Defineler Daima Yıkık Yerlerdedir

Başlıktaki anlamlı söz Selçuklu döneminde yaşamış büyük bir bilgenin sözü. Bilge devam ediyor. Bakalım neler diyor. Defineler, cevherler hiç ev içinde bulunur mu ? Defineler daima viranelerde yıkık yerlerdedir. Adem’ in mana hazinesi de, yıkık yere onun topraktan yaratılmış bedenine gömülmüştü. Bu hal lanetlenmiş mefistonun (şeytanın) gözünü bağladı da Adem’ in içindeki hakikatı göremedi. O toprağı hakir gördü. Ona hor baktı. Fakat ruh mefistoya diyor ki “Sen beni göremiyorsun, çünkü bu toprağım sana engel olmaktadır.” Bir ruh hekimi olarak bu sözlerden etkilenmemek mümkün değil. İnsan beden ve ruhtan meydana gelen en üstün varlıktır. Canlılar içinde şuur ve idrak açısından en önde gelen varlıklardandır. Genellikle dışta ilk göze çarpan görülür. Bu da perde olabilir. Bir camdan içeriye bakarsanız ilk önde perdeyi görürsünüz. Oysa perde camın arkasındaki odayı örtmektedir. Perdeyi çekerseniz oda ve içindekiler görünür. İşte beden de ruhun elbisesidir. Beden elbisesini aradan çıkarın karşınızda ruh kalır. İnsan ancak gördüğüne inanır. Yerçekimini görüyor musunuz ? Tabii ki hayır. Peki bu yerçekimi yok mu demektir ? Biz sonuçlarından anlıyoruz ki bir cismi atınca yere düşer. O zaman yerçekimini göremesek te var olduğunu anlarız. Elektrik ve ampul gibi. Elektiriğin varlığını eserinden anlarız. Ampul görünür. Elektrik ise eseri ile anlaşılır. Yani ışığıyla. İnsan gözü ile gördüğüne inanmaya meyillidir. İnsan o kadar kısa fikirli ve egoisttir ki ona göre bir şeyi göremiyorsa o göremediği yoktur. O zaman bizim duyamadığımız ve köpeklerin duyduğu sesler yok mu diyeceğiz ? Göremediğimize göre röntgen ışınları da yoktur mu diyeceğiz. Evet aynı bu örnekler gibi göremesek te ruh vardır. Biz onun varlığını fonksiyonlarından anlarız. Mesela kalp ruhun bir organıdır. Kalpli insan, kalpsiz insan gibi tabirler bir fonksiyona işaret etmektedir. Ruh ta bunun gibi bir mana ifade eder. Yaratılan her şey ya alem_i emirden, ya da alem-i halktandır. Alem- i emirden olan şeyler beden gözü ile görülmez ama vardır. Yerçekiminin görülmese de var olduğu gibi. Alem-i halk ise dağlar denizler, bedenimiz gibi görülen şeylerdir. Bir insan bakarken önde görülene değil, arkadakine yani bedenin içindekine bakmak gerektir.

Selçuklu bilgesi topraktaki atom ve moleküllerden yapılan vücudumuz ile alem- i emirden gelen ruhumuz üzerinde duruyor. Görünene takılıp ta görünmeyeni yok sayma da mefisto gibi yanılma diyor. Yani bedene takılma ev sahibine yani ruha bak, ona yönel diyor. Bildiğiniz gibi mefisto da Allah ben varken neden Adem’ i yarattı dedi de Allah ile arası açıldı. Kör gözü görmedi de bedenin içindeki güzellikleri göremedi.

Ruhu ş0före, bedeni de arabaya benzetebiliriz. Uzaktan bakınca ilk olarak arabayı görürüz. Ama yakından dikkatli bakınca şoför görünür. Ruh neden önemlidir ? Öncelikle insan demek aslında ruh demektir. Birisine seslendiğinizde aslında onun ruhuna dokunmuş olursunuz. Algılayan, anlayan, hisseden, irade gösteren ruhtur. Nasıl ki gizli defineler harap yerlerde bulunur, ruh hazinesi de harap olup yaşlanıp, hastalanıp ölüme doğru hızla yaklaşan bedenimizde bulunur. Ruh neden önemlidir. Gelin onun cevabını da 800 sene evvelden, Selçuklu bilgemizin dizelerinde bulalım:

Senin harap olan beden köyünde,

Allah’ ın gizli bir hazinesi bulunmaktadır.

Aklına başına al da halife şehri olan Bağdat’ ı sana verseler,

Karşılığında senin harap köyünü verme.

O devir için en değerli şehirlerden biri Bağdat imiş. Farkında mıyız bilmiyorum ama şimdi de dünya devleri bu şehir için savaşıyorlar. Demek ki bugün bile değerli bu şehir. Her neyse. Bu başka bir konu. Bir ev için insanlar yaşamları veriyorlar da emeklilikte üç oda bir salona kavuşuyorlar. Yukarıdaki beyitlerde bırak bir evi, yüz binlerce ev bulunan en değerli şehirleri, Bağdat’ı, İstanbul’ u, New-York’ u verseler sen yine de evler gibi taştan ve topraktaki moleküllerden yapılmış beden evini verme çünkü bu beden evinin içerisinde çok kıymetli bir hazine var diyor.

Peki nedir bu kıymetli hazine ?

Ruhtur, ruhumuzdur.

Neden kıymetlidir?

Çünkü ruh, onu yani bize Allah’ ı anlatır. Biz onu onunla anlarız ve dünyadaki en önemli şey de onu anlamak, onu bilmektir. Kendini bilen onu bilir. Ah babaannelerimizin anneannelerimizin dedelerimizin sözlerini bakın. Kendini bilen onu bilir. Onu bilen hakiki insan olur. Hakiki insan olan etrafına faydalı, bilgili, zararsız, çağdaş bir insan olur.

İsmail Yavaş

Çocuk Psikiyatristi

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi