Ulucak Höyüğü (İzmir
Ulucak Höyüğü, İzmir-Ankara karayolu üzerinde, Konak İlçesi’nden 25 km doğuda, Ulucak sınırları içerisinde verimli alüvyal bir ovanın üzerinde yer alır. Höyüğün güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde ise Spil Dağı yer almakta ve söz konusu iki dağın arasından akan Nif Çayı’nın oluşturduğu alüvyal dolgu, höyüğün üzerinde bulunduğu ovayı oluşturmaktadır. Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyelerinden İ. Kayan’ın yürüttüğü jeomorfolojik araştırmalar sonucunda höyüğün erken kültür dolgularının Nif Çayı’nın getirdiği çakıllı-kumlu alüvyal dolgu üzerine kurulmuş ve yükselmiş olduğu anlaşılmıştır. Ulucak Höyüğü’nün konumu ile ilgili önem taşıyan özelliklerinden birisi, İzmir Körfezi ile iç bölgeler arasındaki ulaşımı sağlayan doğal geçitlerden birinin üzerinde (Belkahve Geçidi) bulunuyor olmasıdır.
Höyüğün arazi üzerinden bugün ölçülebilen boyutları yaklaşık 120 x 140 m’dir; ancak höyük çevresinde yapılan sondaj çalışmaları, yerleşmenin ova taban seviyesinin altında da devam ederek yaklaşık olarak 3 hektarlık bir alana yayıldığını göstermiştir. Höyükte bulunan 10 m kalınlığındaki kültür dolgusunun 5 m’lik kısmı bugünkü ova seviyesinin üstünde, geriye kalan yaklaşık 5 m’lik kültürel dolgu ise ovanın taban seviyesinin altında kalmaktadır.
Ulucak Höyüğü (İzmir
Ulucak Höyüğü ilk olarak David French tarafından 1960 yılında tespit edilmiş ve Recep Meriç tarafından yerleşimin yüzeyinden malzeme toplanmıştır. Höyükte kazılar 1995-2008 yıllarında İzmir Arkeoloji Müzesi ve Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Altan Çilingiroğlu’nun başkanlığında yürütülmüştür. 2009 yılından başlayarak höyükteki kazılara T.C. Kültür Bakanlığı’nın denetiminde Trakya Üniversitesi öğretim üyelerinden Özlem Çevik başkanlık etmektedir. Höyükteki kazılar Trakya ve Ege Üniversiteleri öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşmektedir.
Ulucak Höyüğü’nün bazı kesimleri kazılara başlamadan önceki yıllarda çeşitli yapı çalışmaları ile tahrip edilmiştir; doğu ve güneyde fabrika inşası, batıda ise yol yapımı nedeni ile bazı alanlar yok olmuştur. Ne var ki, artık höyük arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiş, etrafı çit ile çevrilmiş, kazı alanının üstü bir çatı ile örtülmüş ve höyük ile etrafındaki araziler kamulaştırılarak koruma altına alınmıştır.
Ulucak kazılarının ana amacı, Batı Anadolu ve Ege’nin erken çiftçi toplumlarını ve bölgenin neolitikleşme sürecini ortaya koymaktır. Diğer bir deyişle, İzmir çevresinin günümüzden önce 9.000-7.000 yıl önce nasıl bir kültürel yapılanmaya sahip olduğunu arkeolojik verilere dayanarak irdelemek ve tartışmaya açmaktır. Bu bağlamda bulgular yerleşmenin düzeni, Ulucak topluluğunun geçim ekonomisi, teknolojik düzeyi, sosyal örgütlenmesi ve dünya görüşü gibi çeşitli konularda bilgi üretmek için değerlendirilmektedir. Höyükteki diğer prehistorik dönemlerin varlığı da önem taşımaktadır ve bu dönemlerde Kemalpaşa Ovası’nda görülen kültürel değişimler ve çevre bölgelerle etkileşimler de araştırmamızın önemli bir ayağını oluşturmaktadır.
Ulucak Höyüğü (İzmir
Höyükte bugüne kadar gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, Geç Roma-Erken Bizans döneminden Erken Neolitik döneme kadar inen, altı farklı kültürel tabaka belirlenmiştir. I. ve II. tabakaların tarım faaliyetleri ve erozyon nedeniyle oldukça tahrip olduğu görülürken, IV. ve V. tabakaların çok iyi korunduğu belirtilmelidir. Höyüğün stratigrafisi aşağıda verilmektedir:
I a-c Geç Roma - Erken Bizans Dönemi
II a-b Erken Tunç Çağı
III Orta-Geç Kalkolitik Çağ
IVa-IVk Geç Neolitik-Erken Kalkolitik (yaklaşık olarak İÖ 6000-5700)
a-f Geç Neolitik (yaklaşık olarak İÖ 6500-6000)
VI a-b Erken Neolitik (yaklaşık olarak İÖ 7000-6500 arasına tarihlenen tabakalar)
Höyükte henüz ana toprağa ulaşılmamıştır. Bugüne kadar höyüğün çeşitli tabakalarından edinilen radyokarbon tarihlemeleri höyüğün bilinen en erken kültür tabakalarını uyarlanmış olarak MÖ 7040-6660 aralığına tarihlemektedir. 2008 ve 2009 yılları kazılarından elde edilen AMS tarihlemeleri höyüğün VI. tabakasının MÖ 7. binyılın ilk yarısında (günümüzden 9000-8500 yıl önce) yerleşilmiş olduğunu kanıtlar niteliktedir. Henüz höyükte ana toprağa inilmediğini hatırlatırsak, buradaki erken yerleşimin kazılarla ortaya çıkarılmasının tüm Ege ve Batı Anadolu kültür tarihi açısından ne kadar can alıcı bir öneme sahip olduğu ortaya çıkar.
I. TABAKA
Geç Roma-Erken Bizans dönemlerine tarihlendirilen ve höyükte yüzeyin hemen altından başlayarak bulunan kültür tabakalarıdır. Höyük üzerinde gerçekleştirilen kazılarda bu döneme ait anıtsal nitelikte yapılara ait olan taş temeller ve bunlarla ilişkili arkeolojik buluntular ele geçirilmiştir. Amfora parçaları, pithos parçaları, cam cürufları, cam parçaları, çeşitli metal eşyalar ile çeşitli bezemeli mimari parçalar bu tabakaya ait buluntulardandır.
II. TABAKA
Çanak çömlek ve mimari özellikleri ile Erken Tunç Çağı’na ait olduğu görülen bu tabaka mimari açıdan ne yazık ki iyi korunmamıştır. Hem yüzeye yakın olması hem de I. tabakanın yarattığı tahribat bu döneme ait yerleşimin planını anlamamızı ve gündelik hayata dair bulguları toplamamızı engeller niteliktedir. Yine de bu tabakanın 3 farklı yapı evresine sahip olduğu ilk döneme kazılarında anlaşılmıştır. Dörtgen planlı taş temelli konutların üst yapısına ait veriler elimizde yoktur. Çanak çömlekte kırmızı-kahve astarlı ve koyu kahve açkılı mal grupları çoğunluktadır. Bezemeli koyu renkli açkılı ağırşaklar dönemin tipik özelliklerindendir. Beslenmede koyun, keçi, sığır ve domuzun yanı sıra geyik avının da önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.
III. TABAKA
Kalkolitik Dönemin ilerlemiş aşamalarına ait bu yerleşme de II. tabakaya benzer olarak çok iyi korunmamıştır. Çeşitli mekanlara ait taş temeller ve bunlarla ilişkili çanak çömlek ve taş aletler dışında bu yerleşmenin niteliği çok iyi anlaşılamamıştır. Çanak çömleğin genelde koyu yüzlü, açkılı ve kaba olduğu görülür. Açkı bezemeli parçalar Ege’deki 5.bin yerleşmelerinde bulunan örneklerle çok benzeşmektedir.
IV. TABAKA
Mimari
IV. tabakanın farklı evrelerine ait olan 19 yapı, üçü avlu ve ikisi sokak olduğu düşünülen, beş açık alan ortaya çıkarılmıştır. Evler genellikle 6 metre uzunluğunda ve 3 ila 6 m genişliktedir. Bu kültür tabakasını mimari açıdan, tek sıra taş temel üzerine kerpiçten yapılmış dikdörtgen biçimli yapıların karakterize ettiği gözlenmiştir. Bazı evlerin kerpiç duvarlarının doğrudan toprak üzerine inşa edildiği de saptanmıştır. Evler genel olarak iki mekândan oluşmaktadır. Evlere sonradan eklenen mekânlar vardır. Tek başına duran evlerin yanısıra birbirine bitişik olarak yapılmış evler de izlenebilmektedir. Bitişik evlerin bazılarında ortak duvar sıkça uygulanmıştır. Evlerin ve avluların tabanları sıkıştırılmış kilden yapılmıştır. Duvarların üzerleri çoğu kez kil sıva ile kaplanmıştır. Çatılar büyük olasılıkla düzdür. Bazı mekanlarda çatıyı desteklediği düşünülen ahşap direkleri ve bunların yerleştirildiği yuvalar bulunmuştur. Yapılardan iki tanesinde kırmızı renkli duvar boyası görülmüştür.
Bazı evler genişliği 2,5 - 3,0 m’yi bulan bir sokağa paralel olarak inşa edilmiştir. Sokak ile evler arasında açık bir avlu vardır. Evler ve avlular birbirinden dal-örgü tekniğinde yapılmış çitler ile ayrılmıştır. Avluların ve evlerin içinde bir veya iki fırın vardır. Fırınlar genellikle dikdörtgen biçimli ve düz damlıdır. Fırınların yanlarında ocaklar, işlikler ve platformlar bulunmuştur. İşliklerin ekmek hazırlamak için kullanıldığı ve platformların da günlük işleri görmek için kullanıldığı sanılmaktadır.
Çanak Çömlek
Ulucak’ın IV.-V. tabakalarında bulunan çanak çömleğin morfolojik ve mal grubu özellikleri ile bu zaman dilimi arasında geçirdiği değişimler ve olası işlevleri üzerine bir doktora tezi Çiler Çilingiroğlu tarafından kaleme alınmıştır.
IV. tabaka çanak çömleğinin neredeyse tamamı “kırmızı astarlı ve açkılı mallar” olarak adlandırılan çanak çömlek tipinden oluşmaktadır. Söz konusu mal grubu genel olarak orta-iyi derecede fırınlanmış, özü koyu gri, kahverengi, turuncu; kum, mika, küçük taşçık ve/veya organik katkılı; kırmızı, turuncu ya da açık kahverengi astarlı ve parlak açkılıdır. Bu çanak çömleğin en önemli özelliklerinden birisi, oldukça nitelikli olması ve olasılıkla direk ateş üzerinde yemek pişirmekten çok yemek hazırlama, saklama ve sunma için kullanılmış olmasıdır. Amaçlanan yüzey renginin kırmızı olması ve kabın tüm yüzeyinin özenle açkılanması, çanak çömleğin sembolik bir anlamının da olabileceğini akla getirmektedir. Kaplarda bezek, çok sık rastlanmamakla birlikte, görülen bir başka özelliktir; en sık görülen tip baskı bezektir. Genelde açkılı ya da açkısız yüzeye hamur henüz ıslakken, bir alet, deniz kabuğu ya da tırnak ile uygulanan işlem sonucunda gözyaşı damlası veya yarım daire şeklinde bezekler ortaya çıkmıştır. Boya, kabartma ya da çizi bezek ender olarak karşımıza çıkar.
Çoklukla görülen kap formları arasında ‘S’ kıvrımlı, oval ya da yuvarlak dipli, derin kâseler ile kısa boyunlu çömlekler, boyunsuz çömlekler sayılabilir. İki adet büyük boyutlu saklama kabı da bu tabakada bulunmuştur. Dikine delikli tüp tutamaklar, tekli ya da çift düğme tutamaklar en çok rastlanan tutamak tipleridir. IV. tabakada bulunan ve özel denilebilecek bir form, insan biçimli kaplardır. 14 ve 8 nolu yapılarda bulunan insan biçimli kaplardan bir tanesi tüme yakındır.
Diğer Buluntular
Ulucak Höyüğü’nün IV. tabakasında Anadolu ve Ege Neolitiği için olmazsa olmaz denebilecek buluntulardan birçoğu görülmektedir. Bunlar arasında kadın figürinleri yoğunlukta olmak üzere, hayvan ve insan figürinleri, basma kalıpları (pintadera), “kulak tıkaçları”, sapan taneleri, ağırşaklar, kemik aletler, oluklu taşlar, çeşitli boyutlarda yassı baltalar ve “sunu masası” olarak bilinen çok ayaklı köşeli kaplara ait örnekler yer almaktadır.
Taş alet endüstrisinde hammadde olarak çakmaktaşı ve obsidyen kullanılmıştır. Kullanılan obsidyenin büyük bir bölümünün Ege Denizi’nde yer alan Melos Adası’ndaki obsidyen yataklarından getirildiği Ernst Pernicka’nın yaptığı Nötron Etkinleştirme Analizleri sayesinde anlaşılmıştır. Ulucak’ta yaşayan topluluk ile Melos’taki hammadde kaynaklarından obsidyeni toplayan ve belki de bir ön işlemden geçirerek elden ele aktarımla uzak mesafelere kadar ulaştırılmasını sağlayan topluluklar arasındaki bağlantıyı kanıtlaması açısından ilginçtir. Bu bize ayrıca Ulucak toplumunun Ege’nin her iki yakasında da işleyen değiş-tokuş ağının bir parçası olduğunu göstermesi açısından da önemlidir. Taş aletlerin ağırlıkla dilgiler, kazıyıcılar, dilgicikler, orak dilgileri ve kalemlerden oluştuğu görülmektedir. Neolitik dönem taş alet endüstrisi Boston Üniversitesi’nden Kevin Cooney tarafından bir doktora tezi kapsamında incelenmektedir.
V. TABAKA
Mimari
V. tabaka mimarisi dörtgen planlı dal-örgü konutlardan oluşmaktadır. V. tabakanın ilk evresine ait yapılar, birbirleriyle birleşen duvarlar tarafından tanımlanan mekânlardan oluşmaktadır. Yapılar kalın ahşap direklerin üzerlerinin çamur sıvanarak oluşturulan duvarlarla inşa edilmiştir. Ortalama kalınlığı 15-20 cm olan duvarlar taş temelsiz olarak yapılmıştır. Bazı duvarların iç yüzeyinin sıvanmış olduğu gözlenmiştir. Mekânlar içinde ocaklar, fırınlar, kerpiç kutular ve depolama kapları bulunmaktadır. Tüm mekânların tabanları ve taban üzerindeki in situ durumdaki buluntuları çok iyi korunmuştur. 23 nolu mekânın güneybatı köşesinde ve taban üzerinde 214 adet sapan tanesi, ağırşaklar, taş aletler, obsidyen bir dilgi ve yarım, pişmemiş kilden bir adet kap mekânlar içerisindeki buluntuların niteliğine örnektir.
Vb yapı evresinde ise dörtgen planlı dal-örgü evlerin olduğu, ancak bunların birbirine bitişik olmadığı gözlemlenir. Bu tabaka evlerinde de kilden depolama unsurları ve kil platformlar ile çeşitli boylarda çanak çömlekler karşımıza çıkar.
Çanak Çömlek
Bu tabaka mallarını yüzey renklerine göre 3 grupta incelemek olasıdır. Bunlar kahverengi, kırmızı ve krem astarlı mallardır. Bu mal grupları arasında pişme veya hamurdan kaynaklanan belirgin bir farklılık gözlenmemektedir. En çok görülen katkı maddeleri küçük taşçık ve kumdur. Kapların tümü açkılıdır. Bezeme sıklıkla rastlanan bir unsur değildir. Az sayıdaki parça üzerinde baskı ya da boya bezemeye rastlanmıştır. Va tabakası ile birlikte baskı bezekli çanak çömleğin ortadan kalktığı görülür. Tipik formlar arasında ‘S’ kıvrımlı kâseler, derin kâseler, daralan ağızlı kâseler, ağız kenarı düzleştirilmiş kâseler ve çömlekler öne çıkmaktadır. Krem astarlı ve açkılı mal, bu tabakanın kendine özgü unsurlarından biridir. Tabakanın en erken evrelerinde kahverenkli açkılı çanak çömleklerin yoğunlaştığı, kırmızı astarlı malların sayısının azaldığı ve az sayıda mika yüzeyli malın ortaya çıktığı görülür.
Diğer Buluntular
Bu tabakanın en öne çıkan buluntu topluluğu kil sapan taneleridir. Sapan taneleri çift konik veya söbemsi şekildedir. En az okucu kadar etkili bir silah olan sapan tanelerinin yoğun miktarda depolanmış olması, o dönemde bölgede topluluklar arası gerilimin varlığına ve savunma gereksinimine işaret ediyor olabilir. Bunun yanında sapan tanelerinin yalnızca çatışmalarda değil avda ya da çobanlarca da savunma amaçlı kullanıldığı bilinmektedir.
Bu tabakaya özgü buluntulardan bir diğeri de kemik spatulalardır. 22 nolu mekânın güneydoğusunda iki adet kemik spatula yan yana bulunmuştur. Ayrıca Vb tabakasında yapılan kazılarda sırasında iki adet basma kalıbı bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi yuvarlak, diğeri ise daha büyükçe, dörtgen şekilli ve üzerinde labirenti andıran bir kazıma şekil taşımaktadır. Yassı baltalar, kemik bızlar, kemik iğneler, çeşitli kil objeler, ağırşaklar ve öğütme taşları bu evrenin tipik buluntu grubunu oluşturur.
VI. tabaka
VI. tabaka olarak adlandırılan kültür tabakalarını diğer tabakalardan ayıran özellik kırmızı boyalı kireç tabanlardır. Bu tarzda yapılan tabanlara VI. tabakanın her iki yapı evresinde de rastlanmıştır. Düzgün döşeli çakıl taşları üzerine 1 cm kalınlığında kireç dökülmesi ve bu kirecin yüzeyinin düzeltilerek üzerine kırmızı renkte boya sürülmesi tekniğiyle yapılan bu tarzda tabanlara arkeoloji literatüründe Terrazzo adı da verilmektedir. Genellikle Levant ve Doğu Anadolu’nun Çanak Çömleksiz Neolitik yerleşmelerinde görülen boyalı kireç tabanlara, Batı Anadolu’da Bademağacı ve Hacılar yerleşmelerinde de rastlanmıştır. Yoğun örgütlü bir işgücü, hammadde ve teknolojik bilgi birikimi gerektiren bu işlemin Ulucak’a gelen öncü çiftçiler tarafından biliniyor olması bölgenin neolitikleşme sürecini anlama açısından önem taşımaktadır. Bu tabakadaki çalışmalar önümüzdeki yıllarda devam edecektir.
BESLENME
Beslenme ekonomisi ile ilgili araştırmalar halen devam etmektedir. Arkeozoolojik çalışmalar Canan Çakırlar, arkeobotanik çalışmalar ise Aylan Erkal tarafından gerçeleştirilmektedir. Arkeozoolojik ve arkeobotanik analizlerden edinilen bilgiler ışığında Ulucak’ta Neolitik dönemde yaşamış olan topluluğun tarımsal ve hayvansal üretimcilikle, beslenmesinin neredeyse tamamına yakınını sağladığı söylenebilir. Bitkisel kalıntılar arasında tek sıralı buğday (Triticum monococcum) ile altı sıralı arpa (Hordeum vulgare) öne çıkmaktadır. Hayvansal kalıntılar ise yerleşmede %75’i geçen bir oranda koyun-keçi olmak üzere, sığır ve domuz besiciliğinin yapıldığını göstermiştir. Oran olarak az da olsa avcılık beslenmede yer tutmaktadır. Kızıl geyik (Cervus elaphus) ve yaban domuzu (Sus scrofa) en çok avlanan hayvanlar arasında yer alır. Avcılığın özellikle Erken Tunç Çağı’nda beslenmede ön plana geçmeye başladığı görülür. Neolitik tabakalarda, balık ve deniz kabukluları tüketiminin minimumda kaldığı söylenebilir. Yerleşmenin denize olan uzaklığı, denizsel ürünlerin tüketimini belli bir oranın altında tutmuş ve ana besin kaynağı durumuna hiçbir koşulda gelmemiş olsa da, 14 farklı deniz kabuklusu türünün yerleşmeye getirilmiş olması, Ulucak topluluğunun kıyısal ekolojiyi yine de iyi tanıdığını ve değerlendirdiğini göstermektedir.