Haç Tüklerin semboldür
Tüklerin semboldür
İşte Hıristiyanlığın siyasetinde etkisi ile bir din haline geldiği o dönem, Atilla ile birlikte Türklerin Avrupa’yı kasıp kavurduğu dönemdir.. Avrupalılar kendilerini istila eden bu güçlü Türk Kültüründen öylesine etkilenmiş ve onları öylesine taklit etmişlerdir ki bilahare onlardan aldıkları bu şeyler, hayatlarının ve dinlerinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Öyle ki bu inanç ve sembolleri nereden aldıklarını sorgulamamışlardır bile. Mesela bu gün HAÇ, Hıristiyanlığın en temel sembolüdür. Oysa Haç, Hıristiyanlıktan yüzlerce ve hatta binlerce yıl önce Türk coğrafyasında, Altaylarda Sibirya’da bir sembol olarak kullanılıyordu. Bu gün dahi milattan yüzlerce yıl öncesine ait pek çok mezar ve kurganın üzerinde “Haç” sembolü bulunuyor. Atilla, Avrupa’ya gelirken onun bayraklarından birisi de Haçlı bir bayrak idi. “Eş Kenarlı Haç” Türklerin KEREY boyunun sembolüydü. Atilla da bu boydandı. Ünlü Rus araştırmacı Okladinikov’a göre Haç işaretli bayraklar Türklerde Milattan önce kullanılmaya başlamıştır.”
Lena nehri kıyılarındaki Şiskino köyündeki kaya resimlerinde, ellerinde bayraklar tutan, üzengiler kuşanmış atlı askerler tasvir edilmiştir. Bu tasvirlerde süvari giysilerinin ufak detayları bile çizilmiş durumda. Bu süvarilerin ellerindeki sopalarda bayrak tuttukları görülüyor. Bu Kaya resimlerinden anlıyoruz ki Türklerde Bayrak sembolü nerdeyse 3000 yıl öncelerine dayanıyor. Avrupa da bayrak sembolünün başlaması ve yaygınlaşması Türklerin Avrupa’da görülmesinden sonra olmuştur.”
Hıristiyanlık İnancı Üzerine Türk Kültürünün ve Kilise kelimesinin ve kavramının Türkler Avrupa’ya gidinceye kadar Avrupa’da yoktu. Eski Türkler, dağlara kutsiyet atfederdi. Özellikle 4 dağın zirvesi çok kutsaldı Türkler için. Bunlar; Tibet civarındaki Kaylasa, Kırgızistan civarındaki Han -Tengri, Altay bölgesindeki Üc Sümer, ve Borus zirveleri. Türkler periyodik zamanlarda bu zirvelere çıkar ve ayin yaparlardı. Bu zirvelerde avlanmak bile yasaktı.
Bozkır’da yaşamaya başlayan Türkler, dağlara olan saygılarını eksik etmemişlerdir. Öyle ki düz arazilerde kutsal dağların benzerlerini yapmışlardı. Höyükler (kurgan) oluşturmuş ve bunların etrafına toplanarak ibadetlerini gerçekleştirmişlerdi. Türkler etrafında ibadet yaptıkları bu höyüklere o dağların adını da veriyorlardı. Bana göre “Kaylese Höyükleri” Hıristiyanlıkta Kilislerin oluşumuna öncülük etmişlerdir.
“Bizim bu tezlerimize itiraz edenler, Türklerle karşılaşıncaya kadar niçin Avrupa’da ve Hıristiyan dünyasında Noel Baba, Çam Ağacı, Haç, Kilise, vs. gibi kelime ve kavramların kullanılmadığını ve niçin Türklerle karşılaşıldıktan sonra kullanılmaya başlandığını da açıklamak zorundadırlar.
Ben Noel Baba veya Haç gibi kavramlar eski Türk Kültüründen Batıya geçmiş derken, bu kavramların artık Hıristiyan kültürünün bir parçası olduğunu inkâr etmiyoruz . Sadece kaynağına işaret ediyoruz. Bizden alınan bu kavramlar artık bize yabancıdır. Bizi düşman ya da en hafif tabiri ile rakip gören başka bir dinin kültür öğesidir. Biz, sadece gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı koymaya çalışıyoruz. İnsanımız kompleks içerisinde. Bizler Tarihimize inmeli ve geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Tarihimiz ve Kültürel derinliklerimiz, başka Milletleri ürkütecek boyutta. SSCB yıllarca Türk Kültürünün araştırılmasına engel oldu. Şu anda Çin aynı şeyi yapıyor. Çin’deki Türk Piramitleri üzerinde araştırma yapılmasına müsaade edilmiyor. Oysa geçmişimiz bu coğrafyada gizli. Milyonlarca tarihi belge gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Türk tarihi tam aydınlatıldığında sanırım dünya tarihini yeninden yazmak gerekecek.”