Sembolü: Al
Atom Numarası: 13
Atom Ağırlığı: 26.982
Yoğunluk: 2.698 g/cm3 (293K de)
Erime Noktası: 933 K
Kaynama Noktası: 2740 K

Aslinda oldukca reaktif bir metaldir. Havadaki oksijenle de hemen tepkimeye girer. Fakat tepkimeden sonra olusan oksit tabakasi alüminyumu daha fazla oksitlenmeden korurken onun iletkenlik ve de diger özelliklerine fazla bir etki yapmaz. Yani, sadece onu koruyan bir tabaka görevi görür.Onu bu kadar değerli kilan, element halinden elde etmek icin dünyanin enerjisinin harcanmasina rağmen buna değmesidir. Paslanmaz ve de kolayce geri dönüstürülebilir. Sanayide korkunc fazla bir kullanim alani vardir. Ucaklarda, pencerelerde, mutfak esyasi yapiminda, motorlarda, icecek kutusu yapiminda kullanilir. Yoğunluğunun demirinkinin yaklasik ücte biri olmasi, cok yüksek isi iletkenliğinin olmasi, zehirli olmamasi, manyetik özelliği olmamasi, kolayca paslanmiyor olmasi onun bu kadar yaygin bir sekilde kullanilmasina olanak sağlar.

Ismini yunanca alum mineraline verilen isim olan "alumen" den almistir. Ilk olarak 1825`de Hans Christian Örsted tarafindan saf olmayan bir halde elde edilmis ardinda Wöhler tarafindan 1827`de saf element olarak izole edilmistir. Ve bu yildan sonra aluminyumun hikayesi bir daha kapanmamak üzere baslamistir.Doğada genellikle boksit cevheri halinde bulunur ve oksidasyona karşı üstün direnci ile tanınır. Bu direncin temelinde pasivasyon özelliği yatar. Endüstrinin pek çok kolunda milyonlarca farklı ürünün yapımında kullanılmakta olup dünya ekonomisi içinde çok önemli bir yeri vardır. Alüminyumdan üretilmiş yapısal bileşenler uzay ve havacılık sanayii için vazgeçilmezdir. Hafiflik ve yüksek dayanım özellikleri gerektiren taşımacılık ve inşaat sanayiinde geniş kullanım alanı bulur.

Tarihçe :Eski Yunanlılar ve Romalılar, alüminyum(æljʊˈmɪniəm)un tuzlarını, boyaların renklerini sabitleştirmede ve kan durdurucu olarak kullanmışlardır. Alum günümüz tıbbında hala kan durdurucu ve damar büzücü olarak kullanılmaktadır.

Friedrich Wöhler'in, alüminyumu, 1827'de, susuz alüminyum klorürü potasyum ile karıştırarak ayrıştıran ilk kişi olduğu bilinirse de metal, o tarihten iki sene kadar önce, Danimarkalı bir fizikçi ve kimyacı olan Hans Christian Øersted tarafından saf olmayan bir formda üretilmiştir. Dolayısıyla almanaklarda ve kimya literatüründe Øersted'in adı alüminyumu bulan kişi olarak geçer [1]. Fransız Henri Saint-Claire Deville, 1846'da, Wöhler'in metodunu, daha pahalı olan potasyum yerine sodyum kullanarak geliştirmiştir.

Amerikalı Charles Martin Hall 1886'da, alüminyumun elektrolitik bir işlemle eldesine ilişkin bir patent başvurusunda (patent no: 400655) bulunmuş, aynı yıl, Hall'un bu buluşundan tamamen habersiz olmak üzere Fransız Paul Héroult da aynı tekniği Avrupa'da geliştirmiştir. Bu nedenle iki bilim adamının adı verilen Hall-Heroult işlemi, günümüzde alüminyumun cevherinden eldesinde bütün dünyada kullanılan temel yöntemdir...