5. SONUÇ



Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink cinayeti ve Malatya’da üç misyonerin öldürülmesi olayı ülkemizin uluslararası imajına ciddi zarar vermiştir. Bu tür olayların önlenmesi büyük önem arz etmektedir.



Santoro ve Dink cinayetinin zanlıları Trabzon’da yetişmişlerdir. Özellikle misyonerlerin ve pontusçuların şehir üzerinde oyunlar oynadığı, süper güçlerin şehirde emelleri olduğu, Trabzon’un misyonerler için pilot bölge olduğu, Trabzon’da misyonerlerin cirit attığı iddia edilmektedir(Yazıcı:2005:71-75). Bu ve benzeri iddialar karşısında Trabzon insanının milliyetçilik duyguları kabartılmaktadır. En ufak bir olayda ‘öteki’ olarak nitelenen insanlara yönelik saldırılar gündeme gelebilmektedir. Ancak Türkiye üzerinde art niyetli emelleri olanların temel hedeflerinin, toplum içindeki farklı yapıları ayrıştırmak suretiyle ülkede kaos ortamı oluşturmak olduğu söylenebilir. Toplumda ayrışmaların derinleşmesi, terörist eylemler ve provakasyonlar için uygun bir zemin oluşmasını sağlar. Bu tip kargaşa ortamının oluşması ise antidemokratik ve demokrasi dışı uygulama ve yönetimlerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu nedenle toplumsal huzur ve barış için ayrıştırıcı yerine bütünleştirici unsurların vurgulanması önem taşımaktadır (Bayraktutan,2007:99).



Trabzon’daki işsizlik sorunu ve maddi sıkıntılar gençleri yerel suç çetelerinin kucağına itmekte, işleri ve idealleri olmayan gençler de kendilerini memleket meseleleri konusunda görevli sayabilmektedir. Anlaşmazlıkların çözümünde şiddetin etkili bir yol olarak görüldüğü işsizliğin ve cehaletin suçu tetiklediği Trabzon’da büyüyen genç de şiddet kültürünün etkisinde patlamaya hazır bir barut fıçısı gibi beklemektedir. Ancak fitili ateşleyecek, hedefi gösterecek birilerine ihtiyaç vardır. Bu bakımdan her ne kadar Trabzon da şiddet kültürü hakim olsa da, sanıkların parçalanmış aileleri olsa da bu tip sansasyonel cinayetleri işlemelerini sadece bu nedenlere bağlamak doğru olmayacaktır. Ergenekon terör örgütüne yapılan operasyonlarda, örgütün Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapılanmak, naylon terör örgütleri kurmak, başıboş gençleri eylemlerde kullanmak gibi planları olduğu ortaya çıkarılmıştır (Haberler Güncel Ekonomi ve Politika Haberleri Türkiye'nin En Cesur Gazetesi Radikal'de!). Bu nedenle işsiz ve sorunlu kişilik yapısındaki iki gencin Dink ve Santoro cinmayetlerinde kullanılmış olmaları ihtimali yüksektir.



Hedefte sanıkların hiç tanımadığı sanıkların hiç tanımadığı iki isim vardır. Belki sanıklar öldürdükleri şahısları bir kez bile dinlememiş yazılarını bir kez dahi okumamışlardır ancak bunların hiçbirisini yapmadıkları halde nasıl bu denli motive olarak bu insanları öldürmüşlerdir. Resmin bütününe bakıldığında son dönemde Türkiye’de gerçekleşen sansasyonel provakatif cinayetlerin hedefleri iyi belirlenmiş tek bir merkezden yönlendirilen cinayetler olma ihtimali yüksektir.



Alkan cinayetleri şu şekilde değerlendirmiştir: ”Türkiye üzerinde hesabı olan yurtiçi ve yurtdışındaki organizasyonların son yıllarda gerçekleştirilen suikastlarda profesyonel eylemciler yerine amatör eylemcileri kullanmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bunun nedeninin ise güvenlik güçlerinin otuz yıllık birikimlerinin bir sonucu olarak terör örgütlerinin eylemlerine karşı profesyonelleştikleri ve birçok eylemciyi daha eylemi gerçekleştiremeden yakaladığı, bombaları ise patlamadan tespit edebildiğinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Ayrıca, terör örgütleri bumerang etkisi yaparak kendini kullanan bu yapılara büyük zararlar vermiştir”(Alkan,2007:65).



Hrant Dink suikasti Türkiye’yi AB kurumlarında azınlıklarına kötü davranan bir ülke olarak daha fazla ön plana çıkaracaktır.Hatta Hıristiyan azınlıkla ilgili eleştirilere Kürtler de eklenecek ve Aleviler gibi bazı gruplar azınlık statüsüne sokulmaya çalışılabilecektir (Laçiner, 2007). Vakıflar Sorunu gibi bazı konularda Avrupa Yargı Kurumları da dahil birçok uluslar arası kurum Türkiye’ye daha az anlayışla yaklaşacaktır. Özellikle Ermeni Soykırımı iddialarıyla ilgili olarak Türkiye’nin eli her zamankinden daha zayıf durumdadır. Bunun bir göstergesi de Dink’in öldürülmesini Ermeni iddialarına dayandıranların sayısının artmasıdır. Dink’in öldürülmesi, Türkiye iç politikası yerine Türkiye dışına yönelik (Ermeni soykırımı iddialarının gündemde tutulması gibi) mesajları içermektedir. Çünkü Türkiye içerisinde grupların böyle bir cinayetle elde edebilecekleri bir kazanç yoktur.



Dünya çapında takip edilen 2 eylem kısa süre içerisinde aydınlatıldığından dolayı taktir edilmesi gereken kurumlar, medyadaki bilgi kirliliği nedeniyle asılsız ithamlar altında bırakılarak yıpratılmıştır. Dolayısıyla bilgi kirliliği olayların aydınlatılmasından ziyade karmaşıklaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle bu tarz olaylarda medyanın düzenli olarak tek bir ağızdan sürekli olarak bilgilendirilmesi hayati bir önem arz etmektedir. Düzenli ve kontrollü bir bilgi akışının sağlanmadığı durumlarda kontrolsüz (güvenilir olmayan) bilgi akışının medyada egemen olduğu görülebilmektedir. Dink cinayeti sonrası haber başlıkları incelendiğinde farklı medya gruplarının farklı farklı fail profilleri çizdiği, bu durum , olayı çözmek ile sorumlu birimlerin işlerini zorlaştırmaktadır. Böylece kamuoyu delillerden yola çıkarak değil medyada yer alan iddialardan yola çıkarak eylemleri ötekileştirdiklerine dayandırmaya çalışmaktadır. Böylece gerçek failler daha rahat gizlenebilmekte ve ceza adalet mekanizmasından kaçabilmektedirler.



Bu konu incelenirken işin arkasındaki eller olarak kamu görevlilerini, özellikle de sanıkları yakalamış olan güvenlik güçlerini azmettirici olarak göstermek kolaycılığa kaçmak olur. Özellikle Yasin Hayal’i Mc.Donalds bombalaması sonrası yakalamış ve soruşturmayı yürütmüş olan güvenlik güçlerini ‘azmettirici’ olarak hedef almak, varsa esas yönlendiricilerin işine yaramaktadır. Yakalanan şahısların kendilerini yakalayan güvenlik güçlerine duydukları öfkenin sonucu olarak onları karalamaya yönelik iddialarda bulunmaları bilinen bir durumdur. Bu bakımdan eğer cinayetleri yönlendiren ellere ulaşılmak isteniyorsa boş iddialarla vakit ve enerji kaybetmektense, araştırmanın yönü bu kişilerin irtibatlı oldukları başka kimselere yoğunlaştırılmalıdır.



Büyük şehirlerimiz aldığı göç nedeniyle 1990’lı yıllardan sonra yeni göç edenleri kaldıramaz hale gelmiştir. Bu nedenle büyük şehirlerde gençler arasında işsizlik, kimsesizlik, çaresizlik ve umutsuzluk alabildiğine artmıştır. Zamanının büyük çoğunluğunu internet kafelerde geçiren bu gençlik suç örgütleri için büyük bir potansiyel niteliği taşımaktadır .Yeni istihdam alanlarını açılmasına hız verilerek işsizlik azaltılmalıdır. Bunun yanında gençlerin enerjilerini boşaltabilecekleri gençlik merkezleri ve spor merkezlerinin sayısı arttırılmalıdır.



Özellikle İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Batman, Mersin, Adana, Malatya, Trabzon gibi risk potansiyeli yüksek illerin gençliği üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Toplumumuzda çocuk yetiştirme bilinci çok düşüktür. Pek çok aile özellikle gençlik döneminde çocuklarıyla nasıl bir iletişim kuracağını bilmemektedir. Ailelerin bıraktığı boşluğu da suç örgütlerinin değerlendirebileceği düşünüldüğünde bu konuda yapılması gereken psikolojik ve sosyolojik çalışmaların önemi anlaşılmaktadır.

Trabzon, Türkiye ve Dünya genelinde yaşanan olaylar ortaya Trabzon’da yetişen gençlerin karıştığı iki önemli cinayeti çıkarmıştır. Bu tip cinayetlerin arkasından yapılan komplo yorumlarının büyük kısmı, genellikle bir güvenlik analizcisinin yetkinliğine dayanmadığı gibi, yorumcuların kısır, kısır olduğu kadar da hayali senaryolarıyla süslenerek topluma sunulmaktadır. Bu karmaşanın önüne geçmenin başlıca iki yolu vardır. Bunlardan birincisi ve kesin olanı olayları tüm bağlantıları ile aydınlatmaktır ki Ergenekon operasyonu ile buya doğru bir gidiş mevcuttur. Bu doğrultuda yapılaması gereken soruşturmayı yürüten makamları güçlendirmek yoluyla Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetinin arkasındaki güçlerin deşifre edilmesidir. İkinci yol ise, cinayetin etrafındaki karanlık halkasını mümkün olduğunca aydınlatmanın yanında yine somut verilerden hareketle gerçeğe yakın analizlerde bulunmaktır. Hrant Dink cinayeti zamanlaması, örgüsü ve işleniş biçimiyle dikkat çekmektedir.



Sonuç olarak parçalar birleştirilip büyük resime bakıldığında psikolojik ve ailevi sorunları olan uyuşturucu kullanan henüz ergenliğe yeni girmiş eğitimsiz ve işsiz gençlerin bu tip suikastlarda bireysellik süsü verilerek kullanılabilme ihtimali çok yüksektir. Cinayetlerin işlendiği dönemin koşulları da dikkate alındığında bugün yürütülen Ergenekon soruşturmasının da ışığında bu cinayetlerin bireysel olarak işlendiğini söylemek zor gözükmektedir. İki gencin hiç tanımadıkları iki sansasyonel ismi gündemin tam da hareketli olduğu bir dönemde bireysel olarak öldürdüklerini söylemek artık kamuoyu vicdanını tatmin etmemektedir. Özellikle Hrant Dink cinayeti öncesi Ergenekon Terör Örgütü üyelerinin Hrant Dink’e yönelik şiddet eylemleri ve tehditleri cinayetleri Ergenekon’un işletmiş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.