Günümüzde bilinen birçok bitkinin Yunan ve Roma Mitolojilerinde bir oluşum hikayeleri vardır.Bu hikayelerin büyük bir kısmını Ovidiusun Dönüşümler (Metamorphoseis) isimli kitabından öğrenmekteyiz.Ovidius bu eserinde sadece bitkilere yönelik dönüşümleri değil,hayvanlara,dağlara,taşlara dönüşmüş canlıları da anlatmaktadır.Şiirsel bir anlatımla iç içe geçmiş bölümlerden oluşan Dönüşümler Ovidiusun gezileri sonucu insanlardan öğrendiği,kendi eğitiminden edindiği mitolojik bilgilerin birleşiminden oluşmuş bir eserdir.

Bu yazıda sizlere bitkilerin mitolojik kökenlerini anlatmaya çalışacağım.Anlatılan bitkilerde verilen dize ve bölüm numaraları İsmet Zeki Eyüpoğlunun Ovidius-Dönüşümler çevirisine göre aktaracağım.



Daphne (Defne) :



Dönüşümler 1.Kitap 453. mısradan itibaren anlatmaya başlamıştır Ovidius Daphnenin hikayesini.

‘Efsaneye göre Güneş Tanrısı Apollon,attığı oklarla insanları hatta tanrıları bile birbirine aşık edecek güce sahip Tanrı Eros ile karşılaşır.Ok atmasıyla ünlü olan Apollon ,Erosa yay ve okun sadece kendisine yakıştığını ,kendisinin ok atarak nice yaratıklar öldürdüğünü ,oysa Erosun sadece gönül yarası açmaya gücü yettiğini söyler.Tabii Eros bu sözlere gücenir,Apollondan intikam alması gerekir.İki ok çeker biri aşık eden,diğeri aşktan soğutan güce sahip.Aşık edeni fırlatır Apollona,diğerini ise Penios ırmağının peri kızı Daphneye…Apollon kıza aşık olur,kız da bir o kadar soğur aşktan…İstemez Apollonu…Aşkından delirmiş olan Apollon kovalar devamlı perikızı Daphneyi…Fakat bu kovalamalara dayanamaz Daphne,babasından onu bir ağaca çevirmesini diler ve o anda defne ağacına dönüşür.Apollon ağaca sarılır öper koklar…Daphnenin karısı olamadığını fakat defne ağacının bundan sonra Apollon ismiyle anılacağını söyler.Gerçekten de Apollonun saçları defne yapraklarıyla süslüdür.

Günümüzde yaprakları güzel kokan,hani şu yemeklere bile koyduğumuz defne ağacının mitolojik hikayesi bu şekildedir.

‘Tanrı Apollonun okçuluk konusunda iyi olduğunun bahsi geçmişken şöyle bir detaya değinmeden geçmeyeceğim.Truva Savaşında Apollon Truva halkının yanında yer alan bir tanrıdır.Truva halkının oklarına yön verdiği konusunda bazı efsaneler mevcuttur.İlyadada geçmemesine rağmen kulaktan duyduğum bir hikayede Parisin Achillesi topuğundan vurması Apollon sayesinde gerçekleşmiştir.



Myrrha (Mür yada Mürrüsafi Ağacı) :



Dönüşümler 10.Kitap 298. mısradan itibaren başlar Myrrhanın trajik hikayesi.Çok farklı konulara değinmiştir aslında Ovidius Myrrhayı anlatırken.Ensestliği irdelemiştir bu hikayesinde ve insanların hala anlayamadığı hayvanların ensestliğini de geçirmiştir dizelerinden.Myrrhanın efsanesi Suriye kökenlidir.

Efsaneye göre Suriye Kralı Cinyras (Theias)ın kızı Myrrhanın evlenme zamanı gelmiştir.Bütün doğu ülkelerinden gelmişler Myrrhanın kocası olmak ve düğünü seyretmek için.Oysa Myrrha dertlidir.Babasına aşıktır delicesine.Kocasının nasıl birisi olmasını istediğini soran babasına imalı bir dille ‘senin gibi diye cevap vermektedir.Ama olanaksız bir şeydir bir kızın babasıyla evlenmesi…Ovidius Myrrhanın bu çarpıklık üzerine yakarışlarını şu dizelerle dile getirmektedir.

‘………………….Kan bağı
Engel değil evliliğe.Dölleşme gücüdür bunda
Gövdeleri birleştiren seçmeden,düşünmeden.Suç yok
İneğe babasının atlamasında,aygıra kızının karı
Olmasında,koçun anasına,kuşun kendi yumurtasından
Çıkana,anasına tohumları aşılamasında.Mutluluk
Bu,inanılırsa.İnsan kaygısıdır böyle gereksiz
Bir yasayı yürürlüğe koyan,doğal eğilimleri
Geçersiz sayan………………. ‘

Gece yarısında bu istekle yaşayamayacağını düşünen Myrrha intihar etmek istemiştir.Boynuna ilmeği geçirirken bir yandan da imkansız isteğini mırıldanmaktadır.Fakat tam bu sırada kızın mırıldanmalarını sütannesi duyar ve içeri girerek ölmek üzere olan Myrrhayı kurtarır.Myrrha anlatır isteğini sütannesine.Sütannesi de şaşkındır fakat yüreği dayanamaz.

Tarlalarda yılın ilk ürünleri çıkmaya başladığı vakit Tanrıça Demeter adına törenler düzenlenir.Bu törenlere sadece kadınlar katılır.Dokuz gece boyunca sevişmek yasaktır bu kadınlara.Bu durumu fırsat bilen sütanne Cinyrasın yanına gider ve bu dokuz gece için kendisine bir kız bulduğunu söyler.Kral bu teklifi geri çevirmez.Sütanne Myrrhayı yanına çağırıp planını anlatır ve ona asla ışığa çıkmamasını öğütler.Myrrha ,aşık olduğu babasının çadırına girer ve onunla birleşir.Cinyrasın içini tuhaf bir his kaplamıştır,bir suç işlediğini hissetmektedir bir süre sonra onun kızı olduğunu anlar ve derhal kılıcına davranır.Myrrha kaçıp kurtulur ve koşmaya başlar.Bir süre sonra bu isteğinin getirdiği utançla ne insanlar ne de ölüler içinde yaşayabileceğini düşünür tanrılardan onu bir ağaca dönüştürmelerini ister ve Mür ağacına dönüştürülür.

Mür ağacına dönüşürken ve dönüştükten sonra hala ağlayan Myrrhanın gözyaşlarıdır Mür ağacından –özellikle üstündeki yarıklardan- akan reçineler bu gözyaşlarıdır işte.İlkçağlardan beri tedavi amacıyla kullanılan bu reçinelerin yağları günümüzde de çok değerlidir.
Myrrha,Smyrna adı ile de bilinir.



Adonis (Gelincik veya Manisa\Dağ Lalesi) (*) :



Dönüşümler 10.Kitap 503. mısradan itibaren anlatılmaya başlanmıştır Adonisin hikayesi.Myrrha ile peşpeşe olmasının tabii ki bir sebebi vardır.Onun Cinyrastan olan çocuğudur Adonis.Ovidiusun Dönüşümler eserinde anlatılan her hikaye bir öncekiyle bir noktada kesişir.Adeta ‘Bundan bahsetmişken,şunu da anlatalım gibi bir akışı vardır kitabın.
Adonisin hikayesi de tıpkı annesi gibi trajiktir ve birden çok doğa olayıyla ilişkilendirilmiştir.
Gene Adonis hakkında yazılmış birçok hikaye vardır,yaptığım araştırma sonucu Pierre Grimal Mitoloji Sözlüğü ve Ovidius Dönüşümler sentezi ile Adonis hikayesini aktaracağım.

‘Efsaneye göre Myrrha mür ağacına dönüşürken içinde yasak aşkının tohumlarını taşıyordu.Fakat ağaç gövdesi bu ,insan değil ya,belli edemiyordu yaşlarından,acılarından sıkıntısını.Nihayet Lucina (Ovidiusa göre Doğum Tanrıçası,daha sonraları Hera ile özdeşleştirilmiştir ) Myrrhanın durmunu fark eder ve ona dokunarak çocuğunu doğurmasına yardımcı olur.Orman perileri çocuğu alırlar ve güzelliğinden dolayı onunda bir peri olduğunu düşünürler.Gerçekten de Adonis bir tanrı kadar güzel doğmuştur,ve büyüdükçe de güzelleşmektedir.

Efsane buraya kadar her kaynakta sabit kalıp bundan sonra değişmektedir.Kimi kaynaklar bu olayı Persephone ile Afrodit arasındaki Adonisi paylaşamama durumuna götürür,ben Ovidiusun Dönüşümlerine sadık kalacağım.

Adonis büyüdükten sonra Afroditin istemeden attığı bir okla yaralanır.Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit,Adonisi göklere taşır orada onu iyileştirir daha da güzelleştirir ve ona öğütler verir.Ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini,hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır.Adonise bu öğütleri Hippomenes isimli bir başka karakterin hikayesini anlatarak verir.Afrodit sevgilisini öper ve geldiği yere doğru giderken,köpekler bir yabandomuzunu korkutup çıkartırlar mağarasından.Ormandan kaçarken kargısıyla vurur Adonis yabandomuzunu.Fakat yabandomuzu daha çeviktir ve Adonise saldırıp onu tek bir hamlede öldürür.Henüz evine ulaşmamış olan Afrodit bu acıyı hisseder ve hemen geri döner.Adonisin cansız bedenini görünce kahrolur ve der ki ‘Bütün varlığınla yaşayacaksın Adonis,Yitmedin üzüntümün bir anıtı olarak kalacaksın,Ölümün,çektiğim acıyla her yıl yinelenen törenlerde,dipdiri kılacak seni gönlümüzde,çiçeklere dönüşecek kanın.

Adonisden damlayan kanlar toğrağa değdiği vakit kızıl çiçekler bitti orada.Manisa Lalesi (Dağ Lalesi)diye bilinir bu çiçekler ve Adonis gibi kısa yaşarlar.Adonis hikayesinin getirdiği bir başka sonuçta ,güllerin kırmızı olmasıdır.Efsaneye göre bu olaya kadar bütün güller beyazmış,ne zaman ki Afrodit yaralı Adonise doğru koşmuş ayağına diken batmış.Afrodite adanmış olan gül bu vakit kırmızıya dönüşmüştür.Adonis hikayesi ile kırmızı gülün renginin nereden geldiğini de öğrenmiş bulunmaktayız.
(*) Adonisin hikayesi birçok yer de farklı olaylara bağlanmıştır.Persephoneun da Adonise aşık olması ve Adonisin yılın bir süresinde Afroditin yanında bir süresinde de Persephoneun yanında kalmasıyla yaz ve kış mevsimlerinin oluşması gibi.Oysa bu mevsim oluşma hikayesi Demeter,Persephone ve Hades arasındaki olayla da ilişkilendirilmiştir.Adonisin hikayesinin böyle bir sebep doğuracağını pek düşünmüyorum.Öte yandan Adonisin niye öldüğüne\öldürüldüğüne dair kesin bir yargı yoktur.Kimisi Aresin kıskançlığı,kimisi Apollonun öcü olarak anlatmıştır.Kimiside Myrrhanın kaderinin zaten Afrodit yüzünden böyle olduğunu dile getirmiştir.



Hyacinthus (Sümbül veya Dağzambağı):



Hyacinthusun hikayesi Dönüşümler 10.Kitap 162.mısradan itibaren anlatılmaktadır.Gene Tanrı Apollon içerikli bir hikayedir.Temelinde gene bir aşk hikayesi vardır fakat talihsizlik büyük rol oynar.Ama bazı kaynaklara göre olay talihsizlik değil Apollonun rakiplerinin araya girmesiyle gerçekleşmiş bir olaydır.

‘Efsaneye göre Hyacinthus bir Sparta prensidir.Olağanüstü güzellikte bir erkek olan Hyacinthusa Tanrı Apollon aşık olur.Günün birinde Apollon ile Hyacinthus disk atma oynarlar.Apollonun attığı disk ya rüzgarın etkisiyle ya da bir kayadan sekerek Hyacinthusun başına çarpar.Orada can veren Hyacinthusun bu durumuna Apollon çok üzülür.Dostunun ya aşık olduğu kişinin adının bir çiçek olarak yaşamasını ister.Hyacinthustan toprağa damlayan kan orada sümbüle dönüşür.Bu çiçeğin taç yaprakları üzerinde Apollonun acı haykırışılarını (AI) ya da Hyacinthus isminin başharfini (Yunanca olarak) görmek mümkün olacaktır.

Pierre Grimalin Mitoloji Sözlüğünde de belirttiği gibi bazı yazarlara göre Hyacinthusun ölümünün arkasında başka nedenler vardır.Bunlardan biri Apollonun rakibi olan Zephyrosun ondan öç alma isteği,diğeri de Boreasın Hyacinthusa aşık olmasıdır.Boreas ile Zephyros isimleri rüzgar isimlerinden tanıdık gelmektedir.Bazı yazarların bu iki tanrısallaştırılmış rüzgarla olayı ilişilendirmeleri efsanedeki ‘kayadan sekme olayını köreltmektedir.Gerçekten de mitolojide bu tarz olayların içinde talihsizlikten ziyade başka tanrıların veya kişilerin etkisi vardır.



Kyparissos (Servi Ağacı):



Dönüşümler 10.kitap 106.mısradan başlar bu hikaye.Tıpkı Hyacinthusun hikayesinde olduğu gibi gene yanlışlıkla birini öldürme sonucu oluşmuştur.Temelinde bir hayvanla kurulan dostluk yatmaktadır.

‘Efsaneye göre güzelliğiyle ön plana çıkan Kyparissosun en sevdiği dostu kutsanmış bir geyikti.Apollon bu gence de güzelliğinden ötürü aşık olmuştu.Artık Apollonun kıskançlığından mıdır bilinmez,birgün geyik gölgede uyurken Kyparissosun istemeden fırlattığı bir mızrak bu en yakın dostuna saplanmıştır.Daha evvel de belirtmiştim,Apollonun okları mızrakları istediği yöne çevirdiğinden.Neyse,Kyparissos en yakın arkadaşının öldüğünü görünce derhal yanına vardı.Ağlıyordu ona baktıkça,acı çekiyordu.Dayanamadı ve seslendi Tanrılara ‘Hep acı çeksin onu vuran diye.Ağladıkça tükendi kanı ve gövdesi sertleşmeye başladı.Boyu yükseldi ağaçlara doğru ve gördü kendi dönüşümünü.En yakın dostunun yanı başında bir servi ağacına dönüştü.

Servi ağacının en tepesi hafif kıvrıktır ,aşağı doğru bakmaya çalışır sanki..Derler ki başında durduğu kişiye bakar,boynunu büker.Acı çeker.Bu yüzden mezarlıklarda hep servi ağaçları vardır.Baş ucunda bulunduğu mezarın sahibi için ağlar ve devamlı ona bakarak acı çeker.

Dönüşümler içerisinde en sevdiğim hikayedir belki bu.Günümüzde bile sürdürülen bir geleneğin oluşumunu anlattığı için etkilemiştir belki de beni.İlginç gelen başka bir nokta ise günümüze dek ulaşmış olan bu geleneğin hikayesinde,iki insanın birbirine sevgisi,aşkı değil de bir hayvana olan sevginin işlenmesi…



Clytie ve Leucothoe (Ayçiçeği-Günebakan ve Günlük-Sığla Ağacı) :





Ovidius bu ilginç hikayeyi eserinin 4.kitabında 207.mısradan itibaren anlatmaya başlamıştır.Tek hikayeden iki farklı bitkinin hikayesi çıkmaktadır,her ne kadar bu bitkiler birbiriyle alakalı gözükmese de efsaneyi ayrı ayrı anlatmak olanaksızdır.

‘Efsaneye göre,Clytie ve Leucothoe iki kardeş İran (Persia) prensesidir.Clytie Güneşe aşıktır.Fakat Apollon Leucothoeye vurulmuştur ve ona ulaşmak için bir plan yapmıştır.Bir gece kızların annesi kılığına girip odalarına girmiştir,ardından Leucothoenin yanına uzanıp kızın arkadaşlarının dışarı çıkmasını istemiştir.Yavaşça gerçek haline dönüşen Apollonu gören Leucothoe ilk başta ürkmüş fakat daha sonra teslim etmiştir kendini bütün güzelliğiyle ortaya koyan Apollona…Apollon artık Leucothoeye aşıktır ve Clytie ile ilgilenmemektedir.Bu durumu fark eden Clytie ise kıskançlıktan kardeşinin aşkını babasına ve önüne gelene anlatmaya başlamıştır.Babaları Kral Orchamus,Leucothoeyi diri diri gömdürür anlatılanlar üzerine..Ertesi gün Leucothoeyi bulamayan Apollon durumu fark eder ve kızı gömülü olduğu yerden çıkarır,fakat artık çok geçtir.Kızın cansız bedenini Günlük-Sığla Ağacına dönüştürür.Bu ağacın reçineleri yakılarak Apollon Tapınağında tütsü olarak kullanılacaktır.Clytie ise aşkından çılgına dönmüştür.Apollon ona artık görünmemektedir.Aramış durmuş gökyüzünde Güneşi.Gördüğü zaman takip etmiş kafasıyla.Dokuz gün hiçbirşey yememiş,içmemiş ve devamlı ağlamış.En sonunda gövdesi solgun bir ota dönüşmüş,başı ise pırıl pırıl parlayan bir çiçeğe.Devamlı Güneşe çevirmiş başını ve ona bakığ durmuş.İşte bu yüzden Günebakan derler Clytienin dönüştüğü bitkiye.

Leucothoenin dönüştüğü ağacın üstüne yarıklar açılarak yağı ve kabukları alınır.Dini törenlerde buhur adıyla tütsü olarak yakılır.Bugün kiliselerde hala bu tütsü kullanılmaktadır.Ayrıca bu tütsü gene Hristiyan ailelerin evlerinde de yakılır.Dini adetlerin birçoğunun pagan kökenli olduğunun bir kanıtı da budur.Clytie ise Türkçeye Günebakan ve Ayçiçeği olarak geçmiştir.Bu efsaneye bakılırsa Ayçiçeği demek biraz mantıksız olacaktır.

Araştırmamı gerçekleştirirken en çok zorlandığım hikayelerden biridir.Pierre Grimalin Mitoloji Sözlüğünde Leucothoenin de günebakana dönüştürüldüğü yazmaktadır.Oysa Dönüşümlerde ve Mythology:Myths,Legends and Fantasies isimli eserde Leucothoenin günlük ağacına dönüştürüldüğü açıkça anlatılmıştır.İlgi çekecek bir başka nokta,kaynaktan kaynağa aşık olan kişinin değişmesidir.Kimi kaynaklar direkt olarak Apollon der,kimi kaynaklarda sadece Güneş olarak geçer,Dönüşümlerde ise güneşin mitolojik tasviri ‘Hyperion Oğlu olarak geçmektedir.Efsane en yaygın biçimde Apollon üzerinden anlatıldığı için ben de bu şekilde anlatılmasını uygun buldum.



Narcissos (Nergis) :



Mitoloji ile ilgilensin ilgilenmesin birçok kişinin bildiği bir öyküdür Narcissosun ki.Narsizme kaynak olmasıdır belki de onu ünlü yapan,dönüştüğü çiçekten çok…
Ovidius Dönüşümlerinde 3.kitap 340.mısradan itibaren anlatmaya başlamıştır bu hikayeyi.
Efsane içerisinde efsane gene…Echo diye bilinen yankının hikayesi de aktarılır bu hikayeyle bağlantılı olarak…

‘Efsaneye göre,kahinler Narcissos için eğer kendi yüzüne bakmazsa çok uzun yaşayacağını söylemişlerdi.Narcissos doğdu,büyüdü ve birçok kızın ve perinin aşık olduğu bir genç oldu.Fakat duyarsızdı bu aşıklara karşı kendisi.Günün birinde bir peri olan Ekho aşık oldu Narcissosa,fakat onun da aşkı karşılıksız kalınca Echo üzüntüden zayıfladı zayıfladı ve inleyen bir ses olarak kaldı (Yankının mitolojik nedeni olarak anlatılan Ekho).Narcissosun aşklarına karşılık vermediği kızlar ve periler,Echonun da halini görünce Tanrılardan öclerinin alınmasını istediler ve ‘Sevsin de kavuşamasın sevdiğine diyerek bir beddua ettiler.Tanrılar kabul edecekti bu dileği.Günün birinde Narcissos bir av sonrasında su içmek için bir pınar kenarına geldi.Su içmek içi eğildiğinde kendi yansımasını gördü ve görür görmez beliren siluete aşık oldu.Bakakaldı suya öylece.Ellerini uzatıyor,siluet de ellerini uzatıyor,gülümsüyor aynı şekilde siluet de gülümsüyor ama ne zaman ulaşmaya çalışsa aşık olduğu görüntüsüne su bulanıklaşıyordu ellerinden,gözyaşlarından…Bağırmaya başladı Narcissos kavuşmak istediği sevgilisine…Bu durumu gören Echo her ne kadar kırgın olsa da Narcissosa karşı acıdı ona…Ey gidi boşuna sevdiğim çocuk dedi Narcissos suya bakarak ‘kal sağlıcakla….Echoda seslendi Narcissosa ‘kal sağlıcakla….Orada öldü Narcissos yorgunluktan…Acıdı ona su perileri..Ölüsünü yakmak için odun toplamaya gittiler..Döndüklerinde cansız bedenin yerinde sadece bir çiçek duruyordu.Bugün ‘Nergis diye bildiğimiz çiçeğe dönüşmüştü Narcissos….Derler ki ölülerin geçtiği Styx nehrinden geçerken bile sudaki yansımasına bakmış…

Narcissosun hikayesi birçok insan tarafından ‘Sudaki yansımasına aşık olup,ona ulaşmak için suya atlayıp boğulmuş olarak bilir.İncelediğim kaynaklar bunun doğru olmadığını göstermektedir.Narcissosun hikayesi üç oluşum içerir.Yankı,Nergis çiçeği,Narsizm…Echo ile Narcissos ayrı anlatıldığı takdir de hikayenin güzelliği kaybolur.Hikayenin sonunda ‘kal sağlıcakla derken Echonun karşılık vermesi (sesin yankılanması) Narcissosa bir veda niteliği taşımaktadır bana göre.

Bazı efsanelere göre Narcissos yorgunluktan ölmemiş intihar etmiştir.Kanının bulaştığı her yerde nergis çiçekleri oluşmuştur.



Heliadlar (Karakavak-Kavak Ağacı):



Ovidiusun Dönüşümleri o kadar farklı bir dille kaleme almıştır ki,bir olaydan bir sürü farklı sonuç çıkmaktadır.Başlarda da belirttiğim gibi ‘adı geçmişken ondan da bahsedeyim havasında yazdığı için şiirsel anlatım bir yerde kendi adeta sohbete çevirmiştir.Heliadların hikayesi aslında günümüzde coğrafik açıdan etkisini hala sürdüren bir felaketin sonucudur.Bu hikayeyi daha sonra ayrıca işleyeceğim.

Ovidius Heliadların hikayesini eserinin 2.kitabı 340.mısrasından itibaren anlatmaya başlamıştır.

‘Efsaneye göre,Heliosun (Olymposlu Tanrılardan önce varolan bir Titan,Güneş Tanrısı) Phaeton isminde bir oğlu ve Heliadlar olarak adlandırılan kızları vardı.Anneleri Klymene,Phaeton büyüyüne kadar babasının kim olduğunu ondan gizledi.Gün geldi Phaeton babasının Güneş Tanrısı olduğunu öğrendi ve bunun ispatlanması için babasından arabasını istedi.(Burada araba ile kastedilen Güneşi doğudan batıya götürdüğü düşünülen araçtır.)Heliosun istemeyerek izin verdiği Phaeton bu aracı kullanamayarak felaketlere yol açtı ve bu duruma bir son vermek üzere Zeus bir yıldırım fırlatarak Phaetonu öldürdü.Phaetonun bu ölümüne kardeşleri Heliadlar çok üzüldüler ve devamlı ağladılar,dövündüler.Dört ay boyunca mezarının başından ayrılmadılar.Heliadların en büyüğü Phaethus kapanmak istemiş yere,fakat hareket edememiş ,çakılmış adeta yere çakılmış.Lampeti isimli başka bir kardeşleri yardım etmek istemiş ama aynı durum kendisinde de meydana gelmiş.Kütüğe dönüşmüş bacakları,dal olmuş kolları,kabuklanmış vücutlarının her bir tarafı.Gözyaşlarının gün ışığıyla katılaşmasından sonra altın gibi parlayan kehribar oluşmuş bünyelerinde

Karakavak veya Kavak ağacının mitolojik kökeni bu şekildedir.Ovidiusa göre bu ağaçlardan oluşan damlaları bir ırmak ulaştırmış Latin kadınlarına,onlarda süs takısı yaparlarmış bunlardan.