Sponsor Reklam-5
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Status
    Offline
    aga_0074 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Öğretici Defineci
    Üyelik tarihi
    20.04.2008
    Yer
    DİYARBAKIR_AMED
    Mesajlar
    4.878
    Tecrübe Puanı
    360
    OTOMATİK REKLAM

    Standart truva efsanesi ve destanı

    Zamanımızdan takriben 3200 yıl önce
    Çanakkale Boğazı yakınlarında ''Troya''
    isimli bir kent varmış. B:u kentin ,
    barışsever , fakat cesur insanları, kralları,
    Priamos'un idaresi altında uzun yıllar
    barış içinde çok mutlu bir hayat sürmüşler. Birgün , kral Priamos'un karısı Hekabe
    çok kötü bir rüya gördü. Rüyasında,
    karnından ateşler çıkmakta ve ateşin
    dumanı, bütün Troya surlarını
    sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce
    kocasına ; daha sonra da bir kahine anlattı. Kahinin yaptığı yorum, hiç de iç
    açıcı değildi. Ona göre, Hekabe,
    hamileydi ve doğacak olan çocuk ,
    ilerde Troyalıların başına büyük dertler
    açacaktı. Onun için bebek doğar doğmaz
    öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral Priamos , çocuk doğduktan sonra bir
    adamını bebeği öldürmek için
    görevlendirdi. Savunmasız yeni doğmuş
    bebeği öldürmeyen Troya'lı onu o
    zaman ki adı ''İDA'' olan ''Kazdağı''na
    götürüp, bir ormana bıraktı. Nasıl olsa, yabani hayvanlar onu öldürür diye
    aklından geçirdi. Ama bebeği, yabani
    hayvanlardan önce bir çoban buldu. Bu
    çocuk, ilerde gerçekten Troya'lıların
    başına birçok dertler açacak olan
    Paris'ti. O sırada, Tanrıların yaşadığı OLYMPOS
    dağında , ilginç bir kargaşa cereyan
    etmekteydi. Kral Peleus ile Deniz Perisi
    Thetis'in evlenme merasimine kavga ve
    nifak tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkartır
    gerekçesiyle davet edilmemişti. Bu işe çok gücenen Eris, intikam almaya karar
    verdi. Üzerinde ''EN GÜZELE'' yazılı ,
    altından bir elmayı, şölenin yapıldığı
    salonun ortasına bırakıverdi. Doğal
    olarak bütün tanrıçalar, bu elmaya
    sahip olmak istediklerinden uzun tartışmalar oldu. Sonunda üç büyük
    tanrıça dışında diğerleri çekildiler. Ama
    kudret tanrıçası Hera, zeka tanrıçası
    Palas Athena ve Aşk tanrıçası Afrodit
    elmaya sahip olmakta ısrar ettiler. Her
    üçü de tanrı Zeus'a giderek onun, hakemlik yapmasını istediler. Baba tanrı
    Zeus, onların hiç birini gücendirmek
    istemediği için diplomatça davranıp, bu
    işlerden pek anlamadığını söyledi. Asıl
    amacı ise bu belayı Olympos'tan
    uzaklaştırmaktı. Onların Olympos'un tadını kaçıracaklarını anladığı için,
    hakemliği bir ölümlünün yapması
    gerektiğini söyledi.

    _''Gidin'' diye gürledi tanrıların babası
    ''ırmakları bol İda dağına, orada Paris
    adında Troya'lı bir prens yaşamaktadır.
    Bu işlerden en iyi anlayan odur.''. Böyle söyleyip uzaklaştırdı onları
    Olympos'tan. Onlar da haberci Tanrı
    Hermes'in rehberliğinde, kaynakları bol
    olan İda dağının doruklarına geldiler. O
    sırada Paris, hiçbir şeyden habersiz
    aşağıda koyunlarını otlatıyordu. Haberci Tanrı Hermes, meseleyi Paris'e anlatıp
    altın elmayı ona verdi. Hangisini en
    güzel bulursa elmayı ona verecekti.
    Ama bu iş, pek o kadar kolay olacağa
    benzemiyordu. Çünkü her üç Tanrıça da
    birbirinden güzeldi. Ne yapacağını şaşırmıştı. Onun hayranlığını ve
    şaşkınlığını gören Tanrıçalar, karar
    vermesini kolaylaştırmak için Paris'e
    rüşvetler teklif ettiler. Hera kendisine kudret vaat etti. Altın
    elmayı kendisine verdiği takdirde Paris
    Avrupa ve Asya'nın en güçlü kralı
    olacaktı. Athena kendisini dünyanın en zeki kralı
    yapacağını ve Yunanistan'la yapılacak
    bir savaşta kendisine zafer vaat etti. Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını
    Paris'e teklif etti. Çoban Paris'in. Öyle büyük krallıklarda
    gözü yoktu. En güzel kadın benim olsun
    diye düşünüp, altın elmayı Afrodit'e
    verdi. İşte ne olduysa o zaman oldu. Bu
    işe çok bozulan Athena ile Hera,
    Troya'nın yıkımı için planlar kurmaya koyuldular. Afrodit ise verdiği sözü yerine getirmek
    için bir plan yaparak Paris'in,
    Yunanistan'daki Isparta şehrine
    gitmesini sağladı. Çünkü o sırada
    Dünya'nın en güzel kadını Isparta Kralı
    Menelaos'un karısı ''Güzel Helen''di. Menelaos ve Helen, Paris'i çok iyi
    karşıladılar. Kral , kendisine dilediği kadar sarayında
    kalabileceğini söyledi. Ona güvenerek
    karısı ile Paris'i sarayda yalnız bırakıp,
    kendisi Girit'e gitti. Menelaos'un Girit'te
    olmasından yararlanan Paris, Helen'i
    Troya'ya kaçırdı. Girit'ten dönen Menelaos, karısını evde
    bulamayınca yaptığı hatayı anladı ve
    karısını geri almak için Troya'ya savaş
    açtı. Bütün Yunan kırallarına da
    haberciler göndererek Helen'in
    kurtarılması için onları yardıma çağırdı. Çünkü kendisi evlenirken, diğer bütün
    krallar, Helen'in başına bir hal gelmesi
    halinde Menelaos'a yardım edeceklerine
    söz vermişlerdi. Verdikleri söz gereği,
    bütün krallar denizi aşıp güçlü Troya
    kentini yerle bir etmeye çok istekli idiler. Menelaos'un ağabeyi
    Agamemnon, yaşlı Nestor, Ajax,
    Patroklos hepsi hazırdılar. Ama
    Odysseus ile Akhilleus, pek ortalarda
    görünmüyordu. Yunanistan'ın en akıllı, en kurnaz kralı
    olan Odysseus, kocasına sadakati
    olmayan bir kadın için, evini ve ailesini
    terk etmek istemedi. Bunun için
    kendisini ordu kampına çağırmaya
    gelen haberciye delirmiş gibi davrandı. Bir taraftan tarlayı sürüyor, sonra da
    toprağa tohum yerine tuz ekiyordu.
    Ama Başkumandan Agamemnon'un
    gönderdiği haberci de kurnaz birisiydi.
    Haberci, Odysseus'un küçük oğlunu
    yakalayıp sabanın önüne bırakıverdi. Bunu gören Odysseus, sabanı kenara
    atarak oğlunun hayatını kurtardı. Bu da
    onun eskisi kadar akıllı olduğunu
    gösterdi. İsteksiz de olsa, orduya
    katılmaya mecbur kaldı. Akhilles ise Troya'ya gittiği takdirde,
    Troya'nın yağmalanmasını ve yanışını
    görmeden öleceğini biliyordu. Bunu
    kendisine bir deniz perisi olan annesi
    Thetis, söylemişti. Onun için, kadın
    elbiseleri giyerek, kral Lycomedes'in sarayında. saray kadınları arasında
    saklanıyordu. Kumandanlar Akhilles'i bulma görevini
    kurnaz Odysseus'a verdiler. Odysseus,
    bir seyyar satıcı kılığına girerek saraya
    gitti. Sergisinin bir tarafında kadınların
    seveceği cinsten takılar, diğer tarafında
    ise şahane silahlar bulunuyordu. Sarayın bütün kızları mücevherlerin etrafında
    kümelenirken, sadece Akhilles kılıç ve
    kamalarla ilgileniyordu. Böylece
    Odysseus onu tanıdı. O da kaderini bile
    bile Odysseus'la birlikte ordu kampına
    katıldı. Sonunda ordu tamamlanmış ve gemiler
    yola çıkmaya hazırdı. Ama bu kez,
    günlerden beri esen Kuzey rüzgarı, bir
    türlü dinmek bilmiyor ve gemilerin
    Troya'ya yelken açmalarına imkan
    vermiyordu. Ordu çaresizdi. Sonunda kahinlerden birisi Artemis'in Akhalara
    çok kızdığını, çünkü Agamemnon'un
    adamlarından birinin, onun en sevdiği
    tavşanlarından birini öldürdüğünü
    söyledi. Bu yüzden rüzgarı estirdiğini ve
    estirmeye devam edeceğini, ancak Agamemnon'nun kızı Iphiginia'yı
    kendisine kurban etmesi halinde
    öfkesinin dindirilebileceğini anlattı. Bu Agamemnon için dayanılır gibi bir
    şey değildi. Buna rağmen zafer için
    buna razı oldu. Bir efsaneye göre,
    Iphiginia, Artemis'e kurban edildi. Bir
    başka efsaneye göre de Artemis, bir
    geyik gönderdi. Iphiginia yerine geyik kurban edildi. Bu olaydan sonra Kuzey
    rüzgarı durdu ve sayıları bini aşan gemi
    100.000'i aşkın Akhalı savaşçıyı Troya
    önlerine taşıdı. Skamandar ve Simois
    Irmaklarının döküldüğü Çanakkale
    Boğazının kumsallarında kamp kurdular. Akhalar çok güçlü ve
    kalabalıktı. Defalarca kente saldırdılar.
    Ama Troya, güçlü surlarla çevriliydi.
    Ayrıca Priamos'un bu hücumları
    bertaraf edebilecek, kutsal Lion'u
    koruyabilecek kahraman oğulları vardı. Atları eğiten Hektor bunların en cesuru
    ve Troya Ordusunun baş kumandanıydı. Öte yandan Akhaları müşterek düşman
    kabul eden diğer Anadolu halkları da
    Troyalıların yanında yer aldılar. Savaş
    on yıl sürdü. 9 yıl boyunca zafer
    durmadan yön değiştirdi. Bazen
    Troyalılar üstün geliyor, bazen de Akhalar Troyalıları surların içine kadar
    kovalıyorlardı. Uzun süre hiçbir taraf
    belirgin bir üstünlük elde edemedi.
    Akhalar civardaki yerleşmeleri talan
    ediyor, kızları evlerinden alıp çadırlarına
    kapatıyorlardı. Bu talanlarından birinde Agamemnon Khryse (Hrüse) kentinden
    Apollon'un rahibi Khryseis'i (Hrüseis)
    çadırına kapatmıştı. Kızının "onur payı" olarak
    Agamemnon'un çadırına kapatılmasına
    razı olmayan rahip, değerli
    kurtulmalıklarla Agamemnon'a gelip
    kızını serbest bırakması için yalvardı.
    Tekmil Akhalar, rahibe saygı gösterilip kızın babasına verilmesini istediler. Ama
    bu hiç de Agamemnon'un gönlünce
    değildi. Kızı serbest bırakmayı
    reddettiği gibi, rahibe çok kötü
    davrandı. Hakarete uğrayan rahip, eve dönüşünde
    Apollon'a yalvardı. Akhaların üstüne
    hastalık ve felaket göndermesi için dua
    etti. Apollon da onun duasını kabul
    edip, ateşli oklarını Akhaların üzerine
    gönderdi. Çok sayıda Akhalı asker hastalandı ve öldü. Sonunda Akhilles,
    bütün kumandanları bir toplantıya
    çağırarak onlara Apollon'un öfkesini
    dindirecek bir yol bulunması gerektiğini
    aksi takdirde eve geri dönmekten başka
    yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Bunun üzerine ünlü kahin Kalkhas;
    Tanrının neden bu kadar çok öfkeli
    olduğunu bildiğini, ancak konuşmaktan
    korktuğunu, Akhilles onun hayatını
    korumayı garanti etmediği sürece de
    konuşmayacağını söyledi. Akhilles'in kahinin hayatını koruyacağını garanti
    etmesi üzerine usta yorumcu
    konuşmayı kabul etti. "Tanrı Apollo kızgındır, çünkü
    saygısızlık etti Agamemnon duacıya,
    kurtulmalıkları istemedi, salmadı kızını,
    işte bu yüzden çektirdi bunca acıları
    okçu tanrı. Eğer Agamemnon hiçbir
    kurtulmalık almadan kızını babasına geri vermezse daha da çektireceği
    var." (İlyada 90-96) Böyle dedi Kalkhas, öfke doldurdu
    Agamemnon'un yüreğini. Ama fazla bir
    seçeneği yoktu erlerin kralının. Bilici
    Kalkhas'a ve onu koruyan Akhilles'e
    sövüp saydıktan sonra, kızı babasına
    vermeyi kabul etti. "Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille
    de şu gemimle, yoldaşlarımla
    göndereceğim onu, ama barakandan
    alacağım kendim gelip senin onur
    payını, güzel yanaklı Briseis'i. Senden ne
    güçlü olduğumu o zaman anla gör. Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın,
    kim benimle eşit görmek isterse
    kendini." (İlyada l 183-187) Böyle deyip bir yandan kızı babasına
    gönderirken, adamlarından iki tanesini
    de Akhilleus'un çadırına gönderdi.
    "Güzel yanaklı Briseis'i" alsın diye.
    Akhilleus habercilere kızı korkutmadan
    alabileceklerini, onlarla bir sorunu olmadığını söyledi ama, Tanrılar
    huzurunda bunu Agamemnon'a çok
    pahalıya ödeteceğine dair yemin etti.
    Bu olaya Akhilleus'un annesi deniz
    perisi Thetis de, en az oğlu kadar kızdı.
    Oğlunu yatıştırıp, savaştan tamamen elini çekmesini söyledi. Öte yandan da
    Olympos'a giderek Zeus'a yalvardı. "Zeus baba! Birgün ya sözümle ya
    işimle ölümsüzler arasında yararlı
    olduysam sana, şimdi yerine getir şu
    dileğimi, kısa ömürlü oğluma değer ver;
    saygısızlık etti Agamemnon, erlerin
    başbuğu, aldı onur payını, yoksun bıraktı onu sen say, gücü Troyalılar
    tarafına ko ne olur. Akhalar saysınlar
    oğlumu, ününü yüce kılsınlar." (İlyada l
    503-510) Şimdi artık savaş Olympos'a da
    ulaşmıştı. Tanrıların bir kısmı Troyalıları
    destekliyor, bir kısmı ise Akhalıların
    yanında yer alıyordu. Afrodit doğal
    olarak Paris'in yanında yer aldı. Yine
    doğal olarak Athena ile Hera Akhaların tarafındaydı. Savaş tanrısı Ares her
    zaman Afrodit'in yanındaydı. Güneş
    tanrısı Apollon ve kızkardeşi Artemis ise
    Hektor'un koruyucularıydı. Dolayısıyla
    Troyalıların yanında yer aldılar. Denizler
    tanrısı, yeri sarsan Poseidon, denizci halk olan Akhaları destekledi. Zeus
    Troyalıları daha çok seviyor ama,
    tarafsız kalmayı tercih ediyordu. Yukarıda Olympos'ta durum böyle iken
    aşağıda Akhilleus gemilerin yanına
    oturmuş köpürüp duruyor, ne
    toplantılara katılıyor, ne savaşa gidiyor,
    içi içini yiyordu olduğu yerde. Akhilleus olmadan Akhalar
    Troyalılardan daha zayıftı. Buna rağmen
    Akhalar Troyalıları şehir surlarına kadar
    kovaladılar. Surların yanında çok kanlı
    savaşlar oldu. Kral Priamos ve diğer
    yaşlı Troyalılar da, savaşı bir kuleden seyrediyorlardı. Bir ara savaş durdu. Her iki taraf da askerlerini geriye
    çektiler. Paris ile Menelaos karşı karşıya
    gelmişlerdi. İkisi yalnız savaşacaklardı.
    Eğer Menelaos kazanırsa Helen'i alıp
    Isparta'ya geri dönecek, eğer Paris
    kazanırsa Helen Troya'da kalacaktı. Her iki halde de savaş bitecekti. Teklif
    Paris'ten gelmişti. Hektor'a hitaben
    yaptığı konuşmada şöyle dedi: "Troyalıları tekmil Akhaları oturt yere,
    koyun ortalarına Ares'in sevdiği
    Menelaos'la beni, çarpışalım Helen için,
    bütün malı için. Alsın bütün malı,
    götürsün kadını evine. Kim üstün gelir,
    kazanırsa zaferi and içsin dost olsun ötekiler de. Siz Troyalılar oturun
    bereketli Troya'da. Akhalar da at
    besleyen Argos'a dönsünler, güzel
    kadınlı Akha topraklarına." (İlyada lll
    70-75) Paris'in yaptığı bu teklif Hektor
    tarafından Akhalara iletildi. İki ordu
    arasında bu konuşmalar olurken, bütün
    bu savaş ve acıların sebebi olan Helen,
    Priamos ve diğer yaşlı Troyalıların
    savaşı izledikleri kuleye geldi. Onun geldiğini görünce şu sözleri söylediler
    usulca: "Troyalılarla Akhaların, böyle bir kadın
    için yıllardır acı çekmeleri hiç de ayıp
    değil.Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara
    benzetir onu. Ama gene de binse
    gemiye keşke gitse. Gitse de bizi,
    çocuklarımızı belaya sokmasa." (İlyada lll 154-160) Böyle konuştu Troya'lı ulular kendi
    kendine. Daha sonra Priamos, Helen'i
    yanına çağırıp aşağıdaki Yunanlı
    kahramanların adlarını tek tek sordu. Bu
    arada düello başladı. Mızrağı ilk fırlatan
    Paris oldu. Menelaos, mızrağı kalkanı ile savuşturup kendi mızrağını fırlattı.
    Mızrak Paris'in gömleğini yırttı ama onu
    yaralamadı. Daha sonra kılıcını çekip,
    Paris'i tolgasından vurdu; ama kılıç
    kırılıp yere düştü. Silahsız olmasına
    rağmen, Paris'in üzerine atılıp onu miğferinin ibiğinden tuttu. Eğer
    Aphrodit karışmasaydı onu sürükleyip
    Yununlıların sıralarına kadar götürecekti
    ama Aphrodit, miğferin ipini kopartıp
    onun Troya'ya kaçmasına yardım etti, Menelaos, elinde Paris'in miğferi olduğu
    halde öfkeyle Troya sıralarına giderek,
    Paris'i aramaya başladı. Aslında
    Troyalılar tarafında ona yardım edecek
    hiç kimse yoktu. Çünkü mızrağını
    fırlatmaktan başka hiç dövüşmediği için herkes ondan nefret ediyordu. Her
    nasılsa kaçmayı başarmıştı. Nasıl
    kaçtığını, nereye gittiğini hiç kimse
    bilmiyordu. Bunun üzerine erlerin
    başbuğu Agamemnon, her iki orduya
    birden konuşarak Menelaos'u muzaffer ilan etti. Daha önce kararlaştırdığı gibi
    Troyalıların Helen'i geri vermeleri
    gerekiyordu. Athena ile Hera işe
    karışmasalardı Troyalılar da buna
    razıydılar. Her iki tanrıça da Troya kenti
    yerle bir edilmedikçe savaşın bitmesini istemiyorlardı. Hera'nın kışkırtmasıyla,
    Athena seyirtip savaş meydanına geldi.
    Amacı anlaşmayı bozmak için bir
    Troyalıyı kandırmaktı. Aptal Pandoros
    kandırılması en kolay Troyalı idi.
    Athena, onu kolayca kandırdı. Pandoros Menelaos'a bir ok fırlatıp onu hafif
    yaraladı. Bu savaşı tekrar başlatmak için
    yeterliydi. Her iki taraftan sayısız
    insanlar öldü. Tanrılar ve tanrıçalar da
    savaş meydanında idi. Onlar da
    ölümlüler gibi, birbirleriyle savaşıyorlardı. Büyük şampiyon Akhilles'in savaştan
    uzak barakasında oturmasına rağmen
    Akhalar savaşta üstündüler. Ajax ve
    Diomedes kahramanca savaşıyorlardı.
    Aphrodit'in oğlu prens Aeneas
    Diomedes'in elinden az daha ölüyordu. Diomedes, onu yaraladı; ama annesi
    Aphrodit onu kurtardı. Diomedes
    Aphroditi de yaraladı. Ona bu cesareti
    tanrıça Hera vermişti. Aphrodit Hera'yı
    Zeus'a şikayet etmek için Olympos'a
    giderken Apollon Aeneas'ı Troya'ya taşıdı. Daha sonra Diomedes, Athena'nın
    da yardımıyla Ares'in karnından
    yaraladı. O da Aphrodite gibi soluğu
    Zeus'un yanında aldı, Athena'yı şikayet
    için. Zeus baba, Akhilles'e yapılan
    haksızlığın intikamının alınması ve ona tekrar ün kazandırılmasına dair Thedis'e
    verdiği sözü de hatırlayarak bütün
    ölümsüzleri Olympos'a çağırdı ve orada
    kalmalarını emredip, kendisi aşağıya
    Troyalılara yardıma gitti. Zeus'un işe karışmasıyla, her şey birden
    bine değişiverdi. Troyalılar, Akhalar'ı
    gemilerine kadar püskürttüler. Hektor,
    coşmuştu. Troyalıların "Atları terbiye
    eden" diye ad taktıkları Hektor, hiç bu
    kadar cesur, hiç bu kadar muhteşem görülmemişti. Akhalar'ın başı iyiden iyiye derde
    girmişti. Agamemnon, savaştan
    vazgeçip Yunanistan'a dönmeye karar
    vermişti. En yaşlı kumandan Nestor,
    aşağılanmış bir şekilde geri
    dönmektense Akhilles'in öfkesini dindirmenin bir yolunun bulunması
    gerektiğini söyledi. Agamemnon, aptallık ettiğini itiraf etti.
    Akhilles'in onur payı Briseisi ve değerli
    hediyelerini ona geri vereceğini
    Odysseus'a söyledi. Bunu Akhilles'e
    anlatması için yalvardı. Akhilles, bunu
    kabul etmedi. Ertesi gün, Akhalar gene püskürtüldü. Troyalılar, gemileri ateşe
    verecek kadar yaklaşmışlardı. Bu
    durumu gören Akhilles'in en iyi
    arkadaşı Patroklos Akhilles'e yalvararak,
    ya Akhalar'a yardım etmesini veya en
    azından o muhteşem zırhını kendisine ödünç vermesini söyledi. Akhilles
    kendisini aşağılayan insanlar için
    savaşmayacağını söyledi. Ama
    Hephaistos ustasının yapmış olduğu o
    muhteşem zırhı ve adamlarını
    Patroklos'un emrine vermeyi kabul etti. Patroklos, Akhilles'in zırhını giyerek ve
    onun adamlarını da alarak savaşa
    katıldı. Troyalılar, onu bir müddet
    Akhilles zannettiler, Gerçekten oda
    Akhilles gibi muhteşem savaşıyordu.
    Sonunda Hektor ile karşılaştı. Hektor Patroklo'u kargısıyla öldürüp, zırhını
    soydu ve kendisi giydi. Sanki Akhilles'in
    bütün gücü Hektor'a geçmişti. Patroklos'un cesedi etrafında çok kan
    döküldü. Sonunda iki Ajax'ın yardımıyla
    Akhalar cesedi gemiye taşıdılar. Acı haber Akhilles'e ulaştı. O da en iyi
    arkadaşının ölümünü Hektor'a hayatı ile
    ödeteceğini dair yemin etti. Hektor'un
    ölümünden sonra kendisinin ölümü de
    kaderine yazılı idi. Bunu bile bile
    kaderine razı oldu. Annesi Thedis, onu durdurmak için hiçbir çaba göstermedi.
    Ona Hephaistos'un yaptığı yeni silahlar
    ve zırh getirdi. Zırhı giyip askerlerinin
    başına geçti. Kahramanca savaşıyor ve
    her yerde Hektor'u arıyordu. Hektor ise,
    Troyalıların başına geçmiş surların yanında kahramanca şehrini korumaya
    çalışıyordu. Olympos'lu tanrılar yine
    aşağıya inmiş, Troya ovasında
    ölümlüler gibi hararetle savaşıyorlardı.
    Skamander nehri sularını geçmek
    isteyen Akhilleus'u boğmaya çalıştı. Ama Akhilleus'u durdurmaya imkanı
    yoktu. Her şey tanrılarca
    kararlaştırılmıştı. Apollon bile artık
    Hektor için savaşmanın faydasızlığına
    inanmıştı. Troyalılar geri püskürtüldü.
    Şehir kapıları açılıp savaşçılar şehrin içine alındalar. Sadece Hektor dışarıda
    kaldı. Dimdik duruyordu surların
    önünde. Babası Priamos, annesi Hekabe
    surların içine gelip hayatını kurtarması
    için ona yalvardılar. Ama o bunları
    dinlemedi. Troyalıların gerilemesi onun suçu idi çünkü Troyalıları, o kumanda
    ediyordu. Hektor böyle düşünürken Akhilles
    hışımla surlara yaklaştı. Yanında ise
    ölümsüzlerden Athena duruyordu.
    Hektor ise yanlızdı. Apollon, onu
    kaderine terk etmişti. Akilleus gidgide
    yaklaşıyordu. Etrafa pırıltılar saçan tunç zırhı içinde yaklaşan Akilleus'u görünce
    Hektor'u bir titreme aldı. Kaçmaya
    başladı. Akhilleus da peşine takıldı.
    Hektor önde Akhilleus arkada şehir
    surlarını üç defa döndüler. Sonra
    Athena, Hektor'un kardeşi Deiphobus kılığına girerek ona Akhilleus'la
    karşılaşma cesaretini verdi. "Gel birlikte
    karşı koyalım, püskürtelim onu" dedi.
    Soylu Troyalıların lideri, parlak tolgalı
    Hektor da ona inandı. Akhilleus'un
    karşısına dikilerek şöyle haykırdı: "Artık kaçmam senden Peleus oğlu
    deminki gibi. Tanrısal Priamos'un
    şehrini dolandım üç kere, durup
    saldırışını beklemeye yüreğim varmadı,
    ama şimdi buyuruyor sana karşı
    koymayı ya sen benim elime geçersin, ya geçerim ben senin eline. Haydi
    Tanrıları tanık tutalım anlaşmalarımıza.
    Olamaz onlardan iyi tanık, iyi bekçi.
    Zeus bana zaferi verir de alırsam canını,
    dile gelmez saygısızlık göstermem sana.
    Ünlü silahlarını soyar, ölünü geri veririm Akhalara. Sen de Akhilleus yap benim
    gibi." Ayağı tez Akhilleus yan yan baktı. Dedi
    ki: Hektor, düşmanım, antlaşmadan söz
    açma bana, böyle şey olamaz insanla
    arslan arasında. Nasıl uyuşmazsa kurtla
    kuzunun gönlü, durmadan kin beslerler
    birbirlerine, bizim de dostluk yapmamız
    akla sığmaz." (İlyada XXll 250-265) Böyle söyleyip mızrağını fırlattı, mızrak
    hedefini şaştı. Athena mızrağı tekrar
    geri getirdi. Sonra Hektor isabetli bir atış
    yaparak Akhilleus'un kalkanını tam
    ortadan vurdu. Mızrak kalkanı delemedi.
    Hemen arkasını dönüp kardeşini aradı., onun mızrağını almak için. Kardeşini
    orada göremeyince Athena'nın
    kendisini kandırdığını anladı. Kaçacak
    bir yer yoktu. Kılıcını çekip Akhilleus'a
    saldırdı. Daha ona yaklaşamadan
    Akhilleus onu mızrağıyla boynundan vurdu. Yere yuvarlanan Hektor son
    nefesinde, vücudunu ailesine geri
    vermesi için Akhilleus'a yalvardı. Demir
    yürekli Akhilleus'un öfkesi pek dineceğe
    benzemiyordu. Ona yan yan bakarak
    şöyle dedi: "Dizlerime sarılma köpek, yalvarma
    bana anan baban adına. Gönlüm
    yüreğim kışkırtıyor beni, diyor şunun
    etini parçala, çiğ çiğ ye, senin bana bu
    yaptıklarından sonra, kimse
    uzaklaştıramaz başından köpekleri. Getirseler bana kurtulmalığın on katını,
    tartsalar şurada daha çok veririz
    deseler, Dardanos'un oğlu altın kosa
    teraziye senin ağırlığınca, döşeğine
    yatırıp ağlayamayacak seni doğuran,
    köpekler kuşlar yiyecek bütün bedenini." (İlyada XXll 345-355) Böyle söyleyip zırhı ölüden soydu.
    Akhalar da teker teker ölünün yanından
    geçip boyuna posuna güzelliğine
    hayran kaldılar. Ama bir tekme
    vurmadan da gitmiyorlardı ölüye.
    Akhilleus ise, daha kötü şeyler yapmayı planlıyordu. İki ayağını topukla bilek
    arasından deldi. Kayışlar geçirdi
    deliklerden. Bağladı arabaya, başı
    bıraktı yerde sürüklensin diye. Sonra
    atladı arabaya ünlü silahlarıyla.
    Kamçıladı atları . Ölüyü surların önünde defalarca
    sürükledi, azgın öfkesi dinene kadar.
    Sonra, aldı, götürdü gemilerin yanına. Patroklos'un intikamı alınmış ama ölüsü
    hala yakılmamıştı. Hemen odunlar
    kesilip büyük bir yığın yapıldı.
    Yığınların üstüne de Patroklos'un ölüsü
    yerleştirildi. Kurbanlar kesilip ölünün
    etrafına dizildi. Birçok Akhalarla birlikte Akhilleus da saçından bir tutam kesip
    ölünün üzerine attı. Son olarak
    Akhilleus, 12 Troyalı çocuğu kargısıyla
    öldürüp yığına kattı. Öldürmeye bir
    türlü doymuyordu. Sonra yığını ateşe
    vererek ağlaya ağlaya ağıta başladı. "Verdiğim bütün sözleri getireceğim
    şimdi yerine. Ulucanlı Troyalıların oniki
    soylu oğlunu, yutacak alevler seninle
    birlikte, Primaos oğlu Hektor'a gelince,
    ateşe yedirmem onu, yedireceğim
    köpeklere." (İlyada XXlll 18-184) Ama köpekler sokulamıyordu Hektor'un
    cesedine. Aphrodit ölünün başında
    nöbet tutuyordu. Hektor'un ölüsüne yapılan bu
    saygısızlıklar Hera, Athena ve Poseiden
    hariç bütün ölümsüzleri tiksindirmişti.
    Özellikle baba tanrı Zeus bu saygısızlığa
    çok kızmıştı. Zeus, Priamos'u
    cesaretlendirerek onun Akhilleus'un kampına gitmesini sağladı. Zengin
    kurtulmalıklarla kampa gelen Priamos,
    oğlunun cesedini vermesi için
    Akhilleus'a yalvardı. Akhilleus
    karşısında yalvaran yaşlı adamı görünce
    kendi babasını hatırlayıp insafa geldi ve hediyeleri kabul ederek, ölüyü babasına
    verdi. Ayrıca, ölü yakma merasimi için
    de 9 gün boyunca Akhaları savaştan
    uzak tutacağına dair söz verdi. Troyalılar, 9 gün boyunca, Hektor'un
    ölüsü etrafında yas tutup, ağıtlar
    yaktılar. Onuncu gün şafak vakti, ölü
    odun yığınlarının üzerine konulup
    yakıldı. Daha sonra, kemikler ve küller
    altın bir kupaya gömülüp, üzeri kocaman işlenmiş taşlarla örüldü.
    Mezarın üstü toprakla örtülerek büyük
    bir tümülüs oluşturuldu. Hektor'un cenazesi için kararlaştırılan
    süre dolduktan sonra, savaş tekrar
    başladı. Etiyopya Prensi Memnon,
    büyük bir orduyla gelip Troyalılara
    yardım etti. Bu yeni taze güçle saldıran
    Troyalılar, Akhaları çok güç durumda bıraktılar. Birçok Akhalı savaşçı öldü.
    Sonunda Akhilleus, Memnon'u öldürdü.
    Durum tekrar Troyalıların aleyhine
    dönmüştü. Akhilleus yine coşmuştu.
    Ama onun belki de son kükreyişi
    olacaktı. Bütün Troyalıları önüne katmış surlara doğru kovalıyordu. Surlara
    yaklaştığı bir sırada, orada, çalıların
    arasına gizlenmiş duran Paris'in attığı
    zehirli bir okla topuğundan vurularak
    öldü. Topuğu onun en zayıf yeri idi. Annesi
    deniz perisi Thetis, onu "yaralanmaz"
    yapmak için topuğundan tutup Styx
    Irmağının sularına batırmıştı. Ancak
    topuğun elle tutulan kısmı kutsal suyla
    ıslanmadığı için zayıf kalmış ve Paris, onu bu en zayıf noktasından vurmuştu. Ajax, Akhilleus'un ölüsünü savaş
    meydanından taşıdı. Ölü yakma
    töreninden sonra külleri Patroklos'un
    küllerinin konulduğu kaba konularak
    beraberce gömüldü. Akhilleus'un ölümünden sonra, onun
    Hephaistos usta tarafından yapılmış
    olan muhteşem zırhı kumandanlar
    arasında yeni bir huzursuzluğa yol açtı.
    Zırh acaba Akhilleus'un ölüsünü savaş
    alanı dışına taşıyan Ajax'ın mı olmalıydı?Yoksa Odysseus'a mı
    verilmeliydi? Kumandanlar arasında
    yapılan gizli bir oylama sonunda zırha
    sahip olma hakkı Odysseus'a verildi.
    Ajax da , kendini aşağılanmış görüp,
    kılıcının üstüne atlayarak intihar etti. Bu iki kahramanın kısa zamanda arka
    arkaya ölmeleri Akhaların cesaretlerini
    kırdı. Zafer, çok uzak görünüyordu, ama
    vazgeçmeye de hiç niyetleri yoktu.
    Akhilleus'un genç oğlu Neoptolemus,
    Paris'i öldürdü. Ama onun ölümü Troyalılar için pek de büyük bir kayıp
    değildi. Zaten bütün bu belaları
    Troyalıların başına hep o açmamış
    mıydı

    **İNANCA SAYGI DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK**

  2. #2
    Status
    Offline
    talha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    14.05.2011
    Yer
    istanbul
    Yaş
    29
    Mesajlar
    773
    Tecrübe Puanı
    18
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: truva efsanesi ve destanı

    abi bununda lahitlerini buldular suyun altında 32 tane veya 28 tane olması lazım cok eskiden hatırladım kadarıyla ama işe kalkısanların bütçesi yetmedi acıkcası canakkale tarafları ve bogazlarında

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Gelinkaya Efsanesi
    By redkit in forum EFSANELER VE DESTANLAR
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 28.04.2014, 13:49
  2. igor Destanı
    By aga_0074 in forum EFSANELER VE DESTANLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.09.2012, 08:59
  3. Ergenekon Destanı
    By aga_0074 in forum EFSANELER VE DESTANLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.09.2012, 08:51
  4. Tufan Efsanesi
    By aga_0074 in forum EFSANELER VE DESTANLAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.09.2012, 10:52
  5. Çanakkale Destanı (Muavenet Muhribi ve Golyat
    By ömerxx in forum ANADOLUMUZUN İLLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.03.2012, 10:04

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri

Evde Ek İş İlanları