Kültürel Değerlerin Korunmasıyla Doğrudan İlgili Kuruluşlar

Korumadan doğrudan sorumlu örgütlerde, 1950’li yılların öncesindeki durum 1970’li yıllara değin sürecektir. Buna göre, Millî EğitimBakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü 2 temel kuruluş olarak görev yapmaktadırlar.
Kültür Bakanlığı, 1983 yılında kabul edilen 2863 sayılı yasada üst kuruluş olma kimliğini korumaktadır. Bakanlık bu kimliğiyle şu konularda söz sahibi bulunmaktadır:

Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmaz kültür varlıkları Kültür Bakanlığının izni olmadan gerçek ve tüzel kişilere satılamaz, Taşınmaz kültür varlıklarının kullanım haklarının kamu kurum ve kuruluşlarına bırakılması ya da gerçek ve tüzel kişilere kiraya verilmesi Kültür Bakanlığının iznine bağlıdır,
Kültürel amaçlara ayrılan yapıların Belediyelerce kamulaştırılmasında, Bakanlığın onayı gereklidir.

Ülkenin koruma gündemindeki konuların çeşitlenmesi ve sayıca çoğalması, 2863 sayılı yasanın, yerel koruma kurulları oluşturması vb. nedenlerle, taşınır ve taşınmazların korunması ve değerlendirilmesi ile ilgili hizmetlerin bir tek birim tarafından yürütülemeyeceği görülmüş ve 1989 yılında, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, iki ayrı Genel Müdürlük hâlinde yeniden örgütlenmiştir. Bu yıl çıkartılan 379 sayılı kanun hükmünde kararnameye göre bölünme sonucu oluşan birimlerden ilki olan “Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü”, taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının arkeolojik araştırma ve kazılarla açığa çıkarılmasını, korunmasını ve değerlendirilmesini sağlamak, müzeler ve koruma laboratuvarları kurmak, müzelerin geliştirilmesi ve kültür ve tabiat varlıklarının restorasyonu için gerekli önlemleri almakla görevlendirilmiştir. Genel Müdürlük bu hüviyetiyle yatırım ve uygulama ağırlıklı bir konumdadır. İkinci birim olan “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü” ise, Koruma Yüksek Kurulu ve Koruma Kurulları kararlarının alınması ve uygulanması ile ilgili işlemleri yürütmek, buna yönelik olarak, araştırma, inceleme, belgeleme ve koruma plânlamasına yönelik hizmetleri yapmakla ve koruma kültürünün geliştirilmesini sağlamakla görevlendirilmiştir. Genel Müdürlük bu kimliğiyle, ilke oluşturucu, araştırmacı ve plânlamacı bir görünümdedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün, 1710 sayılı yasada belirlenen yetkileri bu yasada da devam etmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, bunun yanı sıra, yönetim ve denetiminde bulunan mazbut ve mülhak Vakıfların kullanım haklarını özel ve tüzel kişilere verebilmekte ya da kiralayabilmektedir. Genel Müdürlük, Vakıf kökenli kültür varlıkları ile bunların koruma alanlarındaki taşınmazların kamulaştırılmasını da yapabilmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf kökenli yapıların bakım ve onarımından sorumlu en önemli kuruluştur. Başbakanlığa bağlıdır. Genel Müdürlüğün, korumaya yönelik hizmetleri, bünyesinde bulunan Abide ve Yapı İşleri Dairesi tarafından yürütülmektedir. Bu görev, anahatlarıyla, “...Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetiminde bulunan taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki yapıların onarımını sağlamak, vakıf eski eserlerin belgeleme ve değerlendirilmesini yapmak ve arşiv oluşturmak, onarılacak yapıların rölöve ve restorasyon projelerini hazırlamak ve onaylamak, yıllık ve beş yıllık onarım programlarını hazırlamak” şeklinde tanımlanmaktadır.




Sivil Toplum Örgütlerinin Çabaları

1950'li yıllardan başlayarak, koruma bilinci oluşturmak, bu amaçla çeşitli etkinlikler düzenlemek, doğrudan plân, proje üretimi ve korumaya yönelik uygulamalar yapmak gibi değişik amaçları bulunan yeni sivil toplum örgütlerinin kurulduğu görülmektedir. Bu örgütlerin arasında ICOMOS (Uluslar Arası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Türkiye Millî Komitesi ile ICOM (Uluslar Arası Müzecilik Konseyi) Türkiye Millî Komitesinin özel bir yeri vardır. UNESCO bünyesinde görev yapan iki uluslar arası kuruluşun Türkiye uzantısı olan bu Millî Komiteler, yarı-kamusal bir niteliktedir. Bir diğer kamu hizmeti gören kurum Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) bünyesinde görev yapan Mimarlar Odasıdır. Özellikle üyeleri arasında iletişim sağlamak, kamu bilinci oluşturma ve geliştirmek, ilgili kamu kuruluşlarına çeşitli konularda görüş bildirmek gibi görevlerini ülke ölçeğinde sürdürmektedir.
Tamamen sivil toplum örgütü niteliğindeki kuruluşların en eskileri arasında bulunan Tarihî Evleri Koruma Derneği 1976'da kurulmuştur. Amacı, geleneksel konutların korunması konusunda bilinç oluşturmak, sorunları belirlemek ve ilgili kuruluşların dikkatini çekmek olarak özetlenebilir. 1978'de EUROPA NOSTRA Birliğine giren Derneğin en önemli etkinliği 1983 yılından bu yana değin sürdürdüğü Tarihî Türk Evleri Haftası’dır. 1965'te kurulan Yapı Merkezi özellikle yayın alanında korumaya katkıda bulunmakta, bunun yanı sıra korumaya yönelik proje ve uygulamalar da yürütmektedir. Bunlar arasında Selanik-Atatürk Evi ve Çırağan Sarayı ile ilgili projeler bulunmaktadır.
1976 yılında Turizm Bakanlığının girişimiyle kurulan Türkiye Anıt Çevre ve Turizm Değerlerini Koruma (TAÇ) Vakfı korumaya yönelik proje ve uygulama hizmetleri yapmaktadır. İstanbul'daki çeşitli etkinlikleri dışında Ankara Kaleiçi Evleri, Bursa- Hünkar Köşkü, Birgi-Çakırağa Konağı ile de ilgilenen Vakfın kitaplığı ve dokümantasyon merkezi bulunmaktadır. 1990 yılında kurulan Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma (ÇEKÜL) Vakfı, diğerlerine oranla yeni bir kuruluş olmasına karşın, gerek kültürel ve gerekse doğal değerlerin korunması ve geliştirilmesi konusunda en etkili kuruluşlardan bir tanesidir.
Oluşumu yeni tamamlanan bir diğer sivil toplum örgütü “Tarihî Kentler Birliği (TKB)”dir. Birlik, 1999 yılında 50. yılını kutlayan Avrupa Konseyinin yine aynı yıl başlattığı “Avrupa Tarihî Kentler Birliği” örgütlenmesinin de Türkiye ulusal kesimini oluşturmaktadır. Avrupa Konseyinin 1975’de ilân ettiği “Avrupa: Bir Ortak Miras” kampanyasının da 25. yılı olması nedeniyle, 2000 yılının örgütlenmede eyleme geçme yılı olmasını benimseyen Avrupa Tarihî Kentler Birliği, 7-8 Ekim 1999’da Strasbourg’daki toplantısında; “Üye ülkelerin de kendi tarihî kentler birliğini kurmaları gerektiğini” karar altına aldı. 1991 yılında kazandığı “Avrupa Kenti Ödülü” nedeniyle Strasbourg’daki toplantıya Kültür Bakanlığının isteğiyle “Türkiye Temsilcisi” olarak katılan Bursa Büyükşehir Belediyesi, ilk hazırlıkları üstlenmiştir.
Sadece birkaç örneği verilen ve ağırlıklı olarak taşınmaz kültür varlıklarını korumayı ve değerlendirmeyi amaçlayan bu kuruluşların yanı sıra, doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi alanında, 1955'te kurulan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, 1972'de kurulan Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu, 1975'te kurulan Doğal Hayatı Koruma Derneği, 1978'de kurulan Türkiye Çevre Sorunları Vakfı ve 1992’de kurulan TEMA Vakfı sayılmalıdır.



Uluslararası Boyuttaki Çalışmalar

Kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesiyle ilgili olarak, Birleşmiş Milletler örgütü ve Avrupa Konseyinin çeşitli birimlerinde uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar sürdürülmektedir. Türkiye’nin daha çok UNESCO kapsamında yürütülen ve taşınır eserleri kapsayan bu çalışmalarla ilgisi, 1975 yılında ilân edilen “Avrupa Mimarî Miras Yılı” ile yoğunlaşmış ve taşınmaz kültür varlıklarının bir sit bütünlüğü içerisinde korunmaları ve geliştirilmelerine yönelik olarak belirlenen ilkeler, Ülkemizde onarım ve koruma plânlaması etkinliklerini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu ilkeler, sadece korumayı değil, değerlendirmeyi ve kullanımı da öngörmekte, yapıların çevreleriyle bir bütün olduğunu belirterek, çevrenin de korunması gerekli bir öğe olduğunu vurgulamaktadır. Kısaca “Bütünleşmiş Koruma“ olarak betimlenebilecek bu ilkeler demeti, ülkemize en çabuk giren ve kendisine geniş bir tartışma ve uygulama ortamı bulan konuların başında gelmektedir.
Taraf olduğumuz temel belgelerden ilki, 1982 yılında, 2658 sayılı yasayla kabul edilmiş bulunan “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”dir. UNESCO’nun, 1972 yılında Paris’te toplanan 17. Genel Kurulunda kabul edilen bu sözleşme, kültürel ve doğal mirasın sadece o ülke insanlarının değil, tüm dünyanın ortak malı olduğu kavramını getirmiş ve üye ülkeleri, “Kültürel ve doğal mirasa, toplumun yaşamında bir işlev vermeye ve bu mirasın korunmasını kapsamlı plânlama programlarına dahil etmeyi amaçlayan genel bir politika benimsemeye” çağırmıştır. Bunun yanı sıra, ülkeler, “Bu mirasın saptanması, korunması, sergilenmesi ve yenileştirilmesi için gerekli olan uygun yasal, bilimsel, teknik, idarî ve mali önlemleri” alacaklardır. Sözleşmenin getirdiği en önemli yeniliklerden bir tanesi de , her ülkenin saptanmış ölçütlere göre “evrensel” olarak nitelendirdiği yapı ve alanlarından oluşan bir liste yapması ve “Dünya Miras Listesi”nde yer almak üzere UNESCO’ya başvurmasıdır. Bu listede, Türkiye’den, İstanbul, Kapadokya, Nemrut Dağı anıtları, Divriği Ulu Camisi, Boğazköy, Xanthos- Letoon Örenyeri, Pamukkale (Hierapolis), Safranbolu ve Troya yer almaktadır.
Taraf olduğumuz ikinci sözleşme, 1989 yılında onaylanan “Avrupa Mimarî Mirasının Korunması Sözleşmesi”dir. 1985 yılında, Granada’da Avrupa Konseyine üye ülkeler tarafından kabul edilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarfından 13.4.1989 gün ve 3*** sayılı yasayla yürürlüğe giren bu sözleşmeye göre, ülkeler, mimarî mirasın korunması için yasal önlemler almayı ve bu önlemler çerçevesinde ve her ülkeye ve bölgeye özgü yöntemlerle, anıtları, bina gruplarını ve sitleri korumayı üstlenmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin ortaya koyduğu bir diğer evrensel ilke ise, “Mimarî mirasın korunması, bunun teşviki ve yaygınlaştırılmasını, kültürel ve çevresel plânlama politikalarının başlıca unsuru olarak kabul etmek”tir. Bu husus, özellikle ülke koşullarının iyileştirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Türkiye, yukarıda sıralanan temel belgelerin yanı sıra, aşağıda bir bölümü verilen uluslar arası belgelere de taraf olarak imza koymuş bulunmaktadır:
Silâhlı bir çatışma hâlinde, Kültür mallarının korunmasına ilişkin sözleşme, La Haye/1954
Kültür Varlıklarının kanunsuz ithal, ihraç ve mülkiyet transferinin önlenmesi ve yasaklanması için alınacak önlemlere ilişkin sözleşme, Paris/1970
Özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak uluslar arası öneme sahip sulak alanlar hakkında sözleşme, Ramsar/1971
Avrupa’nın yaban hayatı ve yaşama ortamlarını koruma sözleşmesi, Bern /1979 Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına ilişkin protokol, Cenevre/1982: Bu protokol uyarınca Batı Anadolu’daki Dilek Yarımadası, Batı Akdeniz kıyılarındaki Olympos Dağları ve Çanakkale Boğazı’nın kuzeyinde konumlanmış olan Gelibolu Yarımadası Millî Parkı özel koruma alanları olarak belirlenmiştir. Yine aynı sözleşme uyarınca Akdeniz’de ortak öneme sahip 100 tarihî sitin içinde Ülkemizden de 17 adet sit yer almıştır.
Arkeolojik Mirasın korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi, Malta/1992
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından, Akdeniz’in korunması için oluşturulan “Akdeniz Eylem Plânı” da ülkemizin etkinlik gösterdiği bir diğer uluslar arası projedir. Bu plân içerisinde yer alan öncelikli eylem alanlarından bir tanesi de Akdeniz’de yer alan 100 tarihî sitin korunması ve geliştirilmesi için pilot araştırma ve uygulamalardır. Bu 100 tarihî sit içerisinde, Ülkemizden, Antalya, Aspendos, Bursa, Didyma, Efes, Fethiye-Ölüdeniz, Bodrum, İstanbul, Kaunos, Kekova, Knidos, Milet, Bergama, Phaselis, Priene, Troia ve Xanthos yer almaktadır.
Uluslararası Kuruluşların örgütlediği Uluslar Arası nitelikli kampanyalardan, ülkemiz de pay almıştır. 1976 yılında, Avrupa Konseyinin İstanbul’u “uluslar arası çabalar aracılığıyla desteklenmesi gereken“ bir tarihî şehir kabul etmesi, UNESCO’yu harekete geçirmiş, yoğun görüşmeler sonucunda, 1980 yılında, Belgrat’da toplanan UNESCO Genel Kurulu, İstanbul ve Göreme’nin belirli bölümlerinin korunması için uluslar arası bir kampanyanın başlatılmasını kararlaştırmıştır. Kampanya, 1983 yılında, dönemin Genel Sekreteri Amadou M’Bow tarafından başlatılmıştır. Bu konuda, İstanbul’da ve Göreme’de sürdürülen çeşitli proje çalışmalarının yanı sıra, Göreme’de, kaya oluşumunun ve kiliselerde yer alan fresklerin korunması için uygulamalar da gerçekleştirilmiştir. Ancak, bu çalışmalar, uluslar arası bir kampanyanın gerektirdiği katkıdan yoksun kalmış, yeterli ve istenen düzeye ulaşamamıştır.