müze canlı boyutlu
07.02.2015
Hisart Canlı Tarih Müzesi’ndeki eserler gerçek veya kurgu ürünü olayların, üç boyutlu modellenmesi anlamına gelen diorama tekniğiyle sergileniyor. İşadamı Nejat Çuhadaroğlu’nun otuz yıllık emeğinin ürünü olan müzeyi ziyaret edenler, koridorlarda dünyanın kaderini belirleyen dönüm noktalarına şahitlik ediyor.
Yolu İstanbul Çağlayan’a düşenlerin gözüne Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi tabelası mutlaka çarpmıştır. Adalet Sarayı’nın hemen arkasında Cemil Bengü Caddesi’nde bulunan müze kısa bir zaman önce açıldı ama ünü kulaktan kulağa yayılıyor. İşin gerçeği, çokları gibi biz de burayı ziyarete giderken bir işadamının şahsi koleksiyonundan daha fazlasını görmeyi tahmin etmiyorduk. Ancak gördüklerimiz bizi adeta şaşkına çevirdi ve ‘burayı mutlaka herkes görmeli’ duygusuyla ayrıldık.
Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde yaklaşık bin yıllık bir tarih gözlerimizin önüne seriliyor. Roma İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu, Kurtuluş Savaşı, 1. ve 2. Dünya Savaşı, Körfez Savaşı gibi dünya tarihine etki eden medeniyet ve olaylara ait askeri ve etnografik eserlerin sergilendiği bir müze burası. Eserler, gerçek veya kurgu ürünü olayların, üç boyutlu olarak modellenmesi anlamına gelen ‘diorama tekniği’ ile sergileniyor. Müzede askeri ekipmanlar ve kıyafetler gibi orijinal on binlerce obje yer alıyor. Müzede, armalı Selçuklu kılıçları, henüz literatüre dahi girmemiş birçok paha biçilmez nadide eserler de bulunuyor. Tüm bu özellikleriyle Hisart, dünyanın ilk canlı tarih ve diorama müzesi unvanını da alıyor.
Çuhadaroğlu Şirketler Grubu’nun İstanbul Çağlayan’daki binasının restore edilmesiyle kurulan altı katlı müze, bin 500 metrekarelik bir alana sahip. Yaklaşık 30 yıllık bir emeğin ve bir tarih aşkının meyvesi. Hisart Müzesi’nin kurucusu, Çuhadaroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nejat Çuhadaroğlu. Her bir eserinde 30 senelik maket deneyimi, 25 senelik diorama yeteneği ve 18 senelik koleksiyoner kimliğini bu müzede ziyaretçilerle buluşturuyor. Müzeye adımınızı attığınız andan itibaren geçmişten günümüze doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Sizi kimi zaman kıyafetleri ve mühimmatlarıyla askerler, kimi zaman bir matara, kimi zaman tüm heybetiyle yeniçeriler, kimi zaman da bir cephede Alman askeri karşılıyor… Bir zamanların en iyi savaş makineleri, kılıçlar, paşalar, leventler… Hepsi bir konu bütünlüğü içinde ve olayı anlatan maketlerin hemen yanında. Giysisinden silahına, nişanından sigara tablasına kadar o dönemi yansıtan her şeyi görebiliyorsunuz. İstanbul’un fethinde üstüne surlardan yağ dökülen bir askerin çığlığını ya da bir Alman askerinin savaşmaktan bitkin düşen halini... Mankenler öylesine gerçekçi ki, bazı askerlerin korku dolu bakışlarını ve gözlerinden süzülen yaşları bile görmek mümkün. Bunların dışında sizi her katta önemli isimlerin savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu hatırlatan sözleri... Müzeyi gezip bitirdikten sonra yeniden birinci kata inip bir kere de detaylara bakmak istiyor insan. Kısacası Hisart, savaşın toplumları nasıl şekillendirdiğini kanıtlarıyla gösteriyor. Savaşlarla birlikte yaşanan ekonomik, sosyolojik ve kültürel değişimlere ışık tutuyor. Müzeye gelenler, burada savaşın çok ötesinde bir tarih görüyor.
Gelelim müzenin hikayesine. Buraya adeta hayatını adayan Nejat Çuhadaroğlu’nun tarihe ilgisi çizgi romanlarla başlamış. Eli kalem tutmaya başladığından beri de resim yapıyormuş. Akranları dışarıda oyun oynarken o küçük yaşta maketler yapmaya başlamış. Ona ilham olan ise babasının yurtdışından aldığı uçak maketleri olmuş. Tarih merakıyla birlikte maket merakı da giderek bir aşka dönüşmüş. Bir yandan da bugün müzede sergilenen ve sayısı on binleri bulan objeleri toplamaya başlamış. Önce çizgi romanlar sonra da bin yıllık tarihe ışık tutan savaş malzemeleri... Bu müze için ayrıca bir de servet harcamış işadamı. Bu miktar 25 milyon doların üzerinde ve her geçen gün artıyor.
Peki neden diorama tekniğini kullandı? “Yaptığım maketlere bir anlam, bir mizansen vermek istedim. Bu tekniğin diorama olduğunu öğrendim. Adını bilmiyordum ama görsel bir tiyatro sahnesi kurgulama merakım vardı. Mesela İkinci Dünya Savaşı’nın dioramasını yaparken yanında bir Alman miğferi koysam fena olmaz diye düşündüm. Bu fikirlerle başladım ve iş buralara kadar vardı. Öyle bir hale geldi ki, kendi tarzımı oluşturmuş oldum.” diyor Çuhadaroğlu.
‘Guinness’e başvursak ödül alırız’
Diğer müzelerde tek tek sergilenen nesneler bu müzede bir bütünlük içinde. Müzeye gelen ziyaretçiler, burada hem maketini görüyor hem gerçeğini. Yani olayın bütününü görme şansını yakalıyor. Çuhadaroğlu, müzelerdeki sergileme anlayışının çok sıkıcı ve rutin olduğunu söylüyor: “Bütüncül bir müze anlayışı yönüyle dünyada ilk. Burada 350 gerçek manken kullanıldı. Bu sayıya yaklaşacak bir müze dünyada yok. Sadece bu yönüyle bile Guinness’e başvursak ödül alırız.”
Müzeyle ilgili yanlış anlamalara meydan vermemek için bir şeyin altını özellikle çiziyor Çuhadaroğlu. Her ne kadar bu müzede savaş başlığı öne çıksa da burasının bir canlı tarih müzesi olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Savaşlar dünyada tarih boyunca en çok can almış olaylar. Ne salgın hastalıklar ne de felaketler, savaşlardaki kadar insanın ölmesine sebep olmadı. Bugün de hala insanlar savaşıyor, yarın da savaşacak. Savaş, insan geninde olan bir hastalık. Bu hastalığı yok edebilmek için üzerine gitmeniz, iyi teşhis etmeniz ve tanımanız gerek. Savaşa karşıyım demekle bu hastalığı yenemezsiniz. İnsanlar neden, nasıl savaşmış öğrenmek lazım ki önlem alınsın. İnsanların geçmişini çok iyi öğrenmek gerek. Özellikle de Türkiye’nin çünkü burası dünyanın merkezi. Dünyanın en eski kültürlerine sahip. Nereden gelip gittiğimizi bilmemiz gerek.”
Vaktini ve parasını neden bu müzeye harcadığını sorduğumuzda cevabı herkese örnek olacak türden Çuhadaroğlu’nun: “Her dünya vatandaşı bu dünyaya bir eser bırakıp gitmelidir. Kalıcı bir şey bırakmak gerekiyor. Tarihsel konularda bir eksikliğimiz var, ben de bu birikim ve yeteneğimi kullanıp böyle bir eser bırakmak istedim. En azından ismim yaşayacak. ‘Bir zamanlar bir çılgın vardı’ diyecekler.”
‘Yurtdışında sergiler açacağım’
Hisart Müzesi’nde on binlerce obje var ve burada yüzlerce temalık sergiler çıkabilir. Zaten Nejat Çuhadaroğlu’nun da hedefinde böyle düşünceler var. Amacının Türk kültürünü tanıtmak olduğunu söyleyen Çuhadaroğlu, özellikle Amerika ve Avrupa’da sergi açmayı düşünüyor. Sadece yurtdışında değil, ülkemizde de tabii. Onun bu konudaki birikimi herkesin dikkatini çekiyor. Önümüzdeki günlerde açılacak Çanakkale sergisinin küratörü de o. Ayrıca tarihi dönem filmlerine danışmanlık yapmak istiyor çünkü birçok hata yapıldığına ve ortaya gülünç durumlar çıktığını düşünüyor.
‘Keşke Suriçi’nde olsa’
Müze, İstanbul’un tur rotasına da girdi ancak Nejat Çuhadaroğlu’nun bu konuda büyük bir yarası var. “Bina olarak da lokasyon olarak da doğru yerde değil bu müze. Eski şirket merkezimizi müze yaptık. Yerli ve yabancı turistlerin ayaküstü ulaşabilecekleri bir yerde olmalı. Mesela devlet büyüklerimizin burayı görmelerini mutlaka istiyorum. Bu müze tarihi Suriçi’nde olsa daha güzel olur. Bunu yetkililer yapabilir. Gelip görmeden insanlar buranın ciddiyetini algılayamıyor. Burayı aynı zamanda bir araştırma merkezi haline çevirmek istiyoruz. Türkiye’de uzman yok. Bu konuları danışıp soracağımız kimse yok. Daha bir kılıç kitabımız bile yok.