Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetinin ulusal ve uluslararası alandaki etkilerinin yanısıra cinayetleri işleyen gençlerin 18 yaşını doldurmamış olması dikkat çekmektedir. Söz konusu iki cinayet, Türkiye’nin uluslararası imajına ciddi zararlar vermiş, bir takım çevrelerce cinayetleri devlet içinden bazı güçlerin işletmiş olabileceğiyle ilgili iddialar ortaya atılmıştır. Aslında Türk halkı bu tip sansasyonel cinayetlere yabancı değildir. Özellikle darbe dönemleri öncesinde piyon olarak kullanılan gençlerin özellikle gazetecileri öldürmesi olayları Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanmış olaylardır ancak geçmişte de yaşanmış bu olayların arkasındaki güçler bir türlü tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Artık Türk kamuoyu bu tip sansasyonel cinayetleri milli duyguları kabarmış birkaç gencin tek başlarına işlediklerine inanmamaktadır. Bu nedenle bu tip siyasi cinayetlerin işlenme nedenlerinin, iki cinayet arasındaki benzerliklerin ve muhtemel çete bağlantılarının araştırılması önem taşımaktadır. Cinayetlerin işleniş zamanı ve biçimi son dönemde Türk Güvenlik Güçlerinin deşifre ettiği Ergenekon Terör Örgütünün stratejisiyle uyuştuğu için, Ergenekon Terör Örgütü cinayetleri azmettirme açısından şüphelerler listesinin başında yer almaktadır.

Bu araştırmada cinayetlerin işlenmesinde dünya ve Türkiye gündeminin etkisi, Trabzon’un psikososyal yapısının etkisi, gençlik ve arkadaşlık ilişkisinin cinayetler üzerindeki etkisi, cinayetlerde çete ve terör örgütü bağlantısı özellikle son açığa çıkan bilgiler ışığında Ergenekon terör örgütünün cinayetlerle bağlantısı incelenecektir. Ayrıca cinayetleri işleyen iki sanığın profilleri ile birlikte Yasin Hayal’in de profili ele alınacaktır. Araştırmanın amacı siyasi cinayetler olarak algılanmış olan Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetlerinin nedenlerini çok boyutlu olarak incelemektir. Söz konusu cinayetlerin işlenmesinde Trabzon’da ve Türkiye’de son dönemde oluşan siyasi iklim, cinayeti işleyen gençlerde aşırı milliyetçi duyguların oluşup oluşmadığı, bu duyguları istismar eden bir takım çetelerin bulunup bulunmadığı, cinayetleri yönlendirenlerin olup olmadığı, dünya gündeminin cinayetler üzerindeki etkisi incelenecektir. Yukarıda belirtilen konuların incelenmesi cinayetlerin işlenme nedenlerinin anlaşılmasını kolaylaştırabilir. Bununla birlikte, bu tip cinayetlere ve şiddet olaylarına karşı tedbir alınmasını, terör örgütlerince her an istismar edilebilecek yapıda, durumdan vazife çıkaran söylemde milliyetçi bir takım gençlik gruplarının eylemlerinin önlenmesi sağlanabilir. Özellikle hassas cinayetlerde araştırma ve soruşturma safhasında yapılan veya yapılabilecek yanlışların önüne geçilmesi ve terör örgütlerinin ya da çetelerin gençlik üzerinde yürütülebilecekleri muhtemel yönlendirilmelerin önlenmesi, yönünde alınması gereken tedbirlerin ortaya koyulmasını sağlanabilir.



2.FAİL PROFİLLERİ



2.1 PAPAZ CİNAYETİ SANIĞI OĞUZHAN AKDİN(O.A.)



O.A. Rahip Santoro cinayetini işlediğinde henüz 16 yaşında lise birinci sınıf öğrencisidir. Başından beri problemli bir çocukluk geçirmiştir. Yapısı itibariyle yalnızlığı sevmektedir. O.A. özellikle ortaokul son sınıfta arkadaşlarıyla geçinemeyen ve arkadaşlarının kendisiyle sürekli dalga geçtiklerini söyleyen bir çocuktur. Sürekli aynı eşyaları kullanmayı sevmekte ve rahat giyinmeyi özellikle de eşofman giyinmeyi tercih etmektedir. Olay sonrası bazı basın organlarında yer alan tahminlerin aksine cinayet günü de eşofman ve spor ayakkabısı giymesinin nedeni de bu özelliğiyle açıklanabilir. Ailesinin baskısına rağmen okul dışında her zaman eşofman veya şort giydiği ifade edilmektedir. Matematik dersine önceden beri ilgilidir ve Bilim ve Teknik dergisini okumayı çok sevmektedir. Bilimle ilgilenmekle birlikte dini ve felsefi kitapları da okumak da ilgi alanları arasındadır. En çok sevdiği dersler ise matematik, fizik, tarih ve din kültürüdür.



O.A., yüzde seksene yakın ‘şizofreni’ teşhisi konulacak kadar hasta olduğu ifade edilmektedir. Sorgusunda, kiliseye nasıl gittiğinden; silahı kimden aldığına kadar neredeyse saat başı ifade değiştiren O.A., tutkunu olduğu ve defalarca izlediği ortaya çıkan ‘akıl oyunları’ filmindeki John Nash gibi adeta çift kişilik sergilemiştir. Bir sürü değişik ifade vermesini ise şöyle anlatmaktadır;”Benim hayal dünyam çok zengindir, günlerce sorgulasalar, ben daha onlarca inandırıcı senaryo sıralarım onlara” ( Solak,2006:43,69,110).



O.A., babası Hikmet A.’nın ilk evliliğinden olma beş çocuğundan birisidir. Annesi ve babası boşanınca annesinin yanında kalmış. Bu arada yeni bir evlilik yapan babasının yeni eşinden de iki çocuğu bulunmaktadır. Ağabeyi Alpaslan Akdin; ”babamla annem boşanınca sorunlu bir çocukluğu oldu. Bazen ağlarken gece yarısı dışarı çıkardığımız olmuştur. Bazı garip huyları vardı. Mesela aşağıda evin ziline bastığında merdiven ışıkları yanmadan içeri adım atmazdı, evdeki bir odaya ölümüne zorlasanız girmezdi”(Solak,2006:47) diyor ki bu odaya niçin girmediğini daha sonra kendisi hapishanedeki görüşmede ifade edecekti. O.A. girmediği odaya eskiye dönmekten korktuğu için girmediğini ifade etmektedir. O.A. bu durumu;” Ben son bir yılda çok bilgi kazandım, kendimde büyük atılım gerçekleştirdim. O oda, çocukluk odamdı ve oraya girersem kazandıklarım kaybolur, çocukluk duygularıma dönerim diye korktum” şeklinde açıklamaktadır.(Solak,2006:111)



Cezaevinde O.A. ile görüşen Psikolog Solak, şu kanaate varmıştır: ”Oğuzhan’ın kafası toplumsal meselelerle çok meşgul halde ve o, bireysel özelliklerini bile sosyal bağlantılarla birlikte görme felsefesine sahip. Radikal fikirlere ve yönelişlere eğilimi oldukça fazla. Din-ideoloji-bilim-felsefe karmaşıklığı içinde bocalayan bir zihin var arka planda. Normal yaşantının çok ötelerinde bir ruh hali.”(2006:117)



Cinayet sonrasında ailenin O.A. ile ilgili ifadeleri ise şöyle: O, bu olay sonrası sanki kendine geldi, sanki kişiliğinde bir şeyler oturdu. Annesi artık ellerini ve tırnaklarını yemiyor, tuhaf davranışlar ve tikler tamamen kalkmış durumda diyerek şaşkınlığını dile getiriyor (Solak,2006:162). Olay sonrası emniyetteki tavırları da bunu doğrular nitelikte. Psikolojik açıdan gösterdiği birçok davranış tipi yerini kendinden emin bir çocuğa bırakmıştır. Bu noktadan hareketle, senelerce horlanan, dışlanan ve ezilen Oğuzhan’ın cinayeti işlemesinde kendini ispatlamak istemesinin de yattığını söylemek mümkün olabilir.



Cinayet sonrası görüşmelerde söylediklerine de bakmakta fayda vardır. Kendi anlatımıyla ifadesinde; papazın misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğunu, Hıristiyanların Peygamberimizin karikatürünü gazetelerde yayınladığını, papazla bu konularda konuşmaya çalıştığını ama onun kendisini terslediğini ve onu kovduğunu bundan dolayı daha sonra oraya silahla gittiğini amacının papazı korkutmak olduğunu ancak papaz kendisine sert davranınca ise silahı papaza doğrulttuğunu söylemektedir(Solak,2006:152). Olay sonrası Oğuzhan’ın ifadelerinden cinayetin sebebini açıklayabilecek en net ifade papazı, Peygamberimizin karikatürlerine duyduğu tepki ve dünya üzerindeki özellikle Irak’taki zulümlerin kaynağının Hıristiyanlık olduğunu düşündüğü için öldürmüş olabileceğidir (Alkan,2007:54).

Kurtlar vadisi dizisini seyretmemekle birlikte ‘Cennet Krallığı’ adlı filmi ise 40-50 defa seyrettiğini ifade etmiştir. 2005 yılında çevrilmiş bu filmde Haçlı seferleri ayrıntılı olarak işlenmektedir. Filmde Hıristiyan Krallıkların bazıları Müslüman halka saldırarak tecavüz, hırsızlık, cinayet vb. suçları işlemekte ve Müslüman halka işkence edilmektedir. Psikolojik açıdan sorunlu olan bu kişinin, bu tür bir filmi 40-50 defa izledikten sonra Hıristiyanlara karşı tepkisel yaklaşması muhtemeldir. Bu ruh halindeki bir gencin söylemde milliyetçi ve dindar terör örgütleri yada gruplarca kullanılması muhtemeldir. Özellikle Oğuzhan’ın cinayeti işlediği tarihten yaklaşık bir sene sonrasında aynı şehirde yetişmiş olan bir başka gencin(Ogün Samast) de bir başka sansasyonel cinayet işlemesi acaba Trabzon’un tetikçi gençler yetiştirme konusunda üs olarak seçilmiş olduğunu mu göstermektedir?



Trabzon da misyonerler ve misyonerlik hakkında yapılan yayınlar ve ‘şehir efsanesi’ niteliğindeki dedikodular, dünya genelinde yapılan zulümler ve karikatür krizi, 1990’lı yıllarda sarp sınır kapısı açılıktan sonra Trabzon’da yaşanan ahlaki çöküntüler ve yaygınlaşmaya başlayan kanunsuzluklar, şehirde yaygınlaşan çeteler ve illegal faaliyetler (cinayet silahının bazı illegal kişilerle irtibatlı olduğu iddia edilen abisine ait olduğu bilinmektedir) bu cinayette göz ardı edilmemesi gereken faktörler olarak sıralanabilir. O.A. bütün bu faktörlerin bir arada olduğu bir ortamın sorunudur ve sorunlu kişiliği de bu faktörlere eklenince ortaya 16 yaşında bir çocuğun hiç tanımadığı bir papazı öldürdüğü sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak Oğuzhan’ın bu eylemi aynı şehirden sansasyonel bir cinayet sanığı çıkıncaya kadar kişisel bir eylem olarak değerlendirilmiştir.



2.2 OGÜN SAMAST



Ogün Samast 1990 yılında İstanbul’da doğmuştur. Beş yaşına kadar İstanbul’un Kartal semtinde büyüyen Ogün, anne ve babasının boşanması sonucu Trabzon’a gelmiştir. Anne ve babası tekrar birleşince aile olarak Trabzon’un Pelitli beldesine yerleşmişlerdir. Kendi ifadesine göre çocukluk döneminde birçok nedenle babasından şiddet görerek büyümüştür. Ortaokulda sorunlu bir öğrencilik döneminin ardından lise öğrenimine devam etmemiştir. Okul sonrası iş bulamamakla birlikte bazen geçici işlerde çalışmıştır. Hayatta bir dikiş tutturamayan Ogün’ün alkol, sigara ve uyuşturucu hap kullanması gibi kötü alışkanlıkları bulunduğu bilinmektedir. Ailesinden de maddi ve manevi yeterli desteği görememesi sonucu 2005 yılında İstanbul’a dayılarının yanına kaçmış ancak orada da tutunamayınca Trabzon’a geri dönmüştür. Agresif bir kişiliğe sahip olan O.A. ailesinden gördüğü şiddeti büyüdüğü dönemde kendisi de küçük yeğenlerine ve ailesine uygulamıştır. Trabzon’un Pelitli beldesinde de birçok kavgaya karışmış ve futbol oynadığı dönemde de kavgacı ve uyumsuz kişiliğiyle tanınmıştır. Futbol’u bıraktıktan sonra vaktinin çoğunu internet kafede geçirmekle birlikte siyasi düşünce bazında bir birikime sahip değildir. Ancak psikologların kendisiyle yaptıkları görüşmede kendisine haklı bir sebep gösterildiğinde ( din, aile, vatan, toprak, namus gibi) hiç düşünmeden cana kastedebileceğini ifade etmiştir(Soykan ve Ergün,2007:149).

Kız arkadaşı Ogün’ü şu şekilde anlatmaktadır:

“Ogün’le sık sık buluşuyorduk. Bana her türlü derdini anlatıyordu. Anne babası ayrı olduğu için sorunlu büyüdüğünü, onlarla bir türlü anlaşamadığını söylüyordu. Çok asabi bir yapıya sahipti. Benimle evlenmek istediğini söylüyordu. Ancak öğrenimim sürdüğü için bu isteğini kabul etmedim. Yakından tanıdıkça onunla birlikte olmanın bana zarar vereceğini düşündüm.”( Alkan, 2007:55)



Cinayetin azmettiricisi ve Mc Donalds bombacısı Yasin Hayal’i ise mahallede tanıyıp kendine model edinmiştir. Ogün’ün anlatımıyla Yasin’in kendinden emin, milliyetçi, kahramanvari, samimi ve cana yakın tavırları yakınlaşmalarını ve Yasin’i bir nevi babasının yerine koyarak onu model edinmesini sağlamıştır. (Soykan ve Ergün,2007:152)



Ogün’de yoğun bir şekilde bir kahraman olma güdüsü ve bir önceki olaydan etkilenme vardır. Arkadaş çevresine,”bombayı patlatacağım ve BMW X5’e bineceğim” demesi aslında kısa yoldan ve hızlı bir şekilde zengin olma ve ekonomik olarak sınıf atlama özlemini yoğun bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca Ogün’ün bu ifadesi yönlendirilmeye ne kadar müsait olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu bakımdan Ogün’ün Ergenekon tarafından yönlendirilmesi kuvvetle muhtemeldir. Kısacası Ogün Samast sürekli şiddet görmüş, futbolda başarılı olamamış, hayatta bir amacı ve hedefi olmayan işsiz, akılcı hareket etmekten yoksun, kullanılmaya müsait ve agresif bir kişilik olarak tanımlanabilir.



2.3 YASİN HAYAL



Yasin Hayal 1981'de doğdu. İşçi olan babası, Gümüşhane'den 40 yıl önce Trabzon’a göç etmiştir. Yasin, dört kardeşin arasında büyümüştür. Yasin Hayal adı, ilk kez 1998 yılında amatör olarak DSİ'de top koştururken basına yansıdı. Yasin arkadaşlarıyla birlikte teknik direktör Sinan Akçay'ı hastanelik etti. İşsizlik sorunuyla boğuşan Hayal bir süre babası ve ağabeyi Ömer'le inşaat işçiliği yaptı. Vaktini genelde internette geçiyordu. Çeçenistan'a girebilmek için Azerbaycan'a gitti, ama başaramadı. ABD'yi protesto için 2004 yılında Mc.Donald's'a bomba koydu. Beşi çocuk altı kişi yaralandı. Gazetecilere "Üç yıl yatıp çıkarım, Rus Konsolosluğu'nu, HSBC'yi de bombalayacağım. Efsaneyi şimdiden çekin" dedi. 11 ay tutuklu kalıp Eylül 2005'te, tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalan mahallenin 'muhafazakâr abisi', 'titrine' 'bombacı'yı ekleyip geri döndü. Takımın eski genel kaptanı ve Pelitli Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Nedim Mollareisoğlu'na göre, Yasin Hayal'in gençler arasında bir ağırlığı vardı: "Cezaevinde çok kitap okumuştu. İşsiz gençler üzerinde sözü geçiyordu. Zaten onu bu yüzden takımda tutuyorlardı." Eski kaptan Mollareisoğlu Ogün'ü, “işsiz güçsüz 15-20 kişilik grubuyla gezen Yasin'in yanında görmüştü. Yasin'in ağabeyi Ömer de öyle, Yasin, mahallede sevilirdi. Gençleri çevresinde topluyordu” demektedir.(Radikal,23.07.2007)



Yasin Hayal de Pelitli beldesinde büyümüştür. Hayal kavgacı olarak bilinmekle birlikte özellikle ilk eylemi olan Mc.Donalds bombalaması sonrası elde ettiği ‘itibar’ mahallenin gençlerini etkilemiştir. Bu ‘itibar’ı edinmesinde, bombalama sonrası yerel ve ulusal medyada sıkça yer almasının etkisi büyüktür. Toplumda saygınlığı olmayan, kendisini ispat edememiş işsiz gençler kendilerine rol model aralarken karşılarında Yasin’i bulmuşlar ve ona saygı göstermeye başlamışlardır. Ancak Yasin Hayal’in suça dayalı bu şöhreti kısa zamanda sönmüştür, ilgi ve saygı görmeme durumunun Yasin’i yeni eylem arayışlarına ittiği söylenebilir. Mc.Donalds bombalamasından sonra tahliye olarak beldeye döndüğünde kendisine ‘bombacı’ yakıştırması yapılmış mahallesinde korkuya dayalı saygınlığı artmıştır. Yapmış olduğu eylemin Amerikan menşeyli bir restorana yapılmış olması, kamuoyunda oluşan Amerikan karşıtlığı nedeniyle hoş karşılanabilmiş ve ‘Robin Hood’ tarzı bir kahraman olarak görülebilmiştir.



3. EYLEMLERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİNDE ETKİLİ OLAN SOSYAL VE PSKOLOJİK ETKENLER



Daha çocuk yaşta sayılabilecek iki gencin Türkiye ve dünya gündemine oturmuş iki cinayeti gayet serinkanlılıkla işlemiş olması kafalarda şüpheler oluşturmuştur. Trabzon şehri her an provokasyona açık bir bölge midir? Bilindiği gibi gençlik kolay yönlendirilen bir kesimdir. Provokasyona açık bir şehrin gençliği ise çok daha kolay yönlendirilebilmektedir. Bu nedenle gençleri kullanarak cinayet işletmek isteyen bir örgütün Trabzon şehrini üs seçmesi ihtimali kuvvetlenmektedir.



3.1 DÜNYA VE TÜRKİYE GÜNDEMİNİN ETKİSİ



Trabzon’da Santoro’nun öldürülmesi, karikatür krizinin gündemde olduğu bir dönemde işlenmiştir. Ayrıca bu dönmede Irak gibi Müslüman ülkelerde, batılı ülkelerin özellikle de ABD’nin yapmış olduğu birtakım yanlışlar ve ABD askerlerinin Irak’lılara yaptığı işkencelerin görüntüleri de televizyonlarda sıkça yer alıyordu. 2000-2006 yılları arasında Trabzon da misyonerlik faaliyetlerinin arttığına dair haberler medyada sıkça yer almakla birlikte şehirde birçok kilise ev olduğu, misyonerlerin ve papazın insanları kiliseye çekebilmek için 100 dolar verdiklerine dair söylentiler dolaşmaktaydı. Hrant Dink’in öldürüldüğü sırada ise Ermeni diasporasının hem Avrupa’da hem de ABD’de soykırımın tanınmasına yönelik lobi faaliyetlerinin yoğun bir şekilde devam etmekteydi.



Ölümünden bir hafta önce Hrant Dink Agos gazetesinde yayınlanan yazısına, “Neden hedef seçildim?” başlığını koymuştu ve “Türklüğü hakaretten” yargılanma sürecinin nasıl başladığını anlatıyordu. Ona göre bardağı taşıran son damla, 6 Şubat 2004 günü Agos gazetesinde manşetten yayınladığı Sabiha Gökçen haberiydi. Hrant Dink imzasıyla yayınlanan “Sabiha Hatun’un sırrı” başlıklı haberde Türkiye’nin ilk kadın pilotu ve Atatürk’ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen’in Ermenistan’daki akrabaları konuşuyordu ve ‘Gökçen yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetimdi’ diyorlardı. Bu haber Türkiye’de bazı kesimleri çileden çıkarmak için fazlasıyla yeterliydi.

Hürriyet gazetesi, 21 Şubat 2004’te Agos’un bu haberini manşetinden yayınlayınca Genelkurmay’ın bir bildiri yayınlamasına kadar varan alevli bir tartışma yaşandı. 22 Şubat tarihli Genelkurmay bildirisinde, “Böyle bir sembolü (Sabiha Gökçen) amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür” deniliyordu. Dink’e göre, Eski İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz’in arkadaşları ile birlikte 26 Şubat 2004’te Agos gazetesinin kapısına gelerek “Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir.” diye slogan atmışlardır. Bu protestolarla birlikte Ergenekon Terör Örgütü üyeliğinden tutuklu olan Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarının Hrant Dink’i protesto etmesi dikkat çekmektedir. Avukat Kerinçsiz ve arkadaşları protesto ile yetinmemiş Şişli Adliyesi’ne gidip Hrant Dink hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Böylece, Hrant Dink’in 13 Şubat 2004 tarihli Agos gazetesinde yazdığı yazıdaki şu cümle soruşturma kapsamına alınmıştır: “Türkten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki mevcudiyetinin farkında olsun”(Mercan:2007).



Yazılarında Türkiye’deki her etnik topluluğun barış içinde yaşaması gerektiğini savunan Dink, aynı zamanda Ermeni cemaatinin patrikhane dışında sivil bir merkezi olması gerektiğini savunmaktaydı. Dink Ermeni diasporasına 1925 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulunmuştur. Yukarıda yer alan, kirli kanla ilgili cümlenin geçtiği yazının tamamına bakıldığında kastedilenin bu olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak yazının içeriği artık bir anlam ifade etmiyor, Hrant Dink bir anlamda bu yazı sonrası hedef tahtasına oturtuluyordu. Hrant Dink’i protesto edenlerin ve ona tehditler savuranların başında ise Ergenekon Terör Örgütü üyesi Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları yer alıyordu(Haberler Güncel Ekonomi ve Politika Haberleri Türkiye'nin En Cesur Gazetesi Radikal'de!).