Degerli arkadaslar burada vermis oldugumuz yazilarda önceki yillara ait pomem sinavinda cikan mulakat sorulari ve cevaplari bulunmaktadir..umarim bir nebzede olsa bu yolda sizlere yardimci olabilmisizdir..hazirlanan herkese basarilar dileriz....


1. GİRİŞ

Günümüz bir iletişim çağına tanıklık etmektedir. Bu çağda uzaklar yakın olmuş, bilgi ve teknoloji tüm dünyayı kuşatmıştır. Bu gelişmeler insanların yaşam kalitesini de yükseltmiş, insan gereksinimlerinin artmasına ve çeşitlenmesine neden olmuştur.

Hem kamu kurumları hem de özel kesim bu gereksinimleri karşılayabilmek için çeşitli kamu hizmetlerini yerine getirmek için, çoğu zaman aynı kulvarda koşmuşlardır. İşte buna örnek olarak, kamuya güvenlik hizmeti sunan polis ile halkın bilgilenme (haber alma) özgürlüğünü sağlayan medya elemanları verilebilir.

2. POLİSİN TANIMI, YETİŞTİRİLMESİ, GÖREVLERİ VE ÇALIŞMA KOŞULLARI

Bu bölümde polisin tanımı, yetiştirilmesi, görevleri ve çalışma koşulları verilmiştir.

2.1. Polisin Tanımı

Polis (Police, Polizei); kent düzenini ve kentin huzur ve güvenliğini sağlayan bir örgüt ve bu örgütteki kamu görevlilerini ifade eder (Özcan, 1993, 627).

Polis; kamusal ve bireysel güvenliği, kamu düzenini ve konut (mesken) masuniyetini (can ve mal güvenliği ile konut dokunulmazlığı) korur. Halkın ırz (namus, iffet) korurken bir yandan da halkın dinlenmesini (huzurunu) sağlar. Yardım isteyenlerle, yardıma muhtaç olan çocuk, sakat ve çaresizlere yardım eder. Yasa, tüzük ve yönetmeliklerin kendisine verdiği görevleri yapar (PVSK, 2001, 1).

4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile Polis Akademisi Başkanlığı, Üniversite konumuna getirilmiş, bünyesinde iki yıllık Polis Meslek Yüksek Okulları, Güvenlik Bilimleri Fakültesi ve Lisansüstü eğitim veren Güvenlik Bilimleri Enstitüsü kurulmuştur.

Polis Meslek Yüksek Okullarına ÖSYM sınavında başarılı olanlar arasından; yapılan özel yetenek sınavıyla başarılı olanlar seçilmektedir.

2.3. Polisin Görev ve Yetkileri

Polisin görev ve yetkileri 2559 sayılı Polis ve Selahiyet Kanunu'nda sayılmıştır.

2.3.1. Polisin Görevleri

Polisin güvenlikle ilgili görevleri şunlardır:

• Polisin Yardım Görevleri

• Huzur ve Düzen Sağlama Görevleri

• Önleme ve Koruma Görevleri

• Suç Araştırması Görevleri

• Polisin Diğer Görevleri

2.3. 2. Polisin Yetkileri

Polisin yetkileri şunlardır:

• Parmak İzi ve Fotoğraf Alma

• Film ve Senaryoları Denetleme

• Kapatma

• Arama, El Koyma ve Yakalama

• Silah Kullanma

• Gözaltına Alma

3.1. Medyanın Tanımı

Medya tanım olarak yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak addır (Püsküllüoğlu, 1994, 723).

Medya tanım olarak kısaca; televizyon, radyo ve gazetelerden oluşan kitle iletişim araçlarıdır (Oxford Advanced Learned Dictionary, 1994, 773)

Medya; ingilizcede mass media olarak tanımlanan kitle iletişiminde halka bilgi dağıtmak için çeşitli araçlardır (Redhouse Dictionary, 1992, 358).

3.2. Medyanın Önemi

6. SONUÇ

Halkın güvenliğini sağlayan polis örgütü ile halkın ülkedeki olaylardan haber almasını sağlayan medya kuruluşları sonuç olarak birlikte kamu hizmeti sunmaktadırlar.Bu nedenle polis örgütü ile medya arasında işbirliği ve yardımlaşma bir zorunluluktur.Medya polis örgütünü ve gerekliliğini halka tanıtmalı,olayları nesnel olarak ele almalı ve polisteki olumlu gelişmeleri de halka anlatmalıdır.

Polis örgütü medya elemanlarına yardımcı olmalı, olaylarla ilgili olarak bilgilendirmeli ve medya elemanlarını polis karşıtı olarak algılamamalıdır.

Polis medya iletişimi önerdiğim biçimde kurulduğu zaman yurttaşlara güvenlik ve bilgilendirme işleri daha etkili, nitelikli ve verimli olarak sunulacaktır.

Bunun gerçekleşmesi de polisin meslek öncesi eğitiminin fakülte düzeyine yükseltilmesi, görevdeki polislere hizmetiçi eğitiminin de öğretim üyelerince verilmesi gerekmektedir.

Bu eğitimlerinin önerdiğim biçimde gerçekleşmesi sonucunda polis:

• Güvenlik hizmetini daha iyi (nitelikli) sunacak.

• İnsan haklarına daha saygılı olacak.

• Yurttaşlarla daha iyi iletişim kurabilecek.

• Cumhuriyetin niteliklerine ve demokrasiye inanan birer "kamu güvencesi" olacak.

• Halkın polise korkuyla bakması, polisin halka kuşkuyla bakması anlayışı değişecek.

• "Eğitim ve Çevre" bilinçli polisler nicelik olarak artarak kentsel yaşam kalitesini yükseltecek.

• Polis medya iletişimi en iyi biçimde gerçekleşecektir.

27-) Polis- Halk ilişkileri denince aklınıza neler geliyor?

Polis, suç ve kanunlara riayetin sağlanması, çok içli-dışlı kavramlar olarak görülür. Diğer taraftan halk, polisin görevini tamamlamasında suçla mücadele stratejilerinin merkezinde görülür. Bu sebeple, polis-halk ilişkilerinin bozulması veya geliştirilmesi konusu, suçla mücadelede temel bir konudur ve polis ve halk arasındaki ilişkilerle ilgili bu konu, suçla savaşta, geçtiğimiz on yıllarda, hatırı sayılır bir dikkati cezbetmiştir.

Bu çalışmanın temel amacı, polisin ve halkın birbirlerine yaklaşımlarını tartışmak ve bu yaklaşımlar ile başarılı polis halk ilişkileri arasında bir ilişkinin veya etkinin olup olmadığını tespit etmektir. Bu konuda temel faktörler nelerdir ve bunlar polis halk ilişkilerini nasıl etkilemektedir? Polisin ve halkın algılamalarını şekillendiren sebepler nelerdir? Ayrıca, insanların bizzat ihkak-ı hakka başvurmaları (hukuku kendi ellerine alıp uygulamaları) da ‘neden bazı insanlar polise başvurmayı tercih ederken diğer bazıları kendi başlarının çaresine bakarlar’ bağlamında kısaca incelenecektir. Son olarak, bu çalışma, Türkiye’de bu sahada eksikliği hissedilen çalışmalara ve alanlara bir örnek olması ve karşılaştırma imkanı açısından, İngiliz kaynaklı, bilgi ve araştırmalardan yola çıkılarak yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler :Polis, Halk, Tutum, Polis Halk İlişkileri, İhkak-ı Hak.

28-) Toplam kalite konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Müşteri isteklerinin sürekli gerçekleştirilmesini hedefleyen, "Müşteriyi memnun et ki, kurum yaşasın" temeli üzerine kurulu olan Toplam Kalite Yönetimi; müşteri odaklılık, liderlik, çalışanların katılımı, proses yaklaşımı, yönetimde sistem yaklaşımı, sürekli iyileştirme, verilere dayalı karar verme yaklaşımı ve tedarikçilerle karşılıklı faydaya dayanan ilişkiler olmak üzere 8 temel prensibin bütünleşmesiyle oluşmuştur.

Diğer prensipleri bir kenara bırakarak ''liderliğin'' Toplam Kalite’deki yeri ve etkisi üzerinde duracağız.

Genel anlamda liderlik; danışmanlık, güven, sevgi, tutarlılık, devamlılık, sabır, etkileyebilme, sürükleyebilme, karar verme, risk, karizma, kültür, mantık, vizyon ve yüksek özgüven isteyen bir durumdur. Toplam Kalite Yönetimi’nin uygulanmasında bu yetkinlikleri en üst seviyede taşıyan etkin bir liderin olması son derece önemlidir.

Kalite Yönetimi’nde liderlik görev ve sorumluluklarını şu şekilde özetleyebiliriz:

• Takım çalışmasına inanmalı ve bu yöndeki çalışmalar desteklenmelidir.

• Çalışanlar arasında saygı ve güven ortamı tesis edilmelidir.

• Önemli kararlar alınmadan önce çalışanlara danışılmalıdır.

Lider, ''sinerjik yönetim anlayışını'' organizasyonda etkin kılmalıdır. Sinerjizm, dar anlamda tüm çalışanların yönetime katılımı, geniş anlamda ise organizasyonda insan, sistem, donanım vb. gibi unsurların bir arada bulunması anlamına gelmektedir. Yapılan işte, alınan kararlarda kendisinden de bir şeylerin olduğunu gören çalışanlar hem moral olarak hem de enerji olarak kendisini daha iyi hissedecek ve bu durum da organizasyonu diri tutmaya yardımcı olacak, hantallıktan kurtaracaktır.

• Organizasyonda müşteri üzerinde odaklanmış ve ona kaliteli hizmet sunmayı amaçlayan bir misyon üstlenilmelidir.

• Problem çözme konusunda kararlı olunmalıdır.

1. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ

Toplam kalite yönetimi bir işletmede verimliliğin maksimum düzeye çıkarmak, sıfır hataya yaklaşmak ve % 100 müşteri tatminini sağlamak için benimsenmesi gereken ve şirket içi tam katılım sağlandığı bir yönetim anlayışıdır. Toplam Kalite Yönetimini başarmanın en önemli adımı Toplam Kalite Yönetiminin bir araçlar topluluğu değil, bir yönetim anlayışı olduğunu kavramaktır. Çoğu şirketin bu konuda başarısız olması bu iki yaklaşım arasında bocalaması sebebiyledir. Toplam Kalite Anlayışının en temel özelliği insana bakış açısıdır. Yüzyılların Kapitalist ve Marksist anlayışları değişmeye başlamış Materyalist temelli beyinler "insana değer veren" yaklaşıma muhtaç olur hale gelmişlerdir. Bu yaklaşım bizim kültürümüzde asırlardır zaten mevcut idi. İnsan, insan ve insan...Onlar olmadan hiçbir yönetim anlayışı ve ideoloji varlığının uzun süre sürdüremez.(Kalder Önce Kalite Dergisi,Temmuz 2000,ss.2-9)

Geleceğin başarılı şirketleri kuruluşların insana (tüketici,müşteri,çalışan,hissedar, tedarikçi,toplum) hizmet için var olduğunu unutmayarak insan beklentilerini dengeleyerek karşılayan kuruluşlar olacaklardır. 2. SÜREKLİ İYİLEŞTİRME

Japon veya Uzakdoğu felsefesine göre hiçbir şey mükemmel değildir,her şeyi daha ileriye götürmek mümkündür. Bu anlayış her şeyi daha ileriye götürecek bir taraf aranmasını gerektirir. Bu da iki önemli ilkeyi gerekli kılar:İsrafı azaltmak ve sorunları gizlemek yerine ortaya çıkarmak.(Yamak,1998,s.148.) İsraf veya muda; Japon tarzı üretim anlayışında hiç arzu edilmeyen bir şeydir.Bir işi yaparken gereksiz yere kullanılan herhangi bir kaynak (makine,malzeme,insan gücü,enerji,vb.)israftır. İsraf çok geniş kapsamlı bir kavramdır.Kapsamına,örneğin düzenli yerleştirilmemiş alet takımları arasından istenileni aramak ve bulmak için geçen zaman da girer.Atıl duran veya boş bekleyen makine veya işçi israftır.İsrafı azaltan her önlem projesi iyileştirmede ileriye doğru atılmış bir adım sayılır. Sorunların üzerine gitmek; sorunların gizlenmesi yerine ortaya çıkartılması Japon tarzı üretim ve yönetim anlayışında önemli bir hedeftir.Her ortaya çıkan sorun,iyileştirme yapılacak bir alanı veya konuyu gösterir.Bu bakımdan,toplam kalite yönetimine geçmiş bir işyerinde,her zaman için bir sorun avı vardır. Sorunları çözmek için geliştirilen teknikler KAIZEN felsefesinde önemli bir yer tutar.

3. KAIZEN

Kaizen;sürece yönelik,küçük adımlı,insana dayanan,bilgiyi paylaşan sürekli iyiyi arama çabasıdır.Kaizen'in baş sloganı şudur:"En iyi iyinin düşmanıdır." Sorunları saklamamak,örtmemek Kaizen uygulamalarının ön koşuludur.Sorun çözme aşamasında,farklı uzmanlık alanlarından oluşturulan Kaizen ekipleri görevlendirilir. Sorunlara kısa sürede çözüm bulmaktan çok,sorunu kökünden halledecek çözümü bulmak yeğlenir.Amaç;geçici,palyatif önlemlerle o günü kurtarmak değil,kalıcı çözümlerle yarını kurtarmaktır.Aksi halde,sorun kısa bir süre sonra tekrar kendini gösterir.(Oyak-Renault,Seminer Notları,s.12) Batı toplumları dikkatlerini hep buluşlara,büyük atılımlara ve sonuçlara yöneltmiş iken,Japonya ilgisini daha çok küçük adımlar yoluyla ilerlemeye ve süreçlere yönelterek daha olumlu sonuçlar almıştır.(İmai,1997,s.3) Her ne kadar,hemen hiçbir önemli teknoloji (bilgisayar,elektronik,atom ,genetik, vb.)

SONUÇ

Rekabetin arttığı, tüketicilerin kaliteli ve ucuz olan malı talep eder hale geldiği günümüzde , Toplam Kalite Yönetimi , şirketler için can simidi haline gelmiştir. Öyle ki bunu uygulayan işletmeler, diğerlerine karşı avantaj sağlamakta ve bu acımasız rekabette onları geride bırakmaktadırlar. Endüstrileşmenin başladığı devirlerde miktar olarak fazla miktarda üretmek yeterli idi. Yani üretebildiğiniz kadar fazla üretmek başarı için yeterli olabiliyordu. Monopol bir piyasada rakip olmadığı veya çok az olduğu için fiyatlar ve imal edilecek miktar firma tarafından tespit edilebiliyordu. Fakat zamanla rakiplerin çoğalması ve özellikle 2.Dünya Savaşından sonra dünya çapında üretim fazlalığının oluşması sıkı bir rekabetin de habercisi olmuştur. Tüketicilerin kaliteli mala olan taleplerinin artması ve rakiplerin de çoğalması işletmeleri yeni yöntemler bulmaya zorlamıştır. İmalat esnasında ve sonrasında oluşan hatalar, maliyetleri oldukça arttırmaktadır. Mamullerin imal edildikten sonra muayenesinin yerini proseste muayene fikri almıştır. Böylece hatalarda hemen tespit edilip düzeltilebilmektedir. Bunun için de uygun yerlere istatistiksel sinyaller konulmuştur. Fakat aksaklıkları bulmakla iş bitmiş değildir. Çünkü onun yerine getirilecek olanı eskisinden daha iyi sonuç vermelidir. İşte burada Toplam Kalitenin temelini oluşturan, proseste çalışanların fikirlerini alma ihtiyacı doğmuştur. Taylor' un işçiyi sadece üst yönetimin verdiği emirleri uygulayan kişi olarak gören anlayışı TKY 'de tamamen değişmiştir. Burada işçiye verilen emirleri yapan bir makine değil de insan gözüyle bakılması TKY' nin en büyük avantajıdır. Ünlü Japon sanayici Konosuke

Matsushita 'nın 1988' de ABD' li yöneticilere yönelik söylediği şu sözü oldukça anlamlıdır: "Biz kazandık, siz kaybettiniz; biz kazanacağız ve sizde kaybedeceksiniz. Hiçbir şey yapamazsınız. Çünkü başarısızlığınız bir iç hastalıktır. Firmalarınız Taylor'un ilkelerine dayandırılmıştır. Daha beteri kafalarınızda Taylorlaştırılmıştır. Katı bir biçimde inanmaktasınız ki iyi yönetim, yöneticilerin bir tarafta, çalışanların diğer bir tarafta; bir başka anlatımla iyi yönetim; bir tarafta düşünen adamlar, diğer tarafta da yalnızca iş görebilen adamlar anlamına gelmektedir. Sizler için yöneticilik, yönetimin fikirlerini yumuşak bir biçimde çalışanların ellerine ulaştırmak sanatıdır." İşçinin yönetime yardımcı olması sağlanmalıdır. Bunun için de onun görüşlerini anlatmasına imkan tanınmalıdır. Böylece aksaklıkları gören kişi derhal durumu üstlerine bildirecektir. Ayrıca onun işyerine kendisini yabancı hissetmesini önlemeli, firmayı sahiplenmesine olanak verilmelidir. Çalıştığı işletmede kendisinin de hakkı olduğuna inanan insan aksaklıkları gördüğü zaman hemen düzeltecek ve işini daha iyi yapacaktır. İşte Toplam Kalite de amaç budur.

29-) Stres nedir? Stresle mücadele yöntemleri nelerdir?

30-) AB uyum yasaları denince ne anlıyorsunuz?

31-) Hangi iletişim yöntemlerinde daha başarılı olduğunuzu düşünüyorsunuz?

32-)Sizce polis olmanın en zor yanları nelerdir?

33-)Başarıyı nasıl tanımlar ya da değerlendirirsiniz?

Başarı üniversiteye gidip, zengin olmak değil; iyi insan olabilmektir

Takdir-teşekkür almak, üniversiteyi kazanmak, zengin olmak, iyi bir iş sahibi olmak bir başarıdır. Ama gerçek başarının kendisi değildir. Asıl başarı kendisini tanıyan, kendisi ve çevresi ile barışık, iyi bir anne, iyi bir baba olabilmektir.

Başarı nedir?

İyi bir üniversiteyi kazanmak mı?

Yoksa zengin olmak mı?

Veya bir öğrenci için her dönem takdir belgesi almak mı?

Ya da iyi bir meslek sahibi olmak mı?

Kimi insanlar için bunlar başarı göstergesi olarak kabul edilebilir... Ama asıl önemli olan öğrencilerin (çocuklarımızın) şu ya da bu meslekte olması değil, “hayatta başarılı olmak” amacına yönelik, geniş bir kültür yelpazesine sahip olacak şekilde yetiştirilmelerini sağlamaktır. Çocuklarımızın; sağlıklı düşünüp, isabetli kararlar verme hasletlerini geliştirmeyi ön plana alan bir eğitim stratejisi uygulamaya çalışmalıyız. İleriki hayatta hangi işe el atarlarsa muhakkak başarılı olmalarını hedefleyip ve bu hedefler doğrultusunda yönlendirmeliyiz.

Bilindiği üzere her güzel sonuç için, önce biraz sıkıntı ve zahmet çekmek, çalışıp çabalamak gerekir. Ve bizim (öğretmenler ve ebeveyn) meşgalemiz olan eğitim özellikle zahmetli, zaman isteyen bir uğraştır. Neticesini almak için son derece sabırlı olmak gerekir.

34-)Takım ruhundan ne anlıyorsunuz?

Takım ruhu, takımı oluşturan tüm bireylerin takımın amacı yönünde bütünleşmeleri ve birlikte hareket etmeleri sonucunda takımda ben imajı yerine biz imajının oluşması olarak yorumlanabilir.

Takım ruhu her şeyden önce bir his'tir. Bu his takıma ait olmayı ve takımı benimsemeyi gerektirir. Dolayısıyla takım ruhu anlayışına ulaşmış bireyler; sevgi, saygı, anlayış, yardımlaşma ve aitlik gibi duygularla takım ruhunu güçlendirmelidir. Kişilerin başarısı takım ruhunda kendini bulmalı, her başarılı olan kişi takımda bulunan diğer kişiler tarafından takdir edilmeli ve onun başarısıyla gurur duyulmalıdır. Takımda bulunan herkes birbirini tamamlamalı ve bir bütünlük oluşturmalıdır.

Üyelerin birbirini tamamladığı ve bir bütünlük oluşturduğu takımda sağlıklı bir etkileşim ve iletişim her zaman mevcut olacağından alt gruplaşmalar da oluşmayacak ve sağlıklı bir etkileşim ve iletişim, takım birlikteliğini de beraberinde getirecektir.

Böyle bir takımda; yöneticiler, profesyoneller, liderler ve takımı oluşturan diğer kişiler birlikte çalışmalıdır. Birlikte çalışma ve bütünlüğün oluşması başarıya yol açacağından, başarının altında yatan sır takım çalışması ruhunun oluşmasına bağlanabilir.

Takım çalışmasında her şey liderden beklenmemeli, takımda yer alan herkes kendi üzerine düşen ve kendisine verilen sorumluluğu veya görevi itina ile yerine getirmelidir. Birtakım kaçamaklar yapmamalı ve başkalarının üzerinden kazanmayı düşünmemelidir. Profesyonelliğinin yanı sıra vicdanının da sesini dinlemeli, böylece sorumluluk duygusu ile ruhsal dengesini birleştirmelidir.

Takım içerisinde sorumluluk ve görev bilinci ile tüm uğraşıların aslında yapılan işle sonuca ulaştığını söylemek mümkündür. Burada asıl amaç ürünü alan yani hizmet götürülen kişiler olduğundan bir noktada iş, iş olduğu için yapılmalı ve takımda görev alan kişiler de bunun bir karşılığı olduğu için işini yapmalıdır. Böyle bir davranışın profesyonelliğin bir gereği olduğu vurgulanabilir.

Takım içerisinde diğer takım üyeleriyle uğraşan kişi hiçbir yere varamayacağı gibi kendi fenomenlerinden de kurtulamayabilir. Çünkü profesyonelliğini ve işini bırakıp başkaları ile uğraşmaya başlamıştır. Bu da başarısızlığına temel oluşturabilir.

Takım ruhu bireysel verilen kararlara karşı olası riskleri de en aza indirecektir. Çünkü sonuçta ortaya çıkacak olası riskler ta baştan paylaşılmış olacak ve yük takıma paylaştırıldığından hafifleyecektir. Bu nedenle başarı için cesaret ve risk alma artacak ve bu ruhla harekete geçen takım yüksek yüzdelerle başarıyı yakalayacaktır.

Takım ruhunun korunması ve geliştirilmesi daima tazelenmeye baktığından, tazelenme ise sürekli istikrarlı bir şekilde çalışma ve monotonluktan kurtulma ile mümkün olabilir. Yani değişiklikler de daima takip edilmeli ve takım için gerekli olan değişikliklere ve değişimlere daima açık olunmalıdır. Zaman zaman değişik taktikler ve yöntemler uygulanarak takımın performansı artırılmalı, amaçtan uzaklaşılmaması kaydıyla zihinsel, fiziksel, sosyal ve ruhsal aktivitelere başvurulmalıdır. Planlı ve programlı çalışma ve disiplini koruma, körü körüne yıldırıcı çalışmalardan tartışmasız iyidir. Böyle bir çalışma düzeni aynı zamanda dolu dolu yaşamayı beraberinde getirecektir.

Takım ruhunun ilk hedefi amaca ulaşmak olduğuna göre ikinci hedefi de takımı oluşturan bireylerin yaşam doyumunu zenginleştirmek olmalıdır. Yani takımda tükenmişlik yaşayan birey, amacı unutup kendi derdine düşebileceğinden, bütünlüğü de bozabilir. Dolayısıyla kendi kendine hayrı olamayan bir kişinin başkalarına da hiç hayrı olamayabilir. Bu nedenle ilk hedefe ulaşmanın yolunun ikinci hedefin zinde tutulmasından geçtiğini söylemek mümkündür.

Bir meyve olan nar bir takıma ve bu takımı oluşturan takım ruhuna örnek verilebilir. Dışardan bakıldığında nar bir bütündür. Bir sistem oluşturmuştur. Ama içerisinde kendine özgü bölümler bu sistemi çok sistemli bir şekilde tamamlar. Nar içerisinde, tek tek yerini alan nar taneleri ahenk içinde bütünlüğü korur ve takımda yerini alır.

Tüm bu bileşkeleri toplamış, konuları çözümlemiş bir takım, takım ruhunu gerçekleştirmiş olacaktır.

35-)İş hayatında başarılı olmak için neler yapmak gerekir?

NLP Ve İş Yaşamı

İyi bir iletişimin nasıl yapılacağını son derece iyi anlatan, ayrıca iletişimin başarıdaki önemini sürekli vurgulayan NLP tekniği, 21. Yüzyılın başarı teknolojisi olmaya aday bir bilim dalıdır.

NLP tekniği, özellikle iş dünyasında, yönetim, iletişim, motivasyon, kişisel gelişim, hedef belirleme liderlik gibi konularda farklılaşma sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda spora, aile yaşamına ve kendini geliştirmeye uygulanabilir. Başarıya ulaşmak ve kişisel mükemmelliği yakalamak isteyen insanların, değiştirmesi gereken tutum ve inançlarını değiştirmeyi kolaylaştırarak kişisel hedeflere başarılı bir şekilde ulaşmasını sağlar. Bu nedenle yönetim ve eğitim alanında sıkça kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa kupasını elde eden Galatasaray futbol takımının teknik direktörü Fatih Terim’in NLP tekniği ile eğitilerek takımını başarıya ulaştırdığı bilinmesi gereken önemli bir konudur. Bu nedenle kişilerin motivasyon, karar alma, yaratıcılık, iletişim gibi basit zihinsel stratejileri benimsemesi esnasında NLP tekniği yeniden değerlendirmeler sağlayarak, bu kişilerin başarılı liderler haline gelmelerine de olanak tanımaktadır.

Bu durum da bizi çok önemli bir soruya, "İşyerinde ve özel yaşamda başarının anahtarı nedir?" sorusuna götürüyor. Cevabınıysa "Gerek işyerinde gerekse özel yaşamda elde ettiğimiz başarıların temelinde 'duygusal zekayı kullanmak ve duyguları yönetmek' yatıyor" şeklinde verebiliyoruz.

Peki Duygusal Zeka (EQ) nedir, ne anlama gelir? İlk kez John Mayer ve Peter Salovey'in 1989'da yayınladıkları makalelerinde kullandıkları Duygusal Zeka kavramı, içinde barındırdığı duygu kelimesinden yola çıkarak sanılabileceği gibi "duygusal olmak" anlamına kesinlikle gelmemektedir.

Öncelikle; Duygusal Zeka, bildiğimiz ve alışık olduğumuz şekliyle, bilgi edinme, hatırlama, analitik düşünme ve problem çözme gibi Akılsal Zeka kavramı altında birleşen çeşitli bilişsel becerilere sahip kişiler için kullandığımız 'akıllı kişi' kavramına yeni bir tanım getirir. Yaşamda başarılı olabilmesi için "akıllı kişi"lerin bu özelliklerin yanısıra sahip olmaları gereken kişisel ve sosyal özellikleri bize hatırlatır.

Duygusal Zeka kavramı, kısaca "kişinin hem kendi duygularının, hem de karşısındaki kişilerin duygularının farkında olması, onları anlaması, tanımlaması, kaynakları ve nedenleriyle bağlantılandırması, duygularını yönetmesi ve onlardan gerek kişisel alanda gerekse kişilerarası ilişkilerinde etkin bir biçimde yararlanması" olarak açıklanabilir ve görüldüğü üzere içinde "kişisel farkındalık", "empati" (kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak, onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması), "duygu yönetimi" ve "ilişki yönetimi" gibi hem kişisel ve hem de sosyal yetkinlikleri barındırır.

Duygusal Zeka'nın akıl kavramının karşıtı olmadığının anlaşılması son derece önemlidir. Hem duygu hem de zeka kavramlarını içeren Duygusal Zeka, bilişsel beceriler ile hisleri bir araya getirmeyi hedefler. Bu, kalbin akıl karşısında kazandığı bir zafer değildir, akıl ile kalbin bir birleşmesidir. Başka bir deyişle, Duygusal Zeka kişinin duygularını karşılaştığı problemleri çözmek ve daha etkin, başarılı ve mutlu bir yaşam sürmek için yol gösterici olarak kullanmasıdır.

Duygusal Zeka'nın temelindeyse ünlü Yunan filozofu Socrates'in de söylediği gibi öncelikle 'kişinin kendisini tanıması' yatar. Kendini tanıyan, duygu ve düşüncelerinin farkında olan, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilen bir kişi kendi duygu, düşünce ve davranışlarını yönetebilir ve kişilerarası olumlu ve yapıcı ilişkileri kurabilir.

Duygusal Zeka yaklaşımı çerçevesinde büyük önem taşıyan "Yönetmek" kavramı, sadece yöneticilerin kendilerine bağlı çalışanları yönetmesi anlamıyla sınırlı kalmamakta, tersine, en önemli farkı yaratanın öncelikle kişinin kendini yönetmesi olduğunun altını çizmektedir.

Uzun yıllar boyunca, kişilerin özel yaşamlarında önemli bir yere sahip olan duyguların, geleneksel bir yaklaşımla, işyaşamında önemsenmediğini, göz önüne alınmadığını, tersine gereksiz ve pek çok durumda da zarar verici sayıldığını görüyoruz.

Oysa günümüzde, kişinin duygusal farkındalığı, duygularını yönetebilme ve güvene dayalı, sağlıklı ilişkiler kurma becerisi, başka bir deyişle gelişmiş bir Duygusal Zeka'ya sahip olması işyerinde başarının anahtarı olarak karşımıza çıkmaktadır.

36-)İnternet hakkında ne düşünüyorsunuz?

Internet, tum dunyayi kapsayan, 110 ulkeye dagilmis ve 2.000.000 dan fazla bilgisayari (host) birbirine baglayan yaklasik 5000 bilgisayar aginin toplamidir (Sekil-1). 1994 yili basinda yaklasik 12 milyon Internet kullanicisi bulunmaktadir. Internet genel bilgiye erisimi destekler ve elektronik posta (elektronik mail), konferans, bildiriler gibi konularda iletisim hizmetleri saglar.

Butun bilgi ve servisler, Internet'i olusturan cesitli aglara dagitilmistir ve gecerli bir Internet adresi ve fiziksel baglantisi olan herhangi bir yerden ulasilabilir durumdadirlar. Kuruluslar Internet'e iki ana nedenden dolayi baglanmaktadirlar. Birincisi, Internet yararli bilgilere dunya capinda bir baglanabilirlik ve erisim saglar. Ikincisi, Internet'e baglanmak, kuruluslara ozel bir genis bolge agi kurmaktan daha ucuza mal olmaktadir.

Amerika Birlesik Devletleri'nde Internet'in isletimi federal yonetimlerce vergi mukelleflerinin vergilerinden karsilanmaktadir. Internet'in kullanimi bir zamanlar arastirma, egitim ve devlet kuruluslarinin etkinlikleriyle sinirlandirildiysa da, son zamanlarda ticari kullanimi buyuk oranda artmistir. Bu gelismeler, bazi gozlemcileri Internet'in yakin gelecekte tamamiyla ozellestirilecegi yolunda spekulasyonlara itmektedir. Boyle bir durumda Internet kaynaklarina ulasim kullanim fiyatlarina gore belirlenebilecektir.

Internet'in ortaya cikisi Amerikan Federal Hukumeti Savunma Bakanligi'nin arastirma ve gelistirme kolu olan 'Savunma Ileri Duzey Arastirma Projeleri Kurumu'na (DARPA- Defence Advanced Research Project Agency) dayanir.

1969'da cesitli bilgisayar bilimleri ve askeri arastirma projelerini desteklemek icin Savunma Bakanligi ARPANET adinda Paket Anahtarlamali Ag'i olusturmaya basladi. Bu ag, ABD'deki universite ve arastirma kuruluslarinin degisik tipteki bilgisayarlarini da icererek buyudu.

Internet Nedir?

Milyonlarca bilgisayardan oluşan, binlerce bilgisayar ağını birbirine bağlayan global ağa INTERNET denir. Bu ağın bir yöneticisi yoktur. Internet kullanıcıları birbirleri ile haberleşmek için ortak bir anlaşma dili kullanırlar. Bu ortak anlaşma diline TCP/IP denir. Bu protokol sayesinde donanım ve yazılımdan bağımsız olarak bilgisayarlar arası iletişim mümkün olur.

Bu anlaşma dilinde her bilgisayarın bir adresi vardır. Bu adresler numaralarla ifade edilir ve bilgisayarın IP adresi şeklinde ifade edilir. Tıpkı her evin bir adresi, her telefonun bir numarası olduğu gibi. Bu adreslere bilgiler en kestirme yoldan ulaşır. Ulaşım için diğer bilgisayarlardan yararlanılır. Haberleşen iki bilgisayar arasındaki diğer bilgisayarlar kendilerine ait olmayan bilgi paketlerini diğer bilgisayara aktarırlar

Internet Ne işe Yarar?

Bilgi paylaşımı için global bir yapı sağlayan Internet, iletişime de farklı boyutlar kazandırmıştır.

Aşağıda, Internet' in hangi amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin amaçla kullanıldığına örnekler bulacaksınız:

• Dünyanın en büyük kütüphanelerinde araştırma yapabilirsiniz,

• Farklı ülkelerde yaşayan meslektaşlarınızın yaptıkları çalışmaları inceleyebilirsiniz,

• Başka bir ülkede öğrenim gören çocuğunuza elektronik postayla mektuplarınızı bedava ve çok kısa zamanda gönderebilirsiniz,

• Internet üzerinden eğitim veren bir üniversitede okuyup mezun olabilirsiniz,

• Farklı mekanlardaki arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz,

• Filmlerin tanıtım görüntülerini izleyip, akşam gideceğiniz filmi seçebilir, biletinizi de satın alabilirsiniz,

• Alış-veriş yapabilirsiniz, rezervasyon yaptırabilirsiniz,

• Anket yapabilir, yapılan bir anketi cevaplandırabilirsiniz,

• Kendi web sayfanızı hazırlayarak çalışmalarınızı yayınlayabilirsiniz,

37-)Beden dilinin iletişimdeki rolü nedir?

İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.

Günümüzde dünyanın en çok konuşulan dili olan İngilizcede beden ve ruh ilişkisini açıkça vurgulayan sözcükler vardır. Örneğin, bu dilde “birisi” anlamına gelen “somebody” ve hiçkimse anlamına gelen “nobody” sözcüklerin her ikisinde de bulunan “body” sözcüğü “beden” anlamına gelmektedir. Beden olmaksızın varlık olmaz ve dolayısıyla insanın kendisiyle ilgili bir kavram da söz konusu olamaz.

İlk dilimiz - beden dilimizdir

Ana dilimizden başka bir dil ögrenmek için, zaman ve enerji harcariz. Bir yabanci dili, iyi ögrendigimiz ölçüde kendimizi daha iyi ifade edebiliriz. Karşimizdakini daha iyi anlariz. Temel dilimiz olan bedenimizin dili ögrenmek için neden zaman ayirmadigimizi anlamak güçtür. Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacagi veya bunu bastiramayacagi için, bu dili ögrenmeye çalişmak çok yararlidir. Böylece, kendi dünyamizi yansitma biçimimiz ve birlikte yaşadigimiz insanlarin iç dünyalariyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslinda her insan, beden dili konusunda bildigini düşündügünden, çok daha fazlasini bilir.

Eğer beden dilimize önyargısız ve cesaretle yaklaşırsak birçok görüşme ve karşılaşmanın sonucunu başarılı kılmamız mümkün olur

Kültür beden dilini etkiler

Farklı kültür gruplarına girdikçe sözsüz iletişim mesajlarının ayrıntılarını değerlendirmek zorlaşır. Grupların sessiz dillerinin anlamak için önemli ölçüde bilgilenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için o insanların kültürünü, ilişkilerini, iletişimlerini ve dünya’ya bakışlarını tanımak gerekir. Kültür, tarih boyunca insanın doğaylı ve insanla ortaya çıkan problemlerinin ve zorlanmalarının çözüm biçimidir.

38-)AB uyum sürecinde polisin rolü ne olmalıdır?

8. AB İle Gelişen Demokrasi ve İnsan Hakları Anlayışının Polis Halkla İlişkilerine Etkisi

Ulusal programı ve İzleme raporlarını incelediğimizde AB’ne üyelik için ülkemizden istenen koşulların başında "Demokrasi ve İnsan Hakları" gelmektedir. Özellikle AB uyum çerçevesinde yasaların daha demokratik hale gelmesi için "Anayasa’da", "Türk Ceza Kanununda", "Terörle Mücadele Kanununda", "CMUK’da", "PVSK’da" ve birçok kanunda değişiklikler yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilmektedir. Çıkarılan bu Uyum Yasalarıyla AB yolunda çok önemli adımlar atılmıştır.

Polis yasaların uygulayıcısıdır. Yasalardaki değişim polisin uygulamalarını da değiştirecektir. Öyleyse "AB’ne giden yol, her ne kadar Diyarbakır’dan geçse de, Diyarbakır’dan önce uğrayacağı en önemli durak, karakollar ve şubelerdir"21 gerçeğini çok iyi kavramak gerekir.

Ulusal programda geçen "ifade özgürlüğü, işkencenin önlenmesi, insan hakları, vd." gibi kavramlar "polis teşkilatının" da üzerinde durduğu olgulardır. Emniyet teşkilatı bu hususta somut adımlar atmaya çalışmakta, polislerin eğitimlerine önem vermekte ve halka karşı kötü muamele yaptığı saptanan personelle ilgili gerekli işlemleri kararlılıkla yapmaktadır. Çünkü herkes günlük yaşamında insan haklarıyla iç içe yaşamaktadır. Özgür bir şekilde düşündüğünü "ifade edebilmek", istediği yere "seyahat edip, yerleşebilmek", diğer bireylerle ve devlet makamlarıyla olan ilişkilerinde "insanca ve hakça muamele görebilmek", insanın günlük yaşamında kullandığı ve yararlandığı haklardan sadece birkaçıdır. Bunlar ise "yasaların da insan odaklı" olmasıyla yakından ilintilidir. "Demokratik bir toplumda kendisinden çok şey beklenen polisin en temel görevi, bireyleri yasalar çerçevesinde tutarak kamu düzenini korumak ve toplumsal barış ve huzurun sağlamaktır."22 Öyleyse çıkarılan yasalar oldukça önemlidir.Örneğin bir AB üyesi ülke olan Almanya Anayasasının ilk maddesi "Herşey insan içindir." İnsanı esas alan ve insana değer veren "insan odaklı" yasaların çıkarılması polisin uygulamalarında halka yakınlaştıracaktır.

9. AB ile Polisin Halkla İlişkilerinde Yeni Bir Model: Toplum Destekli Polislik (Community Policing)

10. Sonuç

AB ile bir bölgesel birliktelikte bulunacak toplumumuzda da bir takım değişimler olacaktır. Bizler bu değişimin şimdiden okunmasında yarar bulmaktayız. Çünkü toplumsal birliktelikler devletimize kazandırabilir de kaybettirebilir de! Öyleyse toplum olarak / kurum olarak AB sürecini iyi değerlendirmeliyiz ve kendi insanımızı tanıyarak üyeliğe hazırlanmalıyız.

Bir toplumun göstergesi polistir diyebiliriz. Polis devletin simgesidir, toplumu yönlendirici bir kuruluştur. "Demokratik bir ülkede polis, ülkenin sosyal, siyasal ve yönetim yapısı ile yakından ilişkilidir. Çünkü polis, yürütmenin bir parçası ve genel yönetim yapısının bir yansıtıcısıdır. Hatta ülkeler polisin tutumuna göre "sert" ve "yumuşak" diye ikiye ayrılmaktadır."33 Toplumsal değişim, polisin değişimini de getirecektir.

Polis teşkilatı özverili çalışmalarını halkımıza anlatarak kendi tanıtımını yapmalı, daha sonra bilimsel veriler ışığında çalışmalar yaparak "nasıl göründüğünü" saptamalıdır. Özellikle son dönemlerde düzenlenmekte olan "Basın ve Huzur Toplantıları" oldukça yararlı bir uygulamadır.

Günümüzde Polis teşkilatının başarısı çözdüğü olaylarla değil "vatandaşla" geliştirilen ilişkilerin ölçüsüne ve suçu önlemede halktan alınan desteğin oranı ile ölçülmektedir.

AB’ne geçiş ile polisimizin uygulamalarında toplum desteğini alması gerekecektir. Çünkü güvenlik hizmetlerinin önemli bir bölümünü teşkil eden suçla mücadeleye toplumun sistematik olarak katılımı sağlanmalıdır. Böyle olunca suçla mücadelede polis yalnız kalmayacaktır.

E L E Ş T İ R İ

Yaşamımızdaki konuşmalarda, yazışmalarda, medyada her alanda ve durumda “eleştiri” kelimesini kullanmaktan hiç kaçınmıyoruz. Günümüzde gittikçe yayıldığını sandığım ve alışkanlık halini alan, bu durum beni oldukça kaygılandırıyor ve üzüyor.

Tenkit etmek yermek midir? veya,

“ Tenkit etmekten yermeyi mi anlıyoruz.”

Aslında eleştirmenin yalnızca yermek olmadığını da bilmemiz gerekir. Bazen bu bilgileri unuturuz veya karıştırırız.

TDK sözlüğüne kısaca bir göz atarsak bu konuyu daha anlaşılır kılarız.

TENKİT,-

Eleştirme, eleştiri: Tenkit etmek,- Eleştirmek

YERMEK.-

1. Kötülüklerini söylemek, zemmetmek. 2. Alaylı bir dille kusurlarını söylemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek. 3. Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek.

ELEŞTİRİ,-

1. Bir insanın, bir eseri, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadıyla inceleme işi, tenkit: 2. ed. 1. Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, 3. fel. Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama.

40-)Terör denince ne anlıyorsunuz?

Bireysel ve kitlesel iletişim araçları geliştikçe psikolojik savaş stratejileri ve taktikleri de o ölçüde gelişmiş, çok karmaşık düzeylerde bir bilim ve sanat dalı haline gelmiştir. Bu yönden, içinde bulunduğumuz iletişim çağı "psikolojik savaşlar çağı" olarak da nitelendirilmektedir.

"Terör ve terörist" kelimeleri günümüz insanının çok sık duyduğu kelimeler arasında yer alıyor. Farklı kulvarlarda yarışan değişik akımlar birbirlerini teröristlikle suçluyorlar. Bazen ülke yönetimleri kendilerine karşı duranları, bazen de bu yönetimlere karşı mücadele eden akımlar yöneticileri teröristlikle suçluyorlar. Dünyaya kendi istediği gibi şekil vermek ve bütün insanlığa hükmetmek isteyen ABD çıkıyor "Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi" adıyla bir kara liste hazırlıyor ve bunu kendisine kafa tutmak isteyen ülkelere karşı siyâsi baskı aracı olarak kullanıyor. Hatta bununla da yetinmeyip ekonomik baskı aracı olarak da kullanıyor. Bu yolla bütün dünya devletlerini kendisinin kölesi haline getirmeye çalışıyor. Kısacası "terör" kavramı günümüzde sömürgeci güçlerin çok işine yarıyor.

Terör kelime olarak Türkçe'deki "tedhiş" ibaresinin karşılığıdır. Fakat bu terimin sabit bir çerçevesi olmadığından isteyen istediği gibi yorumluyor. Ama Müslümanca düşünme gereği duyanların bu tür terimlere anlam verirken kendi kavram literatürlerini bilmeleri ve başkalarının yaptığı suçlamaları kendi anlayış süzgeçlerinden geçirmeleri zorunludur. Saltanatlarını haksızlık ve zulüm üzere bina etmiş olanlar bu haksızlığa ve zulme karşı direnerek hak mücadelesine girenleri teröristlikle suçlayabilirler. Ama bizim Müslüman olarak hak mücadelesini desteklememiz ve zalime karşı mazlumun yanında yer almamız gerekir. Başkalarının bu hak mücadelesini terör olarak nitelemesi bizi ilgilendirmez. Rusya'ya göre Çeçen halkının mücadelesi bir terör ve isyandır. Ama bize göre şanlı bir direniştir.

41-)Kurum içi iletişimden ne anlıyorsunuz?

Kurum İçi İletişim, kurumun misyonu, vizyonu, değerleri ve stratejilerinin çalışanlar tarafından benimsenmesini ve çalışanların kurumlarının elçisi haline gelmelerini sağlamak; çalışanların kurumu iş sonuçlarına ulaştırma aşamasındaki inanç ve katılımını artırmak üzere geliştirilen iletişim stratejisi planlaması ve uygulamasını içerir.

Bersay Kurum İçi İletişim Planlarını oluştururken şu konuları dikkate alır:

" Kurumun misyon, vizyon, strateji ve iş hedefleri,

" Kurumun kültür ve değerleri,

" Her bölüm ve iş biriminin kısa ve uzun vadeli iş hedefleri,

" Farklı görevlerdeki çalışanların, kurumun mevcut durumu ve hedefleriyle ilgili bilgi düzeyleri ve görüşleri,

" Üst yönetimin çalışanların kurum ile ilgili nasıl bir algıya sahip olmak istediklerinin belirlenmesi,

" Hedeflenen algıyı oluşturmak için gerekli iletişim kanallarının saptanması,

" Hedeflenen algıya ne oranda ulaşıldığının ölçümlenmesi.

Bersay, müşteri memnuniyetinin ancak çalışan memnuniyeti ile sağlanabileceği gerçeğinden yola çıkarak; hazırladığı kurum içi iletişim planlamaları ve uygulama çalışmalarıyla, çalışanların birer kurum/marka elçilerine dönüşmesini hedefler.

KURUM BAŞARISINI ARTIRMA YÖNTEMLERİ

“Konulmuş olan hedeflere varma”

“Başarı, beklenen hedeflerin, beklenen zaman ve norm içinde, beklenen niteliklerde elde edilmesi”

Kurum başarısını artırma yöntemleri:

1. Başarıyı engelleyen faktörlerin

minimize edilmesi

2. Başarıyı artırmak için yapılması

Gerekenler

1. Başarıyı engelleyen faktörlerin minimize edilmesi:

Kurum başarısını engelleyen faktörler

• Bilgi yetersizliği

• Çalışanların yeteneklerinin İşe uygun olmaması

• Stresin bireyleri ve kurumu felç etmesi

• Değişime duyarlı olmama

• Örgüt içi iletişim kopukluğu

• İş ortaklarıyla sorunlar

• Rekabet

• Yıkıcı aile ilişkileri

42-)Kitle psikolojisi ile insan psikolojisi arasında ne tür ilişki ya da fark var?

Bireysel psikolojiyle toplum ya da kitle psikolojisi arasında ilk bakışta bize pek önemli görünebilecek karşıtlık, konuyu biraz derinliğine ele aldığımız zaman anikonu yitirir sivriliğini. Gerçi bireysel psikoloji tek insan üzerine eğilir ve onun içgüdüsel gereksinimlerine hangi yollardan doyum sağlamaya çalıştığını araştırır. Ama bunu yaparken, bireyin öbür bireylere ilişkilerini ancak seyrek olarak, ancak istisna sayılacak belli koşullarda gözden uzak tutar. Bireyin ruh yaşamında başkaları'nın örnek, obje, yardımcı dost ya da rakip kişiler olarak her vakit rol oynadığı görülür.

Kitle Psikolojisi

Kitleyi; belirli özellikleri olan kişilerin bir araya gelmesi ile oluşan insanlar topluluğu şeklinde tanımlamak mümkündür. Kitleden sadece belirli bir zaman diliminde birarada bulunan insanları anlamamak lazımdır. Birbirinden uzakta bulunan binlerce ortak bir mesele veya fikrin birleştirici gücü ile kitle kavramını oluştururlar. Kitlelerin, tek bir kişiden çok farklı karakteristik özellikleri vardır. Kitle içinde kişisel iradeler erimekte ve fikirlerle hisler aynı maksada yönelmektedir. Geçici, fakat kolektif bir ruh hali oluşturulmakta ve belirli nitelikler ortaya çıkmaktadır. Heterojen bir yapı içerisinde olan fertlerin bir araya gelmesiyle oluşan kitleleri, birbirlerine perçinlenen ve çeşitli maddelerden oluşmuş bir eşya gibi değerlendirmek mümkündür. Kitlelerin karakterini oluşturan, kitleyi teşkil eden unsurların karakter toplamı değildir. Aksine, kitleyi bir araya getiren fikrin özelliğine göre yeni bir karakterin ortaya çıktığı müşahede edilir. Ayrıca, kitle psikolojisi içerisinde bulunan bir çok kişinin, gerçekte kendi karakter ve ruh haliyle bağdaşmayacak durumlara rahatlıkla büründükleri, normal zamanlarda takınamayacakları tavırlar içersine girebildikleri görülmektedir. Bu durumu bir çeşit geçici şuursuzluk veya iradesizlik hali olarak izah etmek mümkündür. Grup içerisinde kişinin karakteri büyük ölçüde, geçici de olsa, değişime uğradığında, cimri bir insan cömert, şerefli bir kişi katil ve korkak bir kişi kahraman haline kolayca dönüşebilir. Tek başına olan bir adam bir sarayı ateşe veremeyeceğini, bir mağazayı yağmalayamayacağını bilir ve böyle bir şeye girişmek hemen hemen hiç aklına gelmez. Fakat bir kitleye bağlı olunca, çokluğun kendisine verdiği gücü anlar, cinayet yahut yağma için aldığı ilk telkine derhal kendisini teslim eder. Karşılaşılan her engel büyük bir şiddetle parçalanıp yıkılır. Bir kitle hareketi şimdiki zamanı sadece kötülemekle kalmaz, ayrıca onu kasten kötüleştirir. Asık suratlı, haşin, dik ve duygusuz bir kişilik modası yaratmaya çalışır. Zevkin ve konforun aleyhinde konuşur, insafsız ve hoşgörüsüz hayatı över. Basit eğlenceye adi, hatta kötü gözle bakar, kişisel mutluluk elde etmek için yapılan çabaların ahlaksızlık olduğunu ileri sürer. Bütün kitle hareketleri şimdiyi parlak bir geleceğe başlangıç olarak tarif etmek yoluyla değerden düşürürler. Şimdiki zaman, onlarca büyük mutluluk devrinin eşiğindeki paspastır; bir sosyal devrim hareketine göre şimdiki zaman, ütopyaya giden yoldaki küçük bir ara istasyondur. Kitle içerisinde ortaya konan davranışların ardında itiraf etmediğimiz bir takım gizli dürtülerin, bastırılmış duyguların bulunduğunu da söylemek mümkündür. Kollektif bir yapı ve ruh hali içerisinde kişilerin fikri seviyeleri başka bir deyişle kişilikleri silinir. Aykırılıklar, benzerlikler içinde boğulurlar ve irade dışı nitelikler kitle içinde hakim olur. Bundan dolayıdır ki, kitlelerden seviyeli hareketler ve tepkiler beklemek yersizdir. Kitlelerde hakim güç, düşünce değil, hislerdir. Kitle içerisindeki birey bazen "bunu grupta söylemeyeyim yanlış anlaşılabilirim." düşüncesiyle kendisini olduğu gibi ifade etmekten çekinirken, bazen de "onlar gibi davranmazsam beni dışlarlar, dışlanmak istemiyorum" diyerek içine çok fazla sinmeyen davranışları da (grup adına) yapabilmektedirler. Kitle içerisinde bulunan insanların çok kolay hırçınlaştıkları ve tahripkar olabildikleri görülür. Etkilendikleri fikre göre, kitle içinde yer alan insanların şiddet, vahşet gibi tahripkar olaylar çıkarma merak ve arzusu, kitlenin her an şiddete yönelik bir tehdit oluşturma ihtimalini ortaya çıkarır. Bir memleketin gençliğine verilen eğitim, o memleketin kaderini önceden görmeye yardım eder. Bugünün nesline verilen öğretim ve eğitim en karamsar tahminleri doğrulamaktadır. Kitlelerin ruhu kısmen eğitim ve öğretim ile iyileşir veya bozulur. Kitle Psikolojisinin Özellikleri 1.Bireysel bilinç ve kişilik kaybolmuş, yepyeni bir varlık doğmuştur. 2.Bireylerde zihinsel bir birlik vardır. Coşkular, inançlar, yorumlar, istekler vs. ortaktır. 3.Mantıksal değerlendirmeler ve muhakeme yoktur; bunun yerine basit, ilkel ve abartılı duygular ön plandadır. Bu nedenle, Kitle telkine yatkındır. Tahriklere açıktır. Taklitçidir. Sorumluluk duyguları silinmiştir. Muhafazakar, bağnaz ve hoşgörüsüzdür. Ahlak kuralları tanımaz. Egemen olma, güçlü olma duygusu hakimdir.

43-) "Toplum Destekli Polislik" denince ne anlıyorsunuz?

Her alanda, önemli değişim ve gelişmelere şahit olduğumuz günümüzde, devletimizin asli fonksiyonlarından olan emniyet ve asayişin sağlanmasında da, yeni yaklaşımlar gündeme gelmekte, bu oranda, polislik mesleğinin iç güvenlik hizmetlerindeki fonksiyonu da giderek artmaktadır.

Sivil toplumun ihtiyacı olan, insan haklarına saygılı ve vatandaş odaklı güvenlik hizmeti modeli sayesinde, polisimizin toplumumuzdaki yeri ve statüsü de yükselmektedir.

Polislik mesleği de, her geçen gün, yasal güç kullanmaya dayalı bir meslek niteliğinden daha ziyade, sosyal bir aktör olarak, toplumun güvenliğini vatandaşla birlikte üreten bir hizmet birimi haline dönüşmektedir.

Değerli Konuklar,

Polislik mesleği, dünyanın hemen her yerinde, stres düzeyi yüksek olan meslekler sınıfındandır.

Polisimiz, üstün fedakarlıkla, kendisine verilen emniyet ve asayişi sağlama görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırken, bazen de, vatandaşımızla yeterli iletişim kurulamaması ve müspet davranış eksikliği gibi sebeplerle, şikayetlere ve eleştirilere maruz kalmaktadır.

Şikayet ve eleştiri konusu yapılan ve personelimiz hakkında, olumsuz imaj edinilmesine sebep olan bu hususları; yapılan idari düzenlemelerle, verilen hizmetiçi eğitimlerle ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi ile giderme gayreti içerisindeyiz.

İçişleri Bakanlığı olarak, konunun üzerinde hassasiyetle duruyor, vatandaşımızca şikayet konusu yapılan hususların ve görülen aksaklıkların giderilmesine gayret ediyoruz.

Alınan tedbirler ve yürütülen hizmetiçi eğitimlerle, bu konuda epeyce mesafe alındığını da görüyor ve bundan, gerek bakanlığım ve gerekse emniyet mensuplarımız adına, büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Artık, vatandaşımız, sadece polisten gördükleri olumsuz davranışlardan şikayet etmiyor; bundan daha çok, gördükleri centilmen davranışlar, karşılaştıkları nazik ve insanca muamelelerden dolayı, teşekkür ve takdirlerini ifade ediyorlar.

Vatandaş memnuniyetini en üst düzeye çıkararak, bu takdirleri ne kadar arttırabilirsek, polisimizin toplum nezdindeki değerinin de o düzeyde artacağına inanıyorum.

Giriş

Toplum destekli polislik, polis teşkilatları ile halk arasında ilişkiyi güçlendiren, toplum problemlerinin altında yatan nedenleri bulmayı çalışarak, suçla etkin bir mücadele sağlayan ve tüm bunların neticesinde de sosyal alanlardaki yaşam kalitesini attırmayı amaçlayan bir polislik anlayışıdır.

Halkın polisin en büyük yardımcısı olduğu anlayışını kabul eden toplum destekli polislik yaklaşımına göre, polisin suç ve suçlularla mücadelesi halkın da katılımı ile çok daha başarılı olacaktır. Bu başarı neticesinde polisin motivasyonu artacağı gibi, halkın da polis hizmetlerinde memnuniyeti ve sosyal yaşamdaki mutluluğu artacaktır.

Bugün dünyanın gelişmiş polis teşkilatlarında uygulanan toplum destekli polislik anlayışının teşkilatımızca benimsenmesi ve uygulanması amacıyla başlatılan çalışmalar halen devam etmektedir.

Ancak, toplum destekli polislik anlayışı, uygulandığı ülkenin sosyo-kültürel yapısına göre farklılıklar arz ettiğinden, ülkemiz için de, gelişmiş ülke uygulamaları esas alınarak bize özgü toplum destekli polislik anlayışının geliştirilmesi daha uygun olacaktır.

Toplum Destekli Polislik Anlayışı Nasıl Oluşmuştur

44-)Kitle iletişim araçlarından en yaygın olarak hangisini kullanıyorsunuz? Neden?

45-)Uluslar arası ilişkiler denince ne anlıyorsunuz?

46-)NATO'nun günümüz dünyasındaki rolü hakkında düşünceleriniz nelerdir?

KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI...

NATO'nun kuruluşuna ilişkin antlaşma

4 Nisan 1949

Kuzey Atlantik İttifakı'nın (NATO) kuruluşuna ilişkin antlaşma, 12 ülkenin katılımıyla 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalandı.

"Washington Antlaşması" olarak da anılan antlaşma, bütün imzacı devletlerin onayları verildikten sonra 24 Ağustos 1949'da yürürlüğe girdi.

Antlaşmayı imzalayan 12 ülke şunlar: ABD, Kanada, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksenburg, İngiltere, Fransa, Portekiz, İzlanda, İtalya.

Türkiye ve Yunanistan'ın NATO'ya katılımına ilişkin Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü, 22 Ekim 1951'de Londra'da imzalandı. Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması'nı 18 Şubat 1952'de onaylayarak (5886 sayılı yasa) NATO'ya üye oldu. Yunanistan da aynı tarihte Antlaşma'yı onayladı.

NATO'nun üye sayısı, Almanya (6.5.1955), İspanya (30.5.1982), Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya'nın (12.3.1999) katılımıyla 19 oldu.

21-22 Kasım 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO’nun Prag Zirvesinde, Soğuk Savaş sonrası ikinci genişleme kararı alındı ve Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, İttifak ile katılım müzakerelerine başlamaya davet edildi. Bu ülkelerle katılım müzakereleri sonucunda hazırlanan Katılım Protokolleri 26 Mart 2003'de Brüksel’de imzalandı.

Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya'nın NATO'ya katılımlarına ilişkin protokollerin onaylanmasına ilişkin yasalar, 5 Kasım 2003'de TBMM'de kabul edildi.

7 eski Doğu bloku ülkesi Romanya, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya ve Estonya, 29 Mart 2004'de ABD'nin başkenti Washington'ta düzenlenen törenle NATO'ye resmen üye oldular. Böylece NATO, tarihinin en geniş kapsamlı ve önemli genişlemesini gerçekleştirdi.

NATO'nun üye sayısı, 7 ülkenin katılımıyla 26'ya ulaştı.

Fransa İttifak üyesi olmakla birlikte entegre askeri yapıya dahil değildir.

EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR

ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ

BM Genel Kurulu'nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı

Kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır.

Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976

50-)İyi bir poliste olması gereken özellikler sizce nelerdir

51-)Eğitimde fırsat eşitliği nedir? Kısaca açıklayınız

'Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı'

Doç. Dr. Gönül Akçamete

Cumhuriyet 10.5.1999

0-8 yas grubundakı engelli bireylerin ancak yüzde 2.5'i eğitim alabiliyor

Eğitimde fırsat eşitliği demokratik toplumların en temel koşullarından biri olarak kabul edilir. Ancak çesitli nedenlerle normal eğitim hizmetlerinden yararlanamayan çocuklar için bunun yeterince uygulanmadığı görülüyor. Ankara šniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gönül Akçamete, 0-18 yas grubundakı engelli bireylerin ancak yüzde 2.5'inin eğitim alabildiğini söyledi.

Başbakanlik Özürlüler Idaresi'nin verilerine göre 1998-99 ögretim yilinda, 201 okul ve merkezden 13 bin 669 ögrenci, 3 bin 658 özel eğitim sınıfı ve okul rehberlik bürolarından 18 bin 873 öğrenci faydalanıyor. Ayrıca 150'ye yakın özel eğitim kurumunda da eğitim veriliyor.

52-)Teori ve uygulamanın öğrenmeye etkileri konusunda neler söylersiniz?

Bir iş alanı, pratiğini destekleyecek bilgi temeline sahip olmalıdır. ÖT'nin herbir alanı da araştırma ve tecrübelere dayandırılmış bir bilgi temeline sahiptir. Teori ve pratik arasındaki ilişki, olgun bir alanın katkılarıyla gelişir. Teori, kavramlar, gelişimler, ilkeler ve bilginin bütüne katkıda bulunan önermelerinden oluşur. Pratik ise problemlerin çözümü için bilginin kullanılmasıdır.

ETKİN ÖĞRENME

DÜŞÜNEN, TARTIŞAN, ÇÖZÜM ÜRETEN TOPLUM İÇİN

Eğitim-öğretim açısından bakıldığında rehberlik servisleri, öğrenciyi tanıma ve yönlendirme konusunda öğretmenlere ve ailelere yardımcı olmayı amaçlar. Fakat ülkemiz genç nüfusunun fazla olması, öğrenci sayısının da fazla olması anlamına gelmektedir ki bu da öğrenciyi tanıma amacıyla kullanılan teknik ve araçların gelişen teknoloji ile değerlendirilmesini gerektirmektedir. Rehber öğretmenin gelişen araç ve teknikleri kullanması, hem vakit kazanmasına hem de daha verimli çalışmalar yapmasına olanak sağlayacaktır.

Dünyada eğitim psikolojisi alanında son 10 yılda yapılan araştırmalar eğitim alanındaki uygulamaları büyük ölçüde etkilemiş olmasına rağmen Türk Milli Eğitimi bu değişmelerin önemli ölçüde dışında kalmıştır. Günümüzde öğrencilere "öğrenmeyi öğretmenin" ve buna bağlı olarak "çalışma becerilerini geliştirmenin" okulda öğretilen geleneksel dersler (Matematik, Türkçe gibi) kadar önemli hale geldiği tartışılmaz bir gerçektir.

Örneğin ABD'de çok sayıda eyalette çalışma becerileri, ya ilk ve ortaöğretim düzeyinde okullarda okutulan derslerden bir tanesi durumuna gelmiştir ya da seminerler aracılığıyla öğrencilere öğretilmektedir. Eskiden etkili öğrenmenin çoğunlukla öğretmenin öğretim tekniklerine bağlı olduğu düşünülürken, artık öğrencinin kendi öğrenme sürecindeki aktif rolü çağdaş eğitim sistemlerinde yaygın olarak kabul edilmektedir.

Öğrenciler, zamanlarının büyük kısmını, okula ve ders çalışmaya ayırdıkları halde, çoğu kez çabalarının başarılı olmalarına yetmediğini; veliler de çocuklarının ders çalışmaya yeterince zaman ayırdıkları halde başarılı olmakta zorlandıklarını belirtmektedirler. Bunun sonucu, öğrencilerin ders çalışırken kullandıkları becerilerin ve yöntemlerin etkililiği ve yeterliliği konusu sık sık gündeme gelmektedir.

Öğretmenler ise, sadece kendi alanları ile ilgili bilgi ve beceriler yanında öğrencilerine "nasıl çalışılması" gerektiği konusunda da yardımcı olmayı istediklerini ve bunu gerekli gördüklerini sık sık dile getirmektedirler. Çok çalışmasına rağmen çalışma yöntemini bilmeyen öğrenciler ümitsizliğe kapılırlar. Bu öğrenciler sınıf düzeyleri yükseldikçe kendilerini öğrenmeye motive etme, öğrenme süreçlerini planlama ve değerlendirme konularında yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum öğrencilerin okuldaki başarılarını ve buna bağlı olarak okul sonrası yaşamlarını da olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu ölçek, öğrencilerimizin kişilik özelliklerinin ve çalışma alışkanlıklarının başarılarına olan olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya çıkarmak amacı ile geliştirilmiştir. Bize göre öğrenciye böyle önemli bir konuda yardımcı olabilmek için öncelikle onun neyi doğru, neyi yanlış yaptığı ölçülmelidir. Rehber öğretmenler ölçek sonuçlarına bakarak öğrencilerine hangi konularda yardımcı olacaklarını tespit edebilirler.

Verimli çalışma ve öğrenme konusunda, kişilik özelliklerinin etkisi inkar edilemeyecek bir gerçektir. Örnek vermemiz gerekirse, sürekli olarak insanlarla olmaktan,eğlenceden hoşlanan, okul içinde ve dışında pek çok etkinliğe katılan aşırı sosyal bir öğrenci, derslerinde başarısız olabilir. Diğer bir örnek, sorumluluk duygusu yüksek olan bir öğrencinin derslerinde başarılı olma ihtimali oldukça yüksektir. Öğrenme konusunda en önemli unsurlardan biri de “Motivasyon” dur.

Verimli Çalışma ve Öğrenme Ölçeğinin, uygulanan diğer örneklerden farkları şöyle sıralanabilir:

Ölçeğimizde kişilik özelliklerine ve motivasyona özellikle yer verilmiştir. Ölçeğimize benzer olan diğer hiçbir ölçekte bu özelliklere yer verilmemektedir. Ölçek optik çevrimi sayesinde çok sayıda öğrenciye kolaylıkla uygulanabilmektedir. Ayrıca ölçeğimizin bilgisayar programı her öğrenciye sonuç belgesi vermenin yanında rehber öğretmene 15 özellikten herhangi birini seçerek o konuda rehberliğe ihtiyacı olan öğrencilerin listesini de verebilmektedir. Örneğin rehber öğretmen motivasyon veya sorumluluk puanı düşük çıkan öğrencilerinin listelerini alarak, bunlara ayrı oturumlarda sadece o konuda, grup oluşturarak, yardımcı olabilmektedir.

Uygulanması sırasında zaman sorunu yaratmayacak şekilde düzenlenen ölçeğimiz, 191 sorudan oluşmaktadır. Soruların yanıtları "EVET", "HAYIR" ve " ? " şeklindedir. En fazla 1 ders saati içinde öğrenciler rahatlıkla cevaplayabilmektedirler. Bazı sorularda " EVET " bazılarında "HAYIR " yanıtında puan alınmaktadır. " ? " ise o sorudan elde edilen puanın yarısı değerindedir.

Öğrerıcilere verdiğimiz sonuç kağıdında;15 ayrı özelliğinin derecelendirilmiş grafikleri ve başarılarını olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesi beklenen çalışma alışkanlıklarının ve kişilik özelliklerinin yorumu sunulmaktadır. Bilinçli çalışmak ve öğrendiğini kullanmak özelliği 20 soruyla; etkinlik, sosyallik, atılganlık, başarı hırsı, çalışmaya başlamak ve sürdümıek, okuma alışkanlıkları ve tekniklerinden oluşan özellikler l5'er soruyla; sorumluluk, genel kaygı, çalışma ortamını düzenlemek, dersi dinlemek ve not tutmak, sınav teknikleri özellikleri 10'ar soruyla; okula karşı tutum ve sağlık Özellikleri ise 8'er soruyla ölçülmektedir.

Tüm özelliklerde 0-39 puan arası DÜŞÜK, 40-69 puan arası NORMAL, 70-100 puan arası YÜKSEK kabul edilmektedir. Öğrenci sonuç belgesinde grafiklerin altında öğrenciye olumlu ve olumsuz özellikleri grafikler sonucu elde edilen cümlelerin birleştirilmesi sayesinde sunulmaktadır. Her öğrencinin grafiği farklı olduğundan hiçbir öğrencinin yorumu diğeri ile aynı olmamaktadır.

Unutulmaması gereken diğer bir nokta da öğrencide bazı özelliklerin düşük, bazı özelliklerin ise yüksek olması olumludur. Ömeğin Öğrencide kaygı, normal çıkınca düşürülerek geliştirilebilirken, motivasyon normal çıkarsa yükseltilerek geliştirilebilir.

(126-157) ve (123-139) numaralı soru çiftleri aynıdır. Öğrenci bu soru çiftlerine farklı yanıtlar vermiş ise ölçeği içtenlikle veya dikkatli yanıtlamadığı anlaşılmakta ve grafikleri değerlendirilmemektedir.

ÖZELLİKLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

GÜDÜLENME (Motivasyon)

Organizmanın, belli ihtiyacını karşılamak amacıyla, harekete geçmesi olarak tanımlayabileceğimiz güdülenme, öğrencilerin verimli çalışabilmesi ve öğrenmesi için gerekli bir özelliktir. Öğrencinin ilerideki yaşamında hedeflediği mesleği elde edebilmesi ve meslekte başarılı olabilmesi, öğrencilik dönemini iyi değerlendirmesiyle mümkündür. Bunu da ancak çalışmaya ilgi ve istek duymasıyla başarabilir. Yüksek puan alanların öğrenme ve başarılı olma konusunda ilgi ve istekleri fazladır. Bu durum başarılarını olumlu yönde etkilemektedir. Düşük puan alanlar ise, yeterince çalışma isteği duymadıklarından, derslerinde başarılı olamazlar.

SORUMLULUK: Yüksek puan alanlar vicdanlı, güvenilir, sadık, ciddi ve belki aşırı titiz kişilerdir. Düşük puan alanlar ise ne yapacağı belli olmayan, dikkatsiz ve teklifsiz, işlerini son dakikaya bırakan, örneğin, randevularına geç kalan ve belki toplumsal açıdan sorumsuz kişilerdir. Sorumluluğun yüksek olması öğrencinin başarısını artırmaktadır.

ETKİNLİK : Yüksek puan alanlar ağır iş ve egzersiz dahil her türlü bedensel etkinlikten hoşlanırlar. Sabahları erken ve yataktan oyalanmadan kalkarlar, bir etkinlik alanından diğerine kolaylıkla ve hızla geçerler; geniş bir çeşitlilik gösteren ilgi alanları vardır. Arkadaşlıkları eğlendiricidir. Düşük puan alanlar ise hareketlilikten hoşlanmayan, çabuk yorulan, ağırkanlı insanlardır. Acele etmeden rahat yaşarlar. Etkinliğin yüksek olması olumlu bir özelliktir.

SOSYALLİK : Yüksek puan alanlar, sürekli olarak başka insanlar ile birlikte olmak isteyen, partiler, danslı toplantılar vb. hoşlanan, değişik kimseler ile kolayca tanışıp herkes ile konuşabilen, topluluk içinde rahat ve mutlu olan kişilerdir ve hoşsohbettirler. Düşûk puan alanlar ise okumak gibi yalnız başına yapılan uğraşları yeğlerler, kalabalıktan hoşlanmaz, insanlarla senli benli olmak istemez, yabancılarla konuşmakta güçlük çekerler. Sosyalliğin fazla yüksek olması ders çalışmayı engellemektedir.

KAYGI : Yüksek puan alanlar, işler biraz ters gittiğinde kolayca sarsılan,olabilecek ya da olamayacak şeyler için gereksiz yere telaşlanan, endişelenen ve tasalanan kişilerdir. Düşük puan alanlar ise huzurlu, sakin kişiler olup mantıksız korkulara, kaygılara karşı dirençlidirler. Kaygının yüksek çıkması öğrenci başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.

BAŞARI HIRSI : Yüksek puan alanlar hırslı, çok çalışkan, rekabetten hoşlanan, sosyal durumlarını geliştirme konusunda çok istekli, üretkenlik ve yaratıcılığa çok değer veren kişilerdir. Düşük puan alanlar ise yaratıcılığı ve rekabeti pek önemsemeyen, fazla uğraşıp didinmekten hoşlanmayan, sakin ve huzurlu yaşamdan hoşlanan kişilerdir. Bu özelliğin yüksek çıkması başarıyı olumlu yönde etkilemektedir.

OKULA KARŞI TUTUM : Yüksek puan alanlar okulları ile uyum, öğretmenleri ile olumlu ilişki içerisindedirler. Okulun kendileri için yararlı bir kurum olduğunun bilincindedirler. Bu durum başarılarını artırmaktadır. Düşük puan alanlar ise okullarını pek sevmemekte, öğretmenleri ile olumlu ilişki kuramamaktadırlar. Okulun yararlarının tam olarak farkında olmadıklarından başarıları olumsuz yönde etkilenmektedir.

ATILGANLIK : Yüksek puan alanlar akıllarına estiği gibi davranan, acele karar verdikleri için sık sık hata yapan, tasasız, çabuk değişen, ne yapacakları belli olmayan kişilerdir. Düşük puan alanlar sistematik, düzenli ve dikkatli davranırlar, plan yapmaktan hoşlanırlar, herhangi bir girişimde bulunmadan önce düşünürler. Fazla atılganlık başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir.

SAĞLIK : Yüksek puan alanlar sağlıklarına, beslenmelerine ve uyku düzenlerine özen gösterdikleri için daha başarılı olurlar. Hem sık sık hastalanıp devamsızlık yapmazlar hem de sağlıklı oldukları için dersleri daha dikkatli takip edebilirler. Düşük puan alanlar ise sağlıklarına dikkat etmediklerinden sık hastalanır, hem derslere devamsızlık yapar, hem de evde pek çalışamazlar.

ÇALIŞMA ORTAMINI DÜZENLEMEK : Yüksek puan alanlar, çalışma ortamlarında, dikkatlerinin dağılmasına neden olacak, uyarıcıların yer almasına izin vermedikleri için, daha verimli çalışırlar. Ortamı iyi bir şekilde düzenlediklerinden var olan uyarıcılardan da etkilenmezler. Düşük puan alanlar ise kendilerine uygun bir çalışma ortamı oluşturamadıkları için, çalışmalarından verim alamazlar. Çevrelerindeki uyarıcılar yüzünden dikkatleri çabuk dağılır ve derslerinde başarı gösteremezler.

ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK VE SÜRDÜRMEK : Yüksek puan alanlar, iradeleri üzerinde kurdukları hakimiyet sayesinde, ders çalışmaya planladıkları saatte başlarlar ve bu çalışmayı planladıkları saate kadar sürdürürler. Vakitlerini iyi bir şekilde değerlendirdiklerinden başarıları artar. Düşük puan alanların ise en büyük sorunları iradelerine sahip olamamaktır. Bu nedenle bir türlü istedikleri vakitte derse başlayamazlar, başladıkları zaman da sürdüremezler. Vakitlerinin çoğunu ders çalışmaları gerektiğini düşünerek veya ders başında çalışmadan geçirirler.

BİLİNÇLİ ÇALIŞMAK VE ÖĞRENDİĞİNİ KULLANMAK: Yüksek puan alanlar bilinçli çalışan, düzenli tekrarlar yapan öğrencilerdir. Neyi, niçin öğrendiklerini ve bu bilgileri nerelerde kullanabileceklerini iyi bilmeleri başarılarını artırır. Düşük puan alanlar ise bilinçli bir şekilde çalışmadıkları için öğrendikleri bilgileri yerinde ve zamanında kullanamazlar. Düzenli tekrar yapmadıkları için öğrendikleri bilgileri çabuk unuturlar.

OKUMA ALIŞKANLIKLARI VE TEKNİKLERİ : Yüksek puan alanlar okumaya yeterli zamanı ayırır, okurken önemll kısımları rahatlıkla ayırabilir, böylelikle vakitlerini boşa harcamazlar. Hızlı ve anlayarak okuyabilirler. Düşük puan alanlar ise okuma ile ilgili tekniklerin farkında olmadıkları için okurken, çok zaman harcarlar, önemli kısımları ayırt edemezler, dikkatleri çabuk dağıldığı için verilen metni tekrar tekrar okuyarak vakit kaybederler.

DERSİ DİNLEMEK VE NOT TUTMAK : Yüksek puan alanlar öğretmenin söylediklerini dikkatle dinler, önemli noktaları fark edip kendine göre ifadelerle düzenli bir şekilde not tutarlar. Arasıra bu notları gözden geçirerek verimli öğrenebilirler. Dersi dinlerken anlamadıkları yerleri sorarak ve derse aktif biçimde katılarak başarılarını artırırlar. Düşük puan alanlar ise dersi dinlemedikleri için önemli-önemsiz ayırımı yapamazlar. Tuttukları notlar bu yüzden düzensiz olur. Derse aktif olarak katılma girişimleri pek yoktur. Anlamadıkları yeri, söz almaya çekindikleri için soramazlar. Bu nedenle derslerde başarılı olamazlar, sınavlardaki notları da düşük olur.

SINAV TEKNİKLERİ : Yüksek puan alanlar sınava hazırlanma ve sınav sırasındaki teknikleri iyi bildikleri için daha başarılı olurlar. Düşük puan alanlar ise bu teknikler hakkında bilgili olmadıkları için hem zamanı ayarlayamaz, hem de gereksiz hatalar yaparak düşük notlar alırlar.