Sponsor Reklam-5
3 sonuçtan 1 ile 3 arası
  1. #1
    Status
    Offline
    ömerxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Mesajlar
    607
    Tecrübe Puanı
    18
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Mısır-Sümer-Hitit Dönemi

    <blockquote> DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

    SÜMERLER

    Batılı Jeologlara göre dünyamızda HAYAT, sularda 20 milyon yıl önce başlamış, antropologlara göre de İLK İNSAN 250.000 yıl önce canlılar arasındaki yerini almıştır. Arkeologlara göre İLK RESİM, HEYKEL ve OYMALAR 30.000 yıl öncelerine kadar uzanır. Din kitaplarındaki kıssaların yanı sıra, Batılı tarihçilere göre de İLK ŞEHİRLEŞME zamanımızdan 11.000 yıl kadar öncedir. MEZOPOTAMYA'da (Güneydoğu ANADOLU'nun uzantısı ) M.Ö. 9000; ve Konya-Çatalhöyük'te M.Ö. 8000 yıllarındadır.
    M.Ö.5000 yıllarından itibaren MEZOPOTAMYA'yı meydana getiren DİCLE ve FIRAT nehirleri çevresinde (sonradan URAL ALTAYİK olarak adlandırılan) SÜMERLER, ELAMLAR, HURRİLER; (SAMİ ) AKAD, ASUR, BABİL, MISIR; ve (yine sonradan bazılarınca Hint-Avrupai olarak adlandırılan) HİTİTLER yaşamışlar ve birbirleriyle sürekli sürtüşmüşlerdir. (8)

    Yine Batılı kaynaklara göre, ilk yazıyı M.Ö.3300 yıllarında SÜMERLER bulmuştur. ÇİVİ YAZISI diye adlandırılan bu yazının kökeni resim-yazı idi. Batıda MISIR'ı etkilemiş, ancak Mısır HİYEROLİF yazısı sonra kendi sistemi içinde gelişmiştir. Doğuda ise İran yoluyla HİNDİSTAN'a ulaşmıştır. İNDUS YAZISI hep o aşamada kalmıştır. Daha doğuda ÇİNLİLER ise çivi yazısından bir ölçüde etkilenmişler, ama sonra kendi sistemlerini kurmuşlardır.

    Kâzım MİRŞAN ise, ilk yazının duvar resimlerinde başladığını (15.000 yıl öncesi), ve bunların TÜRK sembolleri olduğunu belirtir... Ve o sembollerin Çivi yazısından Mısır hiyeroliflerine, Çin yazısına ve Latin alfabesine taşındığını söyler.... Onun teorilerini detaylarına inerek ilerde vereceğiz.

    SÜMERLER yazıyı bulan millet olmakla yetinmemişler, GILGAMIŞ DESTANI ile ilk şiir ve edebi yazı örneklerini de vermişlerdir. SÜMERLER, MEZOPOTAMYA'nın güneyinde siteler, kanallar kurmuşlardır. Ulaştıkları medeniyet seviyesi ile hukuk, dil ve mimaride M.Ö. 2000'lerde bölgeye gelen Samileri de etkilemişlerdir. Daha sonraları yöreye inen HİTİTLER de SÜMERLER'den dolaylı olarak etkilenmişlerdir.

    Bütün bu bilgiler gösteriyor ki, "Ari Kürdistan" diye adlandırılmak istenen BÖLGEDE, O TARİHLERDEKİ ARİ diye bilinen TEK HALK, belki HİTİTLER'DİR... Diğerleri ya SAMİ'dir, ya da TURANİ'dir. Eğer Kürtler "Ârî" ise, bölgede Kürtlere "atalık" edecek başka ârî bir halk yoktur!..

    SÜMERLER Turânî'dir... Bunun pek çok ispatı vardır. Birincisi, kil tabletlerdeki yazıların hangi dile yakın olduğu konusunda yapılan çalışmalardır. Pek çok yabancı yazarın o dönemde bölgede Ari bir dil tesbit edememesi bir yana; yaptıkları çalışmalar SÜMER ve ELAM dillerinin bugünkü TÜRKÇE'ye hayret uyandıracak kadar benzediğini göstermiştir. Prof. Hamit Zübeyir KOŞAY'ın bu konudaki katkıları da büyüktür.

    Şu halde Batılılara göre DÜNYADA İLK DEVLET KURAN, İLK YAZIYI BULAN, İLK HUKUK KAİDELERİNİ TESBİT EDEN, TİCARETİ BAŞLATAN, VE KANALLAR, TAPINAKLAR İLE İLK MİMARİ ESERLERİ VEREN SÜMERLER'dir, ama SÜMERLER TÜRKLER'İN ATASIDIR.

    SÜMERCE ve TÜRKÇE arasındaki benzerlikler, diller için tesadüfi benzerliğin çok ötesindedir... Burada asıl belirtilecek husus, tarih sahnesinde aralarında en az 1500 yıllık bir mesafe olmasına rağmen, bu iki dil arasında cümle yapısı bakımından olan benzerliktir. (Bakınız Prof. Dr. Emin Bilgiç, Atatürk’ün Yüzüncü Yılına Armağan adlı kitapta bulunan "Sümerlerin Tarihleri, Dilleri ve Kültürleri" adlı makale)

    SÜMER dilinin Sami diller grubuna dahil olmadığı bütün bilim adamları tarafından tasdik edilmektedir... Hinks, Langdon, Hein gibi bilim adamları, SÜMERCE’nin Hint-Avrupai diller grubunda olduğunu öne sürmüşlerse de, delil gösterememişlerdir... Hatta Langdon "Sumerian Grammar, Paris, 1911" adlı eserinde fikrini değiştirmiştir.

    Ravlingson, Oppert, Delizsch, Hommel gibi bilim adamları ise, SÜMERCE’nin İSKİT ya da TURAN dilleri topluluğuna ait olduğunu belirtirler. H. Z. Koşay ise hiç birinin gerçekleştiremediğini yapmış ve SÜMERCE ile TÜRKÇE arasındaki benzerliği gösteren bir liste yayımlamıştır. Bu listeden bazı kelimeleri veriyoruz :


    SÜMERCE ......... TÜRKÇE
    -------------------- ------------------
    ad (adda) ........ ata
    ilu ............ ulumak
    izi .............. ısı
    e ............. ev
    kıya .......... kıyı
    egi ........... ece (prenses)
    eş ............ eşmek
    ku ............. koymak
    ku (gümüş ) ... kuyumcu (gümüşle uğraşan)
    gişku ........... şişko
    dim (dik duran) ...... dimdik
    de ................ demek
    duru ................ durmak
    kuşu ................ koşmak
    güleş (gülen adam) .... güleş, gülenç
    ara (ir) (yürümek) ... aralaşmak, irilmek
    bur (delik) .... burgu (delik açan alet)
    bal ............ balta
    bar ................ parlamak
    udun (fırın) ... otun (ayrıca fırında yakılan: odun)
    us (akıl) .............. us
    ib ................. ip
    alım (kuvvetli,yüksek) ......... alımlı
    tukul (dost) ..... tohul
    tam (şafak vakti) ........... tan
    ulu (muhteşem, yüce) ..... ulu-uluğ
    Bugin (göl).... Buget (biriktirilmiş su, Anadolu)
    A-na ? ....... Ne ? (Anadolu'da hayret ifadesi: Aney!..)
    Bur ................ Bardak
    Buy, bun ............... Boyun
    Bu ............... Bulak (çeşme)
    Bab ................. Baba
    Azag (mukaddes)........ İzgi, edgü (Eski Türkçe)
    Gig (zayıf) .........İg, yig (hasta, Eski Türkçe)
    Ud (gün, zaman).......... İd, öd (zaman, Eski Türkçe)
    Zak (taraf) ............. Yak (yakın)
    Gup, kup (gitmek).......... Kopmak (koşup gitmek, Anadolu)
    Gim ? Kim ? ................ Kim ?
    Ama (ana) ........... Aba (Anadolu’da)
    Giş (odun) .......... Yiş (Orhun Türkçesi)
    Gar (ışık) ......... Yaruk (Eski Türkçe)
    Gen (kadın hizmetçi) ...... Kün (cariye,Orhun’dan)
    Tag ............... Değ(mek)
    Ug, uku (halk) ......... Uğuş (kavim)
    Vur, vir (şarkı söylemek) ....... Yırlamak, ırlamak
    Ur(u), ir (erkek) ......... Er, ir (Uygurca : uri)
    Gir (ateş ) ............ Kor
    Udun (ateş ) ........ Od, ot, odun (ateşte yanan)
    Dingir ........Tengri (Eski Türkçe), TANRI, (Kumanca : dingir)
    Dagal (geniş olmak) ........... Dağılmak

    ŞÜMERCE bazı kelimeler S harfiyle varlığını YAKUTÇA'da sürdürür. Ancak bizim şimdiki TÜRKÇE'de S-Y değişimine uğramış haliyle karşımıza çıkar:

    SÜMERCE ......... TÜRKÇE
    ----------------------- ---------------------
    sir (ışık, nur) ...... yir, yaruk
    sir (şarkı söylemek) .... yırlamak

    Arkadan Osman Nedim Tuna bu konuda bir kitap neşretmiştir. Aşağıda onun kitabında yer alan kelimelerden bazılarını veriyoruz:

    (8)- Koşay, H .Zübeyir; Makaleler ve İncelemeler

    - Tuna, Osman Nedim, Sümer Ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dili'nin Yaşı Meselesi
    Mısır-Sümer-Hitit Dönemi

    </blockquote>


  2. #2
    Status
    Offline
    ömerxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Mesajlar
    607
    Tecrübe Puanı
    18
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: Mısır-Sümer-Hitit Dönemi

    eski mısırın tarihcesi

    Mısır,yaklaşık 3000 yıllık bir tarihe sahiptir.Bu kocaman asırları,bölüm bölüm inceleyecek olursak, şöyle parçalayabiliriz;
    Tarih öncesi,
    Thisler dönemi (I. ve II. sülaleler),
    Eski imparatorluk (2780-2380,III.-VI. sülaleler),
    Birinci ara dönem ve orta imparatorluk (2260-2065,VII.-XII. sülaleler),
    İkinci ara dönem (1785-1580,XIII.-XVII. sülaleler),
    Yeni imparatorluk (1580-1085,XIII.-XX. sülaleler),
    Üçüncü ara dönem ve aşağı dönem (1085-333,XXI.-XXXI. sülaleler),
    Yunan,Roma,Bizans ve Arap dönemleri (M.Ö.333-M.S.395).


    eski mısırda edebiyat

    Eski imparatorluk: Öğretici türün doğuşu:İmhotep'in yazdığı ahlak dersleri;geleneklere ve hiyerarşiye saygıyı amaçlayan Ptahotep'in Bilgeliği.Smith tıp papirüsü.Ölenlerin yaşamlarını parlak bir biçimde sürdürmelerini amçlayan büyü edebiyuatının geliştirilmesi: VI sülale dönemindeki firavunlar için yazılmış piramit metinleri.

    Birinci ara dönem ve orta imparatorluk: Kötümser edebiyat:Umutsuzun şiiri. Ahlak dersleri:Kral Merikare için ders;Amenemhat I.'nin oğlu Sesostris için ders.Taş sanduka metinleri:Özel kişilerin tabutları üstüne yazılmış ölümle ilgili sözler.Halk masalları.

    İkinci ara dönem yeni imparatorluk: Matematik papirüsleri ve bilimsel öğretilerin geliştirilmesi.Ebers tıp papirüsü.Tarihsel edebiyat:Tutmes III. yıllıkları;Kardeş şiiri.Tanrıların ve kralların onuruna dikme taşlar üzerine yazılmış ilahiler.Ölüler Kitabı:Taş sandukalardaki metinlerden alınmış sözler derlemesi. Re'nin her gün yeniden doğuşundaki gizemi açıklayan kozmografi kitapları.Halk masalları.Harris papirüsü.

    Aşağı dönem: Halk masalı:Unamon'un Byblos'daki yolculuğu.Tarihsel edebiyat:Plankhy dikmetaşı.VI. yy.'dan başlayarakdemotikos lehçesiyle yazılmış masallar.Ptolemaios V. döneminde yazılmış Menfis kararnamesi(Daha çok "Reşittaşı" adıyla bilinir.).

    Misirlilardan günümüze gelen bazi siir ve sözler vardir. Mesela kral Akhenaton’u bizzat günes için yazdigi kaside, Amarna devrinin bir edebi saheseri olarak anilir. Çünkü bu yazilar sadece dini bir vecdin ifadesi degil, ayni zamanda tabiatin en büyük kudretine karsi duyulan hayranligin bir örnegidir. Mesela günese hitap ederek söylene su sözlerde, ne kadar içten gelen bir duyus vardir:


    “Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
    Ey! Hayatin esnasinda yasayan Aton
    Sen dogu semasinin ufkundan dogdugun zaman
    Bütün memleketi güzelliginle doldurursun...
    Uzaklassan da, isiltin dünya üzerindedir.
    Ne kadar yüksek olursan ol, Senin adimlarinin izleri gündüzdür.
    Sen isiltilarini dagittigin zaman.
    Misir’in iki ülkesi birden her gün bayram içindedir.
    Hepsi uyanik ve ayaklarinin üzerinde dik durular,
    Çünkü sen onlari uyandirmissindir.
    Onlar bütün organlarini Sende yikarlar, elbiselerini giyerler
    Ve kollarini yukariya kaldirarak Seni safakta selamlarlar.
    Sonra tüm dünyada herkes kendi isini yapar.
    Hayvanlar otlardan zevk alirlar, tüm agaçlar ve bitkiler çiçeklenirler.
    Kuslar, kanatlari sana dogru ibadet edercesine kalkik batakliklarda uçarlar,
    Bütün koyunlar ayaklari üzerinde oynarlar,
    Bütün kanatli mahluklar uçmaya hazirlanirlar,
    Sen üzerlerinde oldukça onlar yasarlar.
    Gemiler nehirden çikar ve inerler.
    Su içindeki baliklar Senin önünde siçrarlar.
    Isiltilarin büyük deniz ortasinda kivilcimlar saçar,
    Kadinda çocugu Sen yaratirsin.
    Ananin karninda çocuga Sen hayat verirsin
    Ve aglamamasi için o besiginde sallanir,
    Sen ana rahminde bile bir çocugu besleyensin.
    Ne zaman civciv kabugu içinde bagirirsa,
    Sen ona hayat vermek için nefes verirsin.
    Yumurtayi bütün kuvvetiyle kirarak o hayata çikar,
    Ey Tanrim! Senin ne kadar çok eserlerin vardir.
    Sen! Ezeliyetin hakimi! Senin isteklerin hep iyidir,
    Sen hayatin ta kendisisin ve hayat sende yasar.”

    eski mısırda sanat

    Eski Mısır'da konuşulan dilde tam olarak "sanat" 'ı ya da "sanatçı" 'yı anlatan kelimeler yoktu.Çünkü insanlar,her şeyin bir iş için, işe yaramak için yapıldığını düşünürlerdi.Eski Mısırca'da sadece "zanaatkâr" ve "çalışma" kavramlarından söz edilirdi.

    Eski Mısır'da insanlar, yaptıkları sanatı,işledikleri maddeleri, firavun ya da tanrılar için yaparladı ve bunları yaparken de daima doğadan ilham alırlardı.

    Mısırlılar genelde sanatlarını,mezar,tapınak,tanrı ve firavunla alakalı süslemeler için konuştururlardı. Mısır'da,taşların üzerine kazınan yazılar ve yapılan kabartmalar en çok yapılan sanatlardandı.Bu tür işlemeler genelde duvar ve tavanları süslemek için yapılırdı.

    Heykelcilik: Firavunlar dönemi Mısır'ı için bir heykel, hareketli bir varlık kadar canlıdır.İlahi bir varlık,bir kralın,bir kralın veya daha başka bir kişinin görüntüsü biçiminde yontulan heykel fazla değer taşırdı.Heyke,temsil ettiği kişinin canlı bir varlığıydı.Bu yüzden kimin heykeli olduğunu ve o kişinin özelliklerini heykel üzerine yazmak önemliydi.Hiyeroglifle yazılmış açıklamalardan yoksun anonim bir heykel gücünü yitirirdi.Canlılığını kaybeder,madde boyutuna indirgenirdi.Çünkü,dünyadaki herhangi bir heykelde veya tapınakta bir kişinin ismi yazılı olursa, tanrıların o ismi görüp,ismin sahibini unutmayacağına inanılırdı.

    eski mısırda bilim

    Misir'da okullar yalnizca varlikli ailelerin erkek çocuklari içindi.Çogu çocuk okula gitmezdi.Bunun yerine ,erkek çocuklara babalari bir meslek ögretir,kizlarsa evde annelerine yardim ederlerdi.Misirdaki okullar tapinaklara bagliydi.Erkek çocuklar yedi yaslarina geldiklerinde okula baslarlardi.Okuma-yazmayi ögrenir ve zamanlarinin çogunu metinleri kopyalayarak geçirirlerdi. Papirüs çok pahali bir bitki oldugundan çocuklar,kirik çömlek parçalarina yaziyorlar. Ögretmenleri de yazicilar oluyordu. 9 yada 10 yaslarinda bir erkek çocuk baska bir okula devam edebilirdi.Burada, mektup ve yasal belgelerin nasil yazilacagini ögrenirdi.Ayni zamanda,aralarinda tarih, edebiyat, cografya,din,diller,muhasebe ,matematik,ve tip konularinin da oldugu bir dizi alanda egitim alabilirlerdi. Tip Okulu: Misir da büyük olasilikla ,uzman tip okullari vardi;çünkü misirli doktorlar ustaliklariyla ünlüydüler.Kimi yabanci kralliklarda egitim vermek üzere diger ülkelere giderlerdi. Misirli doktorlar bedenin isleyisinden oldukça iyi anlarlardi.Sinir sistemi ve biraz da beyinle ilgili bilgileri vardi.Ayni zamanda kalbinde bir pompa gibi çalistigini biliyorlardi.Dininde tipta önemli bir yeri vardi.Insanlar sikça,bir tanridan sifa dilemeye tapinaklara giderlerdi. Takvimler: Misirlilar,yildiz ve gezegenlerle ilgilenmislerdir.Bu konudaki bilgileriyle çok ayrintili takvimler hazirlamislardir.Bir takvim "Sopdet" adli bir yildiza göre olusturulmustu. Sopdet'in ufuk çizgisinde her yil ayni zamanda kayboldugunu ve bundan 70 gün sonra tam gün dogumundan hemen önce yeniden ortaya çiktigini fark etmislerdi. Bu da Nil sularinin yükseldigi yillik su baskinlarinin basladigi sirada gerçeklesmisti. Bu tarihi, yilbasi kabul ettiler.Bir baska takvimse, ay dönümüne göre olusturulmustu. Romalilar, Misir'i isgal ettiklerinde bundan o kadar çok etkilenmislerdi ki hemen benimsemislerdi. Bu takvim Avrupa'nin her yaninda 16.yy a kadar kullanilmistir. Su saatleri: Misirlilar da bir günü 24 saate bölmüslerdi. Zamani su saatleri kullanarak anlarlardi. Su saatleri iç yanlarina saatlerin isaretlenmis oldugu kaplardi. Içleri suyla doluydu ve dip taraflarinda açilmis ufak bir oluk vardi. Su disari akip bosaldikça ortaya çikan, saatleri gösteren numaralar zamani bildirirdi. Ölçüler: Ölçüler yetiskin bir insanin bedenine göre belirlenmisti. Dirsekten parmak uçlarina kadar olan uzunluga bir 'Kübit' denirdi.Bir kübit, her biri 4 parmak genisliginde 7 ele bölünmüstü.

    Mısır'da Ordu

    Yeni Krallik dönemi baslamasiyla beraber,akinlar yapma ve bir imparatorluga sahip olma istegi ordunun yeniden düzenlenmesi gerekliligini ortaya çikardi. Atlar ve at arabalari orduya katildi. Gönüllü askerler toplanip egitildi ve ordu genisletildi.Ordu her biri 4000 piyade ve 1000 at arabali askerden olusan tümenlere ayrilmisti.Her tümene bir tanri adi verilmisti.Tümenlerde ayrica her biri 200 piyadeden olusan 20 bölüge ayrilmisti. Bölüklerse,ayni kislayi paylasan 10'ar kisilik birliklere ayrilmisti.Her bir bölüge 25 tane çift kisilik at arabasi bagliydi .At arabali askerler gerek donanimlari, gerekse sahip olduklari yetenek ve egitimlerinden dolayi ordunun en seçkin topluluguydular.Savasta onlar hep on saflarda çarpisirlardi. Eski ve Orta Krallik dönemlerinde Misir ordusu kralin korumalari ve parali askerlerden kurulu ufak bir güçten olusuyordu .Insanlar acil durumlarda orduya çagrilirlardi. Fakat çogunun askeri egitimi yoktu. Bu yüzden pek bir ise yaramazlardi. Silahlar ve Egitim: Misir askerleri savas baltasi,gürz,mizrak,kiliç,hançer, yay ve ok gibi bir çok silah türüyle savasabilir durumda olmaliydi. Bununla beraber her birlik belli bir silahin kullaniminda uzmanlasmaya yönelebilirdi.Genç askerlere, uzun yürüyüslerin de yapildigi zorlu bir egitim verilirdi. Imparatorlugun Kurulusu: Yeni Krallik ordulari bir imparatorluk kurma amaciyla olusturulmustu. Dis seferleri cogunlukla firavun yönetirdi. Misir Imparatorlugu'nun en parlak döneminde,Suriye'den Nil'in dördüncü çaglayanina kadar yayilmisti. Misirlilar, imparatorlugun yayildigi genis ticaret sinirlari içinde ticaret yaparak ve sömürgelerinden topladiklari vergilerle zenginlesmislerdi.

    Tarihte Mısır Kadını

    Efsane bu ya! Günümüzden binlerce yil önce Misir’da, Nil deltasinda, Osiris adinda iyimi iyi, dürüst mü dürüst, iri-yari bir kral yasarmis. Halkinin iyiligi için çalisir, hakliyla haksizligi ayir eder, hiç kimseye kötülük gelmesini istemezmis. Herkes çok severmis Osiris’i... Onu sevmeyen tek kisi, Yukari Misir’a hükmeden kardesi Seth’mis. Seth, Osiris’i kiskanir, O’nu ortadan kaldirmak için firsat kollarmis. Ir gün Osiris’in topraklarina hükmetmek en büyük emeliymis. Seth bir gün kardesi Osiris’i muhtesem bir ziyafete seref misafiri olarak davet etmis. Salonun etrafi, çepeçevre davetlilerle doluymus. Tam ortada da koca bir tabut duruyormus.
    Yemekler yenip içkiler içildikten sonra Seth kurnazca gülümseyerek davetlilere söyle demis:
    “Ben bu tabutu bir dev için yaptirttim. Simdi hepinizin sirayla bu tabuta girmesini istiyorum. Tabutu kim tam olarak dolduracak, çok merak ediyorum?”
    Herkes sirayla tabuta girmis. Ama öylesine büyük bir tabutmus ki bu, en iri-yarilari bile girdigi zaman tabutun içinde yine de bos yer kaliyormus. Derken sira son olarak iyi kalpli Kral Osiris’e gelmis. Osiris kalkmis, tabuta yürümüs, kapagini açip içine girmis. Girmesiyle de kapak bir daha açilmamak üzere üzerine kapanivermis...
    Bu oyunun kötü kalpli kral Seth’in, kardesine kurdugu bir tuzak oldugunu tahmin edebiliyoruz. Nitekim tabut, içindeki Kralla birlikte ziyafet sofrasindan alinip, Nil’in bulanik sularina terk edilmis. Kimseye de Osiris’in akibeti hakkinda bilgi verilmemis...
    Ne var ki Osiris’in dul karisi Isis, sevgili esinin cansiz vücudunu bulmadan ölmemeye ant içmis. Aramis, taramis ve günün birinde tabutu bulmus. Bulmus ama haberi duyan kötü kalpli Kral Seth bu sefer de kardesinin cesedini parça parça ettirip Misir’in her tarafina dagitmis. Bedbaht esi Isis yine durmamis, dinlenmemis. Ve ünlü tarihçi Herodot’a göre kocasinin vücudunun bir parçasi hariç, hepsini bulup yapistirmis. Osiris de canlanarak Isis’e Horus adinda bir erkek evladi vermis.
    Horus büyümüs, amcasi Seth’i bularak babasinin intikamini almis.
    Efsane burada sona eriyor.
    Osiris, yüzyillar boyunca Misirlilar için iyilik timsali bir tanrilar tanrisi olmustu.
    Firavunlarin Haremi Firavunlarin çok zengin haremi olurdu. III. Amenhotep’in hareminde 300’den fazla seçme genç kiz bulundugu bilinmektedir. Bu arda bazi zenginler de harem kurarlardi. Ama halkin arasinda erkeklerden çogunun tek esi vardi. Bosanmaya ender rastlanirdi. Eger bosanmaya sebep, kadinin bir baska erkekle iliski kurmasiysa, koca, karisini bosar ve hiçbir sey vermezdi. Ama bir baska sebeple onu terk ediyorsa servetinin bir kismini bosadigi esine birakirdi.
    Makyaj, Bugünkü Makyaj
    Eski Misir’in gündelik hayatinda kadinin büyük önemi ve o nispette de degeri vardi. Son bulunan firavun mezarlarindaki resimlerde Eski Misirli kadinlarin siyah saçli, uzun boylu, düz burunlu olduklari görülüyor. Çocuklarin dogduklari zaman ciltleri beyaz oluyordu. Ama çok geçmeden Misir’in kavurucu günesinin etkisiyle renkleri koyulasiyordu. Kadinlarin en güzel taraflari iri siyah gözleri, son derece biçimli yüzleri ve bir Avrupalininkine nazaran hayli yukarida olan dik gögüsleriydi. Kadinlar, bu güzelliklerini mücevherat ve makyajla tamamlamakta pek hünerliydiler. Ehram duvarlarini süsleyen resimlerde, Eski Misirli kadinin yaptigi makyajin pek az farkla günümüzdeki makyaja benzedigi hayretle görülmektedir.
    Misirli kadin yanaklarini, dudaklarini, tirnaklarini boyar, saçlarina kokulu yaglar sürerdi. Heykellerde bile kadinlarin gözlerini boyali oldugu fark edilmektedir. Böylesine incelmis bir makyaj için, elbette ki makyaj malzemelerinin e son derce gelismis olmasina sasmamak gerekir.

    4.000 Yillik Peruk ve Ruj
    Misirli kadin daha da güzellesmek için siyah kalemle gözlerini ve kaslarini çeker, bir anlamda far sürer, peruk kullanir, mücevher takardi. Hem de ne mücevherler! Altin basta olmak üzere degisik madenlerden yapilan gerdanliklar usta sanatçilarin elinden çikmis, güzellik, incelik ve zevk ürünü eserlerdi. O gerdanliklar bugün bile tereddütsüz kullanilabilecek bir gösterise sahiptir. Kadinlar, özellikle zengin çevrenin kadinlari vakitlerinin büyük kismini süslenmeye ve güzellesme yolundaki çabalar ayirirdi. Bu is için kadin köleler onlara yarim ederlerdi. Hele kadin kocasiyla bulusmak için hazirlaniyorsa, süsüne daha da genis vakit ayirirdi. Beyaz mermerden oyma siselerin içinde dogu ülkelerinden getirtilmis sihirli kokular saklanir, bunu dudaklara sürülecek kirmizi, gözlere çekilecek siyah boyalar tamamlardi.
    Kadinlarin baslarina taktiklari peruklar bugünküler gibi saçtan degil, bitki liflerindendi. Unlarinda büyük bir ihtimalle Papirüs liflerinden oldugu sanilmaktadir.
    Kadinlar baslarina peruk takmadan önce, hos kokulu macun kivaminda bir merhem sürerlerdi. Bunun görevi, sicagin etkisiyle eriyerek etrafa hos kokular salmasiydi. Eski Misir’da kadinin en çok sevdigi renk sariydi. Belden asagisini örten kumaslar da genellikle sari renkte olurdu. Kadinlar, açikta biraktiklari gögüslerini çesitli mücevherlerle süsler, kollarina da altin, gümüs, tunç ve fildisi bilezikler takarlardi. Ayak bileklerine bilezik takmak da zaman zaman moda olurdu. Mücevherlerin çogu “Lacivert Tasi” denilen bir tastan, kantasindan, spat tasindan ya da Misir’da pek bulunan mercan rengindeki bir baska tastan olurdu.
    Eski Misirlilarin, giyimleri bugünkü anlayisimiza pek uymamaktaydi. Buna da sebep yilin her zamaninda havanin çok sicak olmasidir. Üstelik kumas da kolay dokunulamadigindan zor bulunan bir nesneydi. Hele iyi cins kumaslari ancak zenginler alabiliyordu.
    Misirli çocuklar kiz olsun, erkek olsun çiplak dolasirlardi. Ta ki büyüyüp ergenlik çagina gelinceye kadar. Bu, yalniz fakirler için degil, zenginler için de böyleydi. Zengin çocuklari küpe, gerdanlik takarlardi. Çocuklarin bahçelerde, sokaklarda anadan dogma kosup oynamamalari onlara gayet tabii gelirdi.
    Hizmetçiler, basit halk tabakasi ve köylüler, sadece kisa bir etek kusanirlardi. Eski Krallik devrinde kadinlar da erkekler gibi bellerine kadar çiplak gezerlerdi.bunlarin ütün giyimi göbeklerinden dizlerinin hemen asagisina kadar uzanan beyaz bir eteklikten ibaretti. Bu giyimi ne erkekler yadirgayip rahatsiz olurlar, ne de kadinlar bu sekilde dolasmaktan utanirlardi.
    Servet artip kumas bollasinca birinci etek üzerine ikinci bir etek örtülürdü. Gögsün örtülmesine ancak çok sonralari imparatorluk zamaninda baslandi.
    O çagda kadinlar da erkeklerle birlikte gezer, yer, içerdi. Yine Ehram duvarlarinda bulunan resimlerde tek basina diledigi yere giden, serbestçe alisveris yapan kadinlara rastlanmaktadir.
    Doguda bugün de oldugu gibi, Eski Misir’da da genç evlenilirdi. 15 yasina gelmeden erkekler de, kizlar da evlenip yuva kurarlardi. Erkeklerin ayrica nikahsiz esleri de olabilirdi. Ama kanun nazarinda bütün haklar, nikahli esine aitti.
    Misir’da bulunan 3.400 yillik mezarlar arasinda Teb sehri valisi Senefer’inki özel bir yer tutar. Senefer esi Merit’i o kadar sevmisti ki, mezar odasinin duvarlarina tam 21 degisik pozda resmini yaptirmistir. Iki nikahsiz esinin resimleriyle de bitisik odalarin duvarlarini süslemistir. Mezarinin duvarlari ve tavanlari, üzerinden nefis üzümler sarkan asma resimleriyle kaplidir. Eski Misirlilar üzüm yetistirir, sarap yaparlardi. Öte yanda bira yapmasini da biliyorlardi.
    Sarap, Bira
    Eski Misirlilar, günümüzden 3.000 yil kadar önce bile bugün kullandigimiz balta, makas, keser gibi basit araç ve gereçlerin pek çogunu biliyor ve kullaniyorlardi. Sarabi ve birayi fiçilarda sakliyor, tipki bugün Kizil Çin’de hala kullanildigi gibi ayak körügüyle atesi canlandirarak demircilik yapiyorlar, duvarlari tugladan örüyorlardi.
    --------------------
    Mısır'da Moda

    Misirlilarin çogu yoksuldu ve sicaktan dolayi da görünüslerine pek aldiris etmezlerdi. Oysa varlikli insanlar için görünüsü kurtarmak ve iyi görünmek önemliydi. Yine de bugünkünün tersine moda, yaklasik bin yil kadar ayni kaldi. Çocuklarin basi uzun bir örgü arkada kalacak sekilde tras edilirdi. Bir kadinin baslica giyecegi,iki askili keten bir giysiydi.Erkekler ise keten etek giyerlerdi. Yasli erkekler ise daha uzun etek giyerlerdi. Kimi erkekler ise baslarini tras edip peruk takarlardi. Ayakkabilar ve eldivenler:Sandalet ve eldivenler çok özel durumlarda giyilirdi. Takilar:Misirda herkes taki takardi. Varliklilar, yari degerli tas ve cam kakmali, altin ve gümüsten yapilmis parçalar takardi.Daha yoksul kisiler bakir ve çini (bir çesit cilalanmis seramik) kullanirlardi. Kozmetik:Çogu erkek ve kadinlar yüzlerini boyarlardi. Dudak ve göz boyalari,ögütülerek toz haline getirilmis madensel tuzlardan yapilirdi. Bu toz kaplara doldurulup yag ve ya suyla karistirilirdi.

    Savasi Sevmeyen Millet
    Misirlilarin çogu kendi hallerinde köylüler ve evde oturup zevk sürmekten hoslanan devlet adamlari olduklari için savasmaktan pek hoslanmazlardi.Ama kendilerinden daha az gelismis Nubyalilar ve Libyalilarla komsuluk ettikleri için muntazam bir ordu kurmak mecburiyetindeydiler. Bu orduyla Afrikali komsulariyla kolayca basa çikarlardi. Ama Asyalilar karsisinda bozguna ugramamak için parali asker tutarak ülke bütünlüklerini saglayabilirlerdi.
    Eski Misirlilarin uygarlik alanindaki basarilari, hele Misir kadininin yasadigi hayat, 20. yy insanini bile imrendirecek seviyededir.

    Özel Hayat

    Yüksek memur olsun, kökeni belirsiz bir amele olsun, görevli olarak evinden uzaklasmak zorunda kalan her Misirli ülkesine ve kentine oldugu kadar yuvasina da bagliydi. Zaten aile, toplum ve is çevrelerinin birbirlerinden tamamiyla ayri olduklari da pek söylenemezdi. Is çevresi genellikle baba, çocuklar, kardesler, kayinbiraderler, komsular ve arkadaslardan olusurdu. Kisinin, kendi gibilerinin kaldigi bir tür lojman konutta oturuyor olmasi hiç de az rastlanir bir durum degildi. Kisi eger çiftçiyse ve evini kendi yapmissa, arada kendisiyle birlikte gündelik yasamini paylasan ve neredeyse ailesinin bireyleri durumuna gelmis olan bütün personeli de kalirdi. Çesitli toplumsal kesimlerin özel yasamlarini anlatan bir çok kaynak bulunmustur.
    AILE KAVRAMI: Atalari ve çocuklariyla genis anlamda aile misirli için bir güvence olustururdu. Mezarlarda ve dini yapilarda aile gururla resimlenmistir. Ne var ki bu kavrami ifade etmek için “evdekiler” den baska terim kullanildigi bilinmemektedir. Baba ile ogul arasindaki bag ne kadar güçlü olursa olsun, babanin görevleri arasinda çocuklarini genç yasta yuva kurmaya, yani kendisin bir ev yapmaya, eger bir ise girmis ve kendisine bir ev verilmisse o evi yenilemeye ve bir kadin almaya yönlendirmek vardi. Toplum büyük ailelerden, çekirdek ailelere dogru ancak böyle ilerleyebilirdi. Çekirdek aile, kari-koca, çocuklar ve bakima muhtaç yakinlardan olusurdu. Bunlar dul anne, öksüz kalip henüz evlenme yasina gelmemis kiz kardes vb. olabilirdi. Bu, çekirdek ailenin kapisi kimsesiz akrabalara, özellikle de yalniz ve dul kadinlara açikti demek oluyor. Aile büyüklerinin rahatini saglamak, çocuklar için ahlaksal bir görev olmakla birlikte, isin içinde günümüzde oldugu gibi bazi miras beklentileri bulunabilirdi. Bir çok hak sahibini mirastan mahrum eden bir vasiyetname günümüze kadar gelmistir. Bazi dönemlerde mezarlar, ailenin son bir kez ve bu sefer sonsuza kadar bir araya geldikleri yerler halini almisti.
    Ramsesler dönemine ait mezarlarda 20 mumyanin bir arada bulunduklari dahi görülmüstür. Fakat günümüzde l sürülmemis mezar bulmak son derece güç oldugundan arkeologlarin arastirmalarindan herhangi bir bilgi edinmek henüz mümkün degildir. Yine de baska bazi dönemlerde mezarlarin sadece kari-kocaya ait olduklarini, çok genç yastaki çocuklarin bile baska yerlere gömüldükleri bulunmustur.
    Firavunlar Misiri’nda , evliligin resmi ya da dinsel herhangi bir islemle belgelenmis oldugu sanilmamaktadir. Asagi dönem öncesinden günümüze kadar hiçbir evlilik akdi gelmemistir. Bosanma ise eslerin mal varliklarinin bölüsülmesini içerdiginden bir tutanak gerektiriyordu. Herkes evlenirken getirdigini geri alir, evlilik süresince edinilen ortak mallarin ise üçte ikisi erkege, üçte biri kadina verilirdi. Evlilik için ise herhangi bir tören yapilmadigi saniliyor. Ancak damat adayi, kiz tarafinin onayini alabilmek için Misir’da hala bugünde yapildigi gibi bir baslik parasi ödemek zorundaydi. Eslerin evliligi beraber yasamaya baslamakla somutlasirdi. Hükümdar ailesinde, firavunsal gücün yasal olarak aktarilabilmesi için çokesliligin ve aile içi evliliklerin sik sik uygulanmalarina karsin, bu gelenekler halkin ne yoksul kesimlerince, ne de zengin tabakalarinca benimsenmisti. Tecavüz ve zina suç olarak kabul edilir ve cezalandirilirdi. Ayriliklar ise özellikle yerli halk tabaklarinda siklikla görülürdü. Bosanma y da dul kalma sonrasinda yeniden evlenmek çok dogal karsilanirdi. Hatta bekarlik, toplumdisi bir durum olarak görülürdü. Escinsellik sadece mitolojik çerçevede ele alinmis oldugundan toplumun bu olguyu nasil karsiladigi henüz saptanamamistir. Yine de bu escinselligin kurumlasacak ölçüde kabul görmüs olamamakla birlikte herhangi bir sahte utangaçlikla itilmemis oldugunu öne sürebiliriz. Ask Sarkilari, Ilahilerin Ilahileri veya Arap siirlerinde görülen ince cinselligin öncüsü gibidirler.
    “[...] Kalbim sana adandi
    Senin için o ne isterse yaparim
    Kollarinin arasina yattigim zaman
    Onu yapmak için içimdeki arzu
    Gözlerimin pariltisidir [...]”
    Erotik olarak adlandirdigimiz resimlerde, heykellerde ve bir papirüste aslinda saf bir müstehcenlik vardi.
    Ikonografya kari koca iliskilerini ilgi ve sefkat agirlikli olarak resimlemistir. Ressam ve heykeltiraslar bu geleneksel tutumdan oldukça ender ayrilmislardir. Amarna’lar ve Ramses’ler döneminde Kral ailesinin özel yasamlarina ait bazi sahneler ise sasirtici bir dogallikla islenmistir.
    Edebiyat sefkat ve tutkudan çok, kiskançlik ve zina ile ,ilgilenmisti. Hukuk metinleri ve resmi tutanaklar ise her türlü rekabetin ve entrikanin kol gezdigi kraliyet haremine varincaya kadar, dönemin her ailesinde görülebilen çekisme, tartisma ve kavgalarin raporlarini kapsamaktadir. Daha uyumlu ve ask dolu iliskilerden söz eden yazilar da vardir. Örnek olarak bir katibin ölmüs olan karisina yazdigi su mektubu gösterebiliriz:
    “Ey Osiris’in saygi deger tabutu; içinde yatan Amon sarkicisi Akhtay’dir! Beni dinle ve bu mesajimi ilet: Onun yaninda olduguna göre ona sor: ’Nasilsin? Nerdesin?’ Ona de ki: ‘ Akhtay’in artik hayatta olmamasi ne aci.’ Kardesin, yoldasin sana öyle sesleniyor. Ne büyük bir aci. Sen, o denli güzel ve essiz... sende çirkin bir sey yoktu. Seni hep çagiriyorum. Seni çagirana cevap ver.”
    Misirli aileler geleneksel olarak çok çocuk yaparlardi, fakat evde ender olarak iki çocuktan fazlasi yasardi. Çünkü hem çocuk ölüm orani yüksekti hem de çocuklar çok küçük yaslardan itibaren ya okula ya da çirakliga gönderilirdi. Bosanma tutanaklari çocuklarin kime verildigi konusunda geleneklere herhangi bir çiraklik getirmemis olmakla birlikte, velayeti hep babanin almis oldugu sanilmaktadir. En azindan içinde bu konuda bilgi bulabilecegimiz belgelerden bu anlasiliyor. Süt çocuklarinin hiç olmazsa birkaç yil annelerine birakilmis olmalari da mümkündür. Her ne ise, konudan hiçbir yerde söz edilmemis olmasi, konunun hemen hemen hiç bir zaman sorun yaratmamis oldugu izlenimini vermektedir. Kisirlik ise, kaderin bu darbesini yemis çiftler için önemli bir dert kaynagiydi. Dualar, adaklar, büyücülerin ve sihirbazlarin çabalari sonuç vermeyince tek çare, çocuk sevgisini bir baskasini yavrusuna yöneltmek oluyordu. Bu tür islemlerin yasal açidan velayetle mi sinirli kaldiklari, yoksa gerçekten evlat edinmeye kadar mi g,ittikleri henüz anlasilamamistir.

    Konut Kavramı

    Genel olarak iki ana grup vardi. Içinde çekirdek aile ile birlikte hizmetlilerinde yasadigi büyük malikaneler ve sadece ailenin oturdugu mütevazi, barinaklar....
    Orta çapta bir tarim isletmesinin planini, isçi ve hizmetlilerin efendilerine göre yasam kosullari, yemek yeme gelenekleri, ve tüm bu kisilerin birbirleri ile olan iliskilerini bilmedigimiz için ilk grup hakkinda fikir verebilmek için tek çaremiz II. Sesostris’in piramit kentindeki konut planlarina, IV. Amenofis’in baskentindeki üst düzey memurlarin konut planlarina ve Yeni Imparatorluk mezarlarindaki muhabbet sahnelerine basvurmaktir.

    Büyücülük

    Eski Misir'da son derece dogal olarak bilinen bir olguydu büyüler. Ancak yine de herkes buyu yapamazdi. Bu konuda özel yetenekleri olan tanrilarla iletisim kurabilen kisiler büyü yapabiliyordu. Büyülerin kimi kötü yani kara büyü niteligindeydi kimisi koruma büyüsü kimisi ise buyu bozmaya yarayan büyülerdi.
    Kara büyülerde genellikle büyü yapilmak istenen kisinin kendisine ait bir sey ele geçirilir ve bunun yardimiyla balmumundan yapilmis insan figürüne bakir sisler saplanirdi. Insan figürü büyü yapilan kisiyi simgelerdi. Balmumu eriyince kisi ölürdü.
    Bu oldukça sevimsiz olaya karsin bundan korunmaya yarayan büyüler de vardi. Büyü yapilan kisi hastalandigi zaman tip konusunda oldukça ilerlemis olan Misirlilar bunun büyü olduguna karar verirlerdi ve bu çogunlukla dogru çikardi. En iyi rahipler ve büyücüler araciligiyla bir nevi ayinle kisi kurtarilmaya çalisilirdi. Bu her zaman istenildigi gibi sonuçlanmazdi. Hatta tarihte birçok firavunun çocuklarinin ve eslerinin büyü nedeniyle öldügünden bahsedilir.
    Büyünün ilk örnegi Tanrilar arasinda yasanan savasta görülmüstür. Kizil saçli Seth kardesi Osiris'i 14 parçaya bölünce Osiris'in esi Isis onu tekrar hayata getirmek için Amon'un gizli adini kullanarak bir büyü yapmistir. Osiris'in 13 parçasi Misir'in birçok yerinde bulunmus ancak sadece cinsel organi bulunamamisti. (bunu ise Timsah Tanri Sobek'in yedigi düsünülmektedir.) 13 Parça olmasina ragmen Isis, Osiris'i hayata döndürmüstür.
    Büyücü kimi zaman Tanriyla bir olurdu. Tanri'ya kendi kabul ettirir ve eger tanri kabul ederse ona istedigini yaptirirdi. Bunun olmasi çok zor olmasina ragmen kimi büyücüler basarabilmistir.
    Misir tarihinin her yönünde oldugu gibi bu da su anda bize oldukça ilginç ve garip ancak Misirlilar için nefes almak kadar dogal bir seydi..
    --------------------
    Mısır'da Tıp Bilimi

    Misir’da tip ilmini ortaya çikaranlar gene rahiplerdir. Çünkü ilahlardan çare uman hastalar, mabetlerde rahiplerin tedavisine muhtaç olmuslardir. Bunu meslek edinenler de olmus ve bunlar sarayda önemli yer isgal etmislerdir. Misirlilar çok mükemmel doktorlar yetistirmislerdir. Doktorlar devlet memuru olduklarindan hastalari ücretsiz muayene ederlerdi.
    Doktor yetismesi için okullar oldugu bilinmektedir. Sais ve Heliyopolis’te bulunan bu türden okullar bulunmustur. Sais okulunun direktörüne ait belgeye 4. sülale zamanindan itibaren rastlanir ve bu kisi “Doktorlarin En Büyügü” unvanini tasimaktadir. Heliyopolis’teki Osiris okuluna bagli olan bir sanatoryum direktörüne ise “Büyük Peygamber” denilmektedir. Bu meshur doktorlarin mezarlari arasinda “Hwy” adli doktorun unvani “En Büyük Peygamberlerden” olarak kaydedilmistir. Ebers Papirüsü’nde ise, ayni doktorun göz hastaliklari için bir ilacin mucidi oldugu yazilmistir.

    Tip ilmini 3 temel üzerinde incelemek mümkündür:
    1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler.
    2- Hastaliklarin çesitleri ve tedavileri.
    3- Hastaliklardan korunma çareleri.

    Bu temelleri inceleyebilmek için elde 5 tip belgesi vardir ve hepsi de MÖ 2000. yila aittir.
    Ayrica MÖ 28. yy ’da bir ölüm olayi dolayisiyla bulunan bir metinde doktorluga ait yazilar bulundugu gibi,bir bashekimin varligi da haber verilmektedir. Olay söyledir:
    “ Kral Neferkere, Thebes yapilmakta olan insaati gezmeye gitmis, bu esnada bas mimar Veshptah birdenbire cansiz olarak yere düsmüstür. Hükümdar derhal kütüphaneden tibbi yazilari ve ayni zamanda bashekimleri getirtmistir. Onlar bas mimarin ölmüs oldugunu bildirmislerdir.”
    Bundan anlasildigina göre MÖ 3000 baslarinda tibbi metinler kütüphanelerde saklanmaktadir. Bunlardan hiçbiri günümüze kadar gelmemistir.

    1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler:
    Mumyaciligin ilerlemis oldugu bu devirde insan vücudu hakkindaki bilgiler konusunda pek ileri gidilmedigi anlasiliyor.
    Çünkü mumyacilikla ugrasanlar, doktorluktan ayri olan bir sinif olusturuyorlardi. Kadavra ile dogrudan dogruya temas halinde olan bu insanlarin olusturdugu sinif asagi sayiliyordu. Onun için insan vücudu içinde olan organlarla doktorlar pek az ilgilenmislerdir. Diger taraftan insan cesedi üzerinde incelemeler yapmak, din bakimindan men edilmisti. Bu yüzden doktorlar anatomiden ziyade, yasayan insanlari baz almislardir. Kalp ve bagirsaklari zekanin merkezleri farz ederlerdi. Buna mukabil iskeletteki kemiklerin baslicalarini, hemen hemen aslina uygun tarzda tasvir etmislerdir.
    Ebers papirüsüne göre doktor, hangi organini tutarsa orada kalbin hareketini ve varligini hissederdi. Kan damarlari temiz hava ile siserek düzenli çalistigi kabul edilirdi. Bununla birlikte kirli hava, bu damarlari katilastirir, tikar ve isitirdi. Iste böyle anlarda doktor ilaçlarla bu durumu yatistirir, onlara canlilik ve elastikiyet verirdi.
    Ölüm aninda ise, bu hayat verici ruh, canla beraber çekilir, kan hava almaktan mahrum olunca pihtilasir ve damarlar böylece bosalarak nefesten kesilen canli mahluk yok olurdu.

    2- Hastaliklarin çesitleri; Yaralar ve Tedavileri
    Eski Misir halkinin hastaliklariyla, simdi Misir’da yasayan insanlarin hastaliklariyla hemen hemen benzemektedir.
    Papirüslerdeki yazilara ve mumyalarin incelenmesinden çikan neticelere göre; göz hastaliklari, kemik veremi, çocuk felci, anemi, çiçek, romatizma, apandisit, mide, karin ve mesane hastaliklari, bacaklarda varis, ülser ve çibanlar, Nil çibani ve sara nöbetleri, dis çürümeleri ve daha bir çok hastaliklara Eski Misirlilar maruz kaliyorlardi.
    Dis hastaliklari, en eski mumyalar üzerinde tespit edilmektedir. Ancak daha sonraki devirlere ait olanlarinda tedavinin daha çok tatbik edildigi görülmektedir. Bu da tibbin ilerledigini gösterir.
    Bütün bu saydigimiz hastaliklar ve yaralar, tibbi metinler olan papirüslerde yazilmistir. Mesela Smith Papirüsü’nde bir hastalik için söyle bir metot kullanilmaktadir:
    Ilkönce, teshise göre hastaligin genel adi ve bu hastalik için yapilacak isler. Ikinci olarak, tibbi inceleme. Burada daima ayni formülle baslanmaktadir.”Eger söyle bir hastaligi olan adami tetkik edersen....” bu kisimda hastaligin gösterdigi bütün arizalar siralanmaktadir. Üçüncüde, teshis hastaligin adi “Bir hasta ki su çesit hastaliktan rahatsizdir”. Dördüncü olarak, Pronostik. Burada doktor tarafindan üç formül kullanilmaktadir: “Tedavi edebilecegim hastalik. Mücadele edebilecegim hastalik. Iyi edilemeyecek hastalik”. Besinci olarak, tedavi meselesine gelmekte ve bir takim açiklamalar ve tavsiyeler siralanmaktadir.
    Bu gibi durumlardan dolayi Misir doktorlari pek çok ilaçlar veriyorlardi. Ebers Papirüsü, bir çok hastalik durumu için 700 ilaç tavsiye etmektedir. 11. sülaleden bir kraliçenin mezarinda bir ilaç kutusu içinde küçük ilaç kasiklari, kurumus ilaçlar ve çesitli bitki kökleri bulunmustur. Ramses’in Hattusil’e yazdigi mektupta, bir doktorla beraber sifali otlar gönderdigini bildirmektedir.
    Ilaç yapilan maddeler sunlardir:
    1- Her türlü bitkiler ve agaçlar. Bunlar en basit otlardan en büyük agaçlara kadar sayilabilmektedir.
    2- Madeni cinsten olanlar, deniz tuzundan her türlü maden ve taslar. Mesela metinlerde Memfis tasinin bazi özellikleri oldugu yazilmis ve vücutta hasta bir kisma konuldugu zaman agri hissettirmeden cerrahi bir ameliyatin kolaylikla yapildigi kaydedilmistir.
    3- Hayvanlarin bazi organlari, çig et halinde veya taze kurutulmus kanlari da ilaç olarak kullanilmistir. Mesela kertenkele kani, domuzun disleri ve kulaklari, kaplumbaga beyni, logusa kadinin sütü en ilginç olanlaridir.

    3-Hastaliklardan Korunma Çareleri
    Misirlilar çesitli tedbirler almislardir. Mesela kanalizasyon yapmislardir, böylece halki bir çok hastaliktan korumuslardir. Halkin sik sik yikanmalarini temin edecek surette tedbirler alinmistir. Dini inanislara göre Misirlilarin oturduklari yerin, yedikleri seyin temiz olmasi sartti. Temizlige çok önem verenlerden biri de rahiplerdi. Saçlarini her üç günde bir kesen rahipler, iki defa gündüz ve iki defa da gece yikanmaya mecbur tutulmuslardir. Beyaz elbise giyen bu insanlar, temiz olmadigi sayilan domuz eti ve fasulyeyi yememeleri gerekiyordu. Suyu ise ya kaynatilmis ya da filtre edilmis olarak içerlerdi.
    Bazi yazarlarin (W.Durant 1937 s.236-237) verdigi bilgilere göre, sagliklarini korumak için devamli vücutlarini yikarlar, oruç tutarlar veya her gün bazen de her 3-4 günde bir midelerini ve bagirsaklarini bosaltirlardi. Çünkü vücuda yaramayan fazla gidalarin hastaliga yol açacaklarina inaniyorlardi. Herodot’a göre Misirlilar Lidyalilardan sonra en iyi saglik kurallarina uyan insanlardir.
    Tibbi papirüslerde kadin hastalilari ve dogumu ilgilendiren metinler de bulunmustur. Fakat çogu sihir formülleriyle doludur.
    Misir mitolojisinde sagligi koruyan ilahlar da vardir. “Tot” bunlarin basinda gelir. Ilahe “Seshet”: Kadin Hastaliklarini, “Seth”: Beyin Hastaliklarininin koruyucusudur. Bunlarin basinda “Imhotep” tip ilminin baslica temsilcisi sayilmaktadir.
    --------------------
    Mumyalama

    Ölümsüzlestirmenin 7 ADIMI

    I. Ölünün vücudu sarap ve baharatla yikanir. Tüm parçalar çürümeden kaldirilir. Mumyalamayi yapan ilk önce uzun bir çengel kullanarak dikkatlice beyni çikartir. Sonra karindan derince bir sekilde içeriye dogru keserler ve iç organlari disari alirlar ( Mide, karaciger, akciger ve bagirsaklar).


    II. Vücut, saglam kurutulmus tuzun benzeri olan niton'un paketiyle beraber doldurulur. Sonra vücut natron ile beraber tamamen örtülür v egik biçimde yerlestirilir. Böylece vücudun içerisindeki tüm sivilar disariya akar. Vücut kuru halde mumyalanmis olmalidir, çikan tüm parçalar da sonra yanina gömülür.


    III. Vücut kurutulurken, iç organlar da kuru olmalidir ve natronla beraber saklanir. Onlar keten kumasin seritiyle sarilir ve minik tabutun içine yerlestirilir. Sonra 4 bölmeli bir sandiga konulur.


    IV. Vücut 40 gün sonra tamamen kurur ve büzülmüs olur. Vücut boslugu içinden kaldirilir ve vücudun içi ve disi yag ve güzel kokulu baharatlarla yikanir.


    V. Mumyanin basi ve vücudu yagin içindeki keten kumasla simsiki paketlenir, böylelikle Misirlilar mumyaladiklari kisinin hayattaki halini yeniden elde etmek isterler.Mumya altin kolye, yüzük, bilezik ve mücevheratlarla birlikte kapatilirdi.


    VI. Tüm vücut kefen, kenarlik ve keten kumasin seridiyle örtülür. Mumya orijinal büyüklügüne ve hacmine dönene kadar yapilir. Bu çok karisik bir istir ve bir hafta gibi uzun bir zamani alir. Küçük esrarengiz nesneler keten örtü tabakasinin altina yerlestirilir.


    VII. Örtmeyi bitirdikten sonra, mumyanin basi ruhunu taniyana emin olana kadar bir portre maskesiyle örtülür. Maskelenmis mumya, yaldizlanmis tht tabutun içine yerlestirilir ve sarcophagus'un içine konur.
    --------------------
    Piramitlerin Gizemleri



    Binlerce yıl önce yapılan piramitlerde bugün bile hala binlerce sır yatmaktadır.O tarihlerde piramitleri yapan insanlar herhalde metre kavramını bilmiyorlardı.Ve bütün bunları göz kararıyla yapmalarıda imkansız.Bugün bile çok düzenli bir şekilde yapılan gökdelenlerde çok hafif bir sapma sözkonusu olabiliyor.Peki o zamanlar bunları yapan insanlar ölçüm için ne kullandılar.Saniye mi?Arşın birimi mi?Mısır endazesi mi?Bilemiyoruz.Şimdi bu piramitlerde, özellikle Gize bölgesindeki büyük piramitin çeşitli oranlarda ölçümlerine bir bakalım.Bunların hepsi bir rastlantı mı?Olabilir.Ama bu kadar çok rastlantıda insanı düşündürüyor!
    ***Büyük Piramitin açıları,Nil'in delta yöresini iki eşit parçaya bölerler.
    ***Gize'deki üç piramit aralarında bir Pitagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir.Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5'dir.
    ***Büyük Piramitin tabınının yüzeyi,anıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir.
    ***Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliğinin karesine eşittir.
    ***Büyük Piramit,dünyanın kara kitlesinin merkezinde yer alıyor.
    ***Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.
    ***Piramit dev bir güneş saatidir.Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler.Piramiti çeviren taş levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir.Bu gölgelerin taş levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.
    ***Büyük Piramit'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık,Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.
    ***Piramitin yüksekliğiyle,çevresi arasındaki oran,bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir.Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.
    ***Gizde'den geçen boylam,dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya böler.Bu boylam ayrıca,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur.
    ***Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder.Ve iki uzunluk aynı mikyasa uygunluk gösterir.
    Mısır'daki Piramitlerle ilgili gizemler bu kadarla sınırlı değil tabiki.Piramitlerin gizemleri sadece matematikçilerin hesapladıklarıyla bitmiyor.Bu konuyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir...
    --------------------
    Eski Misir'da Din Bilimi

    Eski çaglarda olusan bütün dinlerin çogunda su dört madde, prensip olarak bulunmustur:



    1-Tanri Kavrami

    2-Mitoloji ve Efsaneler

    3-Dini Inanislar “dogmes”

    4-Dini Ayinler



    Bu temel prensiplere göre, eski çagda Misir’in dini hayatini incelemek için iki çesit belgeye sahibiz.

    1-Hiyerogliflerle olan her türlü dini metinler, mabet ve mezar duvarlarindaki dini inanislar ve ayinlerin tasviri. Klasik bazi tarihçilerin; Herodot, Sicilyali Diodor ve Strabon gibi, Misir’in eski dini hakkindaki gözlem ve rahiplerden duyduklarini yazmalaridir.



    2-Mabetlerde, mezarlarda her çesit ilahlarin heykelleri, heykelcikleri veya çizilmis, boyanmis resimleri. Eski Misir medeniyetine ait mabet harabelerinde, mezarlarda bu çesit ilah heykel ve resimlerine rastlanmaktadir. Bunlar bazalt ve granitten olan heykellerden baska, bronz ve altindan heykelcikler, çesitli hayvan baslariyla temsil edilen ilah ve ilaheleri göstermektedir.

    Misir’in din hayatinin eksik yönü, iman ve inanma kismidir. Bir de çogu dinlerde esas olan mukaddes kitabin, burada bulunmayisidir.

    Misir’in tarih önceki devirlerindeki din düsünceleri, totem esasina dayanir. Birer siyasi ve idari bölme olan eski Misir’in “Nom”lari, totem olan hayvan isimlerini tasirdi. Mesela çakal, köpek, yilan, sahin normlari gibi.

    Klan halinde yasayan insan gruplari bir yere yerlesip siteler, (Nom) olusturduktan sonra sembolleri olan totemler, o yerin ilahi ve mabudu olmustur. Eski din inanislari bunlara dayanmaktadir.

    Eski devirlerdeki bir halkin dini, oturdugu memlekete ve sürdügü hayat tarzina göre degisir. Iste buna göre Misir dini de ilhamini muhitinden almistir.

    Misirlilar bir çok ilahlara sahiptiler. Eski Misirlilarda bu Tanrilar önemli bir yer isgal etmislerdir. Eski Misir dini, bir çok ve çesitli ilahlari mukaddes saymistir. Onlarin heykellerini, resimlerini yaparak sekillendirmislerdir. Misirlilar genellikle çok ilahli Tanri kavramina inanirlar. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahli bir düsünce reformu, devamsiz bir hareket olarak kaydedilmistir.

    Misir ilahlari konularini gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alirlar. Misirlilara göre her seyin basi gök tanrisindadir ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil ilahlari daima en önemli Tanrilar olarak kalmislardir.

    Gök Ilahinin ismi ve sekli degismekle berber, gökyüzündeki yildizlar, günes ve ay en eski ve devamli ilahlar arasindadir. Sonra yeryüzü ilahlari gelir ki, toprak, su ve agaçlar bunlarin sembolüdür.

    Hayvanlar alemi ise Misir ilahlari arasinda en kalabalik yeri isgal ederler. Bu mukaddes sayilan hayvanlar, bazen bizzat kendileri veya bir özel isaret ile, bazen de sadece baslari ile insan vücudu üzerinde temsil edilmislerdir. Mesela Osiris ölüler ilahidir.

    Misirlilarin ilah kavrami hakkindaki bilgileri sadece metinlerden ögrenebiliyoruz. Mesela, piramit metinlerinde, bir firavun öldügü zaman nasil ve ne suretle ilah mertebesine yükseliyor? Bu metin de az da olsa bilgi verilmektedir.






    Rahipler – Ayinler – Mabetler:

    Misir dininin tatbikatini rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafindan çok zengin bir hale getirilmislerdir. Rahipler, halk tarafindan ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde genis yerlerde oturabiliyorlardi. Ayni zamanda da devlete vergi vermekten muaftilar. Angarya islerde çalistirilmadiklari gibi, askeri görevde görmüyorlardi. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler.

    Mabetler, Misir sehrinde en önemli yeri isgal ettigi gibi, abide bakimindan da en büyük binalardir. Mabet tanrilarin evi, heykel ve sembollerin saklandigi mukaddes ter, ayni zamanda da totem sayilan hayvanlarin serbestçe girebildikleri bir bina idi.

    Ayinler, büyük dini törenlerden baska, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapilir ve bunlari ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakilir ve rahibeler tarafindan müzik çalinarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette ayni sekilde icra edilirdi.

    Buna göre ilahlarin da krallar gibi, iki esasi vardir:

    1- Vücut “Zet”ki yeryüzünde ilahi temsil eder.

    2- Ruh “Ka” ise ilahi ve semavi olan elmandir.

    Ilk temsil edilen ilahlar MÖ 4000 ortalarinda baslamistir. Misir’in dini fikirleri belirten ilk belgelerden biri MÖ 2625 yilinda Saqqara piramitlerindeki, Kral Unas’in mezarinda olan yazidir. Heliyopolis’te yer tutan ve Günes temeline dayanarak “Ra” adini tasiyan mabut bulunur.

    Misir’da bir de ayni kavrami ifade eden ilahlar, baska baska isimlerde de anilmislardir. Mesela Hor, Ra, Aton isimleri hep Günes’i temsil eden ilahlardir. Bunun sebebi siyasi merkezlerin degismesidir.

    Misir ilahlarini iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “gök” ve Yer Ilahlari.

    Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerlestikleri sitelerde, mukaddes saydiklari hayvan ve putlari insan vücudu ile de birlestirerek temsil ettikleri ilahlardir. Bu suretle kabile ilahlari, yerel tanrilar olmuslar ve “sitenin hakimi” sayilmislardir.

    Ilahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadin olsun yalniz yasar ve hakimiyetini korumada çok kiskanç davranirdi. Fakat Misirli buna bir aile olusturmakta gecikmemis, evli düsünülen ilah çocugu ile beraber bir üçlü sisteme geçmistir.

    Bunda bas hakim olan baba degildir. Bazen de kadin ilahe tamamiyla hakim durumdadir. Mesela Dendara’daki Hathor gibi.

    Ilah ailesiyle beraber kendi sarayi sayilan mabette oturur, bazen de yanina baska ilahlarin girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yasayan ve Tanrinin sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karsisina çikabilirdi.

    Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacagi gibi, kendisine vekil olarak rahipleri birakir ve onlar ilaha, mabede ve onun arazisine bakarlardi.

    Bazi yerel ilahlarin hakimiyet sahalari, zamanla da genislemistir. Bunun en tipik örnegi Deltada Busiris eyaletinde bir agaçla temsil edilen bitki ve ölüler ilahi Osiris’in ta Güney Misir’a kadar gidisidir. Buradan önce Memfis’e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis’in yerine geçmis, sonra da Yukari Misir’da Abidos’ta köpek sekline girerek ölüleri korumustur. Sonraki devirlerde ise bütün Misir’da Osiris ölüler ilahi olarak yer almistir.

    Bu yerel ilahlarin esas ilk merkezleri kesin olarak pek tespit edilmemekle birlikte, bir çoklari daima malum olmustur. Mesela Asagi Misir’da Horus, Busiris’te Osiris, Memfis’te Ptah, Dendara’da Hathor gibi.

    Eski fikirden kalmis olarak tarihi devirlerde de tapilan canli hayvanlar olmustur. Bunlarin en baslicasi ve söhret sahibi olan , Memfis’te takdis edilen Apis Öküzü’dür. Beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, basinda üçgen seklinde beyaz bir alametin olmasi lazimdi. Memfis’te beslenerek korunmustur. Bu hayvan Ptah’in bir canli numunesi sayilir ve onun bu hayvanda yasadigini rahipler anlayabilir sanilirdi. Alnindaki siyah üçgenden baska sirtinda akbabaya benzeyen bir sekil, sag yaninda bir hilal, dili üzerinde ise hamam böcegine benzeyen bir isareti bulunmasi gerekti. Ayni zamanda da kuyruk tüylerinin çift olmasi gerekiyordu. Bu sartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karsisina yapilmis bir mabette, itina ile rahipler tarafindan bakilir ve beslenirdi. Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çikarilan mukaddes öküzün her hareketinde rahipler bir anlam çikarirdi. Bu hayvan ölünce Misirlilar tarafindan büyük bir matem oldu. Ama yenisinin meydana çikisi büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapilir ve Saqqara’da bulunan yer alti galerilerindeki lahitlere konulurdu. Isis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapilirdi. Ölünce yerine yeni bulunan Apis geçer ve totem hayvan yasamis olurdu.

    Ilahlara bir takim kuvvetler de atfedilmistir:

    1- Osiris : Ölüler Tanrisi.

    2- Ptah: Artistlerin ve Madencilerin Tanrisi.

    3- Hathor : Ask ve Nese Tanriçasi.

    4- Maat: Adalet ve Hukuk Tanrisi.

    5- Sobek: Sular Tanrisi

    6- Seshet: Yazi Tanriçasi.

    7- Sekhmet: Savas Tanriçasi.

    8- Min: Çöllerdeki Seyyahlarin koruyucusu ve Hasat Tanrisi.

    9- Tot: Ay ve Ilim Tanrisi.

    10- Geb: Toprak Tanrisi.

    11- Set: Kuraklik ve Kötülük Tanrisi

    12- Isis: Analik ve Bereket Tanriçasi.



    Gök ilahini çok büyük bir inek seklinde düsünen Misirlilar, ona “Hathor” adini vermislerdir. Arz Onun ayaklari altinda durdugu farz edilir ve karninda ise yildizlar parlardi. Diger taraftan bu Gök Ilahi’na bazi eyaletlerde “Sibu” adi verilmistir.

    Ay ilahina “Tot” adi verilmistir. Fakat bunlarin içinde en büyük olarak Günes Ilahi “Amon-Ra, Horus” basta sayilir. Misirlilarin “Yaradilis Destani” bu günes fikrinden dogar. Onlar günesin dünyada ilk dogdugu günü “Yaratan” kabul ediyorlardi. Bu ilah, bitkileri, hayvanlari ve insanlari yaratmistir. Ilk yaratilan insanlar “Ra”nin dogrudan dogruya çocuklaridir.

    Bundan baska toprak ilahi da yer almaktadir. Toprak Ilahi “Geb”dir. Bazen de bu tanri “Isis” kabul edilirdi
    --------------------
    mısır zaman çizelgesi
    Zaman Çizelgesi

    Hanedan Öncesi
    MÖ 3500: Senet, dünyanın en eski tahta oyunu.
    MÖ 3500: Fayans, dünyanın ilk toprak çanağı.

    Hanedanlar Dönemi ]
    MÖ 3300: Tunç işler
    MÖ 3200: Mısır hiyeroglifleri, tamamen geliştirilmiştir
    MÖ 3200: Ondalık sistem, dünyadaki ilk kullanımı
    MÖ 3100: Şarap mahzenleri, dünyadaki ilk bilinen
    MÖ 3100: Madencilik, Sina yarımadası
    MÖ 3050: Gemi yapımı Abidos'ta
    MÖ 3000: Filistin ve Levant'a Nil'den ihracat: şarap
    MÖ 3000: Papirüs, dünyanın bilinen ilk kâğıdı
    MÖ 3000: Tıbbi müesseseler
    MÖ 2900: muhtemelen çelik: karbon içeren demir
    MÖ 2700: Cerrahi, dünyada bilinen ilk
    MÖ 2700: Üniliteral işaretler, dünyanın bilinen ilk alfabesinin temelini oluşturur
    MÖ 2600: Sfenks, bugün dünyanın en büyük tek taştan oluşan heykeli
    MÖ 2600: Mavna taşımacılığı, taş bloklar
    MÖ 2600: Djoser Piramidi, dünyanın bilinen ilk büyük çaplı taş binası
    MÖ 2600: Menkaure Piramidi ve Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk granitten yontulmuş işleri
    MÖ 2600: Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk 'gerçek' yumuşak-kenarlı piramidi
    MÖ 2580: Büyük Giza Piramidi; MS 1300 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısı
    MÖ 2500: Arıcılık
    MÖ 2400: Astronomik Takvim, matematiksel düzeni nedeniyle Orta Çağ'da dahi kullanılmıştır
    MÖ 2200: Bira
    MÖ 1860: muhtemel Nil-Kızıl Deniz Kanalı (12. Hanedan)
    MÖ 1800: Alfabe, dünyanın bilinen en eski
    MÖ 1800: Moskova Matematik Papirüsü, frustum hacmi için genel(leştirilmiş) formül
    MÖ 1650: Rhind Matematik Papirüsü: geometri, kotanjant analoğu, cebir denklemleri, aritmetik seriler, geometrik seriler
    MÖ 1600: Edwin Smith Papirüsü, yaklaşık MÖ 3000'e kadar uzanan tıbbi gelenekler
    MÖ 1550: Ebers Tıp Papirüsü, geleneksel ampirizm; dünyanın bilinen ilk belgelenmiş tümörleri (Tıp tarihi)
    MÖ 1500: Cam yapımı, dünyada bilinen ilk
    MÖ 1258: Barış antlaşması, dünyada bilinen ilk II. Ramses)
    MÖ 1160: Turin Papirüsü, dünyanın bilinen ilk jeolojik ve topoğrafik haritası
    MÖ 5. yüzyıl-MÖ 4. yüzyıl (belki de daha erken): petteia ve seega, savaş oyunları; satranç oyununun muhtemel ataları -Satrancın kökeni)

  3. #3
    Status
    Offline
    ömerxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Mesajlar
    607
    Tecrübe Puanı
    18
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Ynt: Mısır-Sümer-Hitit Dönemi

    Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Putperest sapkın bir dine mensup olan Mısırlılar arasında Hz. Nuh döneminden, Hz. İbrahim döneminden gelen sanat bilgisine sahip olan ustalar vardı. Bu Musevi ustalar, geçmiş peygamberler döneminden öğrendikleri bilgileri kullanıyorlardı.

    Günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde, Mısırlıların ulaşmış olduğu medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Örneğin bugün Afrika'nın çeşitli bölgelerinde, Güney Amerika'nın bazı yörelerinde, Asya'nın çeşitli topraklarında Mısır da dahil olmak üzere pek çok bölgede, medeniyet seviyesinden çok geri bir yaşam sürülmektedir. Tıp, anatomi başta olmak üzere şehir planlamacılığında, mimaride, güzel sanatlarda, tekstilde çok başarılı olan Mısır medeniyeti, bugün büyük bir takdirle ve hayretle bilim adamları tarafından incelenmektedir.


    Mısırlıların mumyalama teknikleri, oldukça gelişmiş tıp bilgisine sahip olduklarını gösteren örneklerden biridir.

    Tıbbın Kökeni Antik Mısır'da

    Eski Mısır'da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000'lerde yaşamış eski bir medeniyetten böylesine gelişmiş bir teknoloji beklemiyordu.

    Bugün X-ışınları kullanılarak, mumyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Antik Mısır'da beyin ameliyatlarının yapılmış olduğu anlaşılmıştır.34 Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Cerrahi operasyon geçirmiş mumyaların kafatasları incelendiğinde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmiş olduğu görülmektedir. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan, kaynamış kafatası kemiklerine rastlanmıştır.35



    Diğer bir örnek ise bazı ilaçlarla ilgilidir. 19. yüzyılda oldukça hızlı bir ilerleme kaydeden deneysel bilim sonucunda tıp alanında da büyük gelişmeler oldu. Antibiyotiğin keşfi de bu yüzyıldaki gelişmelerden biridir. Aslında bunlara "keşfedildi" demek hata olur, çünkü bu tekniklerin büyük bir bölümü Antik Mısır'da zaten kullanılıyordu.36


    Mısır Firavunu Tutankhamun'un cesedi, içiçe geçen iki tabut içinde muhafaza ediliyordu.
    Mısırlıların tıp ve anatomide ne kadar ileride olduklarını gösteren en önemli eserlerden biri de, kuşkusuz geride bıraktıkları mumyalardır. Mısırlılar mumyalama konusunda yüzlerce farklı teknik kullanmışlardır.

    Cansız bedenin binlerce yıl bozulmadan saklanabilmesine olanak sağlayan mumyalama işlemi, aslında oldukça karmaşık bir işlemdir. Bu konuda Mısırlıların kullandığı teknik özetle şu şekildedir: İlk önce ölünün iç organları dışarı çıkarılır, burundan beyin alınır, vücut sterilize edilir ve beden natron denilen bir madde ile sarılıp 40 gün bekletilirdi. (Natron; sodyum karbonat, sodyum bikarbonat ve sodyum kloridle, sodyum sülfatın karışımından oluşan bir maddedir.) Daha sonra bu madde vücuttan çıkarılır, kol ve bacaklar gibi vücudun eklemli yerleri çamur ya da kumla sarılır, sonra beden reçineye batırılmış ketenle, kokulu bir çeşit sarı sakızla ve tarçınla sarılırdı. Bir çeşit merhemin vücuda sürülmesinden sonra da ince bir keten tülle örtülürdü.37

    Mısırlılar mumyalama tekniklerini sadece insanlarda değil, farklı hayvanlarda da denemişlerdir. Antik Mısır'da tıbbın oldukça gelişmiş olduğu, ele geçen arkeolojik buluntulardan ve özellikle mumyalama tekniklerinden açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, vücudun şeklini bozmadan, ölünün tüm iç organlarını çıkartarak mumyalamaları, bu işi yapan insanların, her organın yerini bilecek bir anatomi bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.

    Mumyalamanın dışında Mısırlılar tarafından 5000 yıl önce kullanılmış olan birçok tıbbi teknik ve alet de yapılan araştırmalarda gün ışığına çıkarılmıştır. Bu konuyla ilgili pek çok detay sıralayabiliriz:

    -Mısır'da tıpla ilgilenen rahipler, tapınaklarda çeşitli hastalıkları tedavi ediyorlardı. Mısırlı doktorlar, günümüzdeki gibi farklı alanlarda uzmanlaşmışlardı. Her doktorun kendine ait bir branşı vardı. Göz doktorlarından, dişçilere kadar her konuda ihtisaslaşmış hekimler hizmet veriyordu.

    -Mısır'da doktorlar, devlet denetimindeydiler. Eğer hastası iyileşmezse, yahut ölürse devlet bu hatanın sebeplerini soruşturur ve doktorun kullandığı yöntemin kurallara uygun olup olmadığını öğrenirdi. Tedavi sırasında bir ihmalkarlık yapılmışsa, bu durum tespit edilir ve doktora kanunlar çerçevesinde ceza verilirdi.


    Smith papirüsü - Bu papirüste, Antik Mısırlıların, ketenden yapılmış yara ve sargı bantları kullandıkları anlatılmaktadır.

    -Tapınakların her biri, ilaçların hazırlandığı ve depolandığı tam teçhizatlı bir laboratuvara sahipti.

    -Bilinen ilk eczacılık uygulamaları, bandaj ve kompres kullanımı örneklerine Mısır'da rastlanmıştır. Smith Papirüsü'nde, keten bezinden yapılan yapışkan bantların yaraları kapamada ne şekilde kullanıldığından bahsedilmektedir. Keten bez, bunun dışında bandaj için de uygun bir malzemeydi.

    -Arkeolojik bulgulardan, Mısır'daki tıbbi uygulamaların tamamına ait detaylı bir tablo ele geçmiştir. Bununla beraber, her biri kendi alanında ihtisaslaşmış 100'den fazla doktorun ismi ve ünvanı da bulunmuştur.

    -Ayrıca Kom Ombo'daki bir başka tapınak duvarındaki rölyefin içine oyuk açılmış ve buraya cerrahi aletlerin kutusu yerleştirilmiştir. Bu kutunun içinde büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler mevcuttu.

    -Teknikler çok sayıda ve çok çeşitliydi. Kırıklar, çatlaklar tam olarak oturtuluyor, kırık tahtaları kullanılıyor ve yaralar dikişle kapatılıyordu. Mumyaların çoğunda çok başarılı bir biçimde tedavi edilmiş kırıklara rastlamak mümkündür.

    -Mumyalarda herhangi bir cerrahi dikiş izine rastlanmamasına rağmen yara dikilmesi ile ilgili Smith Papirüsü'nde (bu papirüsün tamamı tıpla ilgilidir) on üç referans mevcuttur. Bu, Mısırlıların estetik yara dikimini de başarmış olduklarına işaret etmektedir. Yara dikiminde keten iplik kullanılıyordu. İğneler ise muhtemelen bakırdandı.

    -Mısırlı doktorlar, steril yaralar ile enfeksiyonlu yaraları ayırt edebiliyorlardı. Enfeksiyonlu yaraların temizlenmesinde keçi yağı, köknar yağı ve ezilmiş bezelyeden oluşan bir karışım kullanıyorlardı.

    -Penisilin ve antibiyotiğin bulunuşu oldukça yenidir. Fakat Eski Mısırlılar bu tür tedavilerin ilk organik versiyonlarını kullanıyorlardı. Ayrıca, Mısırlılar antibiyotiğin farklı çeşitlerini biliyorlardı. Belli türdeki hastalıklara uygun reçeteleri yazıyorlardı.38

    Görüldüğü gibi Mısır medeniyeti tıp konusunda oldukça önemli adımlar atmış, tedavi yöntemleri geliştirmiş, uzman doktorlar yetiştirmiştir. Yapılan kazılarda, tıp alanında sağlanan bu önemli başarıların yanı sıra, Mısırlıların şehir planlamacılığı ve mimari gibi konularla da çok ilgili oldukları ortaya çıkmıştır.

    Eski Mısır'da Gelişmiş Metalurji





    (1,2) Altın, gümüş ve yarı değerli taşlardan yapılmış çok ince işlemeli kralın göğüs zırhları.
    (3) İnce işlemeli sandalet
    (4) Sert altından yapılma, uzun uçlu küçük ibrik, sağlamlığını ve parlaklığını halen korumaktadır.


    Metalurji en genel anlamıyla, gerekli hammaddeler kullanılarak metal ve alıaşımlarının üretilmesi, saflaştırılması, şekillendirilmesi ve korunmasını içeren bilim ve teknoloji dalıdır. Eski Mısır medeniyeti incelendiğinde, bundan yaklaşık 3000 - 3500 yıl önce, Mısırlıların başta altın, bakır, demir olmak üzere çeşitli maden ve metallerin çıkarılması ve işlenmesi konusunda uzman oldukları görülmektedir. Metalurjinin gelişmiş olması, Antik Mısırlıların, cevherlerin bulunması, çıkarılması, işlenmesi alanlarında ileri bir teknolojiye ve aynı zamanda gelişmiş bir kimya bilgisine sahip oldukları anlamına da gelmektedir.

    Yapılan arkeolojik çalışmalar MÖ 3400 yıllarında Mısırlıların bakır cevherleri hakkında detaylı çalışmalar yaptıklarını ve metal alaşımları meydana getirdiklerini ortaya koymuştur. Dördüncü Hanedanlık döneminde (MÖ 2900 yılları), madenlerin araştırma ve işletmesinin en yüksek düzey yetkililer tarafından takip edildiği ve Firavunların oğulları tarafından denetlendiği bilinmektedir.



    (5) Tutankhamun mumyasının boynunda bulunan bu kolyenin üzerinde çok ince altın işçiliği vardır. Bunun yanı sıra firavunun mumyasında, 150 tane mücevher ve kolye daha bulunmaktaydı.
    (6) Kalın altın varakla kaplanmış ve gümüş varaklı bir kızağın üzerine yerleştirilmiş tahta muhafaza.
    (7) Tanis'te bulunan altın, lacivert taşı ve turkuazdan yapılmış göğüs zırhı.

    Mücevherlerdeki ince işçilik, profesyonel altın işleme malzemelerinin kullanıldığını göstermektedir. Gerekli araç gereç olmadan bu derece ince işlemecilik yapılamaz. Mısırlıların altın işçiliğinin kalitesinin ve inceliğinin, günümüz işlemeceliğinden hiçbir farkı yoktur.



    Bakırın yanı sıra, eski Mısırlıların sıkça kullandıkları madenler ve metaller arasında demir de vardı. Bronzun üretimi için tin, camların renklendirilmesinde de kobalt kullanılıyordu. Mısır'da bulunmayan metaller ise başta İran olmak üzere diğer bölgelerden getirtiliyordu.

    Antik Mısırlıların en çok kullandıkları ve değer verdikleri maden ise altındı. Mısır'da ve Antik Mısır'ın sınırları içinde olan bugünkü Sudan'ın belli bölgelerinde, eski Mısırlılara ait olduğu tahmin edilen yüzlerce altın maden yatağı bulunmuştur. Apollinopolis yakınlarındaki bir altın madeninin planının bulunduğu MÖ 14. yüzyıla ait bir papirüs, eski Mısırlıların altın madenleri konusundaki profesyonelliklerini ortaya koymuştur. Papirüste yer alan bilgilere göre, maden çevresinde sayısı 1300'den fazla evin yalnızca madende çalışanların konaklaması için inşa edildiği anlatılmaktadır. Antik Mısır'da altın işlemeciliği ve mücevher sanatının önemi, bu bilgilerden anlaşılmaktadır. Nitekim arkeolojik kazılarda bulunan, yüzlerce altından yapılmış, kullanım ve süs eşyası da, eski Mısırlıların altın madenciliği ve işlemeciliği konusundaki uzmanlıklarının bir göstergesidir.

    Tüm bu bilgiler eski Mısırlıların maden yataklarını tespit edebilecek, bu yataklardan madeni çıkarabilecek, çıkan madeni işleyebilecek, ayrıştırabilecek ve yeni metaller oluşturabilecek bilimsel bilgiye ve teknolojiye sahip olduklarını göstermektedir.

    Şehir Planlamacılığı ve Alt Yapının
    Eski Mısır'daki Önemi


    Antik Mısırlıların gelişmiş medeniyetinin en önemli göstergelerinden biri de hiç şüphesiz mimari ve mühendislik bilgileriydi.
    Mısır'ın kuru bir iklime sahip olması, bugün bize bu medeniyetten geriye pek çok ipucu bırakmıştır. Arkeolog Arthur Evans, MÖ 1600'de donanmasıyla denizlere hükmeden bir hükümdar yaşadığını ve bu dönemde genel refahın bir hayli yüksek olduğunu, estetiğin öneminin oldukça arttığını, giyim kuşamın bir zevk ve incelik haline dönüştüğünü saptamıştı. Evans, bulduğu şeylerin tümünü "modern" sıfatıyla nitelendiriyordu. Yine modern olarak tanımladığı saray büyüklüğündeki bir binada, yeraltı su yolları, lüks yıkanma yerleri, havalandırma tertibatı, kanalizasyon şebekesi ve süprüntü kuyuları bulmuştu. Bunların günümüz şehir planlamacılığından hiçbir farkı yoktu.

    Kuşkusuz böyle bir plan ve bina yapısı, gelişmiş bir mimari ve mühendislik bilgisini gerektirir. Yer altından yol yapıldığında statiğin ölçülmesi, nerelere kirişler konması gerektiğinin saptanması, ne kadar derine inileceğinin ve ne kadar uzunlukta yol alınacağının belirlenmesi, havalandırmanın nerede, nasıl etkili olacağının hesaplanması, temiz ve kirli suların birbirine karışmadan nakledilebilmesi gibi birçok detayın ince ince düşünülmesi ve en önemlisi de bunların yapımında hiçbir hatanın meydana gelmemesi gerekir. Tüm bu teknikleri Mısırlılar biliyorlardı. Elimize ulaşan bilgiler bu gerçeği açıkça kanıtlamaktadır.

    MÖ 3000'lerde Mısırlıların kullandıkları mimari teknikleri ve altyapı sorununa yaklaşımları, son derece profesyonel ve sorunları çözmeye yöneliktir. Kurak bir ülke olan Mısır için suyun önemi çok büyüktür. Nitekim bu konuda da kalıcı çözümler bulmuşlardır. Alt yapıyla ilgili olarak, Mısırlıların geliştirdikleri en önemli projelerden birisi suyu korumak için inşa ettikleri depolardır.

    Kızıldeniz'e varıldığı zaman Fayyum vahasındaki bataklıkta, büyük bir su deposunun varlığı keşfedilmiştir. Bugünkü Kahire'nin seksen kilometre güneyindeki Moris Gölü, Mısırlılar tarafından, Nil'in suyunu bir kanal aracılığıyla depolamak amacıyla yapılmıştır. Bu su haznesinin yakınlarına ise ev ve mabetler inşa edilmiştir.39 Antik Mısır'da hayatın belli bir bölgede sürekliliğini sağlayabilmek için suni göletler inşa edilmiştir. Bu sayede Nil'in suyu bu göletlerde biriktirilerek Mısır çöllerinde ileri bir medeniyet inşa edilebilmiştir.

    Mısırlıların tıbbi bilgileri, şehir planlaması, mühendislik bilgileri ve uygulamaları son derece ileri bir medeniyete sahip olduklarını gösteren önemli delillerden birkaçıdır. Bu bilgi ve uygulamalar, evrimcilerin iddia ettiği, "toplumların ilkelden medeniye doğru ilerledikleri" tezini bir kez daha yerle bir etmektedir. Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce yaşayan bir toplum, günümüzdeki çeşitli toplumlardan, hatta günümüzde bu topraklarda yaşayan bazı topluluklardan dahi daha ileri bir medeniyet seviyesine sahiptir ve bu durumun evrimle açıklanabilmesi mümkün değildir. Kuşkusuz, Mısırlıların bu yüksek medeniyeti yaşadığı dönemde, dünyanın farklı bölgelerinde daha geri medeniyetler, daha ilkel koşullarda yaşayan insanlar da var olmuştur. Ancak bunların hiçbiri, ne daha az insan özelliklerine sahiptir, ne de sözde maymunsu özelliklere. Antik Mısırlılar da, Antik Mısırlılarla aynı dönemde ilkel koşullarda yaşayan insanlar da, bundan yüz binlerce yıl önce var olmuş insan toplulukları da, günümüz insanı da tüm özellikleriyle hep insan olarak var olmuşlardır. Kimi toplumların daha ileri kimilerinin ise daha geri koşullarda yaşamış olmaları, Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, onların asla hayvanlardan meydana gelen bir tür olduğunu veya birinin diğerinden evrimleştiğini göstermez. Bu bilime, akla ve mantığa aykırı bir yorumdur.


    Antik Mısır dönemine ait, keten üzerine yapılmış resimlerden örnekler.

    Antik Mısırlıların Tekstildeki Başarıları

    Eski Mısır'da keten kumaşı dokuması yapılırdı. MÖ 2500'den kalan kumaş parçalarından anlaşıldığına göre, o dönemde gerek iplik bükümü, gerekse dokuma tarzı bakımından çok kaliteli kumaşlar üretilmiştir. Fakat her şeyden önemlisi bu kumaşların dokumasındaki detaylardır. Günümüzde teknoloji yardımıyla donatılmış makinelerde üretilebilen ince iplikleri Mısırlılar, MÖ 2500 tarihlerinde üretmiş ve keten iplikten dokunmuş kumaşları, mumyalama işleminde kullanmışlardır. Bu kumaşlardaki ince dokuma, antik Mısırla ilgilenen bilim adamlarını hayrete düşürmüştür. Büyüteçle sayılabilen dokumalardaki ipliklerin inceliği, bugün makine ile dokunan ipek kumaşlar ayarındadır.40 Günümüzde dahi bu kumaşların kalitesi meşhurdur ve Mısır keteni günümüzdeki ününü MÖ 2000'lerde yaşamış olan Antik Mısır halkından almıştır.41

    Matematikte İleri Seviye


    Rhind papirüsü
    Mısır'da rakamlar çok eski zamanlardan itibaren kullanılıyordu. MÖ 2000 yılına ait birtakım aritmetik problemlerini açıklayan papirüsler ele geçmiştir. Bu dokümanlar, Kahun, Berlin ve Rhind papirüsleri diye bilinmektedir. Bu belgelerde, ölçülerin ne gibi esaslara göre yapılacağı örneklerle belirtilmiştir. Mısırlılar, Pisagor Teoremi'ni, ölçüleri 3-4-5 olan bir üçgenin dik üçgen olduğunu biliyor ve bundan inşa ölçümlerinde faydalanıyorlardı.42

    Ayrıca Mısırlılar, yıldızlarla gezegenler arasındaki ayrımı da biliyorlardı. Astronomi ile ilgili çalışmalarına görülmesi çok zor olan yıldızları da eklemişlerdi.

    Diğer taraftan Mısırlıların hayatı, Nil'in yükselme ve alçalmasına bağlı olduğundan, bu durumu daima ölçmeleri ve kontrol etmeleri gerekliydi. Hükümdar, Nil'in yükselme ve alçalmasını kaydettirmek için, bir "Nilometre" yaptırmış ve bu işle uğraşmak üzere memurlar tayin etmişti.43

    Sırlarla Dolu İnşa Teknolojisi

    Antik Mısır'da inşa edilen ve günümüzde hala büyük bir hayranlıkla izlenen en önemli eserler gizemli piramitlerdir. Bu piramitlerin en ihtişamlısı olan "Büyük Piramit" şimdiye kadar dünya üzerinde inşa edilmiş en büyük taş yapı olarak kabul edilir. Bu piramitin nasıl inşa edildiği konusunda Herodot zamanından itibaren birçok tarihçi ve arkeolog, çeşitli teoriler ortaya atmıştır. Kimileri bu piramitin yapımı sırasında kölelerin çalıştırıldığını ve rampa tekniğinden basamaklı piramite kadar birçok yöntemin kullanıldığını savunmuştur. Bu yöntemlerin karşımıza çıkan manzarası şöyledir:

    -Bu piramidi kölelerin inşa etmiş olma ihtimali durumunda, çalışan köle sayısının 240.000 gibi olağanüstü bir rakam olması gerekirdi.

    -Eğer inşa tekniği olarak rampa yöntemi kullanılmış olsaydı, piramitin yapımı bittikten sonra bu rampanın yıkılması için yaklaşık 8 yıl gerekirdi. Mısır bilimcisi Garde-Hansen'e göre bu, oldukça saçma bir teoriydi. Çünkü bu rampanın yıkılmasından sonra geride kalan dev moloz artıklarını bir yerlerde görmemiz gerekirdi. Ama böyle bir delile hiçbir yerde rastlanmamıştır.44

    Garde-Hansen, diğer teorisyenlerin önemsemediği bazı yönleri ele almış ve şunları söylemiştir:

    Piramidi ziyaret ettiğinizde şaşırtıcı görüntüleri gözünüzün önüne getirmeye çalışın: 5000 yıl önceki taş ocağı işçisi, günde, piramitlerin inşasında kullanılan 330 taş blok üretiyor. Suyun bastırdığı mevsimde, günde 4000 blok Nil nehrinin üzerinde taşınıyor ve Giza platosuna gelindiğinde bu taşlar platodan yukarıya taşınarak, piramidin inşa edileceği bölgeye ulaştırılıyor. Eğer bu şartlar altında taşıma işlemi gerçekleşiyor olsaydı, dakikada 6.67 blok taşınması gerekirdi. Bu sonuç, sunulan teorinin geçersizliği için yeterli bir rakamdır.45

    -Tüm bunların yanında, piramidin bir yüzeyinin alanının yaklaşık olarak 2.5 hektar olduğu düşünülürse, her bir yüzeyin yaklaşık olarak 115.000 kaplama taşıyla kaplanmış olması gerekir. Bu taşlar da öylesine itinayla yerleştirilmiştir ki, taşlar arasında bırakılan mesafe bir kağıdın geçmesine olanak vermeyecek derecede dardır.46

    Tüm bunlar piramitlerin yapımlarıyla ilgili sırların günümüz bilim ve teknolojisiyle dahi çözülemediğini gösteren bilgilerden bazılarıdır.

    Gize'deki Piramitlerle İlgili Çarpıcı Bilgiler


    Gize'deki piramitlerle ilgili yapılan bazı matematiksel araştırmalar, eski Mısırlıların çok gelişmiş bir matematik ve geometri bilgileri olduğunu göstermektedir. Bu hesaplamalara göre, piramitleri planlayanların matematik ve geometri bilgisi dışında, dünyanın ölçüleri, çevresi, ekseni ve bu eksenin eğimi gibi bilgilere de sahip olmaları gereklidir. MÖ yaklaşık 2500'lü yıllarda inşasına başlanan piramitlerle ilgili bu bilgiler, henüz büyük matematik bilginleri Pisagor, Arşimet ve Öklid'den dahi 2000 yıl daha önce bu piramitlerin inşa edildiği göz önünde bulundurulursa, çok daha çarpıcı bir hal almaktadır:

    - Piramitin açıları Nil deltasını iki eşit yarıya böler.

    - Gize'nin üç piramiti aralarında, bir Pisagor üçgeni oluşturacak biçimde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine oranları 3:4:5'tir.

    - Piramitin yüksekliğiyle çevresi arasındaki oran bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki orana eşittir.

    - Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir. Piramiti çevreleyen taş levhaların uzunluğu, bir günün gölge uzunluğuna eşittir.

    - Piramitin dikdörtgen biçimindeki tabanının normal kenar uzunluğu 365,342 Mısır endazesine (dönemin ölçü birimi) denk gelir. Bu sayı günümüzde de kullanılan güneş yılının günlerinin sayısına oldukça yakındır. (Günümüzde güneş yılının gün sayısı 365, 224 olarak hesaplanmaktadır.)

    - Büyük Piramitle dünyanın merkezi arasındaki uzaklık, Kuzey Kutbuyla piramitin arasındaki uzaklığa eşittir.

    - Piramitin tabanının yüzeyi, anıtının yarısının iki katına bölündüğünde, pi sayısı elde edilir.

    - Piramitin dört yüzünün toplam yüzölçümü piramitin yüksekliğinin karesine eşittir.47

    Piramitler Tekrar İnşa Edilmek İstense...

    1978'de Amerika'daki, Indiana Limestone Institute of America Inc. (dünyada kireçtaşı ocakları konusunda en büyük ve en uzman kuruluş), bugün Büyük Piramit gibi bir piramit inşa edilmek istense, insan gücü ve materyallerin ne olması gerektiği hakkında bir araştırma yapmıştır. Sonuç oldukça düşündürücüdür; şirket yetkilileri, piramitlerin inşasındaki zorluğu şöyle açıklamaktadırlar:

    Eğer mümkün olan gücü maksimuma çıkartsak, bu da bugünkü üretimi üç katına çıkartmak anlamına gelir ki, bu kadar kireçtaşını ocaktan çıkarmak ve transfer etmek ancak 27 yıl sürer. Üstelik tüm bu çalışmalar Amerika'nın üstün teknolojisiyle yani hidrolik çekiçler, elektronik kristal başlı testereler kullanılarak yapılabilir. Bu büyük çaba, sadece kireçtaşını madenden çıkarmak ve onu taşımak için kullanılacaktır. Ve buna, Büyük Piramit'in inşası için gerekli olan laboratuvar testleri ve bunun gibi ön çalışmalar dahil değildir.48


    Keops Piramiti ortalama 2.5 milyon taş bloktan oluşmaktadır. Günde on bloğun üst üste konulduğu varsayılırsa -ki bu işçilerin olağanüstü bir çaba göstermelerini gerektirecektir- 2.5 milyon taşın 664 yılda yerlerine konulduğu ortaya çıkar. Oysa, söz konusu piramitin ortalama 20-30 yıl içinde yapılmış olduğu düşünülmektedir. Bu basit hesap dahi, Mısır piramitlerinin yapımında tahmin edilenden farklı ve üstün bir teknolojinin kullanıldığını ortaya koymaktadır.

    Peki Antik Mısır'da bu dev piramitler nasıl inşa edilmiştir? Kayalık taraçalar hangi güçle, hangi makinelerle, hangi teknikle düzleştirilmiştir? Kaya mezarları hangi imkanlarla kazılmıştır? İnşaat sırasında aydınlatma nasıl sağlanmıştır? (Piramitlerin ve mezarların duvarlarında ve tavanlarında, herhangi bir kararma ve is izine rastlanmamıştır.) Taş bloklar taş ocaklarından nasıl çıkarılmış, farklı şekillerdeki taşların kenarları nasıl düzleştirilmiştir? Tonlarca ağırlığındaki bu taşlar nasıl taşınmış ve birbirlerine santimetrenin binde biri gibi bir yakınlıkta nasıl birleştirilmiştir? Bu sorular daha da artırılabilir. Peki bu sorular evrimcilerin insanlık tarihi yanılgısıyla akılcı ve mantıklı bir şekilde cevaplanabilir mi? Elbette hayır.

    Antik Mısır'da, sanatıyla, tıbbıyla, mimarisi ve kültürüyle dev bir medeniyet kurulmuştur. Mısırlıların geride bıraktıkları eserler, kullandıkları tedavi yöntemleri, sahip oldukları bilgi birikiminin ve tecrübenin en önemli delillerindendir. Bugün bazı bilim adamları, tarihin evrimi iddiasına göre piramitleri yapması oldukça zor olan Mısırlıların eserlerinin, uzaylılar tarafından yapıldığını dahi iddia edebilmektedirler.


    Geçmiş toplumların dev taş bloklar kullanarak inşa ettikleri binalar, günümüzün modern inşaat makinelerine benzer makinelerin o dönemlerde de kullanılmış olduğuna işaret etmektedir. Altından yapılmış olan bu süs eşyasının da inşaat makinelerine olan benzerliği dikkat çekicidir. Bu parça, 1920'lerde Panama'da bulunmuştur. Kolye ucu olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu ve benzeri bulgular, evrimcilerin geçmiş toplumların tamamen ilkel oldukları yönündeki iddialarını yalanmaktadır. Tarih boyunca teknolojide ilerleme ve bilgi birikimi olduğu açıktır, ancak bu geçmişte hayvani koşullarda yaşandığı anlamına gelmemektedir. Geçmiş toplumlar da ihtiyaçlarına uygun keşifler yapmışlar, cihazlar geliştirmişler, makineler kullanmışlardır.


    Dönemin muhtemel vinç modeli



    Tutankhamun döneminden bir kesit. Eser Kahire'deki Mısır Müzesi'nde sergileniyor.
    Elbetteki "piramitleri uzaylılar inşa ettiler" iddiası, demagoji ile bile bir açıklama yapamadıklarında evrimcilerin sığındıkları son derece akıl ve mantık dışı bir iddiadır. Her şeyden önce buna dair en ufak bir bilgi veya delil dahi bulunmamaktadır. Evrimciler tesadüflerle veya hayali evrimsel süreçle açıklama yapamayacaklarını anladıkları zaman hemen "uzaylılara" sığınmaktadırlar. Nitekim canlılığın yapı taşını oluşturan ilk proteinin ve hücrenin çekirdeğindeki DNA'nın, tesadüfen cansız maddelerden meydana gelemeyecek kadar kompleks ve olağanüstü bir yapıya sahip olduğunu anladıklarında şöyle gülünç bir iddiada bulunmuşlardır: "İlk canlı organizmayı dünyaya uzaylılar getirip bıraktılar." Bazı evrimci bilim adamları tarafından savunulan bu iddianın saçmalığı elbette ki evrimcilerin içine düştükleri çaresizliğin göstergelerindendir.

    Mısır'da kurulan medeniyet ve tarih boyunca kurulan diğer tüm medeniyetlerin her biri akıl ve irade sahibi insanlar tarafından kurulmuştur. Üstelik bunlar çok eski dönemlere ait medeniyetlerdir. Bugün Mısır'ın MÖ 3000 yılındaki eserlerini inceleyerek hayranlığımızı dile getiriyoruz ve bilim adamları ve konuyla ilgili uzmanlar bu eserlerin nasıl meydana getirilmiş olabileceğini tartışıp araştırıyorlar. Ancak şu nokta çok önemlidir; Mısır'da bugün izlerine rastlanan 5000 yıl önceki medeniyet, elbette ki binlerce yılın tecrübe ve bilgi birikimi ile oluşmuştur. Yani bu medeniyetin kökleri daha da öncesine dayanmaktadır. Dolayısıyla evrimcilerin ve tarihin evrimine inananların iddia ettikleri gibi ilk çağlarda ilkel ve konuşma yeteneğinden yoksun, sadece hayvan avlayarak geçimini sağlayabilen, yarı hayvan insanlar yoktu. İnsan ilk yaratıldığı günden bu yana, günümüz insanının sahip olduğu zeka, estetik anlayışı, kavrayış, bilinç ve ahlak gibi tüm insani özelliklere sahipti.

    Antik Mısr Mezarlarında Bulunan Planör Modeli


    Pek çok medeniyetin geride bıraktığı izlerde, hava ulaşımının bilinenden çok daha eski dönemlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mayaların kalıntılarında, Mısır piramitlerindeki resimlerde, Sümer yazıtlarında bu durum açıkça görülmektedir. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla bundan binlerce yıl önce de insanlar, planörler, uçaklar, helikopterler benzeri araçları yapmakta ve kullanmaktaydılar.

    Kuran-ı Kerim ayetlerinde de geçmiş dönemlerde hava ulaşım aletlerinin kullanılıyor olabileceğine işaret edilmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir:

    Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)... (Sebe Suresi, 12)

    Bu ayet-i kerimede ulaşılması oldukça uzak olan mesafelere, Hz. Süleyman döneminde kısa sürede ulaşılabildiğine dikkat çekiliyor olması muhtemeldir. Bu ulaşım, günümüzdeki uçak teknolojisine benzer bir teknoloji kullanılarak, rüzgarla hareket eden vasıtalar meydana getirilmesiyle gerçekleşmiş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Geçmiş medeniyetlerinin hava ulaşımını kullandıklarına işaret eden delillerden biri, Mısır'da bulunan planör modelidir. 1898 yılında arkeologlar tarafından bulunan bu planör modelinin MÖ 200 yıllarında yapılmış olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bundan yaklaşık 2200 yıl öncesine ait bir planör modelinin ortaya çıkarılması elbette olağanüstü bir durumdur. Bu, evrimci tarih anlayışını temelden sarsan arkeolojik bir buluştur. Söz konusu modelin teknik özellikleri incelendiğinde ortaya çok daha ilginç bir manzara çıkmaktadır. Bu ahşap model, günümüzün en ileri teknolojisiyle yapılan Concorde uçaklarda olduğu gibi, hızdan minimum kayıpla maksimum yük taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu durum, Antik Mısırlıların çok iyi aerodinamik bilgisine sahip olduklarını da göstermektedir.


    MÖ 200 yılına ait olduğu tahmin edilen ahşap planör modeli.

    Abydios Tapınağı'nın duvarlarında Dr. Ruth Hiver tarafından bulunan bu resimlerdeki araçların, günümüzde de kullanılan helikopter, jet ve uçak gibi araçlarla olan benzerliği dikkat çekicidir.

    Antik Mısır'da Elektrik Var Mıydı?

    Dendera'daki Hathor Tapınağı'nda bulunan bazı duvar resimleri, Antik Mısırla ilgili oldukça ilginç bir bilgiyi gün yüzüne çıkarmıştır. Resimde yer alan figürler, Antik Mısırlıların elektriği bildiği ve kullandığı ihtimalini gündeme getirmiştir. Söz konusu resim dikkatlice incelendiğinde, tıpkı günümüzdeki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığı görülür: Ampul görünümündeki şekil dikdörgen bir sütun (bu sütun izolatör olarak kullanıldığı tahmin edilen ve ced sütunu olarak adlandırılan bir sütundur) tarafından desteklenmektedir. Resim deki şeklin günümüz elektrik lambalarıyla olan bu şaşırtıcı benzerliği, çok dikkat çekicidir. Tunsten ışığının kaşifi olan Dr. Colin Fink, Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl öncesinden, zıt kutupla bakıra elektrik kaplamayı bildiklerini söylemektedir. Bu kaplama, kendisinin 1933 yılında sülfürü kullanarak denediği bir yöntemdir.49


    Dendera'daki Hathor Tapınağı'nın duvarlarında bulunan bu resimlerde görülen figürlerin günümüzde kullanılan ampullerle olan benzerliği bilim adamlarını hayrete düşürmüştür.

    Resimde tarif edilen bu sistemin ışık yayıp yaymadığı, bilim adamları tarafından denenmiştir. Avusturyalı elektrik mühendisi Walter Garn, kabartmada yer alan resmi çok detaylı olarak incelemiş, resimdeki ampulü, yılanlı teli, duyu, ced sütunu olarak kullanılan izolatörün aynısını yapmıştır. Ve ortaya çıkan sistem etrafı aydınlatmış, yani ışık yaymıştır.50

    Mısır'da elektriğin kullanılmış olabileceğini gösteren delillerden biri de piramitlerin iç duvarlarında hiç is izinin bulunmamasıdır. Eğer evrimci arkeologların iddia ettiği gibi, aydınlatma için meşale ve benzeri malzemeler kullanılmış olsaydı duvarlarda mutlaka is olması gerekirdi. Ancak piramitlerin en içteki dehlizlerinde dahi böyle bir is izi yoktur. Gerekli aydınlatma sağlanmadan, inşaatın devam etmesi, daha da önemlisi duvarlardaki gösterişli resimlerin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da Mısır'da elektriğin kullanılmış olma ihtimalini güçlendirmektedir.


    Mısır hiyerogliflerinde sıkça rastlanan ced sütunu, bir tür elektrik malzemesini sembolize ediyor olabilir. Ced sütunu, jenaratör görevi görüyor ve bu şekilde aydınlatma sağlanıyor olabilir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sümer bedduası
    By redkit in forum ANADOLUDA KURULAN MEDENİYETLER
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.01.2014, 21:07
  2. Hitit dönemi talan ediliyor
    By aga_0074 in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.07.2013, 12:54
  3. İstanbul'da Hitit operasyonu
    By redkit in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30.03.2013, 01:00
  4. Sümer Uygarlığı (Sümerler)
    By Radmin in forum GENEL TARİH
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.05.2012, 14:09
  5. Hitit Kentleri Haritası
    By ömerxx in forum DEFİNE HARİTALARI
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.04.2012, 08:54

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri

Nasıl Polis Olurum