2 TRABZON BAĞLAMINDA CİNAYETLERE BAKIŞ



Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerinin fail ve azmettiricilerinin Trabzon’da yetişmiş olan gençler oldukları dikkate alındığında Trabzon şehrini ve şehrin dinamiklerini anlamak önem taşımaktadır.



Trabzon derin ve köklü bir geçmişe sahiptir. Aynı zamanda Karadeniz bölgesinin en fazla göç veren şehirlerinden biridir. 1990’lı yıllardan sonra diğer şehirlere göç kısmen durmuş, bu defa Trabzon’un kendi kırsalından ve çevre illerden şehir merkezine doğru göç yaşanmıştır. Ekonomik, sosyal, kültürel, kentsel ve psikolojik altyapı sıkıntılarından dolayı kent göç edenlerle nüfusu kaldıramayacak düzeye gelmiştir. Bu sıkıntılı dönemde, 1990’da Sovyet Rusya’nın yıkılması sonrası Trabzon limanının mevcudiyeti ve Sarp sınır kapısının açılmasıyla eski Sovyet bloğu ülkeleriyle yoğun bir ticaret yaşanmıştır. Bağımsız Devletler topluluğu ülkeleriyle yapılan bu ticaret zamanla İstanbul gibi illere kaymış, Trabzon şehrinde ise Avrasya pazarının da bulunduğu ‘çömlekçi’ semtinde fuhuş yaygınlaşmıştır. Trabzon ve çevresini etkileyen bu fuhuş dalgası birçok ailenin bölünmesine ve ahlaki çöküntüye yol açmıştır. Bu dönemde şehirde yasa dışılıklar çoğalmış ve fuhuş ve yasadışı mal ticaretinden kar sağlayan bir kesim oluşmuştur. Nüfus artışı ve insan sirkülasyonuyla birlikte şehrin güvenliğini sağlamak zorlaşmıştır. Şehirde küçük çapta çeteler oluşmuş, fuhuş, esrar, silah kaçakçılığı dahil birçok suç artış göstermiştir. Mahalle gençlerinden oluşan çetelerden daha organize suç çetelerine kadar birçok suç oluşum meydana gelmiştir. Kanun ve ceza adalet sisteminin boşluklarından faydalanan bu tür yasadışı oluşumlar varlıklarını sürdürebilmişlerdir.



Gençlerin birçoğu vakitlerini internet kafelerde geçirme yolunu seçmektedir. Cinayet işleyen Trabzonlu bu iki gencin ve arkadaşlarının vakitlerini internet kafelerde geçirdikleri görülmektedir. Genelde bu internet kafelerde şiddet içerikli oyunların oynandığı da bilinen bir başka gerçektir. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte doğru yanlış, yanlı yansız birçok bilgiye internet yoluyla ulaşılabilmektedir. Bu bilgi karmaşası içinde gençlerin neyin doğru neyin yanlış olduğunun ayrımını yapabilmeleri zorlaşmaktadır. Bilinçsizce yapılan birtakım haberler gençlerde özentilere yol açabilmekte, kısa yoldan meşhur olmanın, sivrilebilmenin, itibar kazanabilmenin yolu iyi yada kötü medyada yer almak olarak görülebilmektir. Gençlik medyada yada internette yer alan haberlere kolaylıkla ulaşabilmekte ve bu haberlerden kolaylıkla etkilenebilmektedir.



Cinayetlere bakılırken Trabzon’un son yıllarda yaşadığı değişim ve şehrin psikososyal yapısı göz ardı edilmemelidir. Rahip Santoro cinayetine bu açıdan bakıldığında ortamın cinayet üzerindeki etkileri görülebilir. Oğuzhan Akdin ahlaki çöküntülerin yaşandığı bir kentte büyümüş anne babasının ayrı yaşamasından çömlekçi semtinde karşılaştığı manzaralara kadar bu yozlaşmaya çocukluk döneminde şahit olmuştur.



Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Katolik din adamı öldürülmüştür. Üstelik bu olay, tarihi ve kültürü binlerce yıla uzanan, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu, “şehzadeler şehri” Trabzon ‘da yaşanmıştır. Trabzon’daki kilise Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in fermanı ile kurulan bir ibadethane olarak bilinmektedir ve senelerdir hiçbir saldırıya maruz kalmadan faaliyetlerini sürdürmüştür. Gayri müslimlerle Müslümanlar yüzyıllarca kentte barış ve hoşgörü ortamı içinde yaşamışlardır(Çiçek,2000:235). Ancak son on yıl içerisinde Trabzon, şiddet, organize suç örgütleri ve terör odaklarıyla anılır olmuştur. Yerel Karadeniz gazetesinden Ali Savaş bu manzarayı şöyle anlatıyor: “Santa Maria, Türkiye’de hiç tanınmayan, en az cemaati olan, en pasif kiliseydi. 10 kişi dolayında bir cemaati vardı. Ama şimdi rahibin ölüm yıldönümlerinde Vatikan’dan gelenlerle anmalar yapılacak. Böylece Avrupa’nın bugüne kadar Trabzonspor ile bildiği bu şehir, artık papaz cinayeti ile anılacak.”(Mercan ve Kılıç:2006)



Hrant Dink, 2001 yılında Trabzon’a gelmiş ve ‘Birlikte Yaşamak’ konulu bir konferans vermiştir. Bu konferans öncesinde güvenlik güçlerinin konferansta protesto olacak şeklindeki uyarısına rağmen konferans yapılmış ve ciddi bir olay yaşanmamıştır. Dink konferansta; her iki tarafın ciddi kayıplar verdiğini, bu kayıpların da bizim kayıplarımız olduğunu ve birbirimizi anlamamız gerektiğini anlatmış, ileriye bakmak gerektiğini samimiyetle ifade etmiş ve konferans öncesi homurdanmalar, konuşması bittiğinde yerini alkışa bırakmıştır.(Nokta Dergisi,2007:19) Her ne kadar bu tip olaylar sonrası bazı basın yayın organları Trabzon şehrini hedef almışlarsa da Hrant Dink’in Trabzon’da alkışlanması bize Trabzon da sağduyunun da hakim olduğunu göstermektedir.



Hrant Dink Cinayetini işleyen Ogün Samast ve cinayetle bağlantılı Yasin Hayal’e bakıldığında yetişmiş oldukları Pelitli beldesinin Trabzon’un varoşu olarak nitelenebilecek bir belde olduğu görülür. Büyük bir yerleşim birimi olmasına rağmen Jandarma bölgesi içinde yer alan Pelitli her sokak başında toplanmış gençler, tıka basa gençlerle dolu internet kafeler ve kahvehanelerle işsizlikle birlikte suç potansiyelini de ortaya koymaktadır. Beldede 11 otel(ki bu otellerin bir kısmında fuhuş yaptırıldığı iddialar arasındadır), 13 lokanta, 20 kahvehane ve 30 internet kafe bulunmaktadır. Hayal ve arkadaşları da beldedeki Mihmandar isimli kafede vakitlerinin önemli bir kısmını geçiriyorlardı (Soykan ve Ergün, 2006:41).



Alkan’a göre ise Trabzon’daki durum şöyledir: “Trabzon’da gelişen bu psikolojik iklimi, bu bölgede hızla yayılan ‘Ulusalcı Akım’ın daha da beslediği ve patlamaya hazır bir öfkeye dönüştürdüğü de ifade edilmektedir. Ulusalcı çizgide yayın yapan bazı gazete ve televizyon kanallarında ‘vatan bölünüyor’, ‘Misyonerler Türkiye’yi sardı’, ‘Türk gençliği Hıristiyanlaştırılıyor’, ‘Türkiye AB ve ABD emperyalizminin kuşatması altında’, ‘Kıbrıs elden gidiyor’, ‘vatan toprağı satılıyor’, ‘Yeniden milli mücadele başladı’ şeklinde yayınlara yer verildiği gözlenmektedir. Bu yayınların ünlü ulusalcıların verdiği konferanslarla desteklendiği dikkati çekmektedir.”(Alkan,2007:63)



Yerel Günebakış gazetesinin, 26 Şubat 2006 fasikülünde bir manşet dikkati çekmektedir: 'Meğer Trabzon üs seçilmiş!'. Gazete haberine göre 25 Şubat'ta kentte yapılan bir konferansta, "Karadeniz insanının 'doku üstünlüğü' milli güvenlik açısından önemlidir. Bu bölge devletin güvenlik konseptinin içine girmiştir" ifadesi kullanılmıştır. Yerel Günebakış gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali Öztürk' göre, bir stratejik araştırma kurumunun eski başkanı olan konuşmacı, devletin içindeki birtakım 'ulusalcı' güçlerin kente yönelik müdahalesini Trabzonlulara üstünlük atfederek, ifşa etmektedir. Öztürk, "Diyarbakır'dan geçtiği kaydedilen AB yolu, Trabzon'da tıkanmak isteniyor" demektedir. Öztürk; Dink'in, böyle bir kümelenme sonucunda öldürüldüğünü düşünüyor. Samast'ın bir süre futbol oynadığı Pelitlispor'un Basın Sözcüsü Hüseyin Hacıoğlu da Trabzonlu gençlerin milliyetçi duygularının kullanıldığını düşünüyor: "Ogün’ü on yıldır tanırım. Hiç eksisi olmayan biriydi. Son üç-dört ayda disiplinsiz hareketleri oldu. Trabzon'da bu çocukları kullanıyorlar diye düşünüyorum. Yasin eylemi nedeniyle çok pişmandı. Trabzon 'da çoğu kesim milliyetçidir. Bunu da bazıları kullanmaya çalışıyor. Trabzon için iyi olmuyor. İnternet büyük darbe vurdu" demektedir. (Radikal,22.01.2007)



Trabzon’un özel bir bölge olduğu ve dış güçlerin Trabzon üzerinde ciddi planları olduğu söylemi yerel medyada sık sık yer bulmaktadır. Ayrıca, Trabzon’da gelişen bu psikolojik iklimi, bu bölgede hızla yayılan “Ulusalcı Akım”ın daha da beslediği ve patlamaya hazır bir öfkeye dönüştürdüğü de ifade edilmektedir. Özellikle güçlü ve etkin bir yerel medyaya sahip olan Trabzon’da bu tür iddialar sıklıkla dile getirilmekte pontusçuların ve misyonerlerin şehirde yoğun faaliyetler yürüttüklerini ifade eden yazılar yayınlanmaktadır.



Trabzon şehri her zaman provakasyona açık bir şehirdir ve gençlik kolaylıkla yönlendirilebilmekte ve şiddete itilebilmektedir. Bu nedenlerle cinayetlerde Trabzon ve Trabzon’da oluşturulan ortam göz ardı edilmemelidir.





4. CİNAYETLERDE ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ BAĞLANTISININ ANALİZİ



Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır, cinayetleri salt komplo teorilerine indirgemek cinayetleri izah etmek yerine daha da anlaşılmaz hale sokacaktır. Rahip cinayeti ve Hrant Dink cinayeti konusunda ortaya atılmış birçok komplo teorisi vardır. Özellikle Hrant Dink cinayetini devletin bütün kademelerinin bildiği ve bu cinayetin göz göre göre işlendiğini savunanlar mevcuttur.



Soykan ve Ergün cinayet konusunda yapmış oldukları incelemeleri şu şekilde ifade etmiştir; ”İncelemeler sonucunda ortaya çıkan tabloda en çarpıcı noktalardan biri; cinayetin göz göre göre , sokaklarda haykırılarak gelişi, devletin ise gözlerini ve kulaklarını kapatışıydı. Sadece ‘ihmal’ kelimesiyle açıklanamayacak devletin sorumluluğunun fotoğrafı çekildi. Kurumlar arasında yaşanan çatışma ve bu çatışmadan sızan bilgiler birlikte ele alındı. Dink cinayetinin satır aralarında, katil ile azmettiricilerin, kişilikleri, sosyal çevreleri ve ülkedeki şoven, ırkçı söylemlerin üzerlerinde yarattığı etki vardı”(2007:14).



Geçmişte yaşanan ancak aydınlatılamayan siyasi cinayetin mevcudiyeti Dink cinayetinin de bu türden bir cinayet olduğu izlenimini uyandırmaktadır(Dündar ve Kazdağlı,2005). Dink cinayetinden önceki bir dönemde devlet görevlilerinin Erhan Tuncel’i yardımcı istihbarat elemanı olarak kullanmaları, Agos Gazetesinin Sabiha Gökçen ile ilgili haberine karşı Genelkurmay’ın bir bildiri yayınlaması, Hrant Dink’in cinayetten önce İstanbul Vali Yardımcısı’nın odasına çağırılarak yazıları konusunda daha dikkatli olması konusunda uyarılmış olması, cinayetten sonra Ogün Samast’ın Samsun’da yakalanmasının ardından güvenlik görevlileriyle çekilen fotoğraflar, gibi gelişmeler cinayeti devlet içinden birilerinin azmettirmiş olabileceğiyle ilgili düşüncelerin oluşmasında etkili olmuştur.

Olaylar incelenirken sonuç üzerinden yaklaşımlar yerine, sebepleri irdeleyen yaklaşımlar getirmek daha doğru olacaktır. Çünkü sonuçlar bizi yanlış yerlere götürebilir. Bu tür cinayetlerde azmettiricinin izini sürmede sıklıkla, kazanan kim? sorusu sorulmaktadır. Ermeni soykırım tasarılarına direnmeye çalışan Türkiye’nin pskolojik direncini kırmaya çalışan Ermeni grupları ise cinayetten kazançlı çıkacaklar listesinin başında gelmektedir. Hrant Dink’in katledilmesi Türkiye’nin Ermeni soykırım iddiaları konusundaki söylemlerinin önünü kesmede büyük bir hamledir.



Bal’a göre;”Türkiye’deki en yaygın alışkanlık, gizemli cinayetlerin veya uzmanlık isteyen soruşturmaların büyük bir kolaycılıkla sembol bir ifadeyle adlandırılması veya bir gruba mal edilmesidir. Sahibini arayan cinayetlerin bizzat tetikçisi bulunsa dahi, Danıştay baskınında olduğu gibi, ustaların adlandırılması araştırmayan yazarlar bakımından son derece kolay, ancak sorumluluk sahibi araştırmacılar açısından oldukça zordur.”(2006:261)



Bu eylemlerin ideolojik arka planlarının klasik anlamda bir terör ve ideoloji ilişkisi ile açıklığa kavuşturulması olanaksızdır. Zira eylemi gerçekleştirenler ile onları yönlendirenler ve hatta üçüncü bir halkada görünmez olduğu iddia edilen yönlendiricilerin bir terör yada organize suç örgütü şematiğine uymadığı açıktır. Bununla birlikte son yıllarda Türkiye’de yaşanan tepkisel, içe kapanık, parçalanma sendromlu, düşmanlarla boğuşan bir kısım yayınların hızla artması ve bu yayınların internet ortamında çoğaltılarak yaygınlaştırılması yeni bir insan insan profili oluşturmuştur. Bu profil toptancı, yaşamı siyah beyaz olarak algılayan, keskin hat ve çizgileri olan, karşıtını gördüğünde insafsız, tahammülsüz, hatta öldürücü bir birey yapısıdır. Eylemlerin arkasındaki ideolojik klasik şablona uymamakla birlikte yeniden tanımlanması gereken redci, bağnaz, uzlaşmaz ve tahammülsüz bir sosyal kimliği ifade etmektedir.

Örgüt bağlantısı ortaya çıkarılamamış olduğu için bireysel bir eylem olarak nitelendirilmiş olan Rahip Santoro cinayeti Ergenekon soruşturması sonrası açığa çıkan bilgiler ışığında tekrar değerlendirilmelidir. Çünkü Santoro cinayeti zamanlaması ile ve sonradan ortaya çıkan gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde milliyetçi duygulara sahip bir gencin siyasi bir cinayet işlemesinin ötesinde anlamlar taşımaktadır. Ergenekon iddianamesinde örgütün son dönemde 18 yaşını doldurmamış gençleri kullandığı ifade edilmektedir(Ergenekon iddianamesi:1199). Bu çerçevede 18 yaşını doldurmamış ve aynı şehirde büyümüş, istismara müsait iki gencin(Oğuzhan Akdin ve Ogün Samast), ayrı zamanlarda iki sansasyonel cinayeti işlemesi tesadüf olarak nitelendirmek pek de akılcı bir yaklaşım olmayacaktır.

Ergenekon Örgütü yapısı gereği gizliliğe önem veren ve İstihbarata karşı koyma tekniklerini bilen bir örgüttür (Ergenekon İddianamesi:384). Devlet içinde istihbarat birimlerinde görev yapmış bazı isimler örgüte üyelikten yargılanmaktadır. Bu nedenle Dink ve Santoro cinayetlerinin, cinayetleri aydınlatmada kullanılan normal metodlar ile aydınlatılması belklenemez. Bu cinayetlerin aydınlatılabilmesi için derin araştırmalar ve titiz çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Cinayetleri devletin işletmiş olmasını düşünmek yerine devlet içerine sızmış Ergenekon yapılanmasının cinayetleri işlettirme ihtimalini değerlendirmek daha isabetli bir yaklaşım olacaktır. Cinayet sonrası sürece bakıldığında cinayeti soruşturmakla görevli güvenlik görevlilerine yönelik iddiaların ortaya atıldığı görülmüştür. Örgüt bu yolla dikkatlerin suçu soruşturmakla görevli polislerin üzerilerine çekilmesini sağlamış olabilir, böylece örgüt hem dikkatleri kendisinden uzaklaştırmış hem de soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini engellemiştir. Özellikle İstihbarat Daire Başkanı Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’e Vali Erol Çakır tarafından verilen sicil kaydı Ergenekonla bağlantılı yayın organlarında yayınlanmıştır. Sicil kaydını veren eski vali Erol Çakır’ın ise Ergenekondan tutuklu bulunan Veli Küçük ile Özel güvenlik şirketi sahibi oldukları basında yer almıştır (SABAH - Haber! Güncel haberler, son dakika haberleri). Ayrıca aynı şirketin Trabzon ilinde de şubesinin olduğu bilinmektedir. Bütün bu ilişkiler ağı ve tetikçi iki gencin kişisel özellikleri göz önüne alındığında cinayetlerin tetikçilerinin seçildiği Trabzon ilinden cinayetler sonrası karartma ve karalamalara varıncaya kadar planlı ve sistemli pskolojik harekat faaliyetlerinin Ergenekon Terör Örgütünce yürütülmüş olabileceği söylenebilir.