Arkeoloji biliminin bir disiplini olan Prehistorik Arkeoloji, insanın dünya üzerinde ilk göründüğü andan gerçek anlamda yerleşik hayata geçtiği döneme kadar olan oldukça uzun bir süreci inceler. Yaklaşık 2milyon 500 bin yıl önce başlayan ve günümüzden önce 10 bine kadar devam eden bu uzun süreç içerisinde, prehistorik arkeolojinin esas konusunu oluşturan Paleolitik Çağ gelişmiştir. Yunanca palaios=eski ve lithos=taş sözcüklerinden oluşan Paleolitik terimi, “Eski Taş Çağı” ya da “Yontma Taş Çağı” anlamına gelir. Yontma Taş Çağı; alt, orta ve üst olmak üzere üç bölüme ayrılır.

Küçük topluluklar halinde yaşayan Yontma Taş Çağı insanlarının en büyük sorunlarından biri beslenme, bir diğeri ise barınmadır. Beslenme sorununu genelde avcılık ve toplayıcılık yaparak çözümlemeye çalışmışlardır. Doğanın kendilerine sunduğu yabani hayvansal ve bitkisel kaynaklarla yetinmek, başka bir deyişle tamamen tüketime dayalı bir ekonomik modeli tercih etmek zorunda kalmışlardır. Çünkü bu insanlar ne tarım yapmayı, ne hayvan evcilleştirmeyi ve ne de tükettikleri besinleri üretmeyi bilmiyorlardı. Bu nedenle iklim ve çevre koşullarındaki değişimlere bağlı kalarak ve en büyük besin kaynakları olan av hayvanlarını takip ederek sık sık yer değiştirmişler ve konar-göçer bir yaşam tarzını benimsemişlerdir.

Beslenme sorununu bu biçimde çözümlemeye çalışan Yontma Taş Çağı insanları, barınma sorununu ise genelde doğal mağaraları ya da kaya sığınaklarını kullanarak gidermişlerdir. Bir yerde mağaralar insanların ilk konutlarını oluşturmuşlardır. İnsanoğlunun geçmişinde oldukça uzun bir süre barınak olarak kullanılan bu doğal boşluklar, belki de gerçek konutların yapımında insana esin kaynağı olmuştur. Her ne kadar Üst Yontma Taş Çağı’nda insanlar yavaş yavaş toprak içinde çukur barınaklar, ağaç dallarından ve hayvan kemik ve postlarından basit kulübe ya da çadırlar yapmaya başlamışlarsa da, özellikle iklim şartlarının çok soğuk olduğu dönemlerde barınak olarak mağaraları kullanmayı tercih etmişlerdir. Barınma için mağaraların tercih edilmesinde ilk insanların beyin kapasiteleriyle ilişkili olarak geriden getirebildikleri kültürel birikimlerinin olmaması ve yeterli alet teknolojilerinin bulunmaması da etken olmuştur.

Yontma Taş Çağı insanının yaşamı hakkında daha doğrusu Prehistorik Arkeoloji konusunda bizlere çok sayıda veriyi sağlayan yerler ise mağara yerleşimleridir. Mağaralarda yapılan kazılar, arkeolojik buluntuların yanı sıra paleoantropolojik, palinolojik ve paleontolojik belgeleri de gün ışığına çıkarırlar. Bunların elde edilmesi modern tekniklerin uygulandığı sistemli kazıları gerektirir. Mağara kazıları, mağaranın toprak zemini üzerinde mağara tavanından yapılan bir parselasyonla oluşturulan birer metrekarelik alanlarda, kazma kürek ile değil, dişçi aletleri, küçük mala, spatula ve fırça gibi aletler kullanılarak yapılır. Her 3, 5 ya da 10 cm’de birer arkeolojik seviye kazılır. Tüm buluntular üç boyutlu bir ölçüm yapılarak milimetrik plana işlenir. Kazı toprağı öncelikle kuru elek yapılarak daha sonra da üç farklı boyuttaki (5, 3 ve 1 mm) elekten su ile yıkanarak elenir. Yıkanan kazı toprağı kurumaya bırakılır ve kurutulan kazı toprağı içinden her türlü materyal pirinçten taş ayıklarcasına tek tek seçilir. Böylelikle en ufak bir kanıtın dahi gözden kaçırılması olanaksız hale gelir.

Yontma Taş Çağı insanlarının barınmak için tercih ettiği mağaralar, beslenme sorunuyla doğrudan ilişkili olmuştur. Nitekim bu çağ insanları genelde çevresinde doğal su kaynaklarının, zengin bir bitki örtüsünün ve av hayvanlarının bol bulunduğu alanlardaki mağaraları arayıp bulmuşlardır. Yontma Taş Çağı insanlarının alet yapım teknolojileri tamamen taşa bağlı olduğundan ve yapılan aletlerin büyük bir çoğunluğu taştan üretildiğinden, mağaraların tercih edilmesindeki bir diğer önemli faktör de kaliteli taş hammadde kaynaklarının bu mağaraların yakın çevresinde bulunmasıdır.
Bu tür mağaralar daha çok karstik alanlarda görülürler. Karstik alanlarda açılmış, önündeki ovaya hâkim, ağızları güneye bakan ve sıcak tip mağara olarak bilinen mağaralar, prehistorik arkeoloji kazılarının yapıldığı yerleşimlerdir.

Mağara Cenneti Türkiye İnsanoğlunun Geçmişini Ortaya Çıkarıyor

Karstik alanlar ve bu alanlarda oluşan mağaralar açısından Türkiye çok zengin bir ülkedir. Mağara cenneti olarak bilinen Türkiye, altı ana karst bölgesine ayrılır. Bu bölgelerde bilinen ya da bilinmeyen on binlerce mağaranın olduğu sanılmaktadır. Zira ülkemizde gerçek anlamda bir mağara envanter çalışması bulunmamaktadır. 1979 yılından beri MTA Karst ve Mağara Araştırmaları Birimi’nce sistemli bir biçimde 800 mağaranın detaylı envanter çalışmaları tamamlanmıştır. Bunun yanı sıra farklı kurum, dernek ve klüpler tarafından yapılan çalışmalarla bu sayı bin 200 mağaraya ulaşmıştır. Tahmini mağara sayısıyla kıyaslandığında incelenen mağara sayısının ne kadar yetersiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.