Sikke ve Mücevheratlar Salonu

Sikke ve Mücevherat Salonu olarak kullanılan tonozlu yapı, İtalyan kulesinin alt katıdır. Dikdörtgen planlı küçük bir odadır. Tarihçi Herodotosos'a göre, ilk sikkeyi Batı Anadolu'da yaşayan Lidyalılar icat etmişlerdir. Lidyalılar M.Ö. 700 yıllarına doğru elektron yahut beyaz altından yapılmış (%60 altın, %40 gümüş) sikke basmışlardır.

Lidya'nın başkenti Sardes'te bulunan bakla şeklindeki sikkeler verilen bilgilerin doğruluğunu göstermektedir. M.Ö.VIII. yüzyıla kadar Anadolu'da yaşayan toplumlar, ticareti toprak mahsullerinin değiş tokuşuna dayalı, bir sisteme göre yapıyorlardı. Ticaret artınca, alış verişte doğu devletlerinde kullanılan altın ve gümüş çubuklar, yeni bir kıymet ölçüsü olarak Anadolu'da kullanılmaya başladı. Bunlar önceleri külçe, sonra çubuk halinde belirli şekil ve ağırlıkta olan madenlerdi. İşte bu çubuklar gittikçe küçülmüş, üzerlerine ağırlık ve ayarlarının devletçe garanti edildiğini gösteren işaretler konmaya başlanmıştır. İlk basılan sikkelerin formları düzgün değildir. Paraların ön yüzlerine basıldığı şehri sembolize eden hayvan resimleri yapılmıştır. M.Ö.V. yüzyıldan itibaren de hayvan resimleri arka yüze alınmış, ön yüze şehrin kutsal tanrı ve tanrıçasının portresi darp edilmiştir.

Büyük İskender'le birlikte, yönetenlerin gerçek portreleri sikkelerin ön yüzlerinde görünmeye başlar. Roma Devri sikkelerinde sürekli olarak ön yüzde imparatorun veya imparatoriçenin portreleri, arka yüzde ise tanrı ve tanrıça figürleri veya Roma'nın toplumsal yapısını simgeleyen figürler yer almaktadır. Bizans Çağı sikkelerinin ön yüzlerinde cepheden imparator büstü, arka yüzlerinde ise Hıristiyanlığın etkisi ile haç motifi işlenmiştir. Osmanlı Türkiye'sinde İslâm dini gereği, portre tamamen ortadan kalkmıştır. Paranın ön yüzüne padişahın tuğrası, arka yüzüne ise paranın birimi, basıldığı yer ve basıldığı tarih işlenmiştir. Cumhuriyet Türkiye'si paralarının ön yüzünde kısa bir ara devre dışında, sürekli Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün resmi yer almaktadır. Arka yüzde ay yıldız, zeytin dalı, buğday başağı motifi vardır. Paranın değeri ve basıldığı tarih de burada gösterilmiştir. İçeri girilince tam karşıda solda, vitrin içerisinde sikke birimleri gösterilmiştir.

En küçük sikkelerden (tetratemorion), en büyük sikkeye kadar (tetradrahmi) bölgede kullanılan sikkeler ağırlık sıralarıyla ön ve arka yüzleri görülecek biçimde sergilenmiştir. Diğer bir vitrinde M.Ö. VI. yüzyıldan M.Ö. II. yüzyıla kadar tetradrahminin alım gücü gösterilmiştir. M.Ö. VI. yüzyılda 2 tetradrahmiye bir öküz alınırken, M.Ö. II. yüzyılda aynı öküzü alabilmek için 20 tetradrahmi verilmesi gerekmiştir. Aynı zamanda bu paraların ne kadar bir çalışma süresi içerisinde kazanıldığı, vasıfsız bir işçinin günlük kazancı, şehir devletinin yoksul vatandaşlara yaptığı günlük yardım, bu parayla neler alınabileceği örneklerle gösterilmiştir.

Bu tür bir sergileme dünya müzeciliğinde ilk defa müzemizde uygulanmaktadır. Köşe vitrini Halikarnassos şehir devleti sikkelerine ayrılmıştır. Bu sikkeler içinde Mausolos'un babası Hekatomnos'a ait sikke çok nadirdir (M.Ö.395-377). Hekatomnos'tan sonra gelen Karya satraplarının sikkelerinin ön yüzlerinde tanrı Apollo'nun başı, arka yüzlerinde ayakta sağ omzunun üzerinde Karya baltası taşıyan Zeus Labranda işlenmiştir. Diğer vitrinlerde çevrede bulunan şehir devletlerinin sikkeleri kronolojik bir sıra içinde sergilenmiştir. Sikkelerin hakikileri yanında, devrinin ve günümüzün sahteleri de bir arada gösterilmiştir. Defineler içinde, Bizans imparatoru Constans II. nin (M.S. 641-668), Solidus adı verilen altın sikkeleri, belki darbından hemen sonra Datçalı zengin Bizanslı tarafından evinin tabanına bir küp içinde gömülmüştür. 100 tane sikkeden oluşan bu define M.S. VII. yüzyılda bir kişinin 20 yıllık yiyecek masrafını karşılayacak alım gücüne sahiptir. Sergilemede güdülen amaç, günümüz insanı ile antik çağın paraları arasında bağlantı kurmaktır. Son bir vitrinde de günümüzde bir ekmeğin kaça alındığı gösterilmiştir. M.Ö. III. binden günümüze kadar insanlar altın gümüş gibi kıymetli madenlerden veya taşlardan yapılmış süs eşyalarını kullanmak istemişlerdir. Anadolu'da altın madeni azdır. En önemli yer, Batı Anadolu'da Manisa dolaylarıdır. Demir Çağından başlayarak, Sard Çayı (Paktolos) ve Bozdağ (Tmolos) önce Lidyalıların, sonra Perslerin altın merkezi olarak bilinmiştir. Bunun dışında önemsiz nitelikte 15 yer daha vardır. Anadolu gümüş madeni bakımından zengindir. En az 26 maden ocağı, antik dünyanın gümüş kaynağı olarak kullanılmıştır.

Antik çağda Anadolu'ya altın Kafkasya'dan ve Libya'dan gelmiştir. Klasik Çağda kuyumculuk büyük bir gelişme göstermiştir. Bu salonda takılar ve diğer mücevherat ilk halleriyle sergilenmeye çalışılmıştır. Sergilenen kolyelerden bir tanesi (M.Ö. 330-200) şaheser niteliktedir. Antik çağda bir ailenin eline yüzyılda bir geçecek değerdedir. Akıtma ve telkari tekniğinde yapılmıştır. Mausoleion kazısı sırasında bulunan ve Klasik Çağın sonuna ait olan altın elbise süslemeleri, devrin süsleme anlayışına uygun olarak kumaş üzerinde gösterilmiştir. Vitrinlerden biri diademlere ayrılmıştır. Bazı diademler zeytin ve defne yaprağı şeklindedir. Üçgen alınlık biçiminde olanların birinde, baskı tekniği ile yapılmış süslemeler görülmektedir.

Kanatlı çocuklar (Eros) ve çiçek motifleri ile bezenmiştir. Tümü Hellenistik Devir mezar buluntularıdır. Sikkeler dışında bu salonunun en önemli eseri, ölü külünün muhafaza edildiği gümüş urnadır. Muğla'da bir yol yapımı sırasında bulunmuştur. Augustus Devrine tarihlendirilen (M.Ö. 27, M.S. 14) urna üzerinde, altın yaldız kaplamalı girland motifleri bulunmaktadır.

Salonların gezilmesinden sonra çapraz tonozlu yapıdan çıkılınca gözleri kamaştıran bir ışık bolluğu içinde insan tekrar doğada olmanın sevincini duyar.