vaat eder.Bunun üzerine Aristoteles Assos’ta Felsefe okulunu kurar ve Phthias’la evlenir.M.Ö. 348-345 yıllara arasında Aristoteles’in burada “Erdem’e Övgü” adlı eserini hazırladığı bilinmektedir.

ALEKSANDREİAROAS ( Dalyan Köyü): Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos tarafından Antigonia adı ile M.Ö.310 yılında kurulmuştur.Kent M.Ö.IV. yüzyıl sonralarına doğru Lysimakhos’un çevre kentlerinin halklarını bu kente getirilmesi sonucu genişletilmiş ve bu tarihten sonra Aleksandreia Toroas olarak anılmaya başlanmıştır.Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent, Romalılar döneminde de önemini sürdürmüş, çeşitli yapılarla süslenmiştir.Antik kentte bulunan büyük yapı kalıntılarında tiyatro, saray, tapınak, agora, hamam ve nekropol alanları ile batısındaki liman ve kenti çevreleyen surlar günümüzde gezilebilmektedir.Eski Venedik şehrinin sütunlarının yapıldığı bu önemli merkezin kazılar sonucu aydınlığa çıkarılması için çalışmalar sürdürülmektedir.Bugün bile Eski Venedik için yapılan sütunları taş ocağında görmek mümkündür.

TROİA (Hisarlık): İntepe bucağı, Tevfikiye köyü yakınında Çanakkale’ye 30 km. uzaklıktaki Hisarlıktadır.İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu antik yerleşim, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır.Hisarlık köyünde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda dokuz yerleşim evresinin varlığı tespit edilmiştir.İlk yerleşim M.Ö.3000’ne değin uzanmakta ve birbirini izleyen uygarlıklar Roma dönemine kadar devam etmektedir.

Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce kurulduğu düşünülen kent yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.St.Paul, Troia’yı iki kez ziyaret etmiş ve Assos’a yapacağı üçüncü misyonerlik yolculuğuna yine buradan başlamıştır.M.Ö.3000-2500 yıllarına tarihlenen Troia bir Yerleşkesi erken, orta, Geç Troia olarak incelenir.Büyük ölçüde restore edilen Troia bir surlarının kent kapısının doğu kulesi iyi durumdadır.Bir portikosu büyük bir oda ve odanın ortasındaki ocağı olan uzun dar bir yapı olan ev, bilinen en eski Megaronlardan biridir.Bu dönem mimarisinde balık sırtı şeklinde örülmüş duvarlar görülmektedir.Henüz çark kullanılmamakla birlikte bakır aletler kullanılmıştır.

Troia II, birbiri üzerine yedi kattan oluşan üç ana evresiyle 11A,11B,11C olarak tanımlanan her birinin yeni bir sur duvarları vardır.Bu dönemde çark kullanılmaya başlanmıştır.Troia IV ile V M.Ö.2200-1800 tarihlenir.Bu dönemden ev ve duvar kalıntıları bulunmaktadır.Erken Hellas seramiği buluntuları bu dönemde Troia’nın Yunanistan’la ilişkisi olduğu kesinleştirmiştir.Altın, gümüş elektrondan yapılmış süs eşyaları ve kap kaçak Troia IV.’te ele geçmiştir.İtal malı miken kapları ile Kıbrıs kapları hem Troia VI.’da hem de VII.’de vardır.Büyük bir yangınla sona eren yedi ağ tabakası Troia savaşlarını gerçekleştiği Priamos’un Troias’ı olmalıdır.

Mitoloji’ye göre Paris’in güzel Helen’i kaçırmasıyla başlayan Troia Savaşları yıllarca sürmüştür.Troia VIII. Tabakasına ait en eski buluntu M.Ö.VII. yüzyıldan eskiye gitmektedir.Bu nedenle VIIb, iki evresinden sonra kentin terk edildiği veya çok ufak bir yerleşme haline VI.yüzyıla kadar sürdüğü düşünülebilir.Troia VIII. İse iki altar ile Athena Tapınağı’na ait kalıntılar bulunmuştur.Troia IX.’a (Roma Devri) ait Bouleuterion, tiyatro, tiyatronun önündeki mozaik döşemeli yapı kalıntısı dikkat çekmektedir.



SARDİES (SART/Salihli) : Manisa ili,Salihli ilçesindendir.Lydia Krallığı’nın merkezidir.
M.Ö.6.yüzyılda Perslerin Lydia Krallığı’na son vermeleriyle satraplık merkezi olmuştur.
Helenistik ve Roma dönemlerinde de önemini koruyan kent Bizans döneminde piskoposluk merkezi haline gelmiştir.

Assur Kralı Assurbanipal’in yıllıklarında,Gyges ilk Lydia Kralı olarak geçer.Ünlü Kral Yolu,Susa’dan başlıyor ve Sardies’te sona eriyordu.M.Ö.334 yılında İskender’in eline geçmesinden sonra kent,Seleukosların denetimine girmiştir.Daha sonra kente egemen olmalar sırasıyla,Bergama Krallığı,Roma İmparatorluğu,Bizans ve son olarak Türklerdir.

Sardies kentinde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan mimari yapılar,M.S.3.yüzyılın birinci yarısına ait sinagog,M.S.3.yüzyılın başında yapılan 2 adet gymnasion,yaklaşık M.S.550’de yapılmış ,Bronzlu ev olarak adlandırılan büyük yapı,Bronzlu evden güneybatıya doğru Lydia açması olarak bilinen büyük bir yapı kalıntısı,evin kuzeybatısında ise,küçük dükkanlar ve başka büyük bir yapı,Roma çağı stadyumu,M.S.3.yüzyılda inşa edilen ve Roma çağında restore edilmiş olan tiyatro,Bizans kilisesi,bir Roma yapısına ait kalıntılar,Rama ve Bizans kökenli hamamlar,Bizans duvar kalıntıları,Paktalos Kayalığı,Pers dönemine ait Piramit Mezar,Artemis Tapınağı ve akropoldür.

ÇATALHÖYÜK : Konya ili,Çumra ilçesi sınırları içerisin de olup,ilçe merkezi’nin 10 km. doğusunda yer alır.Höyük,farklı yükseklikte iki tepe düzü şeklindedir.İlk kez 1961 yılında kazılmaya başlanan höyük,M.Ö.7000 tarihlenmektedir.Anadolu’da ilk yerleşme,ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait düzgün buluntular ile insanlık tarihine ışık tutmaktadır.Kazılara bir süre ara verilmiş,1996 yılında yeniden başlanmıştır.

İVRİZ KAYA KABARTMASI : Geç Hitit döneminde Tuvana Krallığı oalarak adlandırılan bölgede,günümüzde Konya ili,Ereğli ilçesinin 17 km. güneyinde Aydınkent köyü içindedir.
Kaya üzerine yapılmış olan kabartma,İvriz Çayı’nın kaynak yerindedir.M.Ö.800 yıllarında Tuvana Kralı Varpalawaş tarafından yaptırılan kabartmada,tanrının yüz kısmının önünde ve kralın arkasında Hitit hiyeroglif yazısı vardır.

KİLİSTRA ANTİK KENTİ (Gökyurt) : Kilistra Antik Kenti,Konya’nın 34 km. güneybatısındaki Hatunsaray bucağının 16 km.kuzeybatısında,Gökyurt köyü sınırları içerisinde yer almaktadır.En eski yerleşimi M.Ö.3.yüzyıla kadar tarihlenmektedir.Tarihi Kral yolu üzerinde yer alır.M.S.7.yüzyılda kaya oyma yerleşmeleri vardır.Bu yerleşime ait şapel,kilise,su sarnıcı ve şırahane bulunmaktadır.

GORDİON (Yassıhöyük) : İç Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden birisi olan Gordion,Ankara’nın 96 km. güneybatısında, Polatlı’nın 21 km. batısındaki Yassıhöyük köyündedir.
Gordion’un ilk olarak M.Ö.3000 yılının sonlarında(Eski Tunç Çağı) iskan edildiği bilinmektedir.Antik kentin bu çağdan başlayarak,Hititler,Phyrigialılar,Persler,Yunanlar ve Romalılara ait olmak üzere çeşitli yerleşme tabakalarına sahip olduğu tespit edilmiştir.

Efsaneye göre,Gordion’u M.Ö.9.yüzyılda başkent yapan kişi Phryigia Kralı Gordios’tur.
Gordion en parlak devrini Kral Midas’ın yönetimi altında geçirmiştir.M.Ö.695 yılında kent, Kimmerler tarafından yıkılıp tahrip edilmiştir.Daha sonra Lydialıların egemenliği altına giren kent,ticari ve askeri bir merkez olarak yeniden kurulmuştur.

M.Ö.546 yılında Perslerin,M.Ö.333 yılında Büyük İskender’in ve M.Ö.278 yılında Galatların yönetimine giren kent,M.Ö.189 yılında Roma ordusu tarafından tamamen terk edilmiş olarak bulunmuştur.Gordion, Roma egemenliği altında önemini kaybederek küçük bir yerleşim haline gelmiştir.

Yassıhöyük köyü’nün doğusundaki geniş vadide tümülüsler dağınık bir şekilde bulunmaktadır.Bunlar üstleri yığma toprak tepeciklerle örtülmüş ve ağaçtan yapılmış mezarlardır.Toplam sayısı 80’in üstündedir.Gordion’daki tümülüslerin en büyüğü Kral Midas’a ait olduğu düşünülen tümülüstür.Bu mezar yaklaşık 300 metrelik çapı,53 metrelik yüksekliği ile Anadolu’daki ikinci büyük tümülüstür.Mezar odasında bir erkek iskeleti,9 adet tahta masa ile iki adet tahta paravan,3 büyük kazan,çeşitli büyüklükte 166 adet bronz kap ve iskeletin baş ucunda 145 adet pibula bulunmuştur.

Gordion’daki diğer tümülüslerden en önemlisi P tümülüsü olarak adlandırılan ve M.Ö.700 yıllarında yapıldığı sanılan diğer yığma mezardır.Yaklaşık 80 metre çapı ve 12 metre yüksekliği olan tümülüsün mezar odası’nın içinde bulunan bir çocuk iskeleti ile ağaçtan yapılmış aslan,at,ve geyik gibi oyuncaklar buranın çocuk mezarı olduğunu ortaya koymuştur.
Bu tümülüste ayrıca 40 adet seramik kap bulunmuştur.Gordion’da yapılan kazılarda bulunan eserlerin büyük çoğunluğu Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Gordion Müzesinde bulunmaktadır.



PAŞABAĞLARI VE ZELVE ÖREN YERİ : Nevşehir ili,Göreme-Avanos karayolundan 2 km .içerde olan ve 3 vadiden oluşan Zelve ören yeri,Hıristiyanlığın çok erken dönemlerinde 12.yüzyıla dek önemli bir dini merkez olmuştur.Balıklı,Üzümlü ve Geyikli kiliseleri vadi’nin en önemli kiliseleri olup,ikonaklastik dönem öncesine aittir.(İleriki aşamalarda camii,ve kiliseler ayrı olarak işleneceğinden kilise detaylarına şimdilik girmeyeceğim.)

ÖZKONAK YERALTI ŞEHRİ : Nevşehir ili,Avanos ilçesi’ne 14 klm.uzaklıkta Özkonak kasabasında bulunan yer altı şehri,İdiş Dağı’nın kuzey yamaçlarında volkanik,granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduğu bir yerde yapılmıştır.Yer altı şehri henüz tam olarak temizlenmemiş olup,bazı bölümleri ziyarete açılmıştır.


KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ : Nevşehir’e 20 km. uzaklıkta bulunan Kaymaklı kasabasındadır.8 katlı olup günümüzde 4 katı ziyarete açıktır.İlk katı erken döneme tarihlenmektedir.Roma ve Bizans dönemlerinde de diğer alanların dikey ve yatay oyularak genişletilmesiyle yer altı şehri haline dönüştürülmüştür.Tüf kayalara oyulmuş bu yer altı şehri,bir insan kitlesi’nin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma koşullarına sahiptir.Dar koridorla bir birine bağlanan oda ve salonlar,şarap depoları,su mahzenleri,mutfak ve erzak depoları,havalandırma bacaları,su kuyuları,kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.

TYANA ÖREN YERİ : Niğde’ye yaklaşık 20 km. uzaklıkta,Bor ilçesinin Bahçeli ve Kemerhisar kasabalarını içine alan geniş bir bölgede bulunmaktadır.Kent,M.S.2. yüzyılda,
Roma İmparatorları Tajanus ve Hadrianus dönemlerinde görkemli tapınaklarla,saraylar ve yerleşim birimleriyle donatılmıştı.Bugün Kemerhisar kasabası içerisinde bulunan 1,5 km. uzunluğundaki sukemerleri ile Bahçeli kasabası yakınındaki Roma Havuzu görülebilmektedir.

NORA(Viranşehir)ANTİK KENTİ : Aksaray ilinin 30 km. güneyindeki Hasan Dağı’nın eteğinde kurulmuş olan antik Nora kasabası stratejik mevkide önemli bir askeri merkezdir.
Roma ve Bizans dönemlerinde önemini koruyan kasabada bugün birçok kilise bulunmaktadır.
Ayakta kalan yapılar Bizans dönemine aittir.Bu kiliseler kısmen tahrip olmuşsa da çeşitli freskler halen göze çarpmaktadır.

AŞIKLI HÖYÜK : Aksaray ilinin 25 km. güneydoğusunda yer alır.1989 yılından beri arkeolojik kazılar yapılmaktadır.Höyük Anadolu’da Akeramik Neolitik Dönem’e (günümüzden 10 bin yıl önceye) ait olan “ilk köy yerleşimlerini” sergileyen önemli ören yerlerinden biridir.

ACEM HÖYÜK : Aksaray ilinin 18 km. kuzeybatısında,Yeşilova’dadır.M.Ö.3000 yılında iskân görmüş,en parlak devrini M.Ö.2000-1750 yıllarında yaşamıştır.Şehrin o zamanki adı kesin olarak bilinmemekle birlikte,yerli ve yabancı bilim adamlarınca,Puruşhanda oladuğu sanılmaktadır.1948 yılından itibaren sistemli bir şekilde devam eden kazılar neticesinde,
Höyükte Assur Ticaret Kolonileri dönemine ait büyük bir saray ve deposu ortaya çıkarılmıştır.
Üçüncü katta açığa çıkarılmış olan iki saray yapısı yalnız Acemhöyük için değil,Anadolu mimarlık tarihi açısından da önemlidir.

IHLARA VADİSİ : Eski adı “ Peristremma “ olan Ihlara Vadisi Aksaray ili sınırları içerisinde,14 km .boyunca Ihlara Kasabası’ndan Selimiye’ye kadar yer,yer 80 metreye kadar genişleyerek uzanır.Vadi içerisinde 5000 yerleşim yeri ve 105 kilise bulunmaktadır.Bugün görülebilir durumda 14 kilise mevcuttur.Bunlardan 10 kadarı canlılığını ve renk uyumunu korumakta ve halen gezilebilmektedir.

KÜLTEPE ÖREN YERİ : Kayseri-Sivas karayolunun 20.km.’sinde ,yolun 2 km. kuzeyindedir.Yüksekliği 22 metre,çapı 500 metreyi bulan bir höyük ve onun etrafını çeviren Karum adı verilen aşağı kentten oluşur.1948 yılından beri arkeolojik kazıların yapıldığı höyükteki en eski yerleşimin Geç Kalkolitik Çağda(M.Ö.4. bin sonları) olduğu,onu Eski Tunç,Hitit,Frig,Helenistik,Roma dönemlerinin izlediği saptanmıştır.

Karum alanı höyüğün doğu ve güneydoğu eteklerini çevirmektedir.M.Ö.1950-1850 yılları arasında Anadolu’ya ticaret amacıyla gelen Assurlu tüccarlar tarafından iskân edilmiştir.Çivi yazılı tabletler Karum’da birinci ve ikinci katlarda keşfedilmiştir.Anadolu ile Assur arasında sürdürülen ticaret hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra borç alıp verme,faiz,evlenme-boşanma veraset,esir ticareti,mahkeme kararları ve yerli beylerle yapılan yazışmalar hakkında bilgi veren bu tabletler,Assur dilinde yazılmışlardır.
Pişmiş topraktan yapılmış mühür baskılı zarflar içine konan ve bu şekilde alıcısına gönderilen tabletler,Anadolu’nun en eski yazılı belgeleridir.Çıkarılan eserlerin çoğu Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.Höyük ve Karum alanında ortaya çıkartılan büyük dinsel ve resmi yapılar,evler, dükkânlar ve atölyelere ait mimari kalıntılar ise Açıkhava Müzesi olarak sergilenmektedir.

SOĞANLI ÖREN YERİ: Yeşilhisar ilçesine bağlı Soğanlı köyü, Kayseri’ye 80 km. uzaklıktadır.Aşağı ve Yukarı Soğanlı olarak ikiye ayrılan yöre, kaya kilise ve mağaraların günümüz konutlarıyla iç içe olduğu, yeşillikler arasında bir açıkhava müzesidir.M.S.4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığın Kappodokia’daki merkezlerinden biri olan Soğanlı’ da
50’ye yakın kaya kilisesi ve mağara vardır.Soğanlı kiliselerinin en önemlileri Yılanlı Kilisesi, Gök Kilise, Balıklı Kilisesi, Tokalı Kilise, Geyikli Kilise, Meryem Ana Kilisesi, Kubbeli Kilise ve Aziz Barbara Kilisesidir.Fresklerde İncil’den alınmış konular resmedilmiştir.

DARA ÖREN YERİ: Mardin’in 30 km. güneydoğusunda bulunan Oğuz köyünde yer almaktadır.Eski Mezopotamya’nın en önemli kentlerinden biri olan Dara, bugün küçük bir köy yerleşmesi haline gelmiştir.Büyük İskender’le Pers İmparatoru Darius’un savaşına sahne olmuş bu atik yerleşim İran Hükümdarı ünlü “Darayuvaşi” tarafından kurulmuş ve çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştirmiştir.Kent, 7.yy sonlarına doğru Emevilerin, daha sonra Abbasilerin, 15. yüzyılda da Türklerin egemenliğine girmiştir. Kalıntılar arasındaki büyük kesme taşlar ve görkemli yapılara, zengin hazinelere sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Kaya içine oyulan yapılardan oluşan Dara kenti, çevresi ile birlikte geniş bir alanda yayılmakta olup, kentin doğusunda yer alan kaya mezarları Kuruçay’a kadar uzanmaktadır. Çevresi 4 km’lik bir surla korunan kentin güney ve kuzeye açılan iki kapısı bulunmaktadır. İç kale, kentin kuzeyinde ve 50 m. yüksekliğindeki tepenin üst düzlüğüne kurulmuştur.Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları halen görülebilmektedir. Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak görkemli bir su bendi inşa edilmiş olup,bentte bugün bile su bulunmaktadır.Ayrıca köyün etrafında tarihleri Geç Roma dönemine kadar giden mağara evlere rastlanmaktadır.

GIRNAVAZ HÖYÜĞÜ: Nusaybin’in 4 km. kuzeyinde, Habur Nehri kollarından biri olan Çağ Deresi’nin doğusunda, ortalama 300 m. çapında ve 24 m. yüksekliğinde, höyük karakterinde bir yerleşim yeridir.Arkeolojik bir merkez olarak ilk kez 1918 yılında bilim dünyasında tanıtılan Gırnavaz, daha sonraki yıllarda çeşitli araştırmalara konu olmuştur.1991 yılına kadar yürütülen çalışmaklarda Gırnavaz’ın M.Ö.7.yüzyıla kadar sürekli yerleşim yeri olarak kullanıldığı ortaya çıkarılmıştır.Kazılar sonucu ortaya çıkarılan mezarlarda paha biçilmez metal silahlar, süs eşyaları, vazolar, kandiller, mühürler ve tabletlere rastlanılmıştır.



AYDINTEPE YER ALTI KENTİ: Bayburt’un kuzeybatısında dağlık yöredeki bucak merkezi Aydıntepe’de yer alan kent,tüf içerisinde,yüzeyden 2-2,5 m. derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler,geniş tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır.Yaklaşık 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir.Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır.Ayrıca gözetleme yerlerinin oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin,galeri odalarını aydınlatmak içinde kullanıldığı gözlenmektedir.Günümüzde kazı çalışmaları sürdürülen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş vardır.Biricisi:Kentin bölgede daha önce sözü- edilen Halde kentine ait olduğu ve eski adı Hart(Aydıntepe)olan ilçenin isminin de Halt’tan geldiği görüşüdür.Diğer görüş ise,Hart’ ta bu yer altı kentinden başka Geç Roma-Erken Bizans dönemleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması dolayısıyla,Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği yıllarda bu bölgenin bir sığınak teşkil ettiği,Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları,yer altı kentinin de bu Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceği iddiasıdır.



SANTA HARABELERİ: Yağmurdere bucağı sınırları içerisinde olup, merkez ilçeye 90 km. uzaklıkta bulunmaktadır.Yerleşimin 17. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır.Santa yerleşimi 9 mahalleden ve 300’ü aşkın yapıdan oluşmaktadır.



SALATA ANTİK KENTİ (SADAK KÖYÜ): Kelkit ilçesinin 17 km. güneydoğusunda Sadak köyündedir.Yörede XV.Legioapollinaris armalı tuğla parçalarının bulunmasıyla, buranın antik Salata kenti olduğu kesinleşmiştir.Bizans tarihçisi Purokopius, kentin tepelerle çevrili bir ovada kurulduğunu, İmparator Justinianus’un surları onarttığını bildirmektedir. Salata kenti Roma Lejyon Kampı çevresinde kurulup, gelişmiş ve imparatorluk döneminde Latin kültür merkezi olmuştur.Salata kalesi, su kemerleri, tiyatro, agora ve diğer yapı kalıntıları kent ve çevresinde görülebilir durumdadır.Salata Kalesi’nin Bizans İmparatoru Justinianus tarafından onarttırıldığı bilinmektedir.



DÜNDARTEPE(ÖSKÜRÜKTEPE)ÖREN YERİ : Samsun Merkez ilçenin 3 km. güneydoğusunda bulunan 15 metre yüksekliğindeki Höyükte,Kalkolitik,Eski Tunç ve Hitit çağlarına ilişkin kültür katı vardır.Höyüğün tepesindeki en son yerleşme Eski Tunç çağına aittir.Höyüğün eteklerinde Hitit yerleşmesine rastlanmamıştır.1. kültür katında Kalkolitik döneme tarihlenen yapı kalıntıları,el yapımı seramik parçaları,pişmiş toprak ağırlıklar,çakmaktaşı bıçak vb.’dir.Höyüğün tepesinde ve eteklerindeki 2. kültür katı Eski Tunç Çağı’na tarihlenmektedir.Yangınla sona eren bu katta dörtgen planlı ev ve ocak,koyu gri renkli,içi kırmızı yada kahverengi kaplar,kemik eşyalar,pişmiş toprak ağırşaklar bulunmuştur.Höyüğün tepesi dışında eteklerinde Hitit dönemine tarihlenen 3. kültür katında üç yapı katı saptanmıştır.Birinci yapı katında taş temelli kerpiçten evler(M.Ö.1500-1200),ikinci yapı katında taş temel kalıntıları(M.Ö.1500),üçüncü yapı katında çoğu boya astarlı,çarkta yapılmış ve iyi fırınlanmış seramikler,pişmiş toprak mühürler,hayvan heykelcikleri,kemik iğneler(M.Ö.1500’den önce ) ele geçirilmiştir.



TEKKEKÖY ÖREN YERİ : Dündartepe ’nin 14.km. güneydoğusunda,Tekkeköy ilçesi sınırları içinde yer almaktadır.1940’ta yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda Hitit ve Eski Tunç Çağı dönemlerine ait buluntular ele geçmiştir.Buluntular arasında çark yapımı,devetüyü,kırmızı renkli seramikler çoğunluktadır.Eski Tunç Çağı katında ise çok sayıda gömüt,el yapımı seramik buluntular,siyah zemin üzerine beyaz boyayla yapılmış geometrik desenlerle süslü,dişli,yivli,çizgi bezekli kaplar,kabartma insan yüzlü vazolar(antropomorf)gün ışığına çıkarılmıştır.



İKİZTEPE ÖREN YERİ : Bafra ilçesinin 7 km. kuzeybatısında bulunmaktadır.Yüzey araştırmalarında Eski Tunç Çağı ile Erken Hitit dönemi yerleşimleri olduğu anlaşılmıştır.İkiztepe’yi oluşturan yükseltiler dört gruba ayrılmıştır.İkiztepe’nin ilk katı M.Ö.2.bin başlarında yoğun yerleşmeye sahne olmuştur.İkinci katta Tunç Çağı yapı kalıntıları ve Erken Hitit dönemine tarihlenen çok sayıda gömüt bulunmuştur.Tunç yüzük,bilezik,zıpkın,mızrak ucu,metal gereçler,kemik iğne ve bizler ölü armağanı olarak bırakılmıştır.Bu armağanlar,çark yapımı seramikler,kırmızı renkli kadehler, gaga ağızlı testiler ve küplerden oluşmaktadır.İkiztepe 2’nin Tunç Çağı seramik buluntuları, deniz kabuğu ve bitki katkılı kaplar ilgi çekicidir.





KALEDORUĞU HÖYÜĞÜ: Kavak ilçesinde bulun höyükte, Eski Tunç Çağı buluntuları 1940-1942 yıllarında yapılan kazılar sonucu gün ışığına çıkarılmıştır.Gömütle ölülerin düzeltilmiş toprak üstüne hokey (cenin) pozisyonunda yatırıldığı dikkati çekmektedir.Ölü armağanları arasında el yapımı siyah, kırmızı, kahverengi,yivli(kazıma çizgili) kaplar, yassı balta, hançer, kemik biz ve ağır şaklar bulunmuştur.



LERDÜGE TÜMÜLÜSLERİ: Havza ilçesinin 21 km. doğusunda, Lerdüge köyünde beş tümülüs saptanmıştır.1946 yılında başlatılan çalışmalarda çıkan buluntular Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir.4 nolu tümülüsün buluntularından ve mimari tekniğinden M.Ö.1.-M.S.2.yüzyıl arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.Demir kenetlerle bağlanmış taş kapaktan oluşan girişten, tonoz örtülü dromosa (geçit) ve küçük bir kapıdan gömüt odasına girilmektedir.Kesme taştan tonoz örtülü gömüt odasının duvarları insan ve hayvan betimleri ile süslenmiştir.Betimler, bitkisel ve geometrik motiflerle çevrilidir.Altın süs gereçleri, tunç kandiller, çeşitli büyüklükte şişeler, tümülüste bulunan eşyalardır.



BİTHYNİON: Bugünkü kentin merkezinde yer alan antik kent, Roma döneminde Cladiopolis olarak adlandırılmıştır.Günümüz yerleşiminin, antik kentin üzerine kurulması nedeniyle ayakta kalmış hiçbir yapı bulunmamaktadır.Çeşitli yıllarda yapılan kazılarda bir tapınak ve tiyatroya ait olduğu sanılan parçalarda, çeşitli dönemlere ait sikkeler, kaplar, şişeler, heykeller ve mezar stelleri bulunmuştur.



PHRYG KAYA KABARTMASI: Göynük ilçesinde, Soğukçam köyündedir.M.Ö.8.-7. yüzyıllara tarihlenen yıllara Phryg kaya kabartması aynı zamanda da kitabe özelliği taşımaktadır.



SEBEN KAYA EVLERİ (ESKİ YERLEŞİM BÖLGESİ): Seben ilçesine bağlı ve birbirine çok yakın olan Çeltik Deresi, Hoçhaş, Kaşbıyıklar, Yuva köylerinde derin vadiler boyunca yükselen kaya kütlelerinin yüzeyinde birkaç katlı kaya evlerine rastlanmaktadır.Yapılan araştırmalar ve incelemeler sonucunda bölgenin ilk Hıristiyanlık döneminde sık bir yerleşim merkezi olduğu tespit edilmiştir.Burada yaşayan insanlar, kaya kütlelerini işleyerek içinde yaşanabilir mekanlar elde etmişlerdir.Ayrıca ilçe merkezine yakın Solaklar köyü, Alpagut köyü ve Muslar Mahallesi’nde de kaya evleri vardır.



KONURALP MÜZESİ: Konuralp ilçesinde bulunan müze binası, 1994’te düzenlenerek açılmıştır.Müzede, yörede ele geçen ve Neolitik Çağ’dan Osmanlı dönemine değin uzanan eserler sergilenmektedir.



PRUSİAS AD HYPİUM (KONURALP): İl merkezine 5 km. uzaklıktadır.Hypos (Melen Çayı) üzerindeki yer anlamına gelen Prusias ad Hypium, Bithynia Krallığı döneminde kullanılan ad olup daha sonra Kieros’a dönüşmüştür.M.Ö.3. yüzyılda kurulan şehir doğudan batıya uzanan Küçük Melen ve Tabak Çayları’nın yakınında yer alır.İlçe daha sonra, sırasıyla Roma, Bizans ve Osmanlı egemenliğine geçmiştir.Günümüze kalan eserler, antik tiyatro ve sukemeri gibi yapılardır.Roma döneminden günümüze ulaşan en önemli kalıntı, bir tepenin yamacında kurulu tiyatronun oturma sıraları ve sahne binasının bir bölümüdür.İlçe merkezi, önceki yerleşimlerin kalıntıları üzerindedir.



HADRİANAPOLİS: Karabük’te yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, Eskipazar ilçesi sınırları içinde Roma döneminden kalma ve M.Ö.64 yılında kurulduğu düşünülen tarihi Hadrianapolis kentinin kalıntıları bulunmuştur.



KİMİSTENE (ASAR TEPESİ): Eskipazar’da Hadrianapolis kentine ait diğer 7 önemli yerleşim alanından birisi de Kimistene’dir (Asar Tepesi).M.S.3. ve 4. yüzyılın başlarına ait olan bu antik yerleşim alanında tapınak ve önemli sayıda mezar yazıtı bulunmuştur.Grekçe yazılmış olan bu yazıtlarda Kimistenelilerin Romanya’da maden işçisi olarak çalıştıklarına dair ilgilere rastlanmıştır.



KAYA TÜNELLERİ: ilde, biri merkez ilçede diğeri de Eskipazar’da olmak üzere iki kaya tüneli bulunmaktadır.Eskipazar’daki kaya tüneli Semaiköyü Asar Tepesi’ndedir.Tüneldeki merdiven basamakları doğal kayalardan oyularak yapılmıştır.dereye kadar inen merdivenleri olan ikinci bir tünel daha vardır.Merkez ilçeye bağlı Sipahiler köyünde de 61 basamaklı bir kaya tüneli bulunmaktadır.



KAYA KABARTMASI: Karabük’ün güneyinde Bürnük köyü, Kayadibi Mahallesi’nin 300 m. güneyinde çalılıklar içinde bulunan küçük bir kayaya yapılmıştır.Kayaya oyulan üstü kemerli nişin içinde çıplak olduğu tahmin edilen bir insan kabartması bulunmaktadır.Köylüler buna “Gavur Kızı” demektedirler.Kabartma heykel,yüzü belli olmayacak şekilde tahrip edilmiştir.Kolları gövdesinden hafifçe ayrılarak aşağı doğru uzatılmıştır.kabartmanın sağ tarafında ayakta duran ve domuza benzeyen bir hayvan kabartması vardır.





ÜÇBÖLÜK KÖYÜ KAYA MEZARLARI: Üçbölük köyünde beş tane kaya mezarı vardır. Bunlardan birincisi köyün alt girişinde, yolun kenarındaki bir bahçededir.Diğer mezarlar Yukarıharman, Üzümlüin, İncirli Taş, Gölpınarı kaya mezarlarıdır.



ÇAVUŞLARKÖYÜ KAYA MEZARI: Safranbolu Çavuşlarköyü Kaya Mezarları dört mevkide toplanmaktadır.Yenice Pınarini denilen mezarlar yan yana iki odadan ibarettir.Safranbolu’da bu kaya mezarlarından başka, Akören (Akveren) köyünün 200 m. kuzeyinde bulunan Ambar Kaya Mezarı, Akveren ve Yörükköyü arasunda kuzeyden güneye doğru uzanan ve Kepez denilen kaya silsilesi üzerine oyulmuş beş odadan ibaret Horozini Kaya Mezarları bulunmaktadır.



DELİKKAYA MEZARLARI: Eskipazar ilçesi, Budaklar köyündedir.İki dizin halinde sıralanmıştır.İlk dizi 7, ikincisiyse 6 mezar odasından oluşmaktadır.Bunların bir bölümü kubbeli, bir bölümü tonozludur.



GERDEK BOĞAZI KAYA MEZARI: Ovacık ilçesi, Soğanlı Çayı Vadisinde,Pürçükören köyünün Karakoyunlu Mahallesi’ndedir.Mezarın M.S.7. yüzyıl Bizans dönemi yapısı olduğu düşünülmektedir.Mezar, üçgen alınlıklı giriş ve birbirine açılan üç odadan meydana gelmektedir.Niş bulunan odalarda tavan süslemeleri olarak iç içe dikdörtgenler kullanılmıştır.Sütun başlıkları hurma yaprağı ile süslü olup doğu mimarisinin etkisi görülmektedir.



İNCEKAYA SU KEMERİ: Safranbolu’nun tarihi çarşı kısmına 7 km. uzaklıkta bulunan su kemeri, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa’nın yenileyerek kente kazandırdığı eserlerden biridir.Bizans döneminden kalma bu eserin 1794-1798 tarihlerinde onarım gördüğü bilinmektedir.



KÜRE HAVUZU: M.Ö.64 yılında Anadolu’ya giren Romalıların Batı Karadeniz Bölgesi’nde demir madeninden yararlanmak amacıyla kurmuş oldukları maden işletme atölyelerinin en önemlilerinden biri Karabük’e ait Sipahiler köyünde bulunan Küre Havuzu’dur.



HERAKLEİA PONTİCA: M.Ö.6. yüzyılda Megonalılar Kolonisi olarak kurulmuş olan Karadeniz Ereğli’nin ilk adı Manandynoi’dir. Daha sonra Herakleia Pontica adını alan kenti mitolojiye göre ünlü kahraman Herakles kurmuştur.Mitolojide Herakles’in adıyla kurulmuş yedi kentten en önemlisi olan Herakleia Pontica’da, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı medeniyetleri yaşamıştır.Yörede mezarlar, lahitler, sütunlar, Çeştepe (Kaşiftepe) mevkiinde Tümülüsler ve çeşitli dönemlerde inşa edilmiş camiler, türbeler, hamamlar, çeşmeler bulunmaktadır.



TİEİON, TİON, FİLYOS/ HİSARÖNÜ: İlk çağ kenti Tios, Filyos Irmağı ağzının yakınındaki Hisarönü mevkiindedir.Kentin tarihi M.Ö.4.yy. sonu, 3.yy. başına uzanır. Yöredeki kalıntılar Hellenistik; Roma, Bizans ve Ceneviz izlerini taşır.Birinci ve ikinci derece Sit alanları bulunan Filyos’ta arkeolojik yüzey araştırmalarına göre, antik Tieion kenti bir akropol, iki nekropol alanı ve sular altında kalan antik bir mendirekten /limandan oluşmuştur. Romalılar döneminde yapılan ya da onarılan kalede, harabe durumunda bir mabet (tapınak), tiyatro ve büyük bir yapıya ait olduğu sanılan üç kemerli bir duvar, Çayır köyü yakınındaki Çayır Mağarası’ndan çıkan suyu kente taşıyan su arkı /su yolu donanımı kalıntıları ve çok geniş bir alana yayılan bol sayıdaki ilkçağ çanak, çömlek kırığı geçmişten günümüze kalabilen maddi kültürel değerlerdir.



SUR KALINTILARI: Hellenistik döneme ait olan sur parçalarında çok sert, gri renkli, kireçtaşından iri ve kalın blok taşlar kullanılmıştır.Büyük boyutlu kare taşların kullanıldığı Roma dönemi sur kalıntıları, daha çok kıyı kesiminde yer almaktadır.Birbirine kalın bir harç tabakasıyla bağlı olan ve kentin büyük bir bölümünü kaplayan Bizans dönemi surları ise, daha sonra Cenevizliler tarafından onarılmıştır.



SU TESİSLERİ: Antik çağda kentin su gereksinimini karşılamak üzere inşa edilen su tesislerinin Roma dönemine ait olduğu sanılmaktadır.Kandilli yakınlarında başlayan ve yaklaşık 16 kilometrelik bir hat boyunca kente ulaşan su tesisleri, kent sularının yakınında bulunan bir havuzda toplanmakta ve havuzdan çıkan birkaç kanalla kent merkezine aktarılmaktadır.Kentin su gereksinimi için kuyulardan da yararlanılmıştır.Günümüze kadar oluşan bu kuyuların yüzeyleri girland ve rölyeflerle süslüdür.



MAŞAT HÖYÜK: Zile ilçesi Yalınyazı köyü’nde yer alan Maşat Höyük ören yerinde 1973-1984 yılları arasında yapılan kazılar sonucunda Tokat tarihine ışık tutabilecek çok önemli eserler ortaya çıkarılmıştır.M.Ö.3000’li yıllara tarihlenen höyükte bulunan önemli eserler arasında Hitit dönemine ait bir saray kalıntısı da olup diğer buluntular Tokat Müzesi’nde sergilenmektedir.



HOROZTEPE: Bölgede M.Ö.3.bine ait mezar ortaya çıkarılmıştır.Mezar buluntuları arasındaki en önemli eser olarak kabul edilen çocuğunu emziren kadın heykelciği günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.



SEBASTOPOLİS (SULUSARAY) ANTİK KENTİ: Tokat’ın 68 km. güneybatısında yer alan antik Sebastopolis kentinin kuruluşu henüz kesin olarak bilinmemektedir.Adı “büyük görkemli kent” gelmektedir.Bazı kaynaklarda M.Ö. 1.yüzyılda kurulmuş olabileceği varsayımı öne sürülüyor.Roma İmparatoru Traianus zamanında (M.S.98-117) Kappadokia eyaletine dahil edilen kentin adının çeşitli kaynaklarda “Herakleopolis” olarak da kaydedildiği bilinmektedir.1987 yılında Tokat Müze Müdürlüğü’nce yapılan kurtarma ve sondaj kazıları sonucunda elde edilen verilerle, daha önce ortaya çıkmış bulunan mimari parçalar değerlendirildiğinde, kentin Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmaktadır.



ARTOVA YERALTI YERLEŞİMİ: Artova ilçesine bağlı Boyunpınar Köyü’nün 500 m. kuzeyindeki Özündürük mevkiinde Ana kaya bloğuna oyularak yapılmıştır.Erken Hıristiyanlık dönemine ait bu yeraltı yerleşimi, 1995 yılında Tokat Müzesi’nce yapılan temizlik kazısı ile açılmış ve hizmete sunulmuştur.Yeraltı yerleşimi üç koridorlu ve üç katlı olup, salonlar, küçük odalar ve küçük bir tapınaktan oluşmaktadır.



KRAL KAYA MEZARLARI: Amasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar gibi dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmış olan beş adet mezar, yapıları ve mevkileri itibariyle ilk bakışta dikkati çeken eşsiz bir güzellik arz etmektedir.Çevreleri oyularak ana blok kayadan tamamen ayrılan mezarlar birbirlerine ve kaya bloğuna merdivenlerle bağlanmışlardır.vadi içerisinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunmaktadır.Amasya’da doğan ünlü coğrafyacı Strabon’un (M.Ö.63-M.S.5) verdiği bilgiye göre kaya mezarları Pontos krallarına aittir.Bu kaya mezarları arasında iyi örneklerden birisi de Aynalı Mağara olarak adlandırılan mezarıdır.Çevre yolunun Samsun güzergahında sağa ayrılan Ziyaret Beldesi yolu üzerinde şehir merkezine yaklaşık 3 km. uzaklıktadır.Kral Kaya Mezarları’nın en iyi işlenmiş ve tamamlanmış olanıdır.Yerden dört basamakla çıkılan 1.65 m. yüksekliğindeki mezar düz yüzeyli bir kayaya oyulmuştur.Dikdörtgen bir kapıdan girilen mezarda dikdörtgen ve kare şeklinde iki oda vardır.Asıl mezar odası dikdörtgen olanıdır.Kare şeklindeki odada Bizans dönemine ait freskler yer alır.



NEMRUT DAĞI ÖREN YERİ : Adıyaman il merkezine 71 km.,Kâhta ilçesine 42 km. uzaklıkta olan ören yeri,Doğu Toros sıradağları üzerinde 2150 metre yükseklikte,Fırat nehri geçitlerine ve ovaya hâkim bir tepe üzerindedir.Kommagene Kralı I.Antiochos için yapılan anıt mezar üzerine kesme taşlar ve çakıltaşları yığılarak bir tümülüs oluşturulmuştur.
Tümülüsün etrafındaki teraslar üzerine ateş sunağı ve Greko-Pers üslubunda dev heykel ve kabartma steller yapılmıştır.Tümülüs ve çevresi kabaca üç bölümden oluşmaktadır.

Doğu Terası : Bu bölümde taht üzerinde sıralar halinde oturmuş dev Tanrı heykelleri bulunmaktadır.Burası,yüzleri güneşe dönük Tanrılar önünde ibadet edilen yerdir.Bu terasta Apollon,Tyche,Zeus,I.Antiochos,Herakles,kartal ve aslan heykelleri yer almaktadır.Terasın kuzey ve güneyinde Kommagene Kraliyet ailesi bireyleri’nin kabartma stelleri bulunmaktadır.
Yine bu terasta ateş sunağı(atlar) ve onun yanında aslan heykelleri yer almaktadır.

Batı Terası : Doğu terasında olduğu gibi tahtlarında oturan dev Tanrı heykelleri ve bunların yanında I.Antiochos’un Tanrılarla tokalaşmasını gösteren kabartmalar oldukça iyi korunmuştur.Buradaki aslanlı kabartma özellikle çok ilginçtir.
Kuzey Terası : Burası batı ve doğu teraslarını birbirine bağlayan 100 metre uzunluğunda bir tören yoludur.Bu terasa 80 metre uzunluğunda tamamlanmamış stel kaideleri bulunmaktadır.

ARSAMEİA AD NYMPHAİOS (Eski Kâhta) : Adıyaman’a 60 km. uzaklıkta olan ören yeri Kommagene projesi kapsamında yapılan sistematik araştırmalar sırasında bulunmuştur.
Kral I.Antiochos,kitabelerinde Arsameia’nın ataları tarafından kurulduğu ve kentte bir sur duvarı,saraylar ve yapıların var olduğundan söz etmektedir.
Güneydeki tören yolunda Mithradates’in kabartma steli vardır.Ayin platformu üzerinde ise,
Mithradates-Herakles tokalaşma steli ve bunun üzerinde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı yer almaktadır.Yazıtın bulunduğu yerden başlayarak 158 metre derine inen bir tünel,Mithradates Callinichos’un mezar tapınağı ve saray kalıntıları yer almaktadır.

ŞAR(Şar Köy) ÖREN YERİ : Toros Dağları üzerinde,Adana’ya 210 km. uzaklıkta Tufanbeyli ilçesinin 20 km kuzeydoğusundaki Şar Köyünde yer almaktadır.Şar Hitit döneminde “Komana” adıyla bilinen önemli bir merkezdir.Ayrıca Roma döneminden kalma açık hava tiyatrosu,Bizans döneminden kalma kilise ve mermer bloktan inşa edilmiş 6 metre boyunda “Ala Kapı” görülmeye değer eserlerdir.

MİSİS(Yakapınar)ÖREN YERİ : Misis antik kenti,Ceyhan nehri kenarında,tarihi İpek Yolu üzerine kurulmuş,Adana’dan sonra gelen ikinci bir geçit durumundadır.Misis’in tarihi antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik döneme tarihlenen höyük ile başlar.Misis’i Truva kahramanlarından Mopsos’un kurmuş olduğu söylenmektedir.Hitit,Assur,Makedonya ve Seleukosların eline geçmiş,Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuştur.

M.S.8.yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiştir.1517 yılından sonra Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girmiş olan Misis’te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S.4.yüzyıla ait olan bazilikanın mozaik taban döşemeleri,dokuz gözlü bir taş köprü,
akropoldeki surlar,su kemerleri ve hamam kalıntıları ile Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan Havraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir.