Sponsor Reklam-5
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 1 gönderen TTS
  • 1 gönderen aga_0074

Konu: Anadolu Neolitiği

  1. #1
    Status
    Offline
    TTS
    TTS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Azimli Defineci
    Erkek Şubesi
    Üyelik tarihi
    30.11.2013
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    172
    Tecrübe Puanı
    15
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Anadolu Neolitiği

    Türkiye Arkeolojik Yerle
    şmeleri (TAY) Projesi’nin ikinci klasörü

    Neolitik’i hazırlayan arkada
    şlarım, Anadolu Neolitiği için benden bir

    giri
    ş yazısı yazmamı istediklerinde, onur duydum. Fakat bu yazıyı

    yazmak oldukça güçtü. Bu güçlük, hem dönemin prehistorik
    arkeolojideki (veya geçmi
    şimizdeki) özel konumu, hem de Anadolu’da,

    bu döneme ait buluntuların hala çok kısıtlı olarak gün ı
    şığına çıkarılmış
    ve yeterli biçimde incelenmemiş olmasından kaynaklıyor. Sonuçta,

    Anadolu Neoliti
    ği üzerine yazılacak bir yazının, elimizdeki verilerin

    eksikli
    ği yüzünden yetersiz kalacağı görüşüne vardım ve bu giriş

    yazısında Anadolu Neoliti
    ğini özetlemek yerine, benim açımdan önemli

    olan bazı sorunlar üzerinde durmayı tercih ettim. Sevgili Sava
    ş, Oğuz ve

    Mihriban’a bana bu konuda güvendikleri için te
    şekkür ediyorum.

    İ
    çinde, birbiri ardına gelen evrelerden oluşan ve bir evrim sürecini

    kapsayan Neolitik dönemi adlandırmak, genellikle kısır bir döngüye
    neden olmakta, özellikle Neolitik dönemin ilk evresi, çok çe
    şitli

    terimlerle betimlenmektedir. Akeramik Neolitik, çanak çömleksiz
    neolitik, çanak çömlek öncesi neolitik, besi üretimine geçi
    ş evresi, üretimciliğe geçiş evresi bunlardan en sık karşılaştıklarımızdır. İlk üç

    terim de, çanak çömle
    ği adeta miladi bir unsur gibi göstermekte; bu

    süreci Milattan Önce=Çanak Çömlek’ten Önce ve Milattan Sonra=
    Çanak Çömlek’ten Sonra gibi kesin kategorilere ayırmaktadır.
    Zamanında —birçok nedenden dolayı—, bir tabakayı adlandırmak için
    kullanılmı
    ş olan bu terim (Eriha), hala geçerliliğini korumakta ve

    özellikle Levant Bölgesi için kullanımı sürmektedir (PPNA-PPNBPPNC).
    Söz konusu terim, aynı zamanda dönem tanımı için
    teknolojik bir öğeyi ve tek bir öğeyi öne çıkartmaktadır. Buna karşın diğer iki terim

    ise, birçok kişi tarafından Neolitiğin en önemli sayılan öğesini,

    ekonomik bir ö
    ğeyi, besi üretimini, ön plana almaktadır. Bu terimlere

    kar
    şı öne sürülen birçok alternatifin kabul gördüğü pek söylenemez; —

    Neoliti
    ği kültürel “horizon”lara ayırmak (Maison de l’Orient) ve her

    “
    horizon”a bir ad yerine numara koymak gibi. Bu dönemleme genel

    olarak kabul görmemekte hatta onu yaratanlar tarafından bile artık
    kullanılmamaktadır. Bu yakla
    şımların yanı sıra, hararetli taraftarları ve

    aynı
    şiddette karşıtları olan, Neolitiği oluşturan tüm öğelerin evrim

    sürecini içeren “Neolitikleş
    me” teriminden söz edilebilir. Dilimize

    henüz tam anlamıyla oturmamı
    ş olmasına karşın, Neolitiğin ilk evresi

    için sıkça kullanıldı
    ğı gözlemlenmektedir.

    Neoliti
    ğin ikinci evresi için kullanılan terminolojinin daha az sorunlu

    oldu
    ğu izlenimi yaygındır. Burada, çanak çömlek öğesi esas alındığı;

    gerek evrim, gerekse kronolojik bir uygulama ile bölgesel tanımlamalar
    yapıldı
    ğı için bir bütünlük sağlanabilmiştir.

    Neolitik dönem, insanlık tarihinin en önemli a
    şamalarından biri, büyük

    olasılıkla en önemlisi; insano
    ğlunun ekolojik baskıları aşıp, toprağa
    (doğaya) hakimiyetinin dönüm noktası ve birçok açıdan (evrensel

    anlamdaki) kültürümüzün kökenidir.
    Neolitik, birçok önemli de
    ğişimlerin hızlı bir biçimde yaşandığı

    dönemdir. Bu a
    şamayı, insanın sadece çevreyi kendi çıkarları

    do
    ğrultusunda kullanıp, besi üretimine ve dolayısıyla artı ürüne sahip

    oldu
    ğu bir döneme indirgeyemeyiz. Neolitik, insan yaşamının tüm

    ö
    ğelerini etkileyen, maddi olgulardan simgesel olgulara kadar uzanan

    bir olaylar bütünüdür: topra
    ğa yerleşme, mimari, mekan kullanımı,

    teknikler, demografi, sosyal yapı, sanatsal ve tinsel ürünler… Tüm bu
    olguları önem sırasına dizmek, belli bir ö
    ğeyi öne çıkartmak doğru bir yaklaşım değildir.
    Bunlar, birbirleriyle etki-tepki ilişkisinde bir bütünü
    olu
    ştururlar.

    Bilindi
    ği gibi, avcı/toplayıcı yaşam tarzından yerleşik köy yaşamına

    geçilmesi —Childe’ın deyimiyle “Neolitik Devrim”—, ilk olarak Yakın
    Do
    ğu’da ve özellikle Kuzey Levant Bölgesi’nde meydana gelmiştir.

    Kimilerince kültürel “evrim”, kimilerince “devrim” olarak kabul edilen
    bu a
    şamada, Anadolu’nun aktif rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçektir.

    Güneydo
    ğu Anadolu’nun Kuzey Levant ile birlikte Neolitikleşme’deki

    rolü, son yıllardaki ara
    ştırmalarla iyice belirginleşmiştir. Yakın bir

    zamana dek
    İç Anadolu’ya, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Levant’dan

    geldi
    ği sanılan Neolitik kavramlar ve maddesel ürünler, bu bölgedeki

    ara
    ştırmalar sonucunda farklı bir tablo ortaya koymuş,

    Neolitikleşme’nin yerel olma olasılığı ağırlık kazanmıştır. Dolayısıyla

    Neolitiğ
    in başlangıcını, oluşumu anlamak için Anadolu’nun önemi

    yadsınamaz duruma gelmi
    ştir. Diğer yandan Anadolu’nun, Güneydoğu

    Avrupa ve Akdeniz kıyılarının Neolitikle
    şme’sindeki rolü de son derece

    önemlidir.
    İnsanlık geçmişinin birçok bakımdan en önemli dönemi

    olarak kabul edilen Neolitik için Anadolu’nun sundu
    ğu pek çok bilgi

    vardır. Ancak sözünü edece
    ğimiz bazı sorunlar nedeniyle, bu bilgilerin

    ne kadarına ula
    şğımız oldukça tartışmalıdır.

    Anadolu’da Neolitik döneme iliş
    kin kazıların sayıları ne yazık ki çok

    azdır. Mehmet Özdo
    ğan’ın çoğu kez değindiği gibi, komşu ülkelerle

    kar
    şılaştırıldığında, durumun vahameti/gülünçlüğü açıkça ortaya

    çıkmaktadır. Sorunun bir çözümü, ara
    ştırmaların çoğaltılması yönünde

    olabilir. Ancak a
    şağıda değineceğimiz nedenlerle, bunun da yeterli

    olmayaca
    ğı açıktır. Araştırma sayısının az olması, sorunun sadece bir

    yüzüdür ve kanımızca en önemlisi de de
    ğildir. Burada kısaca

    de
    ğineceğimiz sorunlar, yalnızca Anadolu arkeolojisiyle ilgili değildir;

    ama konumuz Neolitik gibi önemli bir süreç ve bölge de Anadolu
    olunca, bu sorunlara de
    ğinmek zorundayız.

    Tüm dünyada oldu
    ğu gibi, Türkiye’de de genellikle arkeolojik

    ara
    ştırmalar kazı aşamasında kalmakta; aslında araştırmanın daha uzun

    süre alan, daha açıklayıcı olan analiz ve inceleme çalı
    şmaları,
    malisorunlar, zaman, uzman yetersizliği yüzünden ya ertelenmekte ya da

    seyrek olarak belirli bir malzeme üzerinde kapalı kalarak, di
    ğer

    buluntularla ili
    şkisi kopuk bir araştırmayla yetinilmekte ve

    yayınlanmaktadır. Kısacası kazılar ço
    ğu zaman konuşturulmamakta ve

    suskun bir durumda, müze depolarında çürümeye bırakılmaktadır.
    Sonuç olarak, sayıca zaten az olan araş
    tırmalardan elde edilen sonuçlar,

    olası elde edilebilirli
    ğin çok daha altında kalmaktadır.

    Bir di
    ğer sorun ise, araştırmaların çoğunun zorunlu olarak kurtarma

    kazısı grubuna girmesidir. Özellikle barajlar, çe
    şitli etkenler yüzünden

    tehlikeye giren sit alanları için acil kurtarma kazıları gerekmektedir.
    Durum böyle olunca ara
    ştırmalar, “ne kurtarırsak kârdır” kuralının

    uygulandı
    ğı, gerek zaman gerek seçme olanakları kısıtlı olduğundan

    bilimsel bir amacın olmadı
    ğı, stratejilerin kurulamadığı kazılar olmaktan

    kurtulamamaktadır. Bilimsel amacı olmayan bir kazının sonuçları da ne
    yazık ki tanımlamaların ve bazı analojilerin ötesine geçememektedir.
    Kazı sürecinde de
    ğerlendirilmeyen malzeme, müze depolarında,

    ortamından kopuk malzeme durumuna gelmekte ve dönü
    şü olmayan

    bir yola saplanmaktadır. Bilindi
    ği gibi arkeolojinin diğer gözlem

    bilimlerinden farkı, üzerinde çalışılan malzemeye istendiği zaman

    dönülememesidir. Örne
    ğin bir jeolog gerektiğinde araziye dönüp eksik

    gözlemlerini tamamlayabilir ya da bir biyolog, istedi
    ği sayıda deney kurbağasına yeniden sahip olabilir. Oysa bir arkeolog için kazı bittikten

    sonra geriye dönüş
    yoktur. Dolayısıyla kazı sürecinde iyi belgelenmeyen

    ta
    şınır ya da taşınmaz buluntular, verebilecekleri bilgilerden daha azını

    vermek durumunda bırakılırlar. Ve sonuçta zaten kısıtlı bir
    şekilde ulaşacağımız geçmişe daha da kısıtlı bakmak zorunda kalırız.

    Arkeolojinin gereklili
    ğinin son yıllarda en revaçta olan tanımlarından

    biri, yarını kurmak için dünü anlamaktır. Burada dünü hiçbir zaman
    tam olarak anlayamayaca
    ğımızı bilmemize rağmen, genelde neleri

    anlayabiliriz, neleri varsayabiliriz ve neler hakkında hiçbir zaman
    fikrimizin olamaz ayırdına ço
    ğu zaman varamamamıza rağmen

    gözlemlerimizi bu do
    ğrultuda yapmayız. Kısaca, hedefimizin sınırlarını

    koymadı
    ğımızdan, genellikle araştırmalarımız bilimsel amaçsız ve

    stratejisiz olur. Hangi problemi çözümlemek ve bu çözüme ulaş
    mak

    amacıyla hangi taktikleri kullanmak gerekti
    ğini saptamadan yapılan

    ara
    ştırmalar, ne yazık ki yetersiz kalmaya mahkûmdur.

    Sınırlarımız nelerdir? Buluntular geçmi
    şin hangi yönlerini

    aydınlatabilir? Gerçe
    ğin ne kadarına varabiliriz? Geçmişte yaşanmış bir

    gerçek vardır ve bizler, arkeologlar bu gerçe
    ği yeniden kurmaya

    çalı
    şırız. Ancak bu, yaşanmış bir olaydır, biz ise elimizdeki verilerden

    yola çıkarak geçmi
    şi yorumlarız, yani varsayımlarda bulunuruz. Oysa

    gerçe
    ğin varsayımı olamaz. Konuyu bu biçimde ele alınca isteklerimize,

    arzularımıza sınır koymak ve sadece ula
    şabileceğimiz gerçekleri

    aramamız kanımca daha do
    ğru bir yoldur.

    Bu, zaten arkeologların ayırdında olduğ
    u bir olgudur. Araştırmalara

    baktı
    ğımızda da bu açıkça bellidir. Örneğin Neolitik tanımı, birbiriyle

    etki ve tepki içindeki bir seri ö
    ğenin bütünüdür ve genelde bu öğeler

    hiyerar
    şik bir sırada incelenir ve bazı öğelere bakılmaz bile. İşte bunun

    nedeni büyük olasılıkla sınırların konmasıdır. Ancak bu sınırlar
    genellikle gerekti
    ğinden çok daraltılır ve zaten kısıtlı olan veriler

    yeterince konu
    şturulmaz:

    Geleneksel olarak üzerinde en çok durulan konulardan biri
    mimaridir, ancak mimariye yalnızca bir plan olarak bakılır ve 3., 4.
    boyutuyla, mekân kullanımıyla ilgilenilmez;
    Teknolojiler için de aynı sorun geçerlidir: Genelde akeramik
    neolitik için yontma ta
    ş, sonrası içinse çanak çömlek tipolojileriyle

    ve bazı karşılaştırmalarla yetinilir, teknolojik üretim zincirleri göz

    ardı edilir;Kemik, cilalı ta
    ş, sürtme taş gibi endüstriler ise genellikle ikinci

    plandadır, kısa tanımlamalarla geçi
    ştirilir;

    Ekonomik ya
    şam son yıllarda daha önem kazanmasına rağmen
    ço
    ğu açıdan eksiktir. Özellikle botanik açıdan, kültüre alınmış

    bitkiler/tahıllar önemlidir; günümüzde köy ekonomilerine büyük
    katkıları olan toplayıcılık, yabani türler, çe
    şitli otlar göz ardı edilir.

    Bu örnekler ço
    ğaltılabilir, ancak bunların çeşitli nedenlerden dolayı

    yeterli olarak incelenmemesi (maddi sorunlar, zaman, ilgisizlik) zaten
    elimize kısıtlı olarak geçen ve önemli bir dönemi temsil eden
    buluntulardan yeterince faydalanmamızı engeller.
    Yukarıda bazı örneklerini verdi
    ğimiz bu öğeler yeterince araştırılmadan

    geçmiş
    toplumlar üzerine yorumlar yapıldığında ve sosyal yapıları

    anla
    şılmaya çalışıldığında, gerçeklerden uzaklaşmak kaçınılmazdır.

    Bu konuda elimizdeki bu yayın, Neolitik için çok önemli bir
    şanstır.

    Türkiye’de elde edilmi
    ş tüm verilerin bir arada bulunması bize

    eksiklikleri, yanlı
    şlıkları gösterecek, TAY sayesinde tüm Türkiye

    arkeolojisinin sorgulanması mümkün olacaktır. Ve bu sorgulama,
    kanımca geçmi
    şimizin en önemli dönemi Neolitik için yeni hedefler,

    yeni bilimsel amaçlar kurmamıza olanak sa
    ğlayacaktır. Bu özellikle çok

    gereklidir. 1940’larda Marc Bloch, bilimsel tarihin temellerini atarken, sık sık
    arkeolojiye de de
    ğindiği yarım kalmış eserinde (Gestapo tarafından
    kur
    şuna dizildiğinden) şöyle der:

    “Metinler veya arkeolojik belgeler, görünü
    şte çok açık ve memnuniyet
    verici olsalar bile, ancak onları sorgulamasını bildi

    ğinizde konuşmaktadırlar. Boucher de Perthes’den önce, bugün olduğu gibi

    Somme Nehri’nin alüvyonları arasında çakmakta
    şı kaynamaktaydı. Fakat

    sorgucu bulunmamaktaydı ve tarihöncesi yoktu. Eski bir Orta Ça
    ğ tarihçisi

    olarak bir kilisenin veya bir manastırın hak belgesinin okunmasından daha
    çekici bir
    şey olmadığını itiraf ediyorum. Bunun anlamı, ona neyi

    soraca
    ğımı aşağı yukarı bildiğimdir. Buna karşılık bir Roma yazıtları

    derlemesi bana çok az
    şey söylemektedir. Onları iyi kötü okumasını

    bilmekteyim, ama sorgulamasını hayır. Di
    ğer terimlerle, her tarihsel

    ara
    ştırma, ilk adımlarından itibaren, soruşturmasına bir yön çizmiş olmak

    zorundadır. Ba
    şlangıçta düşünce vardır. Hiçbir bilimde, pasif gözlem asla

    verimli bir
    şey sağlamamıştır. Zaten bunun mümkün olabildiği de bir

    varsayımdır.”

    aga_0074 bunu beğendi.

  2. #2
    Status
    Offline
    aga_0074 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Öğretici Defineci
    Üyelik tarihi
    20.04.2008
    Yer
    DİYARBAKIR_AMED
    Mesajlar
    4.878
    Tecrübe Puanı
    360
    OTOMATİK REKLAM

    Standart

    pasif gözlemcilige hayir....emegibe saglik
    TTS bunu beğendi.
    **İNANCA SAYGI DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK**

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Anadolu Ve Mu Uygarlığı
    By aga_0074 in forum ESKİ UYGARLIKLAR VE TOPLUMLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.11.2013, 14:52
  2. SİKKELERİN IŞIĞINDA ANADOLU
    By ömerxx in forum SİKKELER HAKKINDA BİLGİLER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.05.2012, 09:56
  3. Antik Bölgeler Anadolu Antik Bölgeleri Anadolu Ve Çevresi Antik Bölge Haritası
    By ömerxx in forum ANTİK BÖLGELER VE ANTİK KENTLER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.04.2012, 08:58
  4. Anadolu'nun gizemli mumyaları
    By redkit in forum LAHİT MEZARLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.03.2012, 20:25
  5. ANADOLU MEDENİYETLERİ
    By Radmin in forum ANADOLU MEDENİYETLER TARİHİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.12.2010, 16:55

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri

Evde Ek İş İlanları