DÖRT YÖNÜNÜN KABEYE ÇEVRiLMESi
Ayasofya başlangıçta bir kilise olarak yapıldığı için ibadet yönü Kâbe’ye dönük değilmiş. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip Ayasofya’yı cami yaptıktan sonra bir gün Hızır Aleyhisselam Ayasofya’ya gelmiş. Bakmış ki kıble Mekke’ye doğru değil. Solda, arkada dört köşe olan ve ‘Terleyen Direk’ denilen üzeri bakırla kaplı mermer direğe parmağını sokmuş ve sütunu döndürmeye başlamış. Onun dönüşüyle birlikte bütün bina da Kâbe yönüne dönmekteymiş. Bina tam Kâbe yönüne döneceği sırada kadının biri Hızır’ı fark etmiş ve: “Bakın hele şu Hızır’ın yaptığına!” diye çığlık atmış. Hızır bunun üzerine işini bitiremeden gözden kaybolmuş.



HZ. MUHAMMED’iN MiRAÇ MUCiZESi VE AYASOFYA
Bir gece Cebrail gelir, Hz. Muhammed’i miraca (göğe yükselme) davet eder. Cebrail’le Hz. Muhammed göğü ve cenneti gezmeye başlar. Firdevs cenneti makamına girerler. Orada Camiü’l-Kübra (Büyük Cami) denilen muhteşem bir makam görürler. Bu makamın bir benzeri ‘Kostantiniyye’ şehrindeki ‘Sofiya’ adlı ibadethanedir. Hz. Muhammed’in ümmetine “Onun içinde ibadet etmek nasip olacaktır” diye müjde verilir. Rivayetlere göre; Ayasofya Camii’nde hâlâ iki melek gece-gündüz Ayasofya’nın kubbeleri altında dolaşır.


KUBBEDEKi KEMiKLER
Ayasofya’nın kubbesi inşa edilirken sonsuza kadar ayakta kalabilmesi için tuğlaların arasına peygamber kemiklerinin konulmasına ilişkin bir efsane vardır: Ayasofya’nın kubbesi yapılacakken zamanın keşişleri padişaha, “Eğer bu kubbenin depremlerden zarar görmeden, kıyamete kadar ayakta kalmasını istiyorsan, tuğlaların arasına geçmiş peygamberlere ait kemikleri koymalısın” der. Keşişlerin bu tavsiyesini tutan padişah, Arap memleketlerinden geçmiş peygamberlerin kemiklerini bulup kubbeye koydurur.


TERLER DiREK
Ayasofya’yı ziyaret eden pek çok ziyaretçi, ‘Terler Direk’ denilen sütundaki deliğe başparmaklarını koyarak çevirir ve dilek diler. Bu sütunla ilgili pek çok efsane var. Bizans döneminde anlatılanlara göre, İnsanların hastalıklarına elleriyle derman olan Aziz Georgios Ayasofya’ya gelen insanlara yardımcı olmak maksadıyla iyileştirici güçlerini bu sütuna aktarmış. O günden sonra bu sütuna değen bütün hastalar şifa bulmuş. Osmanlı dönemindeki efsaneye ‘Seyahatname’sinde yer veren Evliya Çelebi’ye göre; ‘Terler Direk’in temelinde tılsımlı bir define var. Bir başka söylentideyse “Hz. Risâlet’in tükürüğüyle yapılan harç, bu sütunun altında karıldığı için hâlâ onun rutubetinden terler” denilmektedir. Başı ağrıyan bir kişinin, bu direğin terinden başına sürse Allah’ın izniyle şifa bulduğuna inanılır.


KUTSAL KÂSEYLE BiRLiKTE KAYBOLAN PAPAZ
Efsaneye göre, Türkler Ayasofya’ya girdikleri sırada papazın biri vaaz vermekteymiş. Papaz, Osmanlı askerlerinin kiliseye girdiğini görünce kutsal kâseyi almış ve bir kapıdan geçip gitmiş. Arkasından gidenler bakmışlar ki ne kapı var ne papaz. Bunun üzerine Padişah duvarın yıkılmasını emretmiş. Fakat duvarı yıkmak mümkün olmamış. Efsaneye göre papaz, elinde kutsal kâseyle öylece beklemektedir. İstanbul bir gün geri alındığında kapı kendiliğinden açılacak, papaz oradan kürsüye çıkacak ve vaazına devam edecektir.


ELiMiN ALTINDAKi MÜSTESNA

Efsaneye göre, Hz. Muhammed, Mekke’yi fethettikten sonra Kâbe’ye girer, ashabına içerideki tüm putların yıkılmasını söyler. Ashap putları kırdığı esnada Hz.Muhammed bir tasvirin üzerine elini koyar ve tüm putlar kırılırken, “Elimin altındaki müstesna” der. Bu tasvir Ayasofya’nın yarım kubbesi içinde duran ‘Çocuk İsa ile Meryem Ana Mozaiği’ndeki tasvirin aynısıdır. Gün gelir İstanbul fethedilir. Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’ya girer ve ilk cuma namazına yetişmesi için buranın camiye çevrilmesini emreder. Ustalar işe koyulur ve mozaikler sıvanmaya başlanır.
Hz. Peygamber’in başından geçen hadiseyi bilen Padişah, ‘Çocuk İsa ile Meryem Ana Mozaiği’ni eliyle kapatacak şekilde göstererek “Elimin altındaki müstesna” der ve bu mozaik Peygamber’in hatırına açık bırakılır.


SÜTUNDAKi DEV EL iZi
Ayasofya devlerin Kaf Dağı’ndan çıkarıp getirdikleri sütunlar ve mermerlerle yapılmış. İnşaat sırasında devlerden biri mermer getirirken “Bu kutsal mabette benim bir izim kalsın” diye sütuna vurmuş, vurduğu gibi elinin izi orada kalmış. O iz hâlâ Ayasofya’nın duvarındaki mermerde gözükür.


ARI PETEĞiNDEKi PLAN
Hiçbir usta imparatorun şanına lâyık bir kilise planı çizemez. Bir gün imparator kilisede âyindeyken elindeki ‘mukaddes ekmek’ yere düşer. Bir arı gelip ekmek parçasını alıp gider. İmparator bütün şehirdeki arı sahiplerine, bu ekmeği peteklerinin içinde bulana büyük hediyeler vereceğini ilan eder. Bir gün birisi ona tam kilise maketi halinde bir petek getirir. Mihrap yerinde de ‘mukaddes ekmek’ parçası durmaktadır. İşte Ayasofya bu plana göre yapılır.


MAHZENDE KAYIKLA DOLAŞILABiLiR
Hoca Sadettin Efendi’nin, ‘Tacü’t-Tevarih’ adlı eserinde şöyle bir efsaneye yer verilmiş: İstanbul, deniz kıyısında olmakla deniz etkilerinin kaynaştığı, dalgaların aşındırdığı bir alandı. Ayrıca yer sarsıntılarına en açık bölge olarak tanındığından, mimarlar yaptıkları büyük binaların altını boş bırakırlardı. Bu usulle Ayasofya’nın da altı boş bırakılmış, bina sütunlar üzerine kurulmuş, kemerler üzerine oturtulmuş. Binanın altındaki mahzen buz gibi suyla dolu. İçinde kayıkla dolaşmak mümkün.