Sponsor Reklam-5
3 sonuçtan 1 ile 3 arası
  1. #1
    Status
    Offline
    ömerxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tecrübeli Defineci
    Üyelik tarihi
    29.05.2010
    Mesajlar
    608
    Tecrübe Puanı
    17
    OTOMATİK REKLAM

    Standart Trakya Define Yerleri

    Tekirdağ'da Yeni Bulunan Bir Paleolitik Çağ Buluntu Yeri:

    Yatak

    Eylül ayı başlarında Tekirdağ'ın yaklaşık 30 km batısında bulunan ve merkez ilçeye bağlı olan Karansıllı köyünde, köyün yaklaşık 350 m güneydoğusunda, köyden köy mezarlığına ve harman yerine giden yolun hemen kuzeydoğu kenarında, bir tarla sahibince toplanmış bir taş yığını içinde bazı Paleolitik Çağ bulgularına rastlamıştık. Ancak bazı olanaksızlıklar yüzünden bu taşların nereden toplandığını araştırmamış, yalnızca taş yığınını biraz karıştırarak bazı taş aletleri bulabilmiştik. Bulduğumuz taş aletlerin içinde bir el baltası, bir yontuk çakıl ve bir adet küçük çakmak taşı çekirdek (?) vardı. Yongaların olmayışı şüphesiz tarla sahibinin taşları toplama amacıyla ilgiliydi ve tarım etkinliklerini daha çok engellediği için yalnızca büyük boyutlu taşlar toplanmıştı.

    Eylül ayının ortalarında Karansıllı köyünü tekrar ziyaret ettiğimizde taş yığınının hangi tarladan toplandığını araştırdık ve taş yığınının 100 m kadar kuzeydoğusunda, bölgenin haritalarından gördüğümüz kadarıyla deniz düzeyinden yaklaşık 270 m yukarıda bulunan bir sırtın üzerinde taş yığınının toplandığı Paleolitik Çağ buluntu yerini bulduk. Yatağın keşfedilmesini sağlayan taş yığını Köylülerce “Yatak” olarak adlandırılan bölgede bulunan tarlanın içindeki Paleolitik Çağ buluntu yeri, yüzeydeki taş yoğunluğundan anlaşıldığı kadarıyla, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 75, güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda 60 m boyutlarındadır ve kuzeydoğusundan ve kuzeyinden yazları kuruyan küçük bir akarsu geçmektedir.

    Buluntuların yatay dağılımının önemli olduğunu düşündüğümüz ve buluntu yerinin yüzeyinden, sistemli bir yüzey toplaması yapılması gerektiğine inandığımız için, beyaz çakmak taşından yapılmış ve insan elinden çıktığı çok belirgin olan büyükçe bir yonganın dışında herhangi bir malzemeyi buluntu yeri yüzeyinden toplamadık. Bu yüzden gözlerimizi tekrar taş yığınına çevirdik ve taş yığınını karıştırmaya devam ettik. Bu sefer de çeşitli hammaddelerden yapılmış yontuk çakıllar ve birkaç tane de çakmak taşı olmayan çeşitli taşlardan yongalanmış parçalar ve yonga bulduk. 30 Eylül 2000 günü Tekirdağ'a tekrar gittiğimizde, yaklaşık 6.5 kg ağırlığındaki 16 adet taş buluntuyu 26 nolu Eser Emanet Fişi karşılığında Tekirdağ Müze Müdürlüğü’ne teslim ettik. Müzeye teslim ettiğimiz buluntuların en ilginci şüphesiz el baltasıydı. Bu el baltası kırmızı çakmak taşından yapılmıştır ve tam olarak simetrik değildir. Başka bir ilginç buluntu ise kuvarsitten yapılmış bir satırdır. Bu satırın yongalanmış yüzünde düz bir çizgi, arka yüzündeyse birbirine koşut iki tane düz çizgi ve bunların arasında yarım daire biçiminde bir başka çizgi bulunmaktadır. Tek bir yüzeyinden yongalanmış iki adet çaytaşı satırda da aynı renk çizgiler bulunmaktadır.

    Yine aynı renk çizgileri tek yüzeyinden ve/fakat sağından ve solundan yongalanmış bir başka satırın üzerinde de görebilmekteyiz. Biz bu çizgilerin taş aletlere insanlarca işlenmiş olabileceğini yetersiz bilgilerimizle kurgulamaya hazırlanırken, bunların yalnızca fosil izleri olduğunu ve bunlarda bir kültürel etkinlik izi aramanın yanlış olacağını bize gösteren Prof. Dr. Güven Arsebük’e ilgisinden dolayı teşekkür etmeyi üzerimize düşen zevkli bir görev olarak görüyoruz. Buluntu alanının yüzeyinden aldığımız bir adet beyaz çakmaktaşından yapılmış yonga ve taş yığınının içinde bulduğumuz yaklaşık beş santimetre çapındaki çekirdek (?), el baltasıyla birlikte, buluntu alanından ve taş yığınından toplayabildiğimiz çakmak taşı aletlerin tamamını oluşturmaktadırlar. Buluntu alanının yüzeyinde ve taş yığınının içinde görebildiğimiz başka bir çakmak taşı ürün yoktur. Diğer yongalardan biri kuvarsittendir, hepsinin yonga olduğu şüpheli olan diğer beş parça ise çay taşındandır. Tarla olarak kullanılan buluntu alanının pullukla sürülmesi sonucunda çok daha ilginç ürünlerin ortaya çıkması olasıdır.

    Yatağın en önemli özelliği Türkiye Trakyası'nın ilk ve şimdilik tek iki yüzeylisinin (el baltasının) bulunmuş olmasıdır. Bu buluntu müzeye teslim edilmiş ve onun da diğerleriyle birlikte müzeden atıldığı öğrenilmiştir.

    Neredeyse her köylünün “define avcılığı”na meraklı olduğu Karansıllı köyünde bulunan başka bir arkeolojik buluntu ise, klasik çağa tarihlenebilecek bir mezar taşıdır. Bu mezar taşı oldukça uzun süre önce, köy meydanının çevresinde bir evde oturan bir köylü tarafından evinin önüne getirilmiş ve zamanla toprağın içine, ancak bir köşesi açık kalacak bir şekilde gömülmüştür. Biz o mezar taşını biraz eşeledik ancak mezar taşının “sahibi” bizi fazla kurcalamamız konusunda uyarınca bırakmak zorunda kaldık.

    ALT PALEOLİTİK ÇAĞ’DA TRAKYA

    Alt Paleolitik Çağ, ilk insan aletlerinin ortaya çıkmasıyla başlar ve Moustier türü “çok biçimli” (polymorphus) işleyimlerin ortaya çıkmasıyla biter. Yani, jeolojik zaman olarak dördüncü zamanın ilk evresi Pleistosen’le başlar ve Alpler’deki Riss buzuluyla sona erer (Valoch 1968: 351). Pleistosen’in ne zaman başladığı bir tartışma konusu olsa da, başlangıcını iki milyon yıl önceleri olarak kabul etmek, çok da yanlış olmayabilir (Arsebük 1983: 1-2).

    Türkiye’de bilinen Paleolitik çağ yerleşmeleri çok daha büyük olabilecek bir rakamın sadece küçük bir bölümünü oluştursa da, Alt Paleolitik çağ gerek Trakya gerekse Anadolu’da iyi durumdadır (Arsebük 1998: 72). Anadolu, Yunanistan ve Balkan yarımadalarının ortasında bulunan Trakya, kültür tarihi açısından çok önemli bir bölge olmasına karşın, Trakya’da Paleolitik çağ buluntu yerleri araştırma azlığı nedeniyle pek bilinmemektedir (Özdoğan 1983: 21, 24). Hatta, yakın zamana kadar, Trakya’da Paleolitik çağda insanların yaşamadığı ya da yaşasalar bile bu bölgenin insan evriminde önemli bir rol oynamadığı sanılıyordu (Özdoğan 1983: 36).

    Trakya’da Paleolitik çağ buluntuları genel olarak İstanbul boğazı çevrelerinde yoğunlaşmaktadır ve Selimpaşa-Terkos hattının daha batısında, Kırklareli ve Edirne’de bulunan birkaç kuşkulu alet dışında Paleolitik çağın izine bugüne dek rastlanmamıştı (Özdoğan 1996: 340-341). Bir görüşe göre, Alt Paleolitik çağ boyunca dünya biri yontuk çakıllı diğeri de el baltalı olmak üzere iki ayrı işleyim bölgesine ayrılmıştır. Anadolu’da her ikisinin de bulunduğu bilinse de (Kansu 1964: 164), Marmara bölgesinde bu çağda nelerin olduğu tam olarak henüz yeterince bilinmemektedir. Anadolu ve Yakın Doğu’da Acheul türü iki yüzeyliler (el baltaları) yaygın olarak kullanılırken Yarımburgaz, Eskice Sırtı, Gümüşdere buluntu yerlerine (Özdoğan 1996: 341-342) ve Terkos ile Kilyos arasındaki kıyının yüksek taraçalarında ve yamaç akıntılarında ikincil durumda bulunan Alt Paleolitik çağ buluntularına göre, Trakya’da yontuk çakıllar ve kaba yongalar egemen işleyim durumundadır (Özdoğan 1985: 222). Trakya’da bugüne dek bulunmuş tek el baltası, el baltası oluşu çok şüpheli olmasına karşın (Harmankaya ve Tanındı 1997: “Kemerburgaz Yöresi”), İstanbul’un Kemerburgaz ilçesinde, Belgrat ormanı ve dolaylarındaki Davutpaşa deresi üst sekilerinde aşınmış ve çok taşınmış görünümü veren bir el baltasıdır (Kansu:1963: 660 ve Resim 10). 1980’de aynı derenin çevresinde bulunan ve Paleolitik oldukları düşünülen çakmaktaşı aletler bir işleyim geleneğine bağlanamamışlardır (Özdoğan 1983: 32). Buğdayların arasında bulunan bu yonga da müzeden atıldı.
    İstanbul boğazının doğu yakasında kuvarsitten Abbevile tarzında yapılmış el baltaları bulunurken (Jelinek 1980: 312 ve Levha 48, 2A) ve buzul dönemlerinde İstanbul ve Çanakkale boğazları kapanıp Marmara denizi bir tatlı (ya da daha az tuzlu) bir göl oluyorken İstanbul boğazının batı yakasında el baltaları bulunmamış olması çok ilginçtir. Buzularası dönemlerin başlarında su düzeyinin bugünkünden daha yüksek olması boğaz geçişini daha zorlaştırsa bile (Özdoğan 1983: 34-35), bugün artık Homo erectus’un deniz yolculuğu yapmak için sandal ve kayık türü araçlar yapmış olabileceğini biliyoruz (Özbek: 2000: 122). Trakya genel olarak iki yüzeyli yayılım alanı dışında gibi gözükse de ve Acheul türü iki yüzeyliler Balkanlar ve Ege’de çok ender olsa da, Alt Paleolitik çağda el baltası kültürleri Trakya’ya mutlaka göç etmiş olmalıdırlar (Özdoğan 1996: 342). Kuvarsitten yapılmış bu satırın üzerindeki çizgilerin insanlarca çizildiğini düşünmüştük. Ancak Güven Arsebük, bunların fosil izleri olduğunu açıklayınca, kendimize gelip, günümüzden yüz binlerce yıl önce oluşturulmuş bir kültür ürünüyle karşı karşıya olduğumuzu anladık.

    Bu kültürlerin bugüne dek bulunmamış olmasının nedeni, deniz düzeyi değişiklikleriyle birlikte akarsuların yataklarını kazmaları ya da doldurmaları (Özdoğan 1983: 35), irili ufaklı tektonik olaylar ve erozyonun (Arsebük 1995: 19) bu buluntu yerlerini tahrip etmelerinin yanında büyük çoğunlukla araştırma eksikliğidir. Bölge kalabalık bir ekip tarafından uzunca bir süre yürünerek taranmadıkça (Taşkıran ve Kartal 1999: 50) ve bu yüzey araştırmalarından edinilen bilgiler yeterli sayıdaki kazıyla sınanmadıkça Trakya’nın –ve bütün Türkiye’nin- Paleolitik kültürleri hakkında hep yalnızca “çok az şey” bilebileceğiz. Derin pulluklar ve traktörler tümülüsleri ve höyükleri bile eritirken (Özdoğan 1989: 577), define avcılığı, hızla büyüyen şehirler için inşaat ve barajlar yapılırken (Arsebük 1998: 71) ve sulama kanalları için çok büyük araziler düzlenirken Paleolitik çağın “az eksikli” bir haritasını çıkarmak için bile artık çok geç olabilir.

    YATAK’IN ÖNEMİ

    Yatak’ta bulunan ve şimdilik en önemli buluntu türü olduğunu düşündüğümüz yontuk çakıllar, Yarımburgaz’dan bilinen yontuk çakıllara benzetilebilir (Özdoğan 1990: Resim 7 a, c, d ve Arsebük et al. 1990: Resim 12). Yarımburgaz kültürü olasılıkla Homo erectus tarafından, Orta Pleistosen’in ortalarında, uzunca bir süre aynı kültür çerçevesinde kalınarak yaratılmıştır ve tekno-kültürel olarak Avrupa’daki çağdaşlarına benzemektedir. Hammadde olarak genellikle çakmak taşı, kuvars ve kuvarsit kullanılmıştır. Çekirdek aletler Yarımburgaz işleyiminin yaklaşık %11’ini oluşturmaktadır ve bu aletlerin yaklaşık %75’i kuvars tan yapılmıştır (Arsebük 1996: 33, 36-37, 39).

    Yarımburgaz’ın yontuk çakıl veren en eski tabakası 300.000 yıldan daha eskidir ve Yarımburgaz Yakın Doğu ve Avrupa’da bu döneme ait en iyi tabakalanmış ve nitelik ve nicelik açısından en zengin buluntu topluluğudur (Özdoğan 1996: 335). Her ne kadar elimizde jeolojik veriler ve arkeometrik tarihleme yöntemleriyle edinilmiş tarihler olmasa da, Yatağın olasılıkla en azından tipolojik açıdan Yarımburgaz kültürüyle çağdaş olduğunu düşünebiliriz (ancak yalnızca tipolojiden yola çıkarak tarihleme yapmanın sakıncaları asla göz ardı edilmemelidir). Pleistosen arkeolojisinde kesin sonuçlara varmak uzmanlar için bile uzun zaman alan disiplinler arası çalışmalar gerektirirken (Arsebük et al. 1992: 2, dipnot 4), bizim bu konuda, yalnızca çok sınırlı bilgimize dayanarak, bir şeyleri iddia etmemiz sadece kurgu olabilecektir.

    Ancak Yatak’ın Alt Paleolitik çağda Yarımburgaz ve Trakya'daki (henüz bulunmasa da mutlaka var olması gereken) diğer buluntu yerleriyle birlikte Avrupa'nın yerleşiminde görev almış olabileceğini söylemek kulağa hoş gelen bir kurgu olacaktır (Arsebük et al. 1990: 16 ve Çizim 12). Bu satır da müzeye teslim edilmişti. Ondan geriye yalnızca bu kötü fotoğraf kaldı ne yazık ki.

    Kırma, ezme, parçalama gibi güç isteyen işlerde kullanılmış olabilecek yontuk çakılların asıl öneminin Üzerlerinden çıkarılan kaba ve/fakat keskin kenarlı yongalar da aranması gerekse de (Arsebük et al. 1991: 22 dipnot 4), Yatak’tan topladığımız kültür ürünlerinin şimdilik en önemli bölümünü yontuk çakıllar ve bir el baltası oluşturmaktadır (topladığımız toplam 16 kültür ürününün biri el baltası, altısı yontuk çakıl ve dokuzu da çeşitli boylarda yongalanmış küçük taşlar ya da yongalardır). Yarımburgaz’da Acheul türü iki yüzeylilerin olmadığı (Arsebük 1999: 45) göz önüne alındığında, Yatak’ta bulunan el baltası, (eğer Kemerburgaz’daki şüpheli el baltasını saymazsak) Türkiye Trakyası’nda bulunan ve şimdilik bilinen ilk el baltası olmasının yanında, yontuk çakıl kültürleri ve el baltası kültürlerinin arasındaki iletişimin (ya da el baltasını doğuran kültürün(?)) anlaşılması açısından bir kat daha önem kazanmaktadır. Bir görüşe göre, yontuk çakıl-el baltası ayrımı, kullanım açısından aynı olan iki farklı ürünün belirli bir toplumsal seçime göre dağıldığının göstergesidir ve el baltaları toplumsal bir yapıyı ve gelişkin bir dilin varlığını kanıtlamaktadırlar. Çünkü el baltaları belirli bazı kurallara göre yapılmaktadırlar (Leakey ve Lewin 1998: 174-175). Ancak yontuk çakılların da önceden saptanan bazı kurallara bağlı kalınarak, neredeyse bir örnek denebilecek şekilde oluşturulduğu da gözlenmiştir. El baltaları ve yontuk çakılların olası kullanım şekilleri birbirinden çeşitli yönlerde ayrılmaktadır.

    Bu durumda yontuk çakıl-el baltası seçiminde neden ne olursa olsun, ikisinin de insanlığın kültüründe önemli bir yeri olduğu ve dönüşümlerinin –özellikle Trakya Paleolitik çağında- önemli tarihsel sorunları çözeceği yine de göz ardı edilemez. Yatak, bu dönüşümün ya da Anadolu’dan Trakya’ya yapılmış bir göçün (?) olası kanıtlarını barındırmaktadır ve bu yüzden, bir Paleolitik çağ buluntu yeri olmasının yanında ayrıca bir önem taşımaktadır. Bilinen buluntu yerlerinin sayısı ve araştırılan alanlar bu kadar azken, her yeni bulunan buluntu yerinin böyle kendine has ve daha önce rastlanmamış bir/birçok özelliği olabileceği unutulmamalıdır. Yatak’ın bir başka önemli özelliği de Terkos-Selimpaşa hattının batısında yer almasıdır ve bu da Paleolitik çağ araştırmalarının gitmesi gereken yolun hala ne kadar uzun olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir.
    KAYNAKÇA Arsebük, G.,
    1983, “Dip Pleistosen ve Kültür”, Anadolu Araştırmaları IX: 1-9.

    Konu Editör tarafından (24.03.2018 Saat 21:56 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Status
    Offline
    aga_0074 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Öğretici Defineci
    Üyelik tarihi
    20.04.2008
    Yer
    DİYARBAKIR_AMED
    Mesajlar
    4.895
    Tecrübe Puanı
    359
    OTOMATİK REKLAM

    Standart

    emegine saglik dostum...
    **İNANCA SAYGI DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK**

  3. #3
    Status
    Offline
    aga_0074 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Öğretici Defineci
    Üyelik tarihi
    20.04.2008
    Yer
    DİYARBAKIR_AMED
    Mesajlar
    4.895
    Tecrübe Puanı
    359
    OTOMATİK REKLAM

    Standart

    trakyada olmak vardı aslında yurdumun heryanı tarih her yanı güzellik..
    **İNANCA SAYGI DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK**

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. karabük define yerleri
    By ömerxx in forum DEFİNE CİHAZLARI VE BOŞLUK BULMA ÇUBUKLARI
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 25.01.2014, 10:57
  2. uydudan define yerleri
    By ömerxx in forum DEFİNE CİHAZLARI VE BOŞLUK BULMA ÇUBUKLARI
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.07.2013, 18:47
  3. karaman define yerleri
    By ömerxx in forum DEFİNE & ARKEOLOJİ HABERLERİ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.07.2012, 14:09
  4. Rumlara Ait Define Yerleri
    By ömerxx in forum DEFİNE NEDİR?
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 28.04.2012, 09:35
  5. Kars Tarihi ve Define Yerleri
    By ömerxx in forum DEFİNE NEDİR?
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.03.2012, 08:47

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Define İşaretleri