Günümüzdeki yerleşim yeri: Modern Bergama (yak. 70.000 nüfuslu) ilçesi, antik Pergamon şehrinin bulunduğu tepenin eteklerinde yer alır. Antik yerleşim 300 m yüksekliğinde bir dağ sırası uzantısı üzerinde bulunmakta olup olasılıkla M.Ö. 2. binden Geç Bizans dönemine (M.S. 14. yy) kadar etrafı çeşitli çapta şehir surları ile çevriliydi. Yalnızca Roma İmparatorluk döneminde etrafı bir surla çevrili olmaksızın ovaya, yani günümüz Bergaması´nın bulunduğu yere doğru yayılmıştır. Şehrin güneybatısında Asklepios Kutsal Alanı´nın kalıntıları yer almaktadır. Pergamon civarında, aralarında Perperene, Atarneus ve Elaia (Pergamon kentinin limanı) gibi kentlerin yer aldığı, antik döneme ait başka çok sayıda yerleşme vardır.
O zamanlar yeni keşfedilen "Pergamon Sunağı"na ait kabartmaları kurtarma amacına yönelik olan 1878 yılında başlayan kazılar sırasında ve 100 yılı aşkın süredir gerçekleştirilen araştırmalarda antik "şehir yapısının" incelenmesi ön plandadır. Bu bağlamda 2005 yılında başlayan araştırma programında Hellenistik dönem kenti ve yörekenti (banliyösü) konusuna ağırlık verilmiştir. Yeni yaklaşımlar ve yöntemlerle, İmparator II. Eumenes'e atfedilen (197-159 v. Chr.) Hellenistik dönemdeki büyük genişlemenin önemli anıtlarının tarihlendirilmesine ve yol ağının canlandırılmasına ağırlık verilmiştir. Yeni programın diğer bir ağırlık noktasını ise, Antik dönem yerleşim dokusunun araştırılması ve Pergamon civarında seçilen birkaç kentin araştırılması oluşturmaktadır. Çünkü kentler bağımsız olmayıp, ekonomik, askeri ve kültürel bakımdan çevreleriyle bir sentez oluşturuyorlardı. Pergamon anakentiyle komşu kentlerden biri liman, diğer ikisi kırsal kesimde olan kentler örnek alınarak ilişkiler aydınlatılacaktır.

Pergamon kazısı gibi geleneksel büyük projelerin hedefleri arasında, eski kazı buluntularının değerlendirilmesini sürdürmek ve bağımsız anıtlar ile buluntu kompleksleri üzerine yeniden çalışılması da yer almaktadır. Yeni araştırma programı çerçevesinde Hellenistik dönem yapı ve buluntuları üzerinde çalışmaya ağırlık verilmekte olup, ayrıca prehistorik, Roma ve Bizans dönemleri de araştırılmaktadır.

Pergamon kazısı önemli anıtların korunması ve sunumuyla da ilgilenmektedir. Son zamanlarda, akropol ile tarihi Bergama arasında bağlayıcı bir halka olan ve turizm açısından da önemli olan Antik dönem Pergamonu'nun aşağı kentin durumunun düzeltilmesiyle ilgilenmekteyiz.
Antik dönem Pergamon kalıntılarının, 15. yy'dan beri çok sayıda seyahatnamede tanımlanması (Cyriacus von Ancona) sonucunda, 19. yy başlarında bilimsel araştırmaların konusu olmasına yol açmıştır (Marie-Gabriel Choiseul-Gouffier). Sistematik ilk kazılar yaklaşık 130 yıl önce başlamıştır: 1878 yılında Alman mühendis Carl Humann, Berlin Kraliyet Müzeleri adına, Osmanlı İmparatorluğu'nun izniyle Berlin'e getirilen Zeus sunağının kabartma plakalarını ortaya çıkarmaya başlamıştır. Çalışmaları yöneten arkeolog Alexander Conze, ilgi uyandıran heykeltıraşi eserlere rağmen, Pergamon kazılarının ilk yıllarından beri mümkün olduğunca kentin bütünü üzerinde çalışması ve ortaya çıkarılması taraftarıydı. Bu çalışmaları 1900-1911 yılları arasında Alman Arkeoloji Enstitüsü Atina Şubesi'nin müdürü olan mimarlık tarihçisi Wilhelm Dörpfeld sürdürmüştür. Dörpfeld yönetimindeki çalışmalarda, Güney Kent Kapısı, Aşağı Agora, Attalos Evi, Gimnasyum ve Demeter Kutsal alanı ortaya çıkarılmıştır. Uzun bir aradan sonra 1927 yılında Theodor Wiegand yönetiminde çalışmalara yeniden başlanmıştır. Theodor Wiegand 1932 yılında aynı zamanda Alman Arkeoloji Enstitüsü genel müdürü olmuştur. Bu sırada genellikle Yukarı Kale'de, Asklepieion'da ve Kızıl Avlu'da çalışılmıştır. Savaş nedeniyle Pergamon kazılarına 1957 yılına kadar ara verilmiştir. O yıl, Alman Arkeoloji Enstitüsü genel müdürü klasik arkeolog Erich Boehringer'in kazı çalışmalarına büyük bir enerji ve lojistik destekle başlamasıyla, 1968 yılına kadar süren yeni bir evreye girilmiş oldu. Boehringer, özellikle Asklepieion çalışmalarına ve ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlanan Athena-Nikephoros Kutsal Alanı'nı arama çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bu çalışmada, Athena-Nikephoros Kutsal Alanı bulunamamıştır ama Pergamon yörekenti üzerine önemli ipuçları kazanılmıştır. Boehringer aynı zamanda, aralarında prehistorik yerleşmelerinin tespit edilmesi de olan yüzey araştırmaları yapmıştır. Pergamon kazıları kısa bir aradan sonra, 1971-2005 yılları arasında Wolfgang Radt yönetiminde yeniden başlamıştır. Yerleşim arkeolojisi ve sosyal yaşam üzerine yeni bir proje üzerinde çalışan Radt ve kazı ekibi özellikle Pergamon konut bölgesinin araştırılmasına yoğunlaşılmış ve bu çalışmalar sırasında Hellenistik-Roma dönemine ait zengin bezemeli bir yapı kompleksi (Z Yapısı) ortaya çıkarılmıştır. Pergamon civarında kırsal bir kutsal alan ve Pergamon suyolları araştırılmıştır. Eski kentteki İmparatorluk dönemine ait kutsal alan olan Kızıl Avlu'da 2002-2005 yılları arasında yeni arkeolojik ve mimari çalışmalar yapılmıştır
Pergamon

2005 yılından beri akropolün o zamana dek araştırılmayan güneydoğu yamacında yapılan çalışmalar, Hellenistik dönemdeki kent genişlemesinin yol ağı üzerine yeni sonuçlar ortaya koymuştur. Şimdiye dek varsayıma dayanan yol dokusunun rekontrüksiyonuyla karşılaştırıldığında (yukarıdan ikinci resim) dik açılı sistemden yola çıkıp, arazinin durumuna göre uyum sağlayan bir yelpaze biçimi göstermektedir. Ayrıca, yol doğrultularının kent kapılarına değil, yapı kenarlarına ve gimnasyum girişine doğru yönelmiş olması dikkat çekicidir. Sondajlar, yüzey araştırmalarında ve jeofiziksel taramalarla saptanan yolların konumlarını onaylamıştır. Bu sırada, yamaca yönelen yolların genişliklerinin dört metre kadar olduğu görülmüştür. Eski kentteki yukarı agora ile gimnazyum arasını karşılaştırıldığında, bu boyutların arttığı ve Hellenistik dönem aşağı kentinin şehircilik açısından ne kadar gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2007 yılındaki kampanya sonuçlarına sayesinde, güneydoğu yamacındaki konut bloklarının, ilk geçici boyutları artık bilinmektedir. Yaklaşık 35 x 45 m olarak ortaya çıkan bu boyut, duruma göre biraz artmakta veya azalmaktadır. Hellenistik döneme ait yeni kuruluşlarla karşılaştırıldığında orta karar bu boyutlar, Geç Klasik dönem Priene insulaları (yak. 35,30 x 47,10 m) ile yakındır. Akropolisin güneydoğu yamacının dik ve kısmen yarıklar bulunan arazisi göz önüne alındığında, arazinin avantajlarından yararlanmak daha esnek olduğundan, küçük bölümlü mekan planlaması çok daha uygundur.

Jeofiziksel tarama ve yüzey araştırmalarının sonuçlarını denetlemek amacıyla kazılan açmalar, güneydoğu yamacının yerleşim strüktürü üzerine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Tarafımızdan "T Yapısı" olarak adlandırılan gimnazyumun anakapısı altındaki Hellenistik-Roma dönemine ait büyük yapı, konumu ve korunma durumu nedeniyle özellikle ilginçtir.

Güneydoğu yamaçtaki çalışmalarımız 2008 yılında da sürdürülecektir. Daha sonra araştırmalar batı yamaçlara doğru kaydırlacaktır. 2007 yılında burada yapılan jeomanyetik taramalar ümit veren sonuçlar göstermiştir.

Hellenistik dönemdekit gelişme üzerine ipucu verecek anıtların tarihlendirilmesine yönelik stratigrafik sondajlarla, 2005 ve 2006 yıllarında gimnazyum ile Eumenos kent surları denilen kesimler ve 2007 çalışma döneminde Aşağı Agora üzerine yoğunlaşılmıştır. Gimnazyumun yukarı terasının kuruluş döneminden ele geçen buluntu malzeme, şimdiye kadar MÖ 2. yüzyıl tarihini vermekte ve II. Eumenes'e (197-159) atfedilmesini ne doğrulamakta ne de yanlış olduğunu göstermektedir. Yukarı gimnazyum terasındaki kazı açmaları, Roma doğu hamamları bölgesinin Hellenistik dönemde, olasılıkla gimnazyum kompleksinin dışında olduğunu göstermiştir. Bu bilgi de yapının anlaşılmasına ve şehircilikle olan bağlantısına ışık tutması bakımından önemlidir.

Hellenistik döneme ait gimnazyumun görsel ve işlevsel biçimini araştırmaya yönelik proje çerçevesinde (R. von den Hoff), 2007 yılında ortaya çıkarılan döşeme, geçici olarak MÖ 2. yüzyılın başlarına tarihlenmekte, bu da II. Eumenes dönemindeki kuruluş yılları konusunu delillerle kuvvetlendirmektedir. Gimnazyumun Hellenistik dönemde basit ve sade olduğunu ve mermer kullanımının ilk defa Roma İmparatorluk döneminde olduğunu birçok buluntu göstermiştir. Hellenistik dönemdeki heykel kaideleri delili yanı sıra, özellikle plan değişikliklerinin görülmesi ilginçtir. Bu noktada, sondaj sonuçlarıyla, yine aynı proje çerçevesinde yapılan mimarlık tarihi araştırmaları gözlemleri ilişkilendirilmektedir (daha geniş bilgi).

Güney kapıda ve Hellenistik döneme ait surlardaki açmalarda ele geçen tabakası belli buluntular sayesinde yapının MÖ 2. yüzyılın ilk yarısına tarihlenebileceği anlaşılmıştır. Böylece, yazılı kaynaklarda belli belirsiz sözü edilen ve son zamanlarda yeniden soru işaretleri uyandıran kent surlarının II. Eumenes'e atfedilmesi konusu, arkeolojik verilerle de doğrulanmış olmaktadır.

Aşağı agorada yapılan sondajlarda kuruluş evresine ait bir sonuç ele geçmemiştir. Çünkü buluntuların ilk değerlendirilmesinin sonuçları, genellikle Hellenistik döneme işaret etmektedir. Moloz arasında buluntuların az olmasının sebebi, kuruluş evresinde ekonomik inşa biçiminde olması, teraslama çalışmalarında arazinin düzeltilmesi sırasında çıkan molozların temel odacıklarına doldurulmasıdır.

Antik dönem yolları araştırılırken, akropolisin daha önce kazılmayan güneydoğu yamacında tarihi önemi olan bir buluntu ele geçmiştir. İçinde mezar hediyesi olarak takı, elbise parçaları ve silah bulunan, 7. yüzyıla ait bir Bizans mezarı Pergamon'da ilk kez ortaya çıkarılmıştır. Ölü pek de uygun olmayan bir şekilde, eski bir yolun su kanalında gömülüydü.

Yörekent bölgesindeki araştırmalarda şimdiye dek bilinmeyen taşocakları saptanmış ve bu da şehir merkezinden uzaktaki (uydukent) yerler hakkında yol ağının ilk ipucunu vermiştir. Hellenistik döneme ait Yığmatepe tümülüsü ve Asklepieion civarında yapılan jeomanyetik taramalar, yakınlarda bilinen anıtlardan daha başka yapı ve yerleşim kalıntılarının olabileceğini göstermiştir.

Bergama'da yapılması planlanan teleferik projesi bağlamında, kısmen kazılan Roma dönemine ait nekropolü, mezar mimarlığı ve gömü gelenekleri üzerine şimdiye dek yetersiz olan bilgilerimizi arttırmıştır. İçinde 14 gömü bulunan toplam altı mezar yapısı ortaya çıkarıldı ve 15 mezar daha bulundu (kap gömü, tuğla plaka, kaya mezarları). Bunların büyük bir kısmının Antik dönemde soyulduğu veya yerleri değiştirildiği için, hemen hemen hiçbir mezar hediyesi toplu değildi. Mısır etkisinde bezeli kemik bir parça ilginçtir. Nekropol, daha eski yapı kalıntılarına göre Hellenistik dönemde bir yörekent yerleşimi olan bir yamaç parçası molozla düzeltilerek oluşturulmuştu.