Sponsor Reklam-5
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Status
    Offline
    Devamlı Üye
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Mesajlar
    140
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Hititler (Etiler) (MÖ 2000-1200) / Arkeoloji


    Anadolu'da Asur Ticaret Kolonileri Dönemi

    "nu NINDA-an ezzatteni nu watar-ma ekutteni".
    Yağmurlu bir İstanbul akşamı, 1. dünya savaşı... Sirkeci Garı'na giren Avrupa treninden, havagazı lambalarının aydınlattığı perona inen yolcular arasında genç bir teğmen de vardı. Savaş başlayalı bir yıl olmuştu. Askeri pasaportunu ve Osmanlı Harbiye Nezareti'ne hitaben yazılmış izin kağıtlarını vermek için gar binasına yönelen teğmenin gözleri, yapının, kendisine farklı gelen mimarisine takıldı.
    Alman mimar Jasmund, Doğu ile Batı'nın birleştiği yerdeki imparatorluk için yaptığı bu eserinde, her iki dünyanın mimari üsluplarının karışımı olan bir tarz benimsemişti. 3 Mayıs 1890'daki açılışından beri Sirkeci Garı, batıdan gelen demiryolunun Avrupa'daki son noktasını oluşturmaktaydı. Avusturya-Macaristan ordusunda teğmen Bedrich Hrozny, orduda yedek subay olarak görev yapıyordu. Ancak İstanbul'a gelişinin savaşla ilgisi yoktu. Viyana Üniversitesi'nde Doğu Dilleri okuduktan ve Arapça yazıtlar üzerine hazırladığı tezle doktor ünvanını aldıktan sonra, 1914 yılında Berlin'de Alman Şarkiyat Cemiyeti'ne üye olmuş ve ardından, Berlin ve Londra müzelerindeki çiviyazılı tabletleri incelemeye başlamıştı. Kafasını meşgul eden sorun, 1906 yılında Anadolu'da, Çorum-Boğazköy'de, H. Winckler ve İmparatorluk Müzesi olan Müze’i Hümayun (bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri) uzmanı Theodor Makridi Bey'in ortaya çıkardığı çiviyazılı tabletlerin diliydi. Bunlar çiviyazısıyla yazıldıkları için okunabiliyor, ama, dili bilinmediği için anlaşılamıyordu.
    Ertesi gün müzeye çıkan yokuşu heyecanla tırmanırken, kayıp bir dünyanın kapılarını aralayacağının farkında değildi...
    Hrozny, müzedeki tabletler üzerinde çalışırken bir cümleye rastladı: "nu NINDA-an ezzatteni nu watar-ma ekutteni". "NINDA", Sümerce bir kelimeydi ve "ekmek" anlamına geldiği biliniyordu. "watar" Hint-Avrupa dillerinde ortak bir kökten geliyordu. Almanca "wasser", İngilizce "water" (su) gibi. Ekmek ve suyun insanın yaşamsal gereksinimleri olduğu açıktı. Ekmek yenir, su içilirdi. "Ezzatteni" de Hint-Avrupa dillerindeki, Almanca "essen", İngilizce "eat" (yemek) ile benzerlik gösteriyordu. İçmek anlamında kullanılmış olduğunu düşündüğü "ekutteni" ise, Latince "su" demek olan "aqua"yı çağrıştırıyordu. Bu fiillerin sonundaki -teni ise, çekim eki olmalıydı. Hrozny cümleyi şöyle çevirdi: "ve ekmeği yiyeceksiniz, suyu ise içeceksiniz". Bu dil belli ki, bir Hint-Avrupa dili idi. Hint-Avrupa Dil Ailesi'ne ait dillerdeki kelimelerle karşılaştırıp, onların dilbilgisi kuralları ile kıyaslayarak, pek çok Hititçe cümleye anlam vermeye başladı.
    Hititçe ile Hint-Avrupa dilleri arasındaki yakınlık bakımından bazı karşılaştırmalar vemek gerekirse:
    Hititçe vatar "su", İngilizce water "su", Slav dillerinde voda "su".
    Hititçe et "yemek", İngilice eat "yemek", Almanca essen "yemek".
    Hititçe eku "içmek", Latince aqua "su".
    Hititçe genu "diz", Almanca Knie "diz", İngilizce knee "diz".
    Hititçe milit "bal", eski Yunanca meli "bal".
    Hititçe viyana "şarap", İngilizce wine "şarap", Fransızca vin "şarap".
    Hititçe kuis "kim", Latince quis "kim".
    Hititçe kuiski "bir kimse", Latince quis quis "bir kimse".
    Artık kayıp bir dünyanın kapıları açılmaya başlamıştı. Anadolu’da kurulmuş ve Anadolu’ya hakim olabilmiş ilk krallık. Zengin eski doğu kültürünün batıya geçişindeki kayıp halka. Zamanının en büyük askeri ve politik gücü. Mısır’ın güçlü Firavunlarının en zorlu rakibi. Yakın Doğu’nun çehresini daimi olarak değiştirmiş, 3500 yıllık bir medeniyet. Hitit İmparatorluğu ve Hititler …
    Çivi yazılı tabletlerin okunmasıyla, MÖ 1920 - 1750 tarihleri arasındaki dönem Asur Ticaret Kolonileri Çağı olarak adlandırılmıştır. 4000 yıl önce Anadolu ile Asur (bugünkü Suriye’nin güneydoğusu) arasında büyük bir ticaret vardı. Asurlu tüccarların Anadolu’da oluşturduğu ticaret kolonisinde 21 kent vardı. Bunlara karum (Asurca liman, pazar anlamına geliyor) deniyordu. Bugün yalnızca 3 tanesinin yeri biliniyor: Hattuşa (Çorum-Boğazköy); Alişar (Yozgat-Sorgun) ve Kaneş/Neşa (Kayseri-Kültepe). Bu kolonilerin merkezi Kültepe de yapılan kazılarda 20 bin çivi yazılı tablet bulunmuştur. Burada bulunan tabletler içinde en büyük grubu, iş mektupları, borç senetleri, çeşitli ticari kayıtlar ve mahkeme tutanakları oluşturur.
    Bu Ticaret ilişkisi Anadolu için bir dönüm noktası olmuş, Anadolu yazı ile tanışmış ve Anadolu’da tarihi çağlar başlamıştır. Anadolu’da küçük bölgelere hükmeden yerel beyler, tüccarlardan gördükleri çivi yazısını Eski Asur dili ile birlikte kendi yazışmalarında kullanmışlar. Çivi yazısı, yumuşak kil tabletlere, üçgen prizma biçiminde kesilmiş tahtalarla bastırılarak yazılır. Sonra bu kil tabletler fırında ısıtılır ve kırılması zor tabletler ortaya çıkar. Mezopotamya’da çivi yazısı, bir Sümer icadı olarak MÖ 3250 yıllarından beri geliştirilerek, farklı dil ve lehçelere uygulanarak kullanılıyordu.
    Orta Tunç devri yaşandığı için en önemli maden tunç yapımında kullanılan kalay ve bakırdı. Asur tüccarları Anadolu’ya kalay ve tekstil ürünleri satıp, Anadolu’dan altın, gümüş gibi değerli madenler, bakır ve tahıl ürünleri alıyorlardı. Gümüş bir ticari meta olmaktan çok bir değer ölçüm ve ödeme aracı işlevi görüyordu. Günümüzde petrol ne kadar önemliyse o dönemde de tunç çok önemliydi. Bu nedenle tunç yapımında kullanılan kalay ve bakırın bulunduğu kaynaklara egemen olmak hayati derecede önemliydi. Anlaşılan 4000 yıldır yeralti kaynakları Ortadoğu coğrafyasında hep çatışma nedeni olmuştur.
    Bazı yıllarda havalar kurak gittiği için Anadolu halkı Asurlu tüccarlardan kredili alış veriş yapıyordu. Borcun yıllık faizi yüzde 180’lere varabiliyordu. Demek ki Anadolu yüksek faizlere 4000 yıldır alışık.
    Asurlu tüccarlar, Anadolu’da geceleri kentlerde konaklamak zorundaydı. Kentte konaklamanın bir bedeli vardı. Bu vergiyi ödemeden orada konaklama izni alınamıyordu. Üç istisnası vardı bunun: (1) Kaçak konaklamak, (2) Muhafızlara rüşvet vermek; (3) Daha düşük vergi alan bir kentte konaklamak. Demek ki Anadolu’da kaçakçılık, rüşvet ve vergi kaçırmanın tarihi en azından 4000 yıl önceye gidiyor.
    Burada görülen tablet, bir Asurlu tüccarın arkadaşı olan bir başka Asurlu tüccara bir kentte konaklamak için nasıl rüşvet verileceğini anlattığı bir tablettir. Yani rüşvetin belgesi olur mu diye sormayın. İşte size rüşvetin 4000 yıllık belgesi.

    Kredili alış veriş yapan Anadolu halkı bir sonraki yılda da havalar kurak gittiğinde borcunu ödeyemiyor, bu durumda ailesinden birisini Asurlu tüccara köle olarak vermek zorunda kalıyordu. Bazen isyan ediyor ve kent kralına başvuruyordu. Kent krallarının borçların silinmesine ilişkin fermanları var. Asurlu tüccarlar alacaklarının silinmesine çok kızıyorlardı kuşkusuz. Zaman zaman Asur kralları Anadolu’ya girip kent krallıklarına haddini bildiriyordu. Ama bu her zaman mümkün olmuyordu. Bunun üzerine Asurlu tüccarlar kredili satışlarda muteber tüccarların kefaletini aramaya başladılar. Kültepe’de ve Hattuşa da bulunan tabletlerde kefalet hükümleri yer alıyor. Demek ki bankacıların şahsi kefaleti 4000 yıldır var.
    Bu dönemde taşımacılığın ilk örnekleri ile karşılaşıyoruz. Asurlu tüccarlar bu taşımacılığı 250 eşekten oluşan kervanlarla yaparlardı. Kervanların Asur’dan yola çıkıp Neşa’ya varıncaya kadar yaklaşık 1000 km yol alması gerekiyordu ve bu yolu gidip, dönmesi 3 ay alıyordu. Musul yakınlarındaki Asur’dan yola çıkan kervanlar, Dicle boyunca kuzeye doğru ilerleyerek önce Güneydoğu Anadolu’ya geliyor, buradan ya Kahramanmaraş-Elbistan Ovası üzerinden ya da Ergani Maden Geçidi ile Toroslar’ı, Malatya yakınlarında da Fırat’ı aşıp, Tohma Çayı vadisi boyunca ilerleyerek Kültepe’ye varıyorlardı.
    Bütün anlattıklarımızdan MÖ II. binyılın başında, Anadolu’da, Asur ticaret kolonisi aracılığıyla rüşvet, vergiden kaçınma, tefecilik esaslarına dayalı bir ticaret düzeni kurulmuş olduğu anlaşılıyor.
    MÖ 1750 de Hititler Asur ticaret kolonisinin merkezi olan Kaniş/Neşa'yı ele geçirdiler. Neşa'nın ele geçirilmesi Asurluların uyguladığı tefeciliğin sonunu getirmiş olmalıdır. Bu gelişme Asur ticaret ve tefecilik sömürüsü altında inleyen komşu kent krallıklarında, Hititlere karşı bir sempati doğmasına yol açmış olsa gerek. Çünkü Neşa'nın ele geçirilmesi sonrasında Hititler, Anadolu'nun büyük bölümüne egemen oldular. Hititlerin, ekonomik sorunu doğru bir çözüme kavuşturmak suretiyle Anadolu'ya egemen olmaları bugün için de önemli bir gösterge olarak kabul edilebilir.

    Hititler, Çorum’un Boğazkale ilçesi sınırları içinde yer alan Hattuşa’yı başkent edindiler ve zaman içinde batı, doğu ve güneydoğu Anadolu’nun belirli bölümleriyle Suriye’nin kuzeyini egemenliği altına alan bir imparatorluk kurdular. Hititlerin kurduğu Anadolu birliği MÖ 1200 kadar devam etmiştir.
    Hititlerin kökeni hakkında ne yazık ki elimizde çok az bilgi var. Dilleri Hint-Avrupa dil grubuna ait Hititlerin, Kafkaslar üzerinden İç Anadolu'ya göç etmiş oldukları olasılığı vardır. Göçün MÖ. 3.binin ikinci yarısında olduğu düşünülür. Anlaşıldığı kadarıyla Hitit grupları dalga dalga Anadolu'ya gelir ve kısmen yerli Hatti nüfusla karışır. Aşağı yukarı aynı tarihlerde başka Hint-Avrupalı göçmenler de Anadolu'ya gelir: Luviler güney ve batı Anadolu'ya, Palalar ise kuzey ve kuzeybatı Anadolu'ya yerleşirler.
    Hititler Orta Anadolu’da, yani Hatti ülkesinde var olan köklü birikime sahip çıkarak ve diğer yakındoğu uygarlıklarından etkilenerek yeni bir kültür birleşimi oluşturdular. Hititler, ülkelerini "Hatti ülkesi" olarak adlandırırlar. Dillerini ise, yukarıda sözü edilen Kaniş/Neşa şehrinden esinlenerek Nesice olarak adlandırırlar. Boğazköy kaynakları keşfedilmeden önce Avrupalı bilim insanları İncil'e dayanarak Fransızca "Heteen" ya da "Hittite", İngilizce "Hittite", Almanca Luther'in İncil'den tercümesi esas alınarak "Hethiter" sözünü kullanıyorlardı. Ülkemizde Cumhuriyetin başlangıç yıllarında kullanılan Eti sözü, Fransızcada h'nin telaffuz edilmemesine dayanmaktadır.
    Hitit imparatorluk simgesi, İki ayağıyla tavşanları tutan çift başlı bir kartaldır. Daha sonra bu figür Selçuklular tarafından geliştirilerek kullanılmıştır. Günümüzde çift başlı kartal bazı ülkeler ve bazı dernekler tarafından simge olarak kullanılmaktadır.
    Hattuşili’nin krallığı döneminde, Asur ticaret ağının çöküşü ile Anadolu'dan kaybolan çiviyazısı yeniden kullanılmaya başlanır. Böylece Anadolu'da pek çok verinin çiviyazılı kil tabletlere işlenmesine yol açan bir yazı geleneği doğar. Hititlerin resmi yazışma ve anlaşmaları yanında yasalar, kült kuralları, kehanetler ve Eski Doğu edebiyatı günümüze ulaştı. 1906'dan beri kazılmakta olan Hattuşa arşivleriden 31, 590 adet kil tablet başlıca buluntu kaynağını oluşturur; ancak Tabigga/Maşat Höyük-Tokat, Şapinuva/Ortaköy-Çorum, ve Sarissa/Kuşaklı-Sivas da çiviyazılı kil tablet arşivleri bulunmuştur.
    Çorum Boğazköy’deki Arşivler ve kitaplıklar’da 8 dilde yazılmış çiviyazılı tabletler bulunmuştur. Bugün bile kütüphanelerimiz de bu kadar çok dilde kitap bulmak zor olduğunun düşünürsek, Hititlerin ne kadar gelişmiş bir uygarlık kurduklarını anlayabiliriz. Bu diller Akkadça dönemin diplomasi dili olarak kullanılmıştır, bugünkü İngilizce gibi, Palaca, Luwice, Hatice, Sumerce, Hurice, Mitannice ve Hititçe dir.
    Kitaplıklardaki belgeler, bugün ki kitaplıklardaki sisteme benzer sistemlerle raflara dizilmiş ve rafların baş tarafına, o rafta hangi belgelerin olduğunu gösteren bir tablet asılmış.
    Hititler iki yazı sistemini birlikte kullanmışlardır. Resmi belgeler ve ticari belgeler için kil tabletler üzerine yazılan Sümer – Akad çiviyazısını, Anıtlar ve mühürler üzerinde ise hiyeroglif yazısını kullanmışlardır
    Bizim gibi çok bayramları olan Hititlerin tam 18 tane bayramı var. En bilinen bayramları bugün bizim, bahar veya nevroz bayramı olarak kutladığımız bayramdır. Bu tür bahar bayramlarını, Sümerliler, Asurlular, Babilliler, Hititler, Mısırlılar ve Eski Yunanlılar gibi birçok toplum değişik adlar altında ve çeşitli mitolojik öyküler anlatarak kutlamıştır. İlginç olan bu öykülerin birbirine çok benzemesidir. Bereket tanrısının küsüp gitmesiyle kış gelir ve Bereket tanrısı, insanların çabası sonucu geri döner, bahar geri gelir ve bitkiler canlanır.
    Anadolu’da evlenmeyle ilgili bir çok gelenek Hititler kadar uzanmaktadır. İçgüveylik, başlık parası, çeyiz götürme, söz kesme ve nişanlılık var.
    Bugün Anadolu’da kullanılan bir çok kent adı Hititlerden kalmadır. Birkaç örnek verelim. Örneğin Malatya adı Hitit çivi yazılış şekli aşağıdaki gibi görünmektedir.
    URU Ma- al- li- ta
    Hititce
    Yunanca
    Türkçe

    Malita
    Malatya

    İkovana
    İkonyon
    Konya

    Apasa
    Efes

    Milavata
    Milatos
    Milet

    Ankuva
    Ancira-Angora
    Ankara

    Marqas
    Maraş

    Adaniya
    Adana
    Hititler'in dini, farklı etnik kökenlere ait birçok öğenin biraraya gelmesi ile oluşmuş bir kültür mozaiğine sahipti. Politik nedenlerle resmi devlet tanrılarına, devletin sınırları içinde yaşayan çeşitli grup ve toplumların tanrılarını dahil ederek, bir bakıma bu farklı toplumları, merkezi otoriteye bağlamayı amaçlıyorlardı. Kendi tanımlarıyla, "bin tanrılı" olmaları, dinlerindeki çeşitliliğin en iyi ifadelerinden biri. Çeşitli inançların birlikte kutsanmasının getirdiği bu durum, imparatorluk olmanın getirdiği bir hoşgörü sayılabilir. Siu (Işık tanrısı) Hitit metinlerinde, zamanla, genel olarak “tanrı” anlamını ifade etmeye başlıyor. “Işıldamak” kökünden gelen Siu, Latince “tanrı” anlamına gelen Deus, Eski Yunanca Theos ve yine eski Yunan’da baş tanrı olarak bilinen Zeus kelimelerinin Anadolu’daki öncülüdür. Hititler’de 12 tane baş tanrı var. 12 rakamı Sumer, Mısır, Eski Yunan, Roma ve daha bir çok medeniyette önemli bir yer etmiştir. İsa’nın bile 12 tane havarisi vardır. Yılın 12 aya bölünmesi de büyük olasılıkla buraya dayanmaktadır.
    Hititlerde ekmek ve suyun ayrı bir önemi vardı. Ekmek buğdayın taş kaplarda (DUG-NA-ARA) öğütülmesiyle elde edilen undan yapılıyordu. Ayrıca NINDA-DU-DU olarak adlandırılan ekmekçiler ya da fırıncılar da vardı. Günümüzde evlerimizde bazı yiyecek maddelerinin ezilmesi için kullanılan havanların kökeni Hitit Çağı'ndaki bu gibi taş kaplara dayanmaktadır. Hititlerde ayrıca buğday öğütmek için değirmenler de bulunmaktaydı. 3500 yıldır Anadolu halkının temel besin maddesi değişmemiş görünüyor.
    Hitit ülkesinde bütün topraklar krala ait. Yani toprakta özel mülkiyet yok. Kral veya kraliçe istediklerine toprak tahsis ederlerdi. Kendisine toprak tahsis edilenlerin krala, her savaşa gidişinde asker vermek yükümlülüğü vardı. Sonraları Osmanlı'da ortaya çıkan timar, has ve zeamet sisteminin ilk biçimi.
    Ekonomi: Hititler’in kullandığı ölçülerin bir bölümünü Ortadoğu’da, o dönemde egemen olan krallıkların çoğunda kullanılıyordu. Hititler paralarını gümüşten yapıyorlardı. 12.5 gramlık gümüş çubuklar ya da halkalar 1 Şegel adını taşıyan bir para birimiyle ifade ediliyor. 40 şegel yani 500 gram gümüş ağırlığındaki kuruşların toplamı 1 Mina ediyor. Üst para birimi olan Mina'yı Hititler, Sumerlerden almış. Latin dillerindeki money kelimesi büyük olasılıkla Mina da geliyor.
    Hititler'in Kullandiği Ölçüler

    Ölçü
    Karşılığı
    Bugünkü Karşılığı
    Kullanım Alanı

    1 Şekel
    12, 5 Gram
    Ağırlık (katı) ve hesap birimi

    1 Mina
    40 Şekel
    500 Gram
    Ağırlık (katı) ve hesap birimi

    1 Parisu
    50 Litre
    Ağırlık (tahıl)

    1 Zapittani
    1 Maşrapa
    0, 5 Litre
    Ağırlık (sıvı)

    1 İku
    3, 600 m²
    Alan ölçüsü

    1 Gipessar
    0, 25 metrekare
    Alan ölçüsü
    Hititler’de tarım ve hayvancılık ekonominin temel direğini oluşturuyordu. Tarım yapılan tarlaların sulamaya elverişli olmaması nedeniyle, yağmur çok önemliydi. Bugünde Anadolu’da yağmurla sulanan topraklarda yine benzer ürünler yetiştirilmektedir. Kuraklık o dönemde büyük bir sorundu fakat bugün küresel ısınma nedeniyle ülkemiz için çok daha büyük bir sorun. Geçen kış yağmurların az yağması nedeniyle bu yıl tarım ürünlerinde %25 düşüş bekleniyor. Hititlerin tarımda kullandığı, saban ve orak gibi araçlar bugün bile Anadolu’da kullanılıyor.
    Hititler de sanayi zanaat biçimindeydi. Zanaatkârlar arasında marangoz, metal ustası, duvarcı, kuyumcu, bakırcı, çömlekçi, ayakkabıcı, dokumacı, terzi, ve taş ustalarını saymak mümkün. Aradan geçen 3500 yıl içinde serbest meslekler çok fazla çeşitlenmiştir. Fakat Anadolu’da hâlâ yaygın olarak yoğun el emeğine dayalı bir imalat yapılmaktadır.
    Hititlerde ticaret çok yaygın olmasa da ticaretten zengin olanlar vardı. Ayrıca gümrük vergisi ödememek için kaçak ticaret yapıldığı da anlaşılıyor. Günümüzde ticaret Hitit döneminde yaşadığı durgunluktan çıkarak yeniden Asur ticaret kolonileri dönemindeki canlılığa ulaşmış görünüyor. 2004 yılından itibaren gerileyen faizlerin, 1990’lı yıllarda yüzde 100’ü aşan oranlara ulaşmış olması ve bu yüzden birçok ailenin parçalanmış olması da yine Asurlu tüccarların Hititler öncesinde Anadolu halkına uyguladıkları faizleri ve bu yüzden parçalanan aileleri hatırlatıyor.
    Hititler kamu görevlilerini de yasalarında belirtmişlerdir. Hattuşa’da kamu hizmetleri ağırlıklı bir kamu kentiydi. Bugün Türkiye’nin başkenti konumundaki Ankara’da da benzer bir durum söz konusu.
    Hitit kamu maliyesi, Tunç Çağ’daki diğer krallıklarda olduğu gibi, daha çok ayni gelir ve giderlere dayanmaktadır. Hititler’de tarımsal üretimde alınan ayni vergi (şahhan), Ülkemiz de 1925 yılına kadar aşar adı altında alınan Osmanlı vergisine benzemektedir. Hititler’de kendi gelirleriyle yetinmeyen, tapınaklara yardım aktarılması gibi günümüz Türkiye’sinde katma bütçeli idarelere ve yerel yönetimlere merkezi devletten gelir aktarımı yapılmaktadır. Hititler’de olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde gelirlerin önemli bir bölümünü savunma sanayine ayrılmaktadır.
    Zengin bir Hitit Ailesi’nin serveti 175 şekel gümüş olduğu anlaşılmaktadır. Yılda 4 şekel gümüş kazanan bir işçinin, bu kazancın tamamını tasarruf etse, bu servete 44 yılda ulaşabilir. Yukarda ki servetin kabaca bugünkü karşılığı 150.000 YTL dir. 2005 yılı hesaplamalarına göre, asgari ücretle çalışan biri eline geçen paranın tamamını tasarruf etse bu servete 42 yılda ulaşabilir. Demek ki üç bin yıldan uzun bir süredir Anadolu’da gelir dağılımının iyileşmesine ilişkin işaretler son derece zayıf.
    Hitit ekonomik örgütlenmesi, bugünkü anlamda piyasa ekonomisinden farklı olarak, geleneklere göre toplumun liderleri, ya da bugünkü anlamıyla kamu otoritesi, tarafından belirlenmektedir. Öyle ki Hititler , mal fiyatlarını, kira bedellerini, işçi ücretlerini ve serbest meslek tarifelerini yasalarına yazmışlardır. Bu, günümüzde belediyelerin bazı mallara uyguladığı “narh” (maksimum fiyat) yönetimine benzer bir uygulamadır. En dikkati çeken yasa maddesi 10. yasa maddesidir. Buna göre özgür bir insanın tedavisi 3, kölenin tedavisi 2 şekel gümüştür.
    Hititlerin yaşadığı donemle günümüz Türkiye’sinin fiyatlarını karşılaştırırsak o günden bugüne fiyatların çok arttığını görürüz. MÖ 13.yy’daki fiyatların bugünkü karşılığını bulabilmek için gümüşün gramı Ocak 2005 fiyatıyla 0.3 YTL olarak alınmıştır.
    Mal Cinsi
    MÖ 13.yy Fiyatı (Şekel gümüş)
    MÖ 13.yy Fiyatının Bugünkü Karşılığı (YTL)
    Ocak 2005 Fiyatları (YTL)
    Aradaki fark (misli)

    Koyun
    1
    3, 75
    300, 00
    80

    İnce gömlek
    3
    11, 25
    50
    4, 5

    1 Lt zeytinyağı
    2
    7, 5
    10
    1, 3

    1 Kg bal
    1
    3, 75
    15
    4

    1 kalıp peynir
    0, 5
    1, 9
    8
    4, 2

    Toplam
    28, 15
    383
    14
    Bu tabloya göre ayda 1 şekel gümüş kazanan bir Hitit işçisi bu kazancıyla 1 koyun alabiliyordu. Günümüzde 2005 rakamlarıyla 413 YTL alan asgari ücretle çalışan bir işçi ise aylık net geliriyle, 1 koyun, 2 gömlek ve 1 kg bal alabiliyor. 3500 yılda emeğin karşılığı olan ücrette sağlanan gelişmenin çok az olduğu görülüyor.
    Kadeş Barış Antlaşmasından Nato Antlaşmasına: Kadeş Savaşı M.Ö. 1275'de Hitit ve Mısır arasında Asi Irmağı kıyısındaki Kadeş Kenti yakınlarında gerçekleşti. Savaşın çıkış nedeni bugünkü Suriye sınırları içinde kalan Amurru ve Amka toprakları üzerindeki egemenlik iddialarıydı. Savaşı kimin kazandığı konusu uzun süre tartışmalı kaldı. Hatta Mısır'ın savaştan galibiyetle çıktığını iddia edenler çoğunluktaydı. Bunun temel nedeni Hititlerin bu konuda yazılı bir şey bırakmamış olmalarıdır. Oysa Mısır'daki tapınaklarda Ramses'in kendi yazdırdığı zafer metinleri var.
    Savaşılan topraklar Hititlerde kaldığı için, savaşın asıl galibinin Hititler olduğu konusunda bugün bir tereddüt yok. Asıl önemli konu savaştan yaklaşık 15 yıl sonra imzalanan Kadeş Barış Antlaşması. Bu antlaşma Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II.Ramses arasında imzalandı.
    Antlaşmanın temel düzenlemesi, birisine yönelik tehdidin ortak tehdit olarak kabul edilmesini sağlayan düzenleme. Bugün Nato Antlaşmasının 5. maddesini incelediğimiz zaman aşağı yukarı aynı düzenlemeyle karşılaşıyoruz. Tarihin bu ilk barış antlaşmasının bir kopyası bugün New York’daki BM binasının girişinde sergilenmektedir.
    Hitit Hukukunun Üstünlüğü: Başlangıçta Hitit hukukunun kısas hukuku çerçevesinde yapılandığını biliyoruz. "Göze göz, dişe diş". Yani birisi birisine kötülük etmişse cezası aynı kötülüğün kendisine de yapılmasıydı. Zaman içinde, Hitit Hukuku tazminat hukukuna dönmüş. Hititlerin tazminat hukukuna geçişleri. Roma hukukundan çok daha eski bir atılım. Ne var ki tanıtılamamış. Bu nedenle Hukuk Fakültelerinde sadece Roma Hukuku okutulmaktadır. Aynı topraklar üzerinde yaşamamıza karşın Hitit hukuk devrimini biz bilmiyoruz ama batılılar biliyorlar. Örneğin ABD’nin Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, Hitit Hukuku dersi okutulmaktadır
    Hitit Hukuk açsından en önemli belgelerden biri Telipinu Fermanıdır. Kendisi de tahta cinayetle geçmiş olan Telipinu tahta geçişi bir fermanla kurala bağlamış ve büyük oğlun tahta geçmesini yazılı hale getirmiştir. Bu gelenek batı monarşileri, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından da benimsenmiş ve uygulanmıştır. Fakat Fatih Sultan Mehmed küçük oğlu Cem Sultanı tahta geçirebilmek için bu kurala istisna getirmiş ve "Nizam-ı alem için kardeş katli vaciptir" hükmünü Kanunname-i Ali Osman'a koymuş. Bu düzenleme Osmanlı hanedanı için bir ölüm fermanına dönüşmüş görünüyor.
    İlk Demokrasi Denemesi: Hitit kentlerinde yaşlılar meclisi var. Kent kralları ya da valileri bu meclisi bir çeşit danışma meclisi gibi kullanarak karar alıyorlar. Başkent Hattuşa'da ise bir Soylular Meclisi var. Bunun adı Panku. Panku, Hititçede "hepsi", "hep birlikte" demek. Panku veliaht ataması; savaş açılması, yasa değişikliği ve kral ailesinin yargılanmasında yetkiliydi. Bu danışma meclisini ilk demokratik adım sayabiliriz. Avrupa da benzeri bir adım MS 1215’de İngiliz soylularının Kral Yurtsuz John'a Magna Carta’yı imzalatmaları ile atılmıştır. İktidarın sınırlandırılmasında ilk adım Magna Carta’dan 2700 yıl önce Anadolu’da atılmış görünüyor. Dönemin bütün uygarlıkları arasında bu atılım Hititlere seçkin bir yer veriyor. Günümüz için de inanılmaz bir başlangıç noktası oluşturuyor.
    Kadın Hakları: Hititler, kadın hakları konusunda hiçbir ortadoğu ülkesine benzemeyen bir yapıya sahiptiler. Hitit Kraliçeleri, Kralın Başkentte bulunmadığı zamanlarda kararları mühürlerdi. Hititlerde kararların altında Kralın mührünün yanı sıra Kraliçenin mührünün basılması da adetti. Bir erkeği öldürmenin cezası neyse kadını öldürmenin cezası da aynıydı. Kadına gösterilen saygıyı vurgulamak açısından Hitit talimatnamelerinden birisini aktarmakta yarar var: "Eğer bir kimse tanrıların ibadetini ne şekilde düzenlerse ve tanrıya yiyecek ve içecek ne şekilde verirse, kadının yanına da aynı şekilde gitsin."
    Hititlerin, Anadolu’ya egemen olan anaerkil aile geleneğinden etkilenerek böyle bir eşitliğe ulaştıkları sanılıyor. Hititlerde kadına tanınan haklar ve erkekle eşitlik o dönemin ortadoğusunda söz konusu değildi. Sanırım bu dönemin ortadoğusunda bile söz konusu değil.
    Anadolu'ya İlk Ekonomik Yardım: Hitit Kralı IV.Tuthaliya zamanında, bir yandan veba salgınlarının yarattığı nüfus azalması öte yandan kuraklığın yarattığı büyük sıkıntılar imparatorluğu kasıp kavuruyordu. Sonunda IV.Tuthaliya, Kadeş Barış Antlaşması'nın verdiği cesaretle Mısır Firavunu Merentpah'dan yardım istedi. Merentpah, Hititlere gıda yardımı yaptı. Ve bunu şöylece yazdırdı tarihe: "Hatti ülkesini yaşatmak için gemilerle tahıl yolladım Asyalılara." Bu yardım o dönem için Hititlere bir nefes alma olanağı yaratmış olsa bile imparatorluğu yaşatma olanağı sağlayamamış görünüyor. Çünkü M.Ö. 1200'lerin sonunda ortaya çıkan deniz kavimleri saldırısına karşı direnemeyerek tarihe karışmışlardır.
    Mısır yardımı bildiğimiz kadarıyla dışarıdan Anadolu halkına yapılan ilk yardım. Sonrasında ise bu yardımlar sürüp gitmiş. En son yardımlardan (!) biri Dünya Bankası'nın ekonomik kriz nedeniyle fakirleşen Anadolu insanına 2001 yılında verdiği kredidir. Anlaşılan o ki Türkiye'nin IMF'den aldığı destek benzeri destekler 3500 yıl önce de Anadolu'ya gelmiş zaten.
    Sonuç: Anadolu'nun ortasında, Kızılırmak yayının çerçevesinde M.Ö. 1750 ile 1200 arasında dünyanın en büyük imparatorluklarından birisini kuran Hititler aynı zamanda dünya tarihinin en gizemli uygarlıklarından birisi olmaya devam ediyor. Bulunan tabletler okundukça ve arşivler yayımlandıkça Hititler hakkında daha çok şey öğreneceğiz.
    Aslında Hititler hakkında bildiklerimiz de bu kavimle ilgili gizemli görünümü artırıyor. Çağdaşlarının son derecede basit bir kısas hukuku uyguladıkları bir dönemde Hititler nasıl olup da bugünkü hukuk düzeninin temelini oluşturan tazminat hukukuna geçebildiler? Ya da dünyanın bir çok bölgesinde bugün bile çözülemeyen kadın - erkek eşitliğini nasıl bir etkiyle yaşama geçirdiler? Panku'ya nasıl ulaştılar?
    Hititler’in başkenti Hattuşa (Çorum-Boğazköy), Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Kuruluşu UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir. Bölge 1988 yılında Tarihi Milli Parklar statüsüne alınmıştır. Bugüne kadar bulunmuş olan 31.519 adet çivi yazılı tablet halen İstanbul’daki Müzeler (Eski Şark Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi), Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Çorum ve Boğazkale Müzelerinde korunmaktadır
    Son olarak Hitit yemek tarifiyle bitirelim. Kraliçe Puduhepa usulü koyun eti (basitleştirilmiş): 1 kg koyun kıyması, 2 narın suyu ve çekirdekleri (sevmiyorsanız çekirdekleri koymayın!), 2 yemek kaşığı kuru ekmek kırıntısı, 2 yumurta, 1/4 tatlı kaşığı biberiye, tuz ve (isteğe göre) dövülmüş sarımsak ile yoğrulur. Sonra uygun boyutta bir kalıba yerleştirilir ve üstüne iç yağ dilimleri yerleştirilir ve önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 1 saat pişirilir. Bunun yanına, buğday ekmeği (cevizli olabilir) ve kırmızı şarap yakışır.
    Afiyet olsun.



  2. #2
    ADANALI Guest

    Standart Ynt: Hititler (Etiler) (MÖ 2000-1200) / Arkeoloji

    ustam çok iyi konu sağol varol

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hititler’in Dini Merkezinde Toplu Mezar
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.11.2013, 13:49
  2. Klasik Arkeoloji
    By ömerxx in forum ARKEOLOJİ VE SANAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.2012, 10:05
  3. Arkeoloji ile Klasik Arkeoloji Arasındaki Farklar
    By ömerxx in forum ARKEOLOJİ VE SANAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.2012, 10:00
  4. Klasik Arkeoloji
    By ömerxx in forum KLASİK ARKEOLOJİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.2012, 09:57
  5. Çorum-Hititler'in tarihine ışık tutacak yeni bir keşif
    By redkit in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.10.2011, 17:00
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define Sohbeti,Elektrik Taahhüt,Define İşaretleri,DEFİNE ARAMA,DEFİNE

SEO UZMANI

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.0 © 2011, Crawlability, Inc.