İbn Haldun, 1332-1406 (Hicrî 732 / 808)
yılları arasında yaşamış bir İslam
bilginidir. Aslen Tunusludur, hicri 784
yılında Kahire'ye yerleşir.Türkçe'de
bilinen en ünlü eseri Mukaddime'dir, bu
eserinin bir bölümünden defineciliği anlatmaktadır Günümüz defineciliği ile karşılaştırın o
günden bu günümüze kadar ne kadar
ileri gitmiş hep birlikte görelim, İbn Haldun 1400'lü yıllarından
definecinin portresini şöyle
açıklamaktadır; Şehirlerde oturan, akılları zayıf olan
kimseler yerde gömülü olan defineleri
aramaya düşkündürler. Define arama
işini sadece kazanç temin etmek için
yapmaktadırlar. Bunlar eski kavimlerin
bütün servetlerinin yeraltında gömülü olup bütün bu servetlerin tılsımlı ve
sihirli mühürlerle mühürlenmiş
olduğuna ancak bu tılsımların ilmine
vakıf olanların, tılsımların çözülmesine
hizmet eden buhur ve kurbanlar
getirenlerin,tılsımları çözen dualar ve bu duaları bilenlerin tılsımı yada
sihirli mühürleri çözeceklerine
inanırlardı. (1400' lü yıllarda tılsım
anlayışı ile 2008 yılındaki modern
tılsım anlayışı hep aynı değişmemiş) Afrika şehirleri, İslamiyet'te önce
yaşamış Frankların ve diğer Afrika'da
hüküm sürmüş kavimlere ait define
gibi hazineleri tılsım yada sihirli
mühürlerle gömüldüğünü, mutlaka
tılsım ve sihirli mühürlerin çözecek olanların bu defineleri yer altında
çıkarabileceklerine inanırlardı. Doğu ahalisi de Kipti ve yunan
kavimlerinin ve Romalıların
tılsımlayarak servetlerini yerin altına
sakladıklarına inanırlardı, buna dair
ağızdan ağza hurafe şeklinde hikaye
ve aslı olmayan sözler nakledilir.Tılsım ilmini bilmeyenlerin definelerin
bulunduğu yerde kazı yaptıkları zaman
bir şey bulamadıkları veyahut
haşerelerle dolu bir halde buldukları
veyahut mücevherlere rast geldikleri
halde tılsımları çözme ilmini bilmedikleri için bekçilerin yalın
kılıçları ile defineyi muhafaza
ettiklerini gördükleri gibi korku dolu
hallerle karşılaştıklarını anlatırlar.
( Günümüz defineci haline benzemiyor
mu? ) Batı Afrikada tabi yollarla kazanç elde
etmeye çalışan aciz bazı Berber taifesi
de servet ve derece sahiplerine Arap
yazısından başka bir yazı ile yazılan
ve etrafı haşiyelerle çevrilmiş olan
veyahut yabancı dillerden çevrildiği idda edilen yazılar olduğunu, bu tür
yazıların tılsımları çözen,sırları ve
definenin yerini bildiren ve bu
yazıların defineyi gömen kavimlere
ait olduğunu söylerlerdi, berberler bu
yolla kazanç temin ederlerdi. ( Günümüzdeki şeytan üçgenine
benzemiyor mu? defineyi insanların
cebinden arayan tek millet 21. asra ait
değilmiş 14. asırdan da bu uyanıklar
varmış, 21.asrın Berber taifesi değiller
mi?) Akılları kıt olanlardan bazıları, işçi
kuvveleri toplayarak,rakiplerden ve
hükümet memurlarının gözlerine
ilişmeden sakınarak gecelerin karanlığı
altında kazılara başlar,kazılar
esnasında bir şeyler bulamadıklarından,bunun sebebini
definelerin tılsımlı ve sihirli mühürleri
kırmak için bilgi sahibi olmadıklarına
yorumlarlardı. umut ve tamahların
arkasını büsbütün kesmemek için
kendi kendilerini aldatırlar.Bunları bu yola sevk eden sebeplerin başında
tabii kazanç vasıtaları olan
ticaret,çiftçilik sanat yoluyla
geçinmekten aciz olmalarıdır. ( Bu Tarif
bizlere benzemiyor mu?) Mısır ahalisinde bazıları, şehirlerine
gelen yabancıları gördüklerinde,
defineye düşkün oldukları için bu
yabancılar dan yardım isterlerdi,
Defineciler büyük servetlerin Nil nehri
altında olduğuna inanırlar,düzmece defter ve uydurma yazılarını ve
yalanlarını örtmek için Nilin akıntılı
suyunun defineleri bulmaya engel
olduğunu,Nil nehrinin yatağını
değiştirmeyi planlarlardı,Sihiri İlminin
mısırda atalarından gelmesi, sihirli eserler bulunan toprakları gözlerinin
önünde bulunması definecilerin tılsımlı
defineler aramalarına sebep
olmaktadır. Fravun ve sihirbazların
kıssası eski Mısırlıların sihir ilmindeki
uzmanlıklarına tanıklık etmektedir. Sihirin güzü ile Nil nehrinin sularını
yer altına geçirmesinde kadar
kalkışmışlardır. ( Günümüz medyumları,
cincileri, muskacıları,tılsımcıları gibi...) Define arakasında koşanlar tarafından
uydurulan bir hurafe bir yalandan
ibarettir. Bunların bunların define
araştırmak hususunda acayip hileleri ve
terimleri vardır. Bunlar yalancılıkla o
dereceye varırları ki , define bulunması zan ve tahmin edilen meşhur yerler ve
binaların yanına gelerek bir müddet
orda kalırlar, çukurlar kazarak yalan
işaretler koyarlar. Bundan sonra akılları
kıt olan kimselere, uydurdukları bu
işaretleri gösteririler ve kazmaya tevsik ederler , o binada sayısız define ve
değerli eşyaların olduğunu
söylerler.tılsımları çözmek için lüzumlu
olduğunu söyleyerek, ve gerekli olan
kök ve buhurları almak için para isterler.
Kazılacak o yerlerde yalancıların koydukları işaretler görülünce
sevinirler. Hissetmeyecekleri bir halde
aldatılmış olduklarını hissedemezler.
Define bulacaklarını idda edenlerin
kendi aralarında kullanmakta oldukları
terimler vardır. Bunlar uyduruk terimlerdir, buhurlar ile buhurlamak ve
kurban olarak hayvan boğazlamak gibi
çeşitli hileleri konuşurken kullanırlar ve
paralarından faydalanarak kimselerden
bu hileleri gizlemek istemezler. Gerçekte
is bu husus bilgiler verilmemmiş ve rivayet yoluyla da haberler
nakledilmemiştir. Hepsi bu uydurma
şeylerdir. Bil ki, definler bulunuyorsa da , nadir bir
tesadüftür. Bilgi kast ile bulunulmaz.
Hem ve servetlerini gömmek bir ihtiyaç
bir zaruret olmamıştır ki. İnsanlar
mallarına toprağa gömerek tılsımlamış
olsunlar . bu eski çağlarda bir mecburiyet olmadığı gibi bir ihtiyaçta
değildir. Hadiste alınan ve İslam
hukukçuların tarafından “ beşte bir “
devlet hazinesine ait olduğu belirtilen
define ve hazinlerden maksat, cahiliye
çağında gömülmüş olan servetler olup , yukarıda anlattığım gibi bilgi ve maksat
ile değil , tamamen tesadüf ile
bulunmuştur. Üstelik servetini toprak
altına gömen insanlar sihirleyerek ve
tılsımlayarak ve daha sonra gelen
nesillerine aktarırlar. Levha ve sayfalar kolaylık gösterme amacıyla bırakılabilir.
Bunun define ve hazine saklama
amacına aykırı olduğu bellidir.
İnsanların define bırakmak amaçları tabi
ki vardır. Bunu gömen insanlar
evlatlarının torunlarının veya diğerlerinin faydalanmak amacıyla
bırakmıştır. İstinasız olarak mal ve
servetini gömerek yer altında
gizleyerek , kaybolup gitmesini veya
başka bir kavmin faydalanmasını
istemiş olabilir. Bu aklı başında bir adamın işi değildir. Geçmişte bizden önce yaşamış olan
kavimlerin (ibn Haldun dönemi) mal ve
servetleri ve bu servetlerin çokluğu ve
bolluğu hakkında söylenen sözlere
gelince, bil ki , altın , gümüş , mücevher ,
meta ve eşya, demir , kurşun , bakır ve diğer mülk ve madenler insanların
topluluk halinde çalışması sonucunda
elde edilen maden , mal ve mülklerden
ibarettir. Bunlar toplumların gelişmesini
artıran , sosyal hayatın durgunluğu
nispetinde eskiyen nesilleridir. Bu servetlerden insanların ellerinde
bulundurma maksatları sosyal hayatın
talep eden ve icaplarına göre bir yerden
başka bir yere , bir devletten başka bir
devlete intikal eder. Mesela mal ve
servet Afrika da eskilmiş ise Kuzey kavimlerde çoğalmıştır . Altın , gümüş ,
kurşun , bakır ve kalayın hali de
böyledir. Bunların her biri az bir müddet
içinde yok olup gidebilir. Mısırda define aramanın çok olma
sebebi şudur : binlerce yada daha çok
yıllar önce Mısırda Kıbti’ler yaşamıştır.
Onlar eski kavimlerin bir adeti olmak
üzere, ölülerin sahip oldukları altın ,
gümüş , mücevher ve incileriyle birlikte gömerlerdi. Kıbtler devleti yıkılarak
Fars’lar Mısır’ı ele geçirdikten sonra
Kıbti’lerin kabirlerini açarak yer altında
çok mal ve servet çıkardılar. Farslardan
sonra yunanlarda aynı şekilde hareket
ettiler. Hükümdarlarının Mezarı olan ehramlarda ve başkalarınındı sayıp
tükenmez derecede çok definler
buldular. Bu tarihten sonra Kıbti’lerin
kabir ve kabristanları define bulduğu
zan ve tahmin edilen bir yer olarak
tanımlandı. Gerçekten de bu kabirde, çok vakit gelinmektedir definlere rast
gelinmektedir. Bu denelerde ölüleriyle
birlikte gömülen mallar ve ölülerin
ulamak üzere Gömdükleri nesneler , bu
cümleden altın ve gümüş tabak ,
çanaklar ve tabutlar bulunmaktadır. Bundan dolayı, binlerce yılda beri
Kıbti’lerin kabir ve kabristanları define
bulunan yerler zannedildi. İşte bundan
ötürü Mısır ahalisi define aramaya önem
verdi. Çünkü defineler çıkartılıyor.