Sponsor Reklam-5
8 sonuçtan 1 ile 8 arası
  1. #1
    Status
    Offline
    TURAN-HAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kıdemli Defineci
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Yaş
    59
    Mesajlar
    278
    Tecrübe Puanı
    10
    OTOMATİK REKLAM

    Standart PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    KAZILAR ve ARAŞTIRMALAR

    Burdur bölgesinin de içinde yer aldığı PİSİDYA coğrafyasında bugüne kadar yeterli sayılabilecek kadar arkeolojik kazılar ve araştırmalar gerçekleştirilmediği için, bölgenin çok zengin olan arkeolojik potansiyeline karşın tarihi çağlarına yeterince ışık tutulduğu söylenemez.

    Bu genel tanımın çerçevesinde bölgemizdeki araştırmaların arkeolojik kazılara göre biraz daha eskilere gittiği görülmektedir. Bölgemizi ilk defa 1706 yılında Fransız seyyah Paul Lucas’ın ziyaret ettiğini ve bu ziyaret sonrası yazdığı anılarında bölge hakkındaki bir çok genel bilgileri Avrupa’nın insanlarına ilettiğini bilmekteyiz. 19. yüzyıl başlarından itibaren W.J. Hamilton, Cherles Texier, 1824’te Rahip F.J. Arundel gibi gezginler bir çekim noktası haline gelen bölgeyi ziyaret ederek daha sonra yaptıkları yayınların yanında bölge ile ilgili mimari çizim, gravür ve resimler de yayımlayarak batılılara yeni mesajlar vermişlerdir. Anadoluya 1884 yılında yaptığı ikinci seferde yanında herkesimden meraklının da bulunduğu geniş bir heyetle gelen Kont Lanckoronski, Pampilya ve Pisidya bölgelerinde uzun süre kalarak buradaki antik kentleri her yönüyle tek tek inceleme fırsatı bulmuş. Bu seyahat sırasında bizim bölgemizde başta Sagalassos, Kremna ve Keraita gibi Pisidya kentlerini görerek yazdığı (1892) iki ciltlik kitabında bunları tanıtmıştır.

    Burdur İlinin çok zengin olan arkeolojik potansiyelini, özelikle tarih öncesi (Prehistorya) çağlara ait Yeşilova İlçesi, Beşkuyu Köyü yakınlarındaki mağara resimlerinden bölgenin Paleotik (Taş Çağı) döneme (700.000 – 10.000 arası) ışık tutan araştırmaların H.A. Ordmred ve A.M. Woodwerd tarafından 1909 – 10 yıllarında yapıldığını bilmekteyiz.

    Burdur – Baladız demiryolu çalışmaları sırasında bölgemizin ön tarihine ışık tutan yerleşimlerden olan Baladız Höyükte 1944 yıllarında Kılıç Kökten’in küçük çaplı kazı ve yüzey araştırmaları çalışması yaptığında, ilimiz merkezinde ki istasyon höyükte de bir araştırma yaparak burayı da bilim dünyasına duyurmuştur.

    Burdur’un asıl ön tarih araştırmalarında isminin duyurulması 1956 yıllarında lise tarih öğretmeni olan İbrahim Sadi Balaban’ın o yıllarda bölgede yüzey araştırması yapan İngiliz Arkeoloji enstitüsü üyelerinden Prof. Dr. James Mallert’a vermiş olduğu geç neolitik dönem (M.Ö. 5650) bir seramik örneğinden hareketle Burdur Merkezinin 25 km batısındaki bugünkü Hacılar Köyünün yakınında bulunan höyüğün 1957 – 60 yılları arasında 4 sezon süren arkeolojik kazıları başlatmasıyla ortaya çıkarılmıştır. Bu kazı sonucunda bu zamana kadar bilinen en eski ve en yüksek düzeyde bir kültür evresinin burada bulunmuş olmasıdır. Hacılarda keşfedilen 9. Kültür tabakasından IX. – VI. tabakalarına (M.Ö. 5650 – 5400) geç neolitik (yenitaşçağı) V. – I. tabakaları (M.Ö. 5400 – 4700) kalkolitik (erken bakır taş çağı) dönem olarak tespit edilmiştir. Hacılarda yaşanmış olan Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik çağların en belirgin özellikleri insanların nomatlıktan çıkarak dünyadaki en önemli icat sayılan ev yapmasını bilen toplum olarak yerleşik hayata geçmiş, bazı hayvanların evcilleştirilmesi, toplayıcılık ve avcılıktan üretime geçilmesi, alet yapımının gerçekleştirilmesi ve daha önemlisi hemen hemen her evde bulunan ana tanrıça kültünün olması evlerin ayrıca bir tapınma yeri olduğunun da bir göstergesidir.

    Anadolu’da bu dönemin en önemli yerleşim yerlerinden Çayönü, Nevali Çöri, Aşıklı Höyük, Çatal Höyük ve Hacılar Höyüklerini saymak doğru olur.

    Burdur ili sınırları içerisindeki prehistorik yerleşimlerinin yalnız Hacılardan ibaret olmadığı Kuruçay, Gölde, Höyücek, İstasyon Höyük gibi yerleşimler üzerinde de yapılan araştırmalarda yörenin ön tarihi ile ilgili özellikle seramik buluntularına rastlanıldığını görmekteyiz.

    Hacıların 8 km kadar doğusunda, Burdur’un 17 km batısında bulunan Kuruçay Höyükte bilimsel ölçekte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Önasya Arkeolojisinden Prof. Dr. Refik Duru tarafından 1978 – 88 yılları arasında 11 sezon süren bir kazı yapılmıştır. Kuruçay kazıları Burdur bölgesinde Geç Neolitik ile kalkolitik dönemlerin yalnız Hacılar da olmadığını, Göller Bölgesinin bu dönemde yoğun bir yerleşim gördüğünün bir kanıtı olmuştur. Ayrıca ilk defa kentlerin güvenlik sorunlarının ön plana çıktığı sur duvarları ortaya çıkarılmıştır.

    Gerek Hacılar ve Gerekse Kuruçay Höyük kazılarında olduğu gibi Anadolu Prehistorya merkezlerinden önemli biride yine Prof. Dr. Refik Duru hocanın kazdığı Burdur Bucak ilçesi merkezinde bulunan Höyücek Höyüktür. Höyücek Höyük kazılarında Geç Neolitik ve erken kalkolitik döneme tarihlenebilen pişmiş toprak objeler, kemik, taş, obsidiyen malzemeler bulunmuştur. Daha da önemlisi anatanrıça kültü ortaya çıkmıştır. Ayrıca Höyücek Höyükte iskana tabi olunan ev temeline rastlanmadığı, burasının kutsal bir alan olduğu tesbit edilmiştir.

    Burdur ili sınırları içerisinde Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde Akdağın güney eteklerinde 1450 – 1600 metre arası yükseklikte kurulmuş bulunan Sagalassos antik kenti son üç yüz yılda batılı seyyah ve araştırmacıların uğrak yeri haline gelmiştir. 1980 li yılların başlarında İngiliz araştırmacı Prof. Dr. Stehpen Mitehell’in yanında araştırmalara katılan Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens 1989 yılından itibaren Sagalassos kazılarını başlatmıştır.

    Sagalassos kazıları 17. sezondur başarıyla devam etmektedir. Bu kazı ülkemiz de yapılan ve sayıları 40’a varan yabancı kazılar içerisinde ve hatta Doğu Akdenizde (Anadolu – Suriye – Ürdün – İsrail) yapılmakta olan en önemli bir arkeolojik projedir. Sagalassos kazısı yalnız başına bir arkeolojik kazı çalışması değil, daha bir çok interdisipliner dallarda da araştırmalar yapılan bir yerdir.

    Sagalassos kazılarında bu güne kadar Geç Helenistik çeşme yapısı, Neon Kütüphanesi kazıları bitirilerek restore edilmiş vaziyette ziyaretçi hizmetine sunulmuştur. 2005 yılında deneme restitisyonu tamamlanan Kuzey Batı Hereon yapısı ile restorasyonu büyük bir hızla devam etmekte olan Antoninler Çeşmesi de yakın bir tarihte bitirilerek eski günlerdeki durumda ziyaret edilecektir.

    Burdur ili sınırları içerisinde bu kazıların dışında yine Burdur Müzesinin başkanlığında, ancak, üniversite hocalarımızın bilimsel sorumluluğunda ilki 1971 – 73 yılları arasında Bucak İlçesi Çamlık Köyü yakınındaki önemli bir Pisidya kenti sayılan Kremna da Prof Dr. Jale İnan bir kazı yaparak şu anda Burdur Müzesinde bulunan ve sayıları 10’un üzerinde olan tanrı ve tanrıça heykeltıraşlık malzemelerinin bulundukları ortamı açığa çıkararak yerlerini düzenlemişlerdir.

    Yine 1973 – 74 yılları arasında Alman Prof. Robert Fleischer Ağlasun İlçesi Sagalassos antik kentinde yüzey araştırması yaparken Kuzey Batı Heron da küçük bir sondaj kazısıyla toparladığı 8 adet Dans Eden Kızlar frizlerini buradan alarak Ağlasun İlçesine indirmiştir.

    Bu gün Burdur İli Gölhisar İlçesi İbecik Köyü sınırları içerisinde bulunan Bubon Antik kenti daha 1960’lı yılların başında ulusal ve uluslararası kaçakçıların talanına uğrayarak yağma edilmiştir. Bu yağmanın bir ayağı Amerika, diğer ayağı ise Batı Avrupa Ülkeleridir. Bu talandan 1967 yılında Jandarma tarafından yakalanan Roma İmparatoru Valerianus’a ait olduğu tahmin edilen Bronz torso heykeli Burdur Müzesinde bulunmaktadır. Maalesef bu torso’nun başı Amerika’da Poul Getty Müzesinde, ayağı Danimarka’da bir koleksiyonerde olduğu tahmin edilmektedir. Bu yağmalamadan sonra ilk defa 1970 yılında Burdur Müze Müdürü Mehmet Yılmaz tarafından yapılan kazıda Bubon Sebastionu diye adlandırdığımız İmparatorlara ait yer açığa çıkartılmış, daha sonra Burdur Müzesi’nin katılımıyla Prof. Dr. Jale İnan’ın bilimsel sorumluluğunda 1991 yılında Bubon Sebastion’unda yeniden yapılan kazı ve sondaj çalışması ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Son olarak Bubon Antik Kentinde 1993 yılında Müze Müdürü H. Ali Ekinci’nin yaptığı kurtarma kazısında muhtemel bir tapınak temeli ortaya çıkartılmıştır. Sonuç olarak sayılarının 10’un üzerinde olduğu bilinen, Bubon Sebastion’unda bulunarak dünyanın bir çok müze ve galerisine kaçakçılar tarafından satılan bronzdan yapılmış Roma İmparatorlarına ait koleksiyonun olduğu tahmin edilmektedir.

    Bucak ilçesi sınırlarında bulunan M.S. XIII Yüzyıl Selçuklu eserlerinden İncirhan Kazıları Burdur Müzesinin katılımı ve Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rahmi Hüseyin Ünal’ın bilimsel başkanlığında 1990 ve 2000’li yıllar arasında 3 sezon kazılar yapılmıştır. Kazılar sonucunda İncirhan’ın Avlu bölümü açığa çıkartılmıştır. Ahır bölümünün hemen hemen ayakta olduğu Han’ın ve bugün ayakta olmayan ve toprak altında bulunan avlusunun büyük bölümü ortaya çıkarılmış olup, bu kazı çalışması gelecekte yapılacak olan restorasyona dönük çalışmalara yardımcı olacaktır.

    Kültür ve Turizm Bakanlığının izinleriyle Bakanlar Kurulu Kararlı, katılımlı kazılar ve Müze Kurtarma Kazılar olarak adlandırılan 3 çeşit kazı yapılmaktadır. Yukarıda genel anlamda Bakanlar Kurulu izinleri ve müzenin katılımı ile yapılan kazıların dışında Burdur Müzesi Kurtarma Kazıları adı altında yapılan birçok kazılarından da söz edeceğiz.

    Bunlardan ilki 1975 yılında o zamanın Müze Müdürü Kayahan Dörtlük’ün Gölhisar İlçesi Uylupınar Köyü sınırları içinde Toprak Tepe Tümülüsü olarak bilinen yerde yaptığı kazılar sonucu M.Ö. VI. Yüzyıla tarihlenebilen önemli mezar buluntuları ele geçirilmiştir.

    1984 yılında Burdur Gölü’nün kuzey tarafında İlyas Köyü sınırları içerisinde ele geçirilen bir heykel buluntusundan sonra Müze Müdürü Mehmet Türkmen tarafından Lisinya antik yerleşiminde yapılan kurtarma kazısında kentle ilgili mimari buluntulara rastlanılmıştır.

    1987 yılında Gölhisar İlçesi Kibyra Antik Kenti içerisinden geçen Böğrüdelik Yayla Yolu açıldığı sırada açığa çıkarılan mezar odalarının temizlik çalışması Müze Müdürü Selçuk Başer tarafından yapılmıştır. 1989 yılında Müze Müdürü Selçuk Başer tarafından Gölhisar İlçesi Kibyra Antik Kenti Odeon’unda oturma sıralarının açığa çıkarılmasıyla ilgili bir sondaj kazısı yapılmıştır.

    Burdur ili Yeşilova ilçesi Salda Köyü sınırları içerisinde 1996 yılında Sultanpınarı mevkiinde kaçak kazıcıların müdahale ettiği, daha sonra Burdur Müzesinin çalışmalar sonucunda M.Ö. V. Yüzyıla ait bir mezar odasının açığa çıkarılması, 1996 yılında Burdur Merkez Yakaköy sınırları içerisinde yarı bölümü taş ocakları işletilmesi nedeni ile yok olan Yarım Höyükte yapılan kurtarma kazısı sırasında Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı yerleşimin açığa çıkarılması, 1998 yılında Karamanlı İlçesi Harmankaya Köyü sınırları içerisinde Çeştepe Tümülüsü kazısı yapılarak kaçakçılar tarafından kısmen tahrip edilen anıtsal mezarın ortaya çıkarılması ve 2001 yılında aynı tümülüsün yıkılan Dromosunun tamiri ve çevre düzeninin yapılması, 2002 yılında Gölhisar İlçesi Kbiyra Antik Kentinden çıkarılarak kaçakçılar tarafından kaçırılırken yakalanan Gladyatör firizlerinin ortaya çıkarılmasından sonra nekropol alanından geçerek Jimnazyum’a giden anıtsal yol üzerinde yapılan sondaj kazısı ve çevre düzenlemesi, 2003 yılında Gölhisar İlçesi Yusufça Beldesi yakınında kaçakçılar tarafından ortaya çıkarılan Mozaik döşeli bir alanın ortaya çıkması üzerine yapılan kurtarma kazısı ile M.S. V. Yüzyıla ait Erken Dönem Bizans Kilisesinde kazı çalışması ve 2004 yılında aynı yerde yapılan kazı çalışmalarıyla Kilisenin Narteks ve vaftiz bölümlerinin ortaya çıkarılması, 2005 yılında Karamanlı İlçesi Bademli Köyü sınırları içerisindeki 3 Tümülüsler denilen yerde 40 – 50 yıl önce kaçakçılar tarafından tepesi açılarak içine girilen Tümülüsün kurtarma kazıları Burdur Müze Müdürü H. Ali Ekinci tarafından yapılmıştır.

    Anadolu’da her yıl sayıları yüz’ü aşan yerli ve yabancı kazıların yalnız başına arkeolojik yeniliklerin bulunması, açığa çıkarılması, çok önemli bir kültür alışverişinin yanında (bu projelerde Türk öğrenci ve araştırmacılarda yer almaktadır.) kazı alanları ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında konferanslar verilmesi ve kazı raporlarının önemli yayınlarda yayımlanması ülkemizin tanıtımı bakımından önemlidir. Ayrıca her bir kazıda ortalama 70 – 80 işçinin 2 – 3 ay gibi süreler içinde çalışmış olması, özellikle yabancı kazı ekiplerinin kazı çalışmaları sırasında bulundukları bölgeleri tanımaları ve diğer zorunlu giderlerini göz önüne alırsak ekonomik boyutta önemli bir katma değer getirisi olduğu da bilinmektedir.

    Burdur ilinde arkeolojik kazıların dışında konuşmamızın başında da belirttiğimiz gibi 18. ve 19. Yüzyıllardan itibaren seyyahların, araştırmacıların bu bölgeyi sürekli olarak inceledikleri Ramsey gibi tarihi coğrafyacılar, G. Baen gibi epigraflar, Pisidya bölgesinin tarihi coğrafyasını ve Grek Latin dilinde yazılan yazıtları okuyarak yöre tarihini anlatmaya çalışmışlardır. Sonuç olarak Pisidya Bölgesi sürekli merak konusu olmuş, araştırmacıların devamlı gelip çalışmalar yaptığı yerlerden olmuşlardır. Burdur bölgesinde genel olarak Prof. Dr. Stephen Mitehel Pisidia Kremna’sı ve Codrula, Prof. Dr. Thomas Drew Bear Burdur Müzesindeki ve Yeşilova bölgesindeki Grek ve Latince yazıtlar, Dr. Vandeput Lutgarde Sia ve Milias antik kentlerinde, Prof. Dr. Thomas Corsten Kibyra ve çevresinde, Prof. Dr. Marc Waelkens’in Anadolu Kültür Envanteri çerçevesinde Sagalassos ve çevresi araştırmalarını yapan yabancı bilim adamlarıdır. Prof. Dr. Mehmet Özsait 1970’li yıllardan buyana Pisidya yüzey araştırmaları çalışmaları ile bölgemizde yapılan belli başlı büyük ölçekli yerli yüzey araştırmaları olarak çok katkılar sağlamışlardır.

    Burdur sınırları içinde yapılan kazı ve araştırmaların başlangıcından günümüze kadar genel hatlarıyla yaptığımız bir incelemede görüyoruz ki İlimizi arkeolojik olarak ön plana çıkaran geçmiş yıllarda Hacılar ve Kuruçay Höyük kazıları ile son zamanlarda Sagalassos kazıları olduğunu görmekteyiz. Gelecekte de Pisidya Bölgesinde yapılacak olan diğer kazı ve

    araştırmalar bu bölge için bilinmeyen bir çok bilgilerin yanında, yapılacak olan restorasyon çalışmaları ile de ilimizin kültürel değerlerini ortaya çıkartarak Burdur İlimiz kültür turizminde haklı olan yerini bulacaktır.

    https://www.defineyeri.net/

  2. #2
    THE İMAM
    THE İMAM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    selamün aleyküm.sağolun kardeşim.Allah razı olsun

  3. #3
    Status
    Offline
    bakirci_34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    19.07.2010
    Yaş
    45
    Mesajlar
    515
    Tecrübe Puanı
    10
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    s.a. burdur ısparta
    bu aralar buraları fazla kurcalıyorlar eline sağlık ustam
    İNSAN YÜKSELDİKÇE GÖNLÜ ALÇALMALIDIR

  4. #4
    Zorbey
    Zorbey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    slm.gerçekten çok güzel konu sağol varol kardeşim

  5. #5
    Status
    Offline
    Radmin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetici
    Üyelik tarihi
    26.05.2010
    Yaş
    49
    Mesajlar
    1.775
    Tecrübe Puanı
    10
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    Harikasın..

  6. #6
    Status
    Offline
    DEFNE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yeni Defineci
    Üyelik tarihi
    26.12.2010
    Mesajlar
    10
    Tecrübe Puanı
    0
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    Uçurumun Kıyısında Kremna

    Antik Pisidya bölgesinin en önemli kentlerinden biri olan ve bugün Burdur ili sınırları içinde yer alan Kremna, bir kartal yuvasını andırıyor.


    Savaşların, fetihlerin ve yağmaların pek fazla yaşandığı, insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğu antik dönemlerde, kent ve güvenlik olgusu daima birlikte düşünülen kavramlar olagelmiştir. Antik çağın hemen hemen tüm şehirleri, savunulması kolay bir bölgeye konumlandırılmaya çalışılmıştır bu nedenle. Tıpkı üç tarafı uçurumla çevrili ve kuşatılması sadece tek bir noktadan mümkün olan Kremna kenti gibi...

    PİSİDYA ÜLKESİNİN SESSİZ KENTİ

    Komşuları Lidya, Frigya ve Karyalıların aksine savaşçı bir yapıya sahip olan Pisidyalılar, günümüzde Göller Bölgesi olarak anılan yöreye yerleşmişlerdi. Torosların bu yiğit savaşçıları, özgürlüklerine düşkünlükleri nedeniyle hiç bir zaman devlet olamamış, uzun yıllar boyunca bağımsız şehir birlikleri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. Antalya Körfezi’ni Orta Anadolu’ya bağlayan derin vadiler üzerindeki bu kentler, halk idaresi altında otonom bir yapıya sahipti aynı zamanda. Mehmet Özsait’in anlatımıyla, büyük askeri ve ticaret yollarının dışında kalmaları nedeniyle, MÖ 1. yüzyıla dek hiç bir istilanın hegemonyasına baş eğmemişti yüksek yaylaların bu cesur kavmi.

    Komşuları Sagalassos ve Pisidya Antiokheia kadar önemli bir kent olan Kremna, Galatya kralı Amyntas’ın egemenliğine girmesiyle tarih sahnesindeki uzun soluklu yerini alır. Anadolu yarımadasındaki Pers, Makedon, Seleukos, Bergama egemenlikleri dönemlerinden doğal olarak etkilenen kent, Augustus zamanında bir Roma kolonisine dönüşür. Bu dönemde ‘Colonia Lulia Agusta Felix Cremnensium’ adıyla anılan şehir, Pamfilya’yı işgal eden Lydius tarafından zapt edilir, fakat kısa bir süre sonra koloniye geri döner. Aurelianus’un (MS 270-275) saltanatının ilk yıllarında korkunç bir açlık çeken Kremna’nın, imparatorluktan aldığı yardım sayesinde bu kıtlıktan çıkabildiğini öğreniriz tarihçi Strabon’dan. Bizans döneminde Pamfilya sınırları içinde görünen şehir, zamanla önemini kaybedip tarih sahnesindeki görevini tamamlayarak doğanın kollarında sessizliğe terk edilir birçok eski kent gibi.









    ROMA DÖNEMİNİN İZLERİ

    Kremna, Aksu (Kestros) Nehri’nin aktığı derin vadiye bakan 1200 metrelik bir tepenin üzerine kurulmuş. Aşağıdan bakıldığında, şehrin konumlandığı tepenin kartal yuvalarına ev sahipliği yaparcasına sarp ve heybetli bir görüntüsü var. Yunanca’da ‘uçurum’ anlamına gelen adı, gerçekteki konumuna çok uymuş doğrusu.

    Kenti çevreleyen 7-8 metre yüksekliğindeki dev surlar, şehrin ilk habercisi olarak çıkar karşımıza. Yamaçları çevreleyen ve bir kısmı ayakta kalabilen bu surlar, zamanında Kremna’nın zaptedilemez oluşunun simgesiymiş adeta. Yüzey kazıları Prof. Dr. Jale İnan tarafından yapılan ören yerinin büyük bölümü çalılık ve fundalıklarla doğal koruma altına alınmış sanki. Eskiden taş döşeli olan antik bir patikadan ulaşılan Batı Kapısı’ndan giriyoruz kente. Boğadiç Dağı’nın doğu yüzüne konumlanan şehirden bugüne kalanlar Roma dönemine tarihleniyor çoğunlukla.

    Ören yerinin en önemli yapısı, antik dönemin kitaplıkları İskender ve Efes’teki Selsius kadar ünlü olan kent kütüphanesi. Tiyatronun güneyinde bulunan ve arkeologlar tarafından Q yapısı olarak adlandırılan bu dörtgen biçimindeki bina, harabe halindeki görüntüsüne karşın yine de hayranlık uyandırıyor. Yol seviyesinden aşağıda bulunan yapıda, dönemin heykellerinin ayak izlerinin bugün de görülebildiği kaideler dikkat çekici. Bu heykeller, Prof. Dr. Jale İnan’ın titiz çalışmaları sonucu kurtarılıp Burdur Müzesi’nde sergiye sunulmuş günümüzde.

    Sütunları kırık dökük etrafa saçılan anıtsal caddenin doğusunda, zengin kalıntıları ile minik bir açık hava müzesini andıran forum meydanı yer alıyor. Hemen yanı başına konumlanan bazilikanın varlığını, geriye kalan iki kemerli yapı haber veriyor bize. Bazilikanın dışında sırasıyla, anıtsal çeşme, stoa, gymnasium ve sayısız ev yapılarından geriye kalan harabeler dağınık bir vaziyette sergileniyor sessiz doğanın kucağında. Kentin kurulduğu tepenin en yüksek noktasındaki akropole ilerliyoruz çalılıklar arasındaki patikadan. Akropolün altına kurulan tiyatro, kente hakim bir noktaya inşa edilmiş. Kremna’nın bulunduğu engebeli araziye karşın, küçük tepeler arasına kurulmuş sokaklar, ızgara biçimli kent planına ustaca uyarlanmış durumda. Baş döndüren bir yamaca yayılan akropolden doyumsuz bir manzara izlemek mümkün açık havalarda. Aksu Vadisi, üzerindeki minik adacıklarıyla yemyeşil ormanın çevresini kuşattığı Karacaören Baraj Gölü, Sarp-Bozburun-Dedegöl ve Davraz dağlarının beyaz zirveleri ve komşu Keraitae ören yeri bu panoramik görüntünün baş aktörleri.

    Bulutlar karşıdaki yüce dağları sarmalayıp herkesten gizlemeye hazırlanırken Kremna’nın diğer tarihi değerlerini görebilmek için aşağı kente yöneliyoruz. Kilise binası, engebeli arazinin yetersizliğinden dolayı şehir dışına kurulmuş kent ahalisi tarafından. Tarihi kentin üzerine yayıldığı tepenin etrafından birçok kaynak suyu çıkıyor yeryüzüne. Gözelerin yüzeye çıktığı noktalarda suyun şehre dağıtımını sağlayan kanallar oyulmuş kayalara. Ayaktaki surların iç kısmında kalan yamaçta ise, sunak olarak kullanıldığı anlaşılan küçük mağaralar göze çarpıyor. Şehrin nekropolis alanı aşağı kentin batı ve güney yamaçlarına yayılmış. Onlarca lahdin durduğu bu alana çıkmak, çalılıklar yüzünden oldukça zahmetli. Olağanüstü manzaraya sahip mezarlık alanının en dikkat çekici yanı, doğal kayaların üzerine işlenen lahitler topluluğu. Bunların içinde kapaksız üçüz lahit grubu ayrı bir önem taşıyor.

    NASIL GİDİLİR?

    Kremna’ya ev sahipliği yapan ve eski adı ‘Girme’ olan Çamlık, dört mahalleden oluşan bir belde. Burdur’a 60 km mesafede bulunan antik kente iki yoldan ulaşmak mümkün. Antalya-Burdur yolunu seçenler Bucak ilçesinden, Antalya-Isparta güzergâhını tercih edenler ise Karacaören Gölü’nün kenarındaki Çamlık tabelasını izleyerek gelebilirler. Günümüzde mermer ocaklarının kuşatması altında tarihsel miras Kremna. Doğal bitki örtüsü altında zengin geçmişini gizleyen kent, kendisini yeniden diriltip ayağa kaldıracak mucizeyi bekliyor çaresiz.

  7. #7
    Status
    Offline
    DEFNE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yeni Defineci
    Üyelik tarihi
    26.12.2010
    Mesajlar
    10
    Tecrübe Puanı
    0
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    Konu hakkında biraz bilgi de ben eklemek istedim.Umarım bir hata yapmadım.

  8. #8
    Status
    Offline
    Radmin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetici
    Üyelik tarihi
    26.05.2010
    Yaş
    49
    Mesajlar
    1.775
    Tecrübe Puanı
    10
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: PİSİDYA KAZILARI (BURDUR)

    teşekkürler defne emeğine sağlık.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Burdur’da Bin 800 Yıllık Havuz ve Çeşme Yapısı Bulundu
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.11.2014, 22:57
  2. İSTANBUL PENDİK KAZILARI 8 BİN YILLIK BARIŞI KANITLADI
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.03.2013, 00:10
  3. BAKANLAR KURULU KARARLI TÜRK ARKEOLOJİ KAZILARI ve YENİ KAZI LİSTESİ
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.10.2012, 10:44
  4. PERGAMON KAZILARI (BERGAMA)
    By AMİRAL in forum TÜRKİYEDE ARKEOLOJİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.06.2010, 20:23

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri

Nasıl Polis Olurum